Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Konu: Çanakkale Şiirleri Çanakkale Hakkında Şiir Çanakkale İle İlgili Şiirler

  1. #1
    Özel Üye
    Sponsorlu Bağlantı

    Icon2 Çanakkale Şiirleri Çanakkale Hakkında Şiir Çanakkale İle İlgili Şiirler

    Sponsorlu Bağlantı

    Çanakkale Şiirleri Çanakkale Hakkında Şiir Çanakkale İle İlgili Şiirler
    BİR YOLCUYA
    ( Bu şiir Gelibolu yamaçlarında yazıldı.).


    Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
    Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
    Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
    Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

    Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
    Gördüğüm bu tümsek, Anadolu’nda,
    İstiklal uğrunda, namus yolunda,
    Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.

    Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
    Son vatan parçası geçerken ele,
    Mehmed’in düşmanı boğuldu sele,
    Mübarek kanını kattığı yerdir.

    Düşün ki, hasrolan kan, kemik, etin
    Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
    Bir harbin sonunda, bütün milletin,
    Hürriyet zevkini tattığı yerdir.
    NECMETTİN HALİL ONAN

    ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
    .

    Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?

    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya

    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

    Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!

    Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”

    Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi

    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

    Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer

    Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.

    Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

    Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!

    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.

    Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

    Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...

    Hani tauna da zuldür bu rezil istila...

    Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,

    Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,

    Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;

    Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,

    Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...

    Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.

    Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,

    Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

    Öteden saikalar parçalıyor afakı;

    Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;

    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

    Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,

    Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.

    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer

    O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

    Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

    Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,

    Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.Kaynakwh:

    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,

    Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...

    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

    Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?

    Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?

    Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.

    Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,

    Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;

    Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;

    “O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.

    Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:

    İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

    Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...

    O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,

    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

    Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

    Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

    Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...

    Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

    Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?

    “Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.

    Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...

    Seni ancak ebediyetler eder istiab.

    “Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;

    Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;

    Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;

    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;

    Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;

    Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;

    Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

    Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;

    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...

    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.

    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,

    Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,

    Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...

    Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

    O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

    Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,

    Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...

    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,

    Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

    MEHMET AKİF ERSOY

    ÇANAKKALE
    .

    “Söyle arkadaşım “dedi Anadolulu Mehmet
    Yanıbaşında ki Anzak erine
    “Nerelerden kopup gelmişin
    Neden çökmüş bu mahsunluk üzerine”
    “DÜNYANIN ÖBÜR UCUNDAN” dedi gencecik Anzak
    “Öyle yazmışlar mezar taşıma
    Doğduğum yerler öylesine uzak
    Örtündüğüm topraksa gurbet bana”

    “Dert edinme arkadaşım” dedi Mehmet
    “Değil mi ki yurdumuzun koynundasın ilelebet
    Sende artık bizdensin
    Sende bencileyin bir Mehmet”

    Çanakkale toprağının
    Üstü cennet altı mezar
    Kavga bitmiş mezarlarda
    Kaynaş olmuş yiten canlar
    “Ya sen” dedi Mehmet
    Oyun çağındaki İngiliz erine
    “Yaşın ne senin kardeş
    böylesine erken buralarda işin ne”

    “Yaşım sonsuza dek on beş”
    dedi ufak tefek İngiliz eri
    “Köyümde askercilik oynar
    coştururdum trompetle bizimkileri

    Derken kendimi cephede buldum
    Oyun muydu gerçek miydi anlamadan
    Bir sahici kurşunla vuruldum
    Sustu boynumdaki trompet

    Son verildi böylece oyundan bozma işime
    Gelibolu’da bana bir yer kazıldı
    Mezar taşıma ON BEŞİNDE TRAMPETÇİ yazıldı
    Öyküm de künyem de bundan ibaret

    Yağmur yağıyordu usul usul toprağa
    Gözyaşları düşerek üstüne sanki
    Damla damla ağlıyordu uzaktan uzağa
    Sahibini yitiren bir trompet
    “Ya sizler” dedi Mehmet
    Dünyanın dört kıtasından
    Mezar dolusu erlere
    “Hangi rüzgar savurdu sizleri
    bu bilmediğiz yerlere”

    Kimi İngiliz’di kimi İskoç
    Kimi Fransız dı kimi Senegalli
    Kimi Hintli kimi Nepall
    Kimi Avustralya’ dan Yeni Zellanda ’dan Anzak
    Gemiler dolusu asker
    Her biri niye geldiğinden habersiz
    Gelibolu’nun oya gibi koylarından sızarak
    Tırmanmışlardı dağa bayıra
    Siper siper yara gibi yarılan toprak
    Mezar olmuştu savaş ardından onlara

    Kiminin BURADA YATTIĞI SANILIR
    Kiminin ADI BİLİNSE DE MEZARI BİLİNMEZ
    Kiminin de mezar taşında
    On altı,on yedi on sekiz yaşında
    EBEDİ İSTİRAHATE ÇEKİLDİĞİ yazılı
    Çanakkale topraklarında
    Her birinin erken biten yaşam öyküsü
    Eski yazıtlar gibi taşlara böyle taşlara böyle kazılı
    “anlamaz mıyım”dedi “halinizden kardeşler”Kaynakwh:
    adına yazılı taşı bile olmayan asker
    Anadolulu Mehmet

    “Bende yüzyıllarca yaban ellerde
    Neyin uğruna bilmeden can vermişim
    Kendi yurdum uğruna can vermenin tadına
    İlk kez Çanakkale’ de ermişim

    Uğrunda can verdikçe vatanlaştı ancak
    Ekip biçtiğim padişah mülkü toprak
    Değil mi ki sizler alamazsanız bile
    Bu topraklar almış sizleri basmış bağrına
    Sizlere de vatan sayılır artık Çanakkale “

    Çanakkale toprağının
    Üstü cennet altı mezar
    Kavga bitmiş mezarlarda
    Kaynaş olmuş yiten canlar

    Bir garip savaştı Çanakkale Savaşı
    Kızıştıkça kızgınlığı dindiren
    Ara verdikçe ateşe düşmanı kardeşe
    Döndüren bir savaş
    Kıyasıya bir savaştı
    Ama saygı üreten bir savaş
    Yaklaştıkça birbirine
    Karşılıklı siperler
    Gönüllerde yakınlaştı
    Düştükçe vuruşanlar toprağa
    Dostlar gibi kaynaştı

    Savaş bitti
    Ölenler kaldı sağlar gitti
    Köylü köyüne döndü evli evine

    Kır çiçekleri geldiler akın akın
    Çekilen askerlerin yerine
    Yaban gülleri dağ laleleri papatyalar
    Kilim kilim yayıldılar toprağa
    Siper siper
    Toprağın savaş yaralarını örttüler
    Koyunlar koruganları yuva yaptı kendine
    Kuşlar döndü gökyüzüne kurşunların yerine
    Çiçeğiyle yemişiyle yeşiliyle
    Silah yerine sapan tutan elleriyle
    Geri aldı savaş alanlarını doğa
    Can geldi toprağa silindikçe kan izleri

    Yeryüzünde cennet oldu öylece
    O cehennem savaş yeri

    Şimdi Çanakkale Gelibolu
    Bahçe bahçe
    Ülke ülke
    Mezar dolu

    Üstü cennet altı mezar
    Çanakkale toprağının
    Kavga bitirmiş mezarlarda
    Kaynaş olmuş yiten canlar
    “Huzur içinde uyusun”
    Vuruştukları topraklarda
    Kavgadan kinden uzakta
    Yanyana dostça yatanlar

    BÜLENT ECEVİT



  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Çanakkale Şiirleri Çanakkale Hakkında Şiir Çanakkale İle İlgili Şiirler


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.05.11, 18:39
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.03.11, 23:43
  3. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 08.02.11, 15:33
  4. Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 15.11.09, 18:18
  5. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 21.04.09, 02:20

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.