Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
3 sonuçtan 1 ile 3 arası

Konu: Arkeoloji Lut Kavmi Hakkında Bilgi, Lut Kavmi...

  1. #1
    Administrator
    Sponsorlu Bağlantı

    Arkeoloji Lut Kavmi Hakkında Bilgi, Lut Kavmi...

    Sponsorlu Bağlantı

    Lut Kavmi Hakkında Bilgi, Lut Kavmi...






    LUT KAVMİ "SODOM VE GOMORRA"


    Sodom ve Gomorra şehirleri, uzun süredir, Allah'ın cezalandırmasıyla anılan iki antik şehirdir. Sodom kelimesi, halen İngiliz dilinde bulunan, doğal olmayan seksüel davranışları anlatmak için kullanılan bir terimdir. Bir çok kişiye göre bu kelimeler, yalnızca masal ve efsanelerde yer alan isimlerdir. Sodom ve Gomorra, her ne kadar, daha büyük ve tarıma bağlı, konfedere bir devletin şehirleri olsalar da, Tevrat'ta, Havza şehirleri olarak bilinirler.
    "Abram, Kenan diyarında oturdu ve Lut, Havza şehirlerinde oturdu. Ve Sodoma doğru çadır kurardı. Ve Sodom halkı kötü ve Rabbe karşı çok günahkardılar." (Tekvin 13:12,13)
    Havza'nın beş şehrinin isimleri şunlardır: Sodom, Gomorra, Zoar, Admah ve Zeboim. Öyle görünüyor ki Havza şehirleri bulundu. Arkeolojik deliller, bu beş şehrin kalıntılarının, Tevrat'ta yer alan Havza şehirleri olduğunu destekler niteliktedir.


    HAVZA ŞEHİRLERİ


    Havza şehirleri araştırması, bazı akademisyenlerin, bu şehirlerin var olmadıkları iddiasıyla başladı. 1918 W.F.Albright, 1948-Martin Noth ve son olarak Noldeke. Noldeke'in itirazı, Erden ırmağının doğusuna giden, Tevrat'ta tarif edildiği gibi bir yol olmadığı temeline dayanıyordu. İbrahim'in günlerinde, kullanılan Antik doğu yolunun var olduğu, Babil'de bulunan, kilden yapılmış bir tablette ortaya çıktı. Tevrat'ta ki tanımlamayı destekleyen bir grup tablet de, Suriye'deki antik şehir Mari'de bulundu. Babildeki tablette bulunan bir taahütnamede, araba kiralanması; Akdeniz kıyısına giden yola sürülmemesi şartına dayanıyordu. Sonra asıl yol(rota), Nelson Glueck tarafından keşfedildi. Antik şehir Ebla'da, yapılan keşiflerde ise, tarihi havza şehirlerinin var olduğu açığa kavuştu. Roma üniversitesi, kazıcı arkeologlarından Giovanni Pettinato ve Paolo Matthiae, Ebla kalıntılarındaki tabletleri, tercüme ederlerken, ticari bir listeye rastladılar. Bu listede, Havza şehirlerinin isimleri, aynen Tevrat'ta geçen isimleriyle kaydedilmişti.


    İLK KEŞİFLER


    1924 yılında W.F.Albright, Havza şehirlerinin yerini tesbit için, bir keşif çalışması yürütmeye karar verdi. Fazla başarılı olmayan bir araştırmadan sonra Albright, Havza şehirlerinin, Ölü Deniz, suyla dolup kabardığında, yutulduğu ve şehirlerin üstünün kapandığı sonucuna varmıştı. Bu teori, daha sonra 1960 yılında Ralph E. Baney'in, Ölü Deniz'in güney havzasının altında, büyüme ve gelişme halindeki küçük bir ağacı keşfetmesiyle kanıtlandı. Bu keşif şunu gösterdi ki; Ölü Deniz devamlı dolmuş ve önceden kara olan yerleri içine almıştı. Bu da Albright'ın teorisini destekliyordu.


    Albright, Bab-edh-dhra'da, Karak vadisine yukarıdan bakan, taştan yapılmış, büyük bir kalenin kalıntılarını buldu. Bab-edh-dhra'ya kısa mesafede bulunan, yedi tane yekpare devrilmiş kireç taşı bulunmuş. Bu taşların devrilmesinin, işgal kuvvetlerince olmadığını gören Albright, şehirlerin kutsal yerleri olduğu sonucuna varmıştır. Bu kutsal yerlerde, yıllık bayram ve festivallerin kutlandığını düşünen Albright, Bab-edh-Dhra'nın, Havza şehirlerine bağlı olduğu sonucuna varmıştır. Çünkü, Havza şehirlerinin helak olduğu, M.Ö 2000 ya da biraz daha öncesinde, Bab-edh-dhra'nın da,diğerleriyle birlikte kaybolduğu anlaşılmıştır.
    HAVZA ŞEHİRLERİNİN KEŞFİ


    1965 ve 1967 yılları arasında Bab-adh-dhra, Paul Lapp'ın yönetiminde kazıldı. Şehrin mezarlığında, çok fazla çalışmalar yapıldı. Mezarlık, bir milin 5/8'i uzunluğunda ve bunun yarısı genişliğindeydi. Yapılan çalışmada 20 bin anıt mezar ortaya çıktı. Bu, 500 binin üstünde tahmini ölü sayısıydı. Çömlek sayısı ise 2 milyonu buluyordu.


    1970 yılında Paul Lapp'ın, beklenmeyen ölümünün ardından, Thomas Schaub ve Walter E. Rast, araştırmaya devam ettiler. 1973'ün mayıs ayında Bab-edh-dhra ile ilgili soruları cevaplamaya koyuldular. Bab-edh-dhra ile Safi ve Feifa'da bulunmuş çömlekleri, analiz etmeye başladılar. Feifa bölgesini ilk incelemeye başladıklarında, mezarlık topraklarının ölçü ve kullanım tarzının, Bab-edh-dhra ile boy ölçüşecek yapıda olduğunu keşfettiler. Sonra, şehir duvarı ve kale kalıntılarını buldular. Bab-edh-dhra da bulunan, (erken bronz çağı(*) M.Ö. 3000-2000'e ait) çömlek kalıntılarıyla; Feifa vadisinin kuzeyinde bulunan çömlek kalıntıları,
    aynı zaman periyoduna aitti.


    Erken bronz çağına ait bir mezar(Bab edh dahra)
    Bab-edh-dhranın güneyindeki vadiyi keşfe çıkan Schaup ve Rast, bir başka erken bronz çağı yapılaşmasına daha rastladılar.Bu yapılaşmalar, Numeira vadisindeki su kaynağının güneyinde, havzanın üstünde yeralmıştı. Aslında model bir oluşum var. Her bir erken bronz çağı şehri, bir parça toprağın üzerine kuruluyor, vadiye yukarıdan bakıyor ve taş bir duvarla çevrili oluyor. Duvarın sonunda bir kule bulunuyor ve şehir bir su kaynağının yanına kuruluyor.
    Ne aradıklarını bilen Schaub ve Rast, Ghor'un güney ucunun kuzeyinde yer alan Lisan yarımadası, Numeira ve Feifa arasını iyice taradılar. Onlar, Vadi Hesa'ya bakan bir parça kireç taşının üzerinde, Safi'nin yerleşik olduğunu buldular. Burada, erken bronza ait, çömlekçilik izleri elde ettiler. Yine Bab-edh-dehra ve Feifa ile hem ölçü ve hem de tarz olarak rekabet edebilecek, bir mezarlık alanı buldular. Son erken bronz sitesi Khanazir'i de, Vadi Khanazir'in kuzeyinde keşfettiler. Bu şehirde, mezarlık alanı hariç, diğer dört şehirle benzerlik gösteriyordu.


    VERİMLİ "ERDEN HAVZASI"NA "GÖKTEN ATEŞ YAĞDI"
    Bu, beş erken bronz çağı şehrinin, beş Havza şehri olduğunu tanımlamaya çalışırken, çok farklı disiplinler kullanılmıştır. Bunlar arasında; arkeoloji bilimi, jeoloji bilimi, tohum araştırmaları yer almaktadır.
    Tekvin 13:10'da, Lut'un seçtiği bölgenin, tarifi yapılıyor.
    "Ve Lut gözlerini kaldırdı ve bütün Erden Havzası'nı, Sodom ve Gomorra'yı, Rab helak etmeden evvel, Rabbin bahçesi gibi, Tsoara giderken, Mısır diyarı gibi, her yerde suyun bol olduğunu gördü."
    Lut tarafından seçilen Erden Havzası, Güney Ghor 'dur. İşte, çok iyi sulanan yer, bu bölgedir. İbranice Kullahh Mashgeh kelimelerini, tercüme edersek; şöyle demeliyiz: Tamamen sulanan.


    David Mc Greery, Bab-edh-dhra da, Paleobotanik bilim dalını, uygulamaya dökenlerden biri. Paleobotanik, antik kültürlerin tarım sistemlerini ve nasıl beslendiklerini bizlere anlatır. Bu çalışmalar sayesinde bulunan kalıntılardan, geçmişte yaşananların ayrıntılarına inerek, parça parça inceleme fırsatı doğar.


    Bab edh dhra'da ki mezarlığın yukarıdan görünüşü
    Bu şehirlerde yaşayan insanların beslendikleri ürünler arasında: buğday, arpa, hurma, yaban eriği, şeftali, üzüm, incir, şam fıstığı, badem, zeytin, ananas, mercimek, leblebi, helvacı kabağı ve karpuzu sayabiliriz. Bulunan keten tohumlarının ölçülerine bakıldığında, çok iyi bir sulama uygulandığı söylenebilir. Tevrat'ta, Tesniye'nin 32:32 bölümünde de, Sodom'un üzümlerine gönderme yapılır.
    "Çünkü onların asması, Sodom asmasından ve Gomorra tarlalarındandır. Onların üzümü öd üzümleridir. Salkımları acıdır".
    Hezekiel 16:49,50'de ise şöyle yazar:
    "İşte kız kardeşin Sodom'un kötülüğü şu idi: kendisinde ve kızlarında kibir, ekmeğe tokluk ve kaygısız rahat vardı; ve düşkünle yoksulun elini pekiştirmedi. Ve kibirlendiler ve benim önümde mekruh şeyi yaptılar ve bunu görünce onları ortadan kaldırdım."
    Luka incili 17:28,29'da ise şöyle der:
    "Lut'un günlerinde de böyle oldu; yerler, içerler, satın alırlar, satarlar, dikerler, bina ederlerdi. Fakat Lut, Sodom'dan çıktığı gün, gökten ateş ve kükürt yağdı ve hepsini helak etti."


    İşte bunlara dayanarak diyebiliriz ki; büyük ihtimalle Bab-edh-dhra, Havza Şehirleri'nden biridir. Sulama sistemi için gereken su, doğudaki tepelerden geliyordu. Beş şehrin de kurulu olduğu Ghor noktasından, su kaynakları giriş yapıyor. Havza şehirleri sulama akışına hem yukarıdan bakıyorlar, hem de kontrol ediyorlardı.


    Tekvin 13:12 ve 19:29 da geçen "Havza şehirleri" kalıbı, İbranice de," inşa edilmiş memleket"demektir. Bu, şehrin, Havza ile çok yakın ilişkisi olduğu anlamına gelir. Bu kalıptaki anlam, şehir, havzanın üstünde ya da içinde demek değildir. Ghor'a yukarıdan bakan şehirlerin, stratejik pozisyonu, doğal bir savunma sağlıyor. Ayrıca şehirler, havzanın içine kurulamaz. Çünkü toprak çok kıymetli ve kullanışlıydı. Deniz seviyesinin 360 m. altında olan havzada, ısı 54.4 derecedir ve bu da ekstrem bir sıcaklıktır. Şehirlerin yerleştiği yüksek seviyedeki yerler ise,daha serin olmalıdır.


    LUT KAVMİ'NİN "HELAKI" NIN İZLERİ


    Zoar haricindeki Havza şehirlerinin, nasıl helak olduğu, Tekvin 19:23-26 'da tarif edilmiştir.
    "Ve Lut, Tsoara geldiği zaman, güneş yer üzerinde doğmuştu. Ve Rab, Sodom üzerine ve Gomorra üzerine, Rab tarafından göklerden kükürt ve ateş yağdırdı. Ve o şehirleri, ve bütün Havza'yı ve şehirlerde oturanların hepsini, ve toprağın nebatını altüst etti. Ancak, karısı onun arkasından geriye baktı. Ve bir tuz direği oldu."
    1929 ve 1934 yılları arasında, teolog Frederick G: Clapp'ın, bölgede yaptığı araştırmaların sonucunda, Ölü Deniz'in doğu ve batı kenarları boyunca, fay hatlarının uzandığı keşfedilmiştir. Havza Şehirleri, Ghor'un kenarında, yani doğu fay hattının sağında, yer alırlar. Zaten depremde, genel olarak bu bölgede gerçekleşmişti. Clapp'ın araştırmasından çıkan sonuca göre:
    "Bölgede bulunan doğal gaza, zift ve petrol de eşlik ediyor. Tekvin 14:10'da, Siddim vadisinin katran çukuruyla dolu olduğu yazılır. Ve Siddim vadisi zift kuyuları ile dolu idi; ve Sodom ve Gomorra kralları kaçtılar, ve orada düştüler, ve geri kalanlar dağa kaçtılar."


    Katran doğal olarak, ziftin içinde bulunur. Ölü Deniz'in güneyinde, böyle katran kuyuları olduğu,bilinen bir gerçektir. Biraz da hayal gücünün yardımıyla, Havza şehirlerinin helak olması, yeniden tasavvur edilebilir. Bryant Wood, birbirine bağlı fayların yer değiştirmesi sonucu oluşan bir depremden dolayı yerkabuğunun, yeraltından kaynaklanan bir basınçla, bu yanıcı maddeleri dışarı püskürttüğünü düşünüyor.Tekvin 19:27-28'de şöyle diyordu:
    "Ve İbrahim, sabahleyin erken kalkıp, Rabbin önünde durduğu yere gitti. Ve Sodom ve Gomorra'ya doğru ve bütün Havza memleketine doğru baktı ve gördü. Ve işte, yerin dumanı, ocak dumanı gibi çıkıyordu."
    1973 yılında, Rast ve Schaub'un, yayınladığı raporda, 3 şehrinde içinde bulunduğu büyük bir yangının delillerini, öne sürdü. Bab edh dhra da ki, kalıntıların yüzeyinde, çok fazla küllü toprak ve kömür bulunuyordu. Numeira'da açılan bir çukurda, 2 m.kalınlığında, koyu renkli kül tabakası ortaya çıktı. Ve Feifa'da, helakın ateşle olduğuna dair benzer kanıtlar vardı. Bab edh dhra, erken bronz III. çağı (M.Ö. 2600- 2300) ün sonunda, helak oldu. Diğer iki şehir de, aşağı yukarı bu dönemde helak oldu. Acaba bu şehirler, Tevrat kayıtlarında olan beş şehir midir?


    ARKEOLOJİK BULGULAR: "TEVRAT ŞEHİRLERİ" Mİ?


    Kanıtlar, bu şehirlerin, Tevrat'ta anlatılan Havza şehirleri olduğu yönünde ağır basıyor. Fakat günümüzdeki isimler ve Tevrat'ta geçen isimlere göre, hangi şehrin, hangisi olduğunu nasıl bilebiliriz? Vadi Hesa'da bulunan Zoar'ın ismi, eskiden beri Zoar olarak biliniyor. Keşfedildiğinde bu bölgenin, Zoar olduğu kesinlik kazandı. Tevrat'ta, şehirlerden bahsederken, önemli bir noktada, onlardan çift çift bahsedilmesiydi.
    "Ve Rabbin öfkesinde ve gazabında, altüst ettiği Sodom ve Gomorra, Admah ve Tseboimin yıkılması gibi, onun bütün diyarının kükürt ve tuz ve yanık olduğunu, ekilmediğini, mahsül vermeyip, onda hiçbir yeşil ot bitmediğini gördükleri zaman, bütün milletler de söyleyip diyecekler" Tensiye 29:23.


    Bu beş şehrin içinde, en mühimi, en göze çarpanı ve en büyük olanı Babh edh Dhra'dır. Sodom'da, en iyi bilinen ve en büyük olduğuna göre, büyük ihtimalle Bab edh Dhra, Sodom'dur. Diğerlerinin, bugünkü bilgimize göre muhtemel yerleri: Numeira-Gomorra, Safi-Zoar, Feifa- Admah ve Khanazir-Zeboim olmalıdır.


    TOPLUMSAL YAŞAMA AİT "İZLER"


    Arkeolojik bulgulardan, onların günlük yaşamlarına dair, bazı ayrıntılar elde ediyoruz. Son derece kompleks sulama sistemlerinden ve mezarlarından, çok iyi organize olmuş bir topluluk olduklarını anlıyoruz.
    Büyük bir nüfusu idare edebilmek ve kompleks bir sulama sistemini kurabilmek için becerikli bir yönetime ihtiyaç vardır. Mezarlardan, aile yaşamına dair hiçbir kanıt elde edilemedi. Sadece ortak yaşama ait izler var.


    Mimarisinden anlıyoruz ki, insanların çoğu açık alanda yaşıyor. Çünkü öyle çok miktarda yapılaşma yok. Nüfusun çokluğundan, refah içinde yaşadıkları, ortaya çıkıyor. Mezar tipleri ve insanların sağlıklı boy ve endamlarından, iyi beslendiklerini anlayabiliyoruz. Havza dışındakilerle de, bu çevrede yetişmeyen bazı ürünleri almak için, ticaret yaptıklarını biliyoruz.


    MESLEKLER


    İnsanların çoğu, bu beş şehir içinde, tarımla uğraşıyordu. Birçoğu da, hüner gerektiren anıt mezarlarda çalışıyordu. Diğer bir kısmı da, bulunan çömleklerin kalitesinden anlaşıldığı kadarıyla, profesyonel çömlekçilik yapıyorlardı. İbrahim ve Lut'un sürüleri vardı. Bunların dışında, böyle bir topluluğun, toplum hayatını sürdürebilmesi için gereken; dokumacılar, yün eğirmeciler, inşaatçılar, zanaatçılar, esnaf ve tüccarların olduğu anlaşılıyor.


    DİNSEL İNANÇLA İLGİLİ İPUÇLARI


    Bab edh Dhra'da bulunan anıt mezarlarda, dini hayata ve inançlara dair, birtakım ipuçları elde edebiliyoruz. Anıt mezarların, hazırlanmasından ve usulünden, ölüleri kutsal saydıkları anlaşılıyor. Bazı mezarlarda, üreme ve doğurganlıkla ilgili figürler bulundu. Ayrıca, tanrılarının, insan suretine girmiş sembolleri yer alıyor.
    İpuçları bize, aile bağlarının zayıflığını ve refah seviyelerinin iyi ve organize bir toplum olduklarını gösteriyor. Fazla zamanlarını geçirmek için, başka yollar bulmuş olabilirler. Bu kavmin, çok suçlu ve günahkar bir kavim olduğu bilinmektedir.



  2. #2
    AdministratoR

    Standart Cevap: Arkeoloji Lut Kavmi Hakkında Bilgi, Lut Kavmi...

    Taş olan insanlar




    Vezuv yanardağı patladı. Akıllara 2 bin yıl önceki Pompei'nin ibretlik sonu geldi.Kuran'da geçmiş kavimlerin haberleri ile ilgili pek çok ayet vardır .
    Kuşkusuz bu haberler, üzerinde düşünülmesi gereken konulardır. Bu kavimlerin büyük bölümü, kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlamış, hatta onlara düşmanlık göstermişlerdir.
    Bu taşkınlıklarından dolayı da Allah'ın azabıyla karşılaşmışlar ve yeryüzünden silinmişlerdir. Allah Kuran'da, bu helak olaylarının sonraki insanlara da birer ibret olması gerektiğini bildirir.






    Vezüv Yanardağı'nın patlaması ile tarihten silinen Pompei kentinin durumu da bu konuya örnektir. Vezüv Yanardağı, İtalya'nın, özellikle de Napoli kentinin sembolüdür. Vezüv'ün batı yamacında Napoli, doğu yamacında ise Pompei kenti yer alır.
    Yaklaşık 2000 yıldır sessizliğini sürdüren Vezüv Yanardağı'nda geçmişte yaşanan bir lav ve kül felaketi, bu kentin insanlarını ani bir biçimde yakalamıştı. Felaket öylesine ani olmuştu ki, herşey 2000 yıl öncesinde olduğu gibi kaldı. Sanki zaman dondurulmuştu.
    "İbret Dağı" olarak adlandırılan Vezüv'ün bu şekilde tanımlanması boşuna değildir. Ünlü Sodom ve Gomorra kentlerinin başına gelen felaketle, Pompei'de yaşananlar birbirine çok benzemektedir.






    Kuran'da, Allah'ın kanunlarında hiçbir değişiklik olmadığı haber verilir. Allah'ın kurallarına aykırı giden, O'na başkaldıran herkes, aynı ilahi kanunla karşılık görür. Roma İmparatorluğu'nun dejenerasyonunun sembolü olan Pompei kavmi de, aynı Lut kavmi gibi, cinsel sapkınlıklara batmıştı. Sonu da Lut kavmiyle benzer oldu. Allah bu konuyla ilgili olarak Kuran'da şöyle buyurmuştur:
    "... Onlara uyarıcı-korkutucu geldiğinde, nefretlerinden başkasını arttırmadı. (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın." (Fatır Suresi, 42-43)






    Pompei'nin böyle bir felaketle yeryüzünden silinmesinde elbette ders çıkarılabilecek bir yön vardı. Tarihi kayıtlar, şehrin yok olmadan önce tam bir sefahat ve sapkınlık merkezi olduğunu gösteriyor. Şehrin en belirgin özelliği ise, fuhuşun çok yaygın olmasıydı.


    Pompei faciası öyle ani olmuştu ki, Vezüv'ün lavları bir anda tüm kenti haritadan sildi. Olayın en ilginç yanı ise, kentin günlük yaşantısı içinde, Vezüv'ün korkunç patlamasına rağmen, kimsenin kaçamaması ve adeta büyülenerek felaketin farkına bile varamamış olmasıydı. Yemek yiyen bir aile, sofradaki halleriyle aynen taşlaşmıştı. Pompei kalıntılarından çıkarılan taşlaşmış insan cesetlerinin, bazılarının yüzleri hiç bozulmadan kalmıştı. Cesetlerin yüzlerinde ise şaşkınlık ifadelerini görmek mümkündür.
    İşte facianın en dikkat çekici yönü buradadır. Nasıl olmuş da binlerce insan hiçbir şey görmeden ve duymadan, adeta ölümün gelip kendilerini yakalamasını beklemişlerdir?
    Olayın bu yönü, Pompei kavminin yokoluşunun Kuran'da anlatılan helak olaylarına benzediğini gösteriyor. Çünkü Kuran'da, helak olayları anlatılırken "birden yok olma" üzerinde durulur. Örneğin Yasin Suresi'nde anlatılan "şehir halkı", tek bir anda topluca ölmüşlerdir. Surenin 29. ayetinde bu durum şöyle anlatılır:
    "(Onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti); anında sönüverdiler." (Yasin Suresi, 29)
    Pompei halkının ölümü de ayetlerde anlatıldığı şekilde, "anında yok olma" tarzında gerçekleşmiştir.
    İşte bazıları Kuran'da bildirilen bu gibi helak olaylarının önemli bir bölümü, modern çağda yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Kuran'da sözü edilen olayların delilleri olan bu bulgular, Kuran kıssalarının "ibret olma" özelliğini daha da açık bir biçimde göstermektedir.

  3. #3
    AdministratoR

    Standart Cevap: Arkeoloji Lut Kavmi Hakkında Bilgi, Lut Kavmi...

    LUT KAVMİ VE ALTI ÜSTÜNE GETİRİLEN ŞEHİR


    Lut kavmi de uyarıları yalanladı. Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azabtan ayrı tuttuk onları seher vakti kurtardık; Tarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz. Oysa andolsun zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler. Kamer Suresi, 33-36








    Lut peygamber, İbrahim peygamberle aynı dönemde yaşamıştır. Hz. Lut, Hz. İbrahim'e komşu kavimlerden birine elçi olarak gönderilmişti. Bu kavim, Kuran'da belirtildiğine göre, o güne kadar dünya üzerinde görülmemiş bir sapıklığı, eşcinselliği uyguluyordu. Hz. Lut, onlara bu sapıklıktan vazgeçmelerini söylediğinde ve onlara Allah'ın ilahi tebliğini getirdiğinde onu yalanladılar, peygamberliğini inkar ettiler ve sapıklıklarına devam ettiler. Bunun sonucunda da kavim, korkunç bir felaketle helak edildi.
    Hz. Lut'un yaşadığı bu şehrin, Eski Ahit'te geçen ismi Sodom'dur. Kızıldeniz’in kuzeyinde kurulmuş olan bu kavmin aynı Kuran'da yazılanlara uygun bir şekilde helak edildiği anlaşılmıştır. Yapılan arkeolojik çalışmalardan anlaşıldığına göre şehir, İsrail-Ürdün sınırı boyunca uzanan Tuz Gölü'nün (Ölü Deniz) yakınlarında bulunmaktadır.
    Bu helak olayının kalıntılarını incelemeden önce, Lut Kavmi’nin neden bu cezaya çarptırıldığına bakalım. Kuran'da, Hz. Lut'un kavmine yaptığı uyarı ve onların cevabı şöyle anlatılır:
    Lut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti. "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir. Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz? Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz." Dediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın." Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım." (Şuara Suresi, 160-168)
    Kendilerini doğru yola davetine karşılık kavminin Hz. Lut'a karşı cevabı onu tehdit etmek olmuştu. Lut Kavmi, kendilerine doğru yolu göstermesinden dolayı Hz. Lut'a karşı öfke duyuyor, onu ve onunla birlikte iman edenleri sürgün etmek istiyorlardı. Başka ayetlerde olay şöyle anlatılır:
    Hani Lut da kavmine şöyle demişti: "Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz? Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz." Kavminin cevabı: "Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!" demekten başka olmadı. (Araf Suresi, 80-82)






    Hz. Lut, kavmini apaçık bir doğruya çağırıyor ve anlaşılır bir şekilde uyarıyordu. Ancak kavim hiçbir uyarıyı dinlemiyor ve Hz. Lut'u inkar etmeye ve onun haber vermekte olduğu azabı yalanlamaya devam ediyordu:




    Lut da; hani kavmine demişti: "Siz gerçekten, sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı 'çirkin bir utanmazlığı' yapıyorsunuz. Siz, (yine de) erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde çirkinlikler yapacak mısınız?" Bunun üzerine kavminin cevabı yalnızca: "Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah'ın azabını getir" demek oldu. (Ankebut Suresi, 28-29)
    Kavminden bu cevabı alan Hz. Lut, Allah'tan yardım istedi:
    Dedi ki: "Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et." (Ankebut Suresi, 30)
    Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar. (Şuara Suresi, 169)
    Hz. Lut'un isteği üzerine Allah, erkek kılığına girmiş iki melek gönderdi. Bu melekler, Hz. Lut'a gelmeden önce Hz. İbrahim'e gitmişlerdi. Hz. İbrahim'e yaşlı karısının bir çocuk doğuracağı müjdesini veren elçiler asıl gönderiliş sebeplerini de açıkladılar: Azgın Lut Kavmi, helak edilecekti.
    (İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?" "Doğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler. "Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için. (Ki bu taşların her biri,) Rabbinin katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir." (Zariyat Suresi, 31-34)




    Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız. Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır. (Hicr Suresi, 59-60)
    Elçilikle görevlendirilmiş melekler Hz. İbrahim'in yanından çıktıktan sonra Hz. Lut'a geldiler. Elçileri tanımayan Hz. Lut önce endişeye kapıldı, ancak onlarla konuştuktan sonra yatıştı:
    Elçilerimiz Lut'a geldiği zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı ve: "Bu, zorlu bir gün" dedi. (Hud Suresi, 77)
    (Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz." "Hayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik. Sana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz. Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin." Ve onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir." (Hicr Suresi, 62-66)
    Bu sırada kavim, Hz. Lut'un konuklarının geldiğini haber almıştı. Bu konuklara da sapıkça bir eğilimle yaklaşmaktan çekinmediler. Evin etrafını çevirdiler. Konuklarına mahçup olmaktan endişelenen Hz. Lut, kavme şöyle seslendi:
    (Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi. "Allah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin. (Hicr Suresi, 68-69)




    Kavminin cevabı ise, Hz. Lut'a çıkışmak oldu: "Dediler ki: 'Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık?" (Hicr Suresi, 70)
    Elindeki tüm imkanları kullanan Hz. Lut, misafirlerine ve kendisine bir kötülük yapılacağı endişesiyle şöyle dedi: "Size yetecek gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığınabilseydim." (Hud Suresi, 80)
    "Misafirleri" ise, Hz. Lut' a Allah'ın elçileri olduklarını hatırlatarak şöyle dediler:
    (Elçiler) Dediler ki: "Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık). Sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın başka. Çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara va'dolunan (azab) sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?" (Hud Suresi, 81)
    Şehir halkının azgınlığının son noktaya varmasıyla beraber Allah, meleklerin yardımıyla Hz. Lut'u kurtardı. Sabah vakti de, kavmin üzerine Hz. Lut'un uyardığı azap gönderildi:
    Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. "İşte azabımı ve uyarmamı tadın." Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp-bastırıverdi. (Kamer Suresi, 37-38)
    Ayetlerde, kavmin helakı şöyle tarif ediliyor:
    Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi. Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık. Elbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır. O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hâlâ) durmaktadır. (Hicr Suresi, 73-76)
    Böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık; Rabbinin katında 'belli bir biçime sokulmuş, damgalanmış' olarak. Bunlar zalimlerden uzak değildir. (Hud Suresi, 82-83)
    Sonra geride kalanları yerle bir ettik. Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler. Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir. (Şuara Suresi, 172-173)
    Kavim helak olurken içlerinden Hz. Lut ve sayıları ancak "bir ev halkı" kadar olan iman edenler kurtarıldı. Hz. Lut'un karısı iman etmemişti ve o da helak edildi:
    Bunun üzerine biz, karısı dışında onu ve ailesini kurtardık; o (karısı) ise (helake uğrayanlar arasında) geride kalanlardandı. Ve onların üzerine bir (azab) sağanağı yağdırdık. Suçlu-günahkarların uğradıkları sona bir bak işte. (Araf Suresi, 83-84)
    Böylece Hz. Lut karısı dışındaki ailesiyle ve kendisine inananlarla beraber kurtarıldı. Sapık kavim ise, yerle bir oldu.


    Lut Gölü'NDEKİ "APAÇIK Ayetler"
    Hud Suresi'nin 82. ayeti "böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık" ifadesiyle, Lut Kavmi'nin başına gelen felaketin şeklini açıkça bildirir.
    Ayetin başında geçen "üstünü altına çevirmek" fiilinin şiddetli bir deprem ile bölgenin yerle bir olduğunu anlatıyor olması mümkündür. Nitekim, helak olayının yaşanmış olduğu bölge olan Lut Gölü, böyle bir depremin oluştuğuna dair "apaçık deliller" taşımaktadır.
    Alman arkeolog Werner Keller konu hakkında şöyle diyor:
    Bu bölgede bir gün kendini göstermiş olan çok büyük bir çökmede patlamalar, yıldırımlar, yangınlar ve doğal gazlarla birlikte korkunç bir deprem olmuş ve Siddim Vadisi ile birlikte Lut Kavmi'nin şehirleri yerin derinliklerine gömülmüşlerdi.13
    Zaten Lut Gölü, ya da diğer adıyla Ölü Deniz, aktif bir sismik bölgenin, yani bir deprem kuşağının tam üstünde yer almaktadır:
    Ölü Deniz'in tabanı Rift Vadisi denilen tektonik kökenli bir çöküntü içinde yer alır. Bu vadi kuzeyde Taberiye Gölü'nden, güneyde Arabah Vadisi'nin ortasına kadar 300 km.'lik bir uzantıda yer alır.14
    Ayetin devamında "üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık" cümlesiyle ifade edilen olayın ise, Lut Gölü kıyısında meydana gelen volkanik bir patlama ve bunun sonucunda püsküren "pişirilmiş kıvamdaki" kaya ve taşlar olması mümkündür. (Şuara Suresi'nin 173. ayetinde aynı olay "...ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kadar da kötü" şeklinde bildirilmiştir.)
    Werner Keller bu konuda da şöyle diyor:
    Bu deprem sırasında, yerkabuğunun çatlayıp çöküşü, kabuğun altında uyuyan volkanlara serbest yol vermiştir. Şeria'nın yukarı vadisinde bugün de sönmüş kraterlere rastlanmakta olup buralarda kireç katmanları üzerinde geniş lav kütleleri ve bazalt katmanları yer almıştır.15
    Lut Kavmi'nin yaşadığı bölgenin uydu fotoğrafı
    İşte bu lav ve bazalt katmanları, zamanında burada volkanik bir patlamanın ve depremin olduğunu gösteren en büyük kanıtlardır. Kuran'da, "üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık" ifadesiyle tarif edilen olay da büyük olasılıkla bu volkanik patlamadır. Aynı ayette "...emrimiz geldiği zaman üstünü altına çevirdik" şeklinde ifade edilen olay da Rift Vadisi'nde tektonik kökenli olan ve volkanların yeryüzüne büyük bir şiddetle çıkmasına sebep veren deprem ile onun getirdiği yarılma ve çöküntüler olmalıdır.
    Lut Gölü, ya da diğer bir adıyla Ölü Deniz.
    Lut Gölü'nün taşıdığı "apaçık ayetler" gerçekten de son derece dikkat çekicidir. Kuran’da anlatılan kıssalar ve bildirilen olaylar, genelde, Ortadoğu, Arap Yarımadası ve Mısır etrafında yoğunlaşır. İşte bu toprakların hemen ortasında Lut Gölü vardır. Lut Gölü, etrafında geçen olaylar kadar jeolojik olarak da dikkat çekicidir. Göl, Akdeniz'in yüzeyinden yaklaşık 400 metre daha alçaktadır. Gölün en derin yeri de 400 metre olduğundan, göl tabanı Akdeniz'in yüzeyinden 800 metre alçaktadır. Bu, dünyanın en alçak noktasıdır: Dünyanın deniz yüzeyinden aşağı olan başka bölgelerinde alçaklık en fazla 100 metre kadardır. Lut Gölü'nün başka bir özelliği de suyundaki tuz yoğunluğunun çok yüksek olması, tuz miktarının %30'u bulmasıdır. Bundan dolayı gölde balık ya da yosun gibi herhangi bir canlı yaşayamaz. Batı dillerinde Lut Gölü'ne "Dead Sea" (Ölü Deniz) denilmesinin sebebi de budur.




    Kuran'da anlatılan Lut Kavmi ile ilgili olay, tahminlere göre yaklaşık MÖ 1800 yıllarında olmuştur. Alman araştırmacı, Werner Keller, arkeolojik ve jeolojik incelemelere dayanarak yaptığı açıklamalarda Lut Kavmi’nin yaşadığı Sodom ve Gomorra şehirlerinin yerlerinin Siddim Vadisi denilen ve Lut Gölü'nün en alt ucunda bulunan bölgede olduğunu ve zamanında buralarda büyük ve geniş yerleşim alanlarının bulunduğunu belirtiyor.


    Lut Gölü'nün uydudan çekilmiş fotoğrafları
    Lut Gölü'nün en dikkat çekici yapısal özelliği ise, Kuran'da anlatılan helak olayının nasıl yaşandığını gösteren bir kanıttır:


    Yukarıda; Kavmin yok olmasına sebep olan volkan patlamasını ve ardından meydana gelen çöküşü gösteren çizim.
    Lut Gölü çevresindeki dağların üstten görünüşü
    Lut Gölü'nün doğusunda bir yarımada oluşturan ve dile benzeyen bir kısım, gölün içine uzanır. Bu kısma Araplar "El Lisan" yani "dil" adını vermişlerdir. Burada suyun tabanında, adeta gölü ikiye ayıran fakat görülmeyen keskin bir dirsek uzanmaktadır. Bu yarımadanın sağında taban 400 metre derin olduğu halde, sol tarafı şaşılacak kadar sığdır. Son yıllarda yapılan ölçümlerden burasının derinliğinin ancak 15-20 metre kadar olduğu anlaşılmıştır. Daha sonradan oluştuğu tesbit edilen bu sığ bölge, önceki yazıda belirttiğimiz deprem ve bu deprem sonucu oluşan kütlevi bir çöküntünün eseridir. Eskiden Sodom ve Gomorra'nın bulunduğu, yani Lut Kavmi'nin yaşadığı yer işte burasıdır:
    Zamanında buradan karşı kıyıya yürüyerek geçmek mümkündü. Eskiden Siddim Vadisi'nde bulunan Sodom ve Gomorra şehirlerini, şimdi Ölü Deniz'in alt bölümünün düzgün yüzeyi örtüyor. MÖ 2. bin yılın başlarında korkunç bir doğal felaket sonucu tabanın çökmesi, kuzeyden gelen tuzlu suyun bu yeni oluşan boşluğa akmasına ve buranın dolmasına sebep oldu.16
    ????: Web Hattı - Türkiyenin En Güncel Forumu /islam-ve-din-kulturu/55465-lut-kavmi-ve-alti-ustune-getirilen-sehir.html
    Lut Kavmi'nin izleri, gözle de görülebilir... Kayıkla Lut Gölü'nün bu alt ucunda gezildiğinde, güneş ışınları da suya uygun bir açıyla yansıyorsa, insan şaşılacak bir görünümle karşılaşır. Kıyıdan biraz ötede suyun içinde ağaçların belirdiği görülür. Bunlar da gölün son derece yoğun olan tuzlarının konserve ettiği ağaçlardır. Derinlerde yeşil renkte görülen ağaç gövdeleriyle ağaç artıkları çok eskidir. Bir zamanlar bu ağaçların yapraklarının yeşillendiği ve çiçek açtığı yer yani Siddim Vadisi, bölgenin en güzel yerlerinden biriydi.




    Lut Kavmi’nin uğradığı felaketin teknik yönü, jeologların araştırmalarından anlaşılıyor. Buna göre, Lut Kavmini yok eden deprem, oldukça uzun bir yerkabuğu çatlağı (fay hattı)nın sonucunda oluşmuştur: Şeria Nehri'nin yatağını oluşturan 190 kilometrelik mesafe boyunca Şeria Nehri toplam 180 metrelik bir düşüş yapar. Bu durum ve Lut Gölü'nün deniz seviyesinden 400 metre alçak olması, burada bir zamanlar büyük bir jeolojik olayın meydana geldiğini gösteren önemli delillerdendir.


    Göle kayan şehrin kalıntılarından bir kısmı göl kıyısında bulundu. Bu kalıntılar Lut Kami'nin yaşam düzeyinin oldukça yüksek olduğunu gösteriyordu.
    Şeria Nehri ile Lut Gölü'nün bu ilginç yapısı da, yerkürenin bu bölgesinden geçen bir yarık ya da çatlağın ancak bir parçasından ibarettir. Bu çatlağın durumu ve uzunluğu son zamanlarda saptanmış bulunmaktadır.


    Üstteki resimde felaketten önce Pompei halkının çok büyük bir lüks ve ihtişam içinde yaşadığı açıkça görülüyor.
    Bu çatlak, Toroslar'ın eteklerinden başlayıp güneye doğru Lut Gölü'nün güney kıyılarından ve Arap çölü üzerinden Akabe Körfezi'ne uzayıp oradan da Kızıl Denizi geçerek Afrika'da son bulmaktadır. Bu uzun çöküntünün uzayıp gittiği yerlerde kuvvetli yanardağ hareketlerinin olduğu anlaşılmaktadır. Öyle ki, İsrail'deki Galilee Dağları'nda, Ürdün'ün yüksek yayla kısımlarında, Akabe Körfezi ve diğer yakın yerlerde siyah bazalt ve lavlar bulunmaktadır.


    Tüm bu kalıntılar ve coğrafi özellikler, Lut Gölü'nde büyük bir jeolojik olayın yaşandığını göstermektedir. Werner Keller bu jeolojik olayı şöyle anlatıyor.


    Bu bölgede bir gün kendini göstermiş olan çok büyük bir çökmede patlamalar, yıldırımlar, yangınlar ve doğal gazlarla birlikte korkunç bir deprem olmuş ve Siddim Vadisi ile birlikte Lut Kavmi'nin şehirleri de yerin derinliklerine gömülmüşlerdir. Bu deprem sırasında, yer kabuğunun çatlayıp çöküşü, kabuğun altında uyuyan volkanları harekete geçirmiştir. Şeria'nın yukarı vadisinde bugün de sönmüş kraterlere rastlanmakta olup buralarda kireç katmanları üzerinde geniş lav kitleleri ve bazalt katmanları yer almıştır.17
    National Geographic ise Aralık 1957 sayısında konu hakkında şöyle diyordu:


    Sodom tepesi, ölü denize doğru yükselir. Hiç kimse şimdiye dek yok olan şehirler Sodom ve Gomorra'yı bulamadı, fakat bilim adamlarına göre bu şehirler kayalıkların karşısındaki Siddim Vadisi'nde duruyorlar. Büyük ihtimalle Ölü Deniz'in taşkın suları ve depremin altında kaldılar.18


    Pompei de AYNI Sona UĞRAMIŞTI
    Kuran'da, Allah'ın kanunlarında hiçbir değişiklik olmadığı şöyle haber verilir:






    ...Onlara uyarıcı-korkutucu geldiğinde, nefretlerinden başkasını arttırmadı. (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın. (Fatır Suresi, 42-43)


    Üstte, felaket öncesinde Pompei kentindeki refah ve zenginliği gösteren bir fresk. Alttaki resimde Pompei'de yapılan kazılarda çıkarılan taslaşmış cesetler.
    Evet, "Allah'ın sünnetinde (kurallarında) hiçbir değişiklik" yoktur. Allah’ın kurallarına aykırı giden, O'na başkaldıran herkes, aynı ilahi kanunla karşılık görür. Roma İmparatorluğu'nun dejenerasyonunun sembolü olan Pompei de, aynı Lut kavmi gibi, cinsel sapkınlıklara batmıştı. Sonu da Lut Kavmi'yle benzer oldu.
    Pompei'nin helakı, Vezüv Yanardağı'nın patlamasıyla gerçekleşmişti.
    Vezüv Yanardağı, İtalya'nın, özellikle de Napoli kentinin sembolüdür. Yaklaşık, 2000 yıldan beri suskun olan Vezüv "İbret Dağı" şeklinde adlandırılır. Vezüv'ün bu şekilde tanımlanması boşuna değildir. Ünlü Sodom ve Gomorra kentlerinin başına gelen felaketle, Pompei faciası birbirine çok benzemektedir.
    Vezüv'ün batı yamacında Napoli, doğu yamacında ise Pompei kenti yer alır. Yaklaşık 2000 yıl önce yaşanan bir lav ve kül felaketi, bu kentin insanlarını ani bir biçimde yakalamıştı. Felaket öylesine ani olmuştu ki, her şey 2000 yıl öncesinde olduğu gibi kaldı. Sanki zaman dondurulmuştu.
    Pompei'nin böyle bir felaketle yeryüzünden silinmesinde elbette ders çıkarılabilecek bir yön vardı. Tarihi kayıtlar, şehrin yok olmadan önce tam bir sefahat ve sapkınlık merkezi olduğunu gösteriyor. Şehrin en belirgin özelliği, fuhuşun çok yaygın olmasıydı.


    Üstte, felaket öncesinde Pompei kentindeki refah ve zenginliği gösteren bir fresk. Alttaki resimde Pompei'de yapılan kazılarda çıkarılan taslaşmış cesetler.
    Ancak Vezüv'ün lavları bir anda tüm kenti haritadan sildi. Olayın en ilginç yanı ise, kentin günlük yaşantısı içinde, Vezüv'ün korkunç patlamasına rağmen, kimsenin kaçmamış ve adeta büyülenerek felaketin farkına bile varamamış olmalarıydı. Yemek yiyen bir aile, o andaki gibi aynen taşlaşmıştı. Cinsel birleşme halinde, sayısız taşlaşmış çift bulunmuştu. Daha da önemlisi, bu çiftler arasında, aynı cinsten olanlar, küçük erkek ve kız çocuklar da vardı. Pompei kalıntılarından çıkarılan taşlaşmış insan cesetlerinin, bazılarının yüzleri hiç bozulmadan kalmıştı. Genel yüz ifadesi şaşkınlıktı.


    İşte facianın en akıl almaz yönü buradadır. Nasıl olmuş da binlerce insan hiçbir şey görmeden ve duymadan, adeta ölümün gelip kendilerini yakalamasını beklemişlerdir?


    Pompei kalıntıları arasından çıkarılan bir başka taşlaşmış beden
    Olayın bu yönü, Pompei'nin yokoluşunun Kuran'da anlatılan helak olaylarına benzediğini gösteriyor. Çünkü Kuran'da, helak olayları anlatılırken "birden yok olma" üzerinde durulur. Örneğin Yasin Suresi'nde anlatılan "şehir halkı", tek bir anda topluca ölmüşlerdir. Surenin 29. ayetinde bu durum şöyle anlatılır:


    (Onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti); anında sönüverdiler. (Yasin Suresi, 29)
    Kamer Suresi'nin 31. ayetinde Semud kavminin helakı anlatılırken de yine "anında yok olma" olayına dikkat çekilir:
    Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler. (Kamer Suresi, 31)
    Pompei halkının ölümü de ayetlerde anlatıldığı şekilde, "anında yok olma" tarzında gerçekleşmiştir.
    Tüm bunlara rağmen, Pompei'nin eski yerinde bugün olaylar pek fazla değişmiş değil. Napoli'nin sefahat mahalleleri, Pompei'den hiç aşağı kalmıyor. Kapri Adası, eşcinsellerin ve çıplakların kamp yaptıkları bir üs durumunda. Kapri Adası turizm reklamlarında "Eşcinseller Cenneti" olarak tanımlanıyor. Sonuçta, yine bölge halkının aynı tür bir yaşamı seçtikleri görülüyor. Yalnızca Kapri'de ve İtalya'da değil, dünyanın hemen hemen her tarafında bu tür bir ahlaki dejenerasyon yaşanmakta ve insanlar geçmiş kavimlerin başlarına gelen felaketlerden ders almamakta ısrar etmektedirler.


    Lut Kavmİ Ve Alti ÜstÜne Getİrİlen Şehİr...

  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Arkeoloji Lut Kavmi Hakkında Bilgi, Lut Kavmi...


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Ad Kavmi Kimdir
    By cohndoe in forum Dini Bilgiler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.07.12, 17:24
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.07.11, 01:45
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.05.11, 23:31
  4. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 15.11.09, 00:02
  5. Etna Yanardağı bir kavmi bu hale getirmişti
    By Sword_of_HeLL in forum Enteresan Olaylar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04.03.09, 22:30

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.