Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Konu: Atatürk'ün Silah Arkadaşları

  1. #1
    Özel Üye
    Sponsorlu Bağlantı

    Standart Atatürk'ün Silah Arkadaşları

    Sponsorlu Bağlantı

    Atatürk'ün Silah Arkadaşları





    Görev Süresi: 11 Kasım 1938 - 22 Mayıs 1950
    1884 yılında İzmir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas’ta tamamladı. Bir yıl Sivas’ta Mülkiye İdadisi’nde okuduktan sonra, 1897 yılında İstanbul’daki Mühendishane İdadisi’ne gitti. 1901’de Mühendishane-i Berri-i Hümayun’a (Kara Harp Okulu) giren İsmet İnönü, bu okulu 1903’te topçu teğmeni olarak birincilikle bitirdi. 1906’da Erkân-ı Harbiye Mektebi’nden gene birincilikle mezun olarak kurmay yüzbaşı rütbesiyle Edirne’deki 2. Ordu’nun 8. Alayı’nda bölük komutanlığına atandı. Bu görevi sırasında İttihat ve Terakki Cemiyetine üye oldu (1907)
    1908’de kolağası oldu ve 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) olarak bilinen ayaklanmayı Selanik’ten gelerek bastıran Hareket Ordusu’nda görev aldı.

    1910–1913 yılları arasında Yemen İsyanı’nın bastırılması harekâtına katıldı. Bu ve bundan önceki görevlerinde hudut problemleri ve asilerle yapılan anlaşmalarda başarılı hizmetleri ve meslekî özellikleriyle dikkati çekti. I. Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi’nde Kolordu Komutanı olarak Atatürk’le birlikte çalışırken, dostlukları ve devletin geleceği hakkında ortak fikirleri gelişti. Ardından Suriye Cephesi’nde savaşan Mustafa İsmet Bey, Millî Mücadele sırasında Atatürk’ün en yakın silâh arkadaşı olarak öne çıktı.
    [img width=338 height=500]http://www.tccb.gov.tr/sayfa/cumhurbaskanlarimiz/ismet_inonu/fotograf/02.JPG[/img]
    23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Edirne milletvekili olarak katıldıktan sonra, 3 Mayıs’ta İcra Vekilleri Heyeti’nde Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekili oldu. Albay İsmet Bey, mebusluk ve bakanlık görevleri de uhdesinde kaldığı halde Garp Cephesi Komutanlığı görevine getirildi. Kuruluş aşamasındaki düzenli ordu ile Çerkes Ethem ayaklanmasının ve iç isyanların bastırılmasında etkin rol oynadı. Ocak ve Nisan 1921’de I. ve II. İnönü savaşlarında Yunan ordusunun Anadolu içlerine ilerleyişini durdurdu.
    I. İnönü Savaşı ile tuğgeneral rütbesine yükselen İsmet Paşa, Sakarya Meydan Savaşı ve Büyük Taarruz’dan sonra kazanılan zafer üzerine Mudanya Ateşkes toplantısında Büyük Millet Meclisi’ni temsil etti. 1922'de hariciye vekili oldu. Gençlik yıllarından beri edindiği diplomatik müzakere tecrübesi nedeniyle Lozan Barış Konferansı’na Dışişleri Bakanı ve Türk heyeti başkanı olarak gönderildi.
    Görüşmeler sırasında Türkiye’nin çıkarlarını titizlikle savunan İsmet Paşa, 24 Temmuz 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının ve egemenliğinin tanınmasını sağlayan Lozan Antlaşması’nı imzaladı.
    Cumhuriyetin ilânından sonra 1923–1924 yıllarında ilk hükûmette başbakan olarak görev aldı, aynı zamanda Halk Fırkası Genel Başkan Vekilliği’ni üstlendi. 1934’te Soyadı Kanunu çıktığında Atatürk’ün verdiği İnönü soyadını alan İsmet Paşa, başbakanlık görevini 1925–1937 yılları arasında da sürdürdü.
    Atatürk’ün ölümünden sonra 1938 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin ikinci cumhurbaşkanı olarak seçilen İnönü, cumhurbaşkanlığının yanı sıra CHP Genel Başkanlığı’na da getirildi. CHP’nin 26 Aralık 1938’de toplanan I. Olağanüstü Kurultayı’nda partinin değişmez genel başkanı seçilerek Millî Şef unvanını aldı.
    II. Dünya Savaşı sırasında Türkiye’yi savaş felâketinin dışında tutmayı başaran İnönü, savaştan sonra çok partili siyasi rejime geçilmesinde etkili oldu.
    1950 genel seçimlerinden sonra CHP, iktidarı Demokrat Parti’ye bırakırken, İsmet İnönü de 1960 yılına kadar ana muhalefet partisi genel başkanlığı yaptı. 27 Mayıs askerî müdahalesinden sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi ve 10 Kasım 1961 tarihinde başbakanlığa atandı.



    1965 yılında bu görevden ayrıldıktan sonra milletvekili olarak siyasi yaşamını sürdürdü. 1972’de toplanan CHP Kongresi’nde kendi desteklediği grubun Bülent Ecevit’in listesi karşısında yenilgiye uğraması üzerine, genel başkanlık ve milletvekilliğinden istifa etti.
    25 Aralık 1973 tarihinde ölünceye kadar Anayasa gereğince Cumhuriyet Senatosu tabii üyeliği yapan İsmet İnönü’nün, 1916 yılında evlendiği Mevhibe Hanım’dan üç çocuğu bulunmaktaydı.

    Mustafa Kemal Atatürk'ün yakın silah arkadaşı ve Millet Partisi Kurucularından Mareşal Fevzi Çakmak 1920 yılında milletvekilliğini yaptığı Kozan'da kendi adını taşıyan ilköğretim okulunda düzenlenen törenle ölümünün 57. yıldönümünde törenle anıldı.

    Kozan Mareşal Fevzi Çakmak İlköğretim Okulunda düzenlenen anma töreni saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunması ile başladı. Okul Müdürü Mustafa Güngör törende yaptığı konuşmada "Yeni Türk Devletinin kuruluşunda Atatürk'ün gözü kulağı olan,büyük asker ve devlet adamının gelecek nesillere adına yakışır bir şekilde anlatmak bizim minnet borcumuzdur " dedi. Mareşal Fevzi Çakmak'ın hayatının anlatıldığı belgesel filmin gösterilmesinden ardından tören sona erdi.

    Törene öğrenci velileri ve öğretmenler katıldı.

    Mareşal Fevzi Çakmak 3 Mayıs 1920'de Feke Kazası Belediye ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından TBMM'ne Kozan Milletvekili olarak girmiş, Milli Müdafaa Vekili ve Heyeti Vekile Reisliği görevine atanmıştı. 3 Nisan 1921 tarihinde Orgeneral, 31 Ağustos 1922 tarihinde de Büyük Zafer'in kazanılmasındaki yüksek hizmetlerini takdiren Mareşalliğe terfi ettirilen Fevzi Çakmak, 12 Temmuz 1922 - 3 Mart 1924 tarihleri arasında Genelkurmay Başkanlığı Vekilliği, 3 Mart 1924 tarihinden 12 Ocak 1944 tarihine kadar ise Genelkurmay Başkanlığı yapmıştı. 12 Ocak 1944 tarihinde yaş haddinden emekli olan Mareşal Fevzi Çakmak 1950 tarihinde vefat etmişti.


    Ali Fuat Cebesoy
    1882 yılında İstanbul'da doğdu. Babası İsmail Fazıl Paşa'nın gönülsüzlüğüne rağmen, girdiği Harp Okulu'nda Mustafa Kemal ile aynı sınıfa düşmesi bir bakıma gelecekteki kaderini çizmiş oldu.

    Cebesoy'un Beyrut'ta başlayan kıta hizmetleri, 1908'deki Roma Askeri Ateşeliği dışında, çok hareketli geçti.

    Trablus'ta savaş başlar başlamaz (1911) oraya ilk gidenler arasındaydı. Balkan Savaşı sırasında Karadağ'da, Yanya Kalesinde, Pista ve Pisani muharebelerinde, 1. Dünya Savaşının başında tümen komutanı olarak katıldığı Kanal Hareketinde, büyük başarılar gösterdi. İstanbul Hükümeti'nin İçişleri Bakanı, Mustafa Kemal'in görevsizliğini bir genelgeyle açıklayınca Ali Fuat Paşa'da kendi bölgesindeki valilere ve mutasarrıflara kendisinden gelecek emirlere göre hareket edilmesini bildirdi (1919). Ayrıca, her tarafta Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetlerinin kurulacağını ilgililere hatırlattı. Bu çabaları takdirle karşılandığı için, Sivas Kongresi sonrasında Cebesoy, Umum Kuvayı Milliye komutanı olarak görevlendirildi.

    Kendisini çekemeyenlerce Çerkez Ethem taraftarlığıyla suçlandı. Doğru olmadığı sonradan belgelerle ortaya konan bu suçlama üzerine, ayaklanmaların bastırılmasından sonra, Ankara'ya çağrılarak Moskova Büyükelçiliğine atandı. Mustafa Kemal'in talimatını yerine getirmekle yükümlü olduğu bu zor görevi başarıyla yürüttü ve 10 Mayıs 1921'de Ankara'ya dönerek Mecliste siyasi çalışmalarına başladı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanlığını yaptı. 1925'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kurucuları arasında yer aldı. Ertesi yıl (1926) İzmir Suikasti dolayısıyla Ali Fuat Paşa da tutuklandı, yargılandı ve beraat etti.

    Cebesoy'un ikinci dönem siyasi hayatı İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı yıllarında başladı. Milletvekili olarak tekrar Meclise girdikten sonra Bayındırlık Bakanlığı (1939-1943) ve bir ara TBMM Başkanlığı da (1947-1950) yaptı. 1968 yılında öldü.



    Kazım Karabekir Paşa
    Cumhuriyet tarihi boyunca kapısına kilit vurulan ilk parti Atatürk'ün silah arkadaşlarının kurduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası oldu.

    Kurucuları arasında milli mücadelenin sembol isimlerinden olan Kars’ın fatihi Kazım Karabekir Paşa da vardı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, tüzüğünde yer alan 'Dine saygılıyız' ifadesinden dolayı siyasi arenanın dışına itildi.

    Haziran 1926'da Atatürk'e karşı tertip edilen ve tarihe 'İzmir Suikastı' olarak geçen olayın ardından Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası bir yılını bile dolduramadan siyasi ömrünü tamamlarken, Atatürk'ün silah arkadaşları Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Fethi Okyar ve Ali Fuat Cebesoy azmettirici oldukları gerekçesiyle tutuklandı. Kazım Karabekir ve arkadaşları, er ve erbaşların yoğun protestoları altında yargılandı. Dava sonucunda aklandılar.

    Ancak dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün, silah arkadaşı Kazım Karabekir'i tutuklamak için başvurduğu yöntem, Karabekir ailesini derinden etkilemiş. Karabekir'in halen hayatta olan kızlarından Timsal Karabekir Yıldıran, babasının 'İsmet çaya çağırıyor' denilerek gece yarısı evinden alınıp götürüldüğünü belirtiyor. Bu söz Karabekir ailesi için korku ve endişenin parolası olmuş yıllarca. Timsal Hanım, bu ruh halini "Bizim evde 'İsmet çaya çağırıyor' lafı korku demekti." ifadesiyle anlatıyor.

    Olaydan yıllar sonra Mustafa Kemal'in barışmak için babasını çağırdığını anlatan Timsal Hanım, ancak davet yine gece geldiği için annesi İclal Hanım'ın izin vermediğini vurguluyor: "Annem 'İsmet çaya çağırıyor' sözünü hatırlatmış babama. 'Paşam geç oldu. Gece gitmeyin.' demiş."

    Anılarını Zaman'a anlatan Kazım Karabekir'in kızı Timsal Hanım, yakın tarihe ilişkin ilginç bilgiler veriyor. Babasına yapılan haksızlıklara değinirken kırgınlığını gizlemiyor. Timsal Karabekir'e göre dönemin en karanlık meselesi İstiklal Mahkemeleriydi. Özellikle "Üç Aliler" diye anılan yargıçlara tepkili. "Bu adamların hiçbir hukuki uzmanlığı ve sıfatı yoktu. Böyle önemli ve hassas bir görevde bulunmaları düşünülmeye değer." diyor.

    Şeyh Sait İsyanı'nın ne kadar karmaşık olduğunun yıllar sonra bile tam anlaşılamadığını vurgulayan Timsal Karabekir, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın tüzüğünde yer alan 'Dine saygılıyız' ifadesinden dolayı kapatılmasını bir türlü anlayamamış: "Laik devlet hepimizin, ancak dine saygısız bir parti de olamaz diye düşünüyorum. Müslüman bir ülkede bundan daha doğal ne olabilir? Üstelik de ilk özel parti denemesinde. Kapatmayı bu ifadeye dayandırdılar. 'Siz bu isyana kucak açtınız' denildi. Gerçekten talihsiz ve çok haksız bir suçlamaydı." Timsal Hanım, babasının İzmir Suikastı'yla ilişkilendirilmesini ise "Ayrı bir üzüntü ve dehşet vesikası" olarak görüyor. Paşa'nın suçlandığı olay ise bir hayli ilginç: "Babam, suikastı düzenlediği gerekçesiyle idam edilen Ziya Hurşit'in ağabeyi Faik Günday Bey'le TBMM'nin çıkışında karşılaşıp tokalaşıyor. Faik Bey eğilip babamın elini öpmek istiyor. İki dakikalık bir sohbeti oluyor. Bunun karşılığında 'Sen suikastın planlayıcısının ağabeyiyle görüştün bu işte senin de parmağın var' deniliyor."

    Timsal Hanım, babasının, İzmir Suikastı'ndan aklanmasına rağmen mutlu bir hayat süremediğini söylüyor. Vatana yaptığı onca hizmetten sonra bir doktora verecek parası olmadan emekli edildiğini iç çekerek anlatıyor. Ama asıl ağırlarına giden, gözaltında yaşamak olmuş: "Asıl üzücü olan, uzun yıllar bugün müze olan evinde göz hapsinde kaldı. Bahçede polisler yatıyordu. Karşı evi polisler kiralamış, oradan evimizi gözetliyorlardı."

    Paşa ve ailesini takip sırasında gülünç olaylar da yaşanmış. Timsal Hanım, trajikomik olayları şöyle anlatıyor: "Babam, annem ve ablalarım Cafer Tayyar Paşa'nın oğlunun sünnetine gidiyorlar. Tramvay değiştirmeleri gerekiyor. Ancak peşlerinde olan hafiyeler durumun farkına varamıyor. Babam hemen vatmana haber veriyor, 'Evladım içeride beni takip edenler vardı, gelsinler.' diyor. Annem çok kızıyor, 'Paşam madem atlatmışız, niçin çağırdın?' diyor. Babam, 'Olur mu hiç İclal, ekmek paralarını kaybederler.' diye cevaplıyor. Yine annemler alışverişten eve dönüşte ellerinde paketlerle istasyona gelmişler. Annem arkadaki hafiyeye 'Gel bakalım oğlum. Zaten eve kadar geleceksiniz, paketleri taşıyın bari' demiş." Timsal Karabekir'in anlattığına göre Mustafa Kemal, vefatına yakın aralarındaki soğukluğu gidermek ve helalleşmek için ikinci kez çağırtır Paşa'yı. Ancak bu bilgiyi Kazım Karabekir'e ulaştırmazlar. Timsal Hanım, Paşa'nın o olaya ilişkin düşüncelerini şöyle aktarıyor: "Ablalarım babama sormuşlar 'Haberin olsaydı gider miydin?' diye. O 'Tabii giderdim. O Mustafa Kemal'di.' diye cevap vermiş. Birileri Mustafa Kemal'le babamın arasına girdi. Görüşmelerine engel oldular."


    Orgeneral M. İsmet İNÖNÜ


    Orgeneral İzzetin ÇALİŞLAR


    Mareşal M. Fevzi ÇAKMAK


    Korgeneral Kazim KARABEKİR


    Ali Fuat CEBESOY


    Kazim OZALP


    Tümgeneral Refet BELE


    Mehmet Nuri CONKER



  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Atatürk'ün Silah Arkadaşları


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Atatürk'ün Arkadaşları
    By mavi_su in forum Mustafa Kemal Atatürk
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.05.12, 21:04
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.06.11, 02:29
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16.10.10, 02:55
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 14.04.09, 01:08
  5. Cevaplar: 24
    Son Mesaj: 25.02.09, 14:01

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.