Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
Sayfa 4/5 İlkİlk ... 2345 SonSon
23 sonuçtan 16 ile 20 arası

Konu: Virüsler Hakkında Kısaca Bilgi

  1. #16
    Moderator

    Standart Cevap: Virüs Nedir? Biyoloji

    Tabiattaki tüm varlıklar canlı form ve cansız form olarak iki gruba ayrılmışlardır.Cansız forma dahil olan varlıklar, üreyemeyen, solunum yapmayan beslenmeye ihtiyacı olamayan tüm varlıklardır. Örneğin denizler, göller, kayalar, bulutlar, dağlar vs. ekosistem içerisinde sürekli bir dönüşüm içerisinde olmasına rağmen canlı sayılmazlar.

    Bir varlığın canlı sayılabilmesi için, az öncede belirttiğimiz gibi üreyebilmesi, beslenebilmesi, solunum yapabilmesi ve diğer canlılarla sürekli bir ilişki içerisinde olması gerekirki ancak böyle bir varlığa canlı denebilir. Bugün bilim adamları, canlıları sistematik olarak sınıflandırırken virüsün hangi kategoriye konacağı konusunda hala bir ittifak kuramamıştır.
    Çünki virüsler bazı hallerde canlı gibi davranırken diğer bazı hallerde tam bir " inorganik " madde gibi davranır.Dolayısıyla ortaya büyük bir tezat çıkmaktadır.Virüslerin nasıl olupta hem canlı gibi davrandıklarını hemde cansız gibi göründüklerini, düşündürücü yaşam döngülerini inceleyerek anlamaya çalışalım.
    Virüsün anatomisi:
    Virüs, doğadaki en basit canlı türlerinden bile daha basit bir yapıya sahiptir.Bildiğiniz gibi bakterilerin vücudu yanlızca tek bir hücreden oluşan yalın bir anatomiye sahiptir.Fakat virüslerin vücudu bir hücreden bile oluşmaz.Yanlızca hücreyi oluşturan temel yapıtaşlarının çok az bir miktarının yine kompleks bir yapı oluşturmalarından meydana gelmiştir.
    Bir hücre proteinlerden, nükleik asitlerden, hücre zarından, kompleks organellerden (mitekondri, endoplazmik retikulum, golgi aygıtı, ribozomlar vs.), nukleus (çekirdek) den ve daha birçok enzim ve sayamadığımız kimyasal moleküllerden oluşan oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir.
    Virüsler ise yukarıda saydığımız hücre yapıtaşlarından yanlızca üç tanesinin kompleks oluşturmasıyla meydana gelir.Bu yapıtaşları protein, enzim ve nükleik asitlerdir.Bazı virüslerde ise yağ moleküllerinede rastlanılır.Virüs, yanlızca bu üç yapıtaşından oluşan basit bir yapıya sahip olmasına karşın ne amaç uğuruna kendini çoğaltmaya çalıştığını ve canlı - cansız formları arasında nasıl gidip geldiği çözülememiş mühim bir problemdir.
    Virüsler ancak " Elektron mikroskobu " ile görülebilirler.Işık mikroskopları ile görülmeleri imkansızdır.Öyleki bir virüs bakteriyle kıyaslandığında, bakterinin yanında çok küçük kalan bir boyuta sahiptir ve boyu ancak
    " nm " (nanometre, yani metrenin milyarda biri) uzunluk birimi ile ölçülebilir.
    Şimdi bir virüsün anatomisin şekil üzerinde inceleyelim.

    Yukarıdaki şekilde bir virüsün yalın bir şekilde şematize edilmiş resmi gerçeğiyle karşılaştırmalı olarak görülmektedir.
    Head yani baş bölgesi, karmaşık yapılı proteinlerden oluşmaktadır.Bu protein kılıfın içerisinde ise virüse ait RNA (bazen DNA olabilir) molekül zinciri bulunmakadır. İngilizce " Neck " adı verilen bölge ise boyun kısımıdır.Sırasıyla Collar=bilezik, Sheath=gövde, Tail Fiber=Kuyruk iplikçikleri ve son olarak Base Plate yani taban plakası görülmektedir.
    Görüldüğü gibi virüslerin anatomisi yanlızca bu moleküler yapılardan ibarettir.Fakat buradaki en büyük soru işareti ise bu moleküllerin neden kendilerini çoğaltmak istedikleridir.
    Moleküller atomlardan oluşan maddelerdir.Maddenin ise şuuru ve aklı yoktur.Fakat gördüğünüz gibi yanlızca bir molekül yığını olan virüsler doğada kendilerini çoğaltmak için sürekli bir canlı hücre arayışı içerisine girmişlerdir.Bu esrarengiz yapılar üreseler bile ne beslenebilirler nede soluk alıp verebilirler. Bir bakteri bile dışarıdan aldığı molekülleri işleyerek hayatını sürdürür, solunum yapar ve vücudunda oluşan artık maddeleri dışarı atabilir, fakat virüslerin buna benzer fonksiyonlarıda yoktur.
    Bakteriler besin ve diğer hayati moleküllerin yokluğunda hayatlarını kaybederken virüslerin ölmesi diye birşey söz konusu değildir.
    Virüslerin hem cansız hemde canlı özellik gösterdiklerinden bahsetmiştik.Virüsü canlı yapan özellik üreyebilmesidir.Fakat cansız olarak görünmesinin sebebi ise, içine yerleşip onu üreme amacıyla kullanacağı bir hücre bulamadığı zaman " Kristal " bir yapıya dönüşmeleridir.Bu şekilde virüs tıpkı havada süzülen bir toz zerreciği gibi bir partikül halinde doğada serbest olarak dolanır.Ta ki canlı bir hücreye rastgelip onu üreme amacıyla kullanıncaya kadar.
    Şimdi bu esrarengiz yaratıkların doğada kristal halinde cansız olarak dolanırken bir hücreye rastgelip, nasıl bir canlı gibi üremeye başladığını şekillerle inceleyelim.

    Şekilde görüldüğü gibi virüs kristal halinde doğada serbest olarak dolaşırken bir bakteri yada başa bir canlı hücresine rast geldiğinde (Burada bakteri hücresi örnek gösterilmiştir) kuyruk kısımı bakterinin duvarına temas edecek şekilde konumlanır.
    Şekilde virüsün sahip olduğu genetik şifresi yani RNA sı kırmızı olarak gösterilmiştir.Virüs RNA sını bakterinin sitoplazmasına zerk edebilmek için kuyruk kısımından bakteri duvarına bir tür enzim enjekte eder.Bu enzim bakterinin duvarını tıpkı bir asit gibi delmeye başlar.Bakterinin duvarı delindikten sonra virüs RNA sını bakterinin vücudunun içerisine gönderir.
    Bakterinin içerisinde dolanan RNA molekülü bakteriye ait DNA molekülünün belli bir bölgesine yerleşir.Bu yerleşme belirli genler arasında konumlanarak gerçekleşir.Örneğin bakteride A geni ile B geni yanyana ise virüs RNA sı bu iki genin arasına yerleşir.Yani A geninin içerisinde yada B geninin içerisinde herhangi bir yere yerşleşmez.Bakterinin virüs RNA sını içeren şekline ise " Lizogen bakteri " adı verilir.
    Bakteri, üremek için DNA sını replike ederken farkında olmadan virüsün RNA sınıda replike eder.Bakteri çoğalmaya devam ederken bir yandan da virüsün RNA sının bir kopyasını üretir.Bu kopyalanan RNA nın içerisinde ise virüsün tüm genetik bilgileri saklıdır.Mesela virüsün üzerini örten kılıf proteinin aminoasit şifreleri bu RNA da bulunur.Bakteri replikasyonla ürettiği virüs RNA sından aynı zamanda virüsün örtüsü için gerekli proteinleride translasyon yoluyla yani protien üretim mekanizmaları yoluyla üretir.
    Virüs bakteriyi tıpkı bir köle gibi çalıştırarak kendisini çoğaltmaya başlar.Bakteri öyle bir duruma gelirki ürettiği virüsleri taşıyamaz olur ve parçalanır.Bu olaya ise " Liziz " denir.Aşağıdaki şekilde bu olayın meydana gelişi şematize edilmiştir.

    Şekildede görüldüğü gibi bakteri içerisinde üretilen onlarca virüs, bakteri duvarını patlatarak serbest hale geçer.Serbest kalan bu virüslerde kendilerine yeni av bulmak için kendi başlarına dolanmaya başlarlar.
    İnsanın karşılaştığı mühim problem ise, yanlızca bir RNA ve proteinden oluşan virüslerin ne amaçla üredikleri ve bu zekice tasarlanmış üreme planını nasıl uygulamaya koyduklarıdır.Bir molekül grubundan oluşan virüslerin bu planı düşünüp uygulamaya koyması mümkün değildir, ancak üstün gücün emri doğrultusunda hareket edebilirler.
    Virüslerin yanlızca yukarıdaki gibi sabit bir şekli yoktur.Bunun yanında yuvarlak ve çokgen küre şeklinde olanlarıda vardır.Aşağıda değişik şekillerde virüs örnekleri görülmektedir.

    Virüslerin ortak yönü, bir canlı grubuna rastlamasıyla kendini çoğaltmaya başlamasıdır.Bir virüsün canlı bir hücre olmaksızın kendini çoğaltması ise mümkün değildir.Yani virüs ancak ve ancak canlı bir hücre vasıtasıyla kendini çoğaltabilir.Çünki virüsün sahip olduğu RNA sını kopyalayıp deşifre edecek bir mekanizması yoktur.
    Sitemizin " Genlerin dünyası " bölümünde hücrenin kendini üretmek için kullandığı mekanizmalar üzerinde durmuştuk.Bu mekanizmaların parçaları ise DNA kopyalayıcı enzimler, tamir edici enzimler, protein üretiminden sorumlu olan ribozomlar, transfer RNA (tRNA) lar, aminoasitler vs. dir.Fakat bir virüste RNA ve bazı eritici enzimler dışında bu mekanizmaların parçalarından hiçbirisi yoktur.
    Dolayısıyla virüs kendini çoğaltamaz fakat bu mekanizmalara sahip bir hücreyi kullanma gibi bir kurnazlık gösterir.
    Virüsün kullandığı hücreler yanlızca bakteri hücreleri değildir.Bunun yanında insan ve diğer birçok canlının hücrelerine girerek bu hücreleri kendi doğrultusunda çalıştırmaya başlar.Bazı virüsler vardırki yanlızca belirli hüceler içerisinde çoğalabilir.
    Buna en iyi örnek " Kuduz " virüsüdür.Kuduz virüsü bir köpek veya bir kedinin vücudunun içerisine girdiği zaman hemen ilk rastladığı hücreye girmez.Kuduz virüsünün çoğalabileceği hücre " Beyin " hücresidir.Bu yüzden bu virüsün beyine kadar ulaşması gerekmektedir.Dolayısıyla virüs bulaştığı hayvanı derhal öldürmez.Beyine ulaşan virüs beynin belirli bir bölgesindeki hücrelerin içine yerleşerek derhal kendini üretmeye başlar.
    Bu üreme zamanına kuluçka zamanı denir.Ve zamanı geldiğinde köpek veya kedinin beyninde ağır bir tahribat meydana gelirki buda hayvanın ölümüne sebep olur.
    Bunun yanında doğada binlerce tip virüs vardır ve herbiri kendine has özelliklerde olup değişik tiplerde hastalıklara neden olurlar.Yazımızın ilerleyen bölümlerinde AIDS virüsünede deyineceğiz.
    Bazı virüs türleri ise insan ve hayvanlara zarar verebildiği gibi bitkilerede zarar verebilmektedir.Aşağıdaki şekilde virüslerin üzerinde hastalık yaptığı bir bitki yaprağı görülmektedir.

    Virüsler bunun yanında insanlar için yararlı birçok bitki türlerinede zarar verirler.
    Örneğin salatalık ve marul gibi bir çok ihtiyaci sebze ve meyva türleri virüsler tarafından belirli bölgelerinden tahribatlara uğratılırlar.Tabii bu virüslerin hastalık yapıcı etkilerini ortadan kaldıran kimyasalların üretimide yapılmaktadır.
    Bir virüsün bulaştığı insan ve hayvanlarda hastalık meyadana gelmemesi için kullanılan biyokimyasal ilaçlar temelde virüslerin çoğalmasını engelleyecek şekilde tasarlanırlar.
    Örneğin Kuduz virüsü bir insan veya hayvanın vücuduna girdiği zaman derhal beyine ulaşır.Fakat alınan ilaçlar vasıtasıyla beyine ulaşan kimyasallar, ya virüsün protein kılıfını parçalayarak virüsü yok eder, yada virüsün çoğalmasını engelleyecek mekanizmaları durdurur.



    AIDS :
    Buna karşılık doğada henüz çaresi bulunamamış hastalıklara yol açan virüslerde bulunmaktadır.Bunların başını ise AIDS (Kazanılmış bağışıklık sendromu) virüsü almaktadır.
    AIDS virüsünün üreyebildiği hücreler ise vücutta bulunan T - lenfosit hücreleridir.T-lenfosit hücreleri, vücut için mutlaka gerekli olan savunma hücreleridir.Bu hücreler, herhangi bir bakteri veya mikroorganizmanın vücuda girmesi halinde derhal bakterilere müdahele ederek onları içine alır ve sindirip yok eder.Fakat AIDS virüsü T-lenfosit ve diğer savunma hücrelerinin içerisine girdikten sonra bu hücreleri kullanarak kendini üretmeye başlarlar.

    Yukarıdaki resimde, insanlarda AIDS hastalığına yol açan HIV virüsünün şekli görülmektedir.
    Bu virüsün önemli bir özelliği ise ters transkripsiyon yani " Reverse transkriptaz " adı verilen bir enzim taşıyor olmasıdır.Virüs bu enzimi kullanarak akıllara durgunluk veren bir şekilde kendisinin çoğaltmaya başlar.
    Virüs, bulaştığı insanın kan hücrelerine ulaştıktan sonra ters transkriptaz enzimini virüsün RNA sıyla birlikte hücre içerisine bırakır.Bu enzim ilk önce virüsün RNA sını kalıp olarak kullanarak bir DNA sentezler.Daha sonra virüsün orijinal RNA sını yıkarak ortaya çıplak bir DNA molekülü çıkmasını sağlar.Enzim yeni ürettiği bu DNA yı kalıp olarak kullanarak virüsün orijinal RNA larını tekrar üretmeye başlar.
    Son derece mükemmel düşünülmüş bu sistem ile virüs, saldırdığı hücre içerisinde süratle çoğalarak benzerlerini üretir.Önemli olan nokta ise virüsün önce RNA dan DNA daha sonra bu DNA dan gene virüsün kendi orijinal RNA sını üretmesidir.Bunu yapmasının sebebi, RNA dan direk olarak sentezlenecek RNA nın Orijinal RNA nın aynısı olmayağından dolayıdır.Örneğin A bazına arşılık T bazı gelecektir.Fakat üretilen DNA ayna gibi görev görerek tekrar aynı RNA yı üretmesi sağlanmıştır.
    Yani üretilen DNA nın A bazına, önce T bazı gelecek daha sonra bu DNA dan RNA sentezlenirken T bazına A bazı karşılık gelecektir.Bu şekilde ilk RNA nın aynısı sentez edilecektir.
    Virüsün saldırdığı T - lenfosit hücreleri kısa sürede yeni üretilen virüsler tarafında işgal edilecek ve en sonunda yıkıma uğrayacaktır.
    Şekilde bir T - lenfosit üzerinde bulunan çanak şeklindeki reseptörleri görmektesiniz.Yukarıki şekildeki virüs şemasında virüsün etrafında reseptörler görülmektedir.İşte bu reseptörler T - lenfosit üzerindeki çanak şeklindeki bu reseptörleri tanırlar ve bu reseptörlere bağlanırlar.
    Bağlandıktan hemen sonra ise HIV virüsü sahip olduğu genomunu yani RNA sını, " ters transkriptaz " enzimi ile birlikte hücrenin içerisine bırakır.
    Bundan sonrası ise T - lenfosit hücrelerinin üretim için kullanılıp en sonunda da yıkılmasıdır.
    Savunma hücreleri yıkılan bir insanın ise dışarıdan vücuduna girebilecek bakteri ve diğer mikroorganizmalara karşı yapabileceği pek bir şey kalmaz.
    AIDS e yakalanmış bir insanın savunma sistemi çökertildiğine, dışarıdan vücuda girebilecek bir bakteri bile rahatlıkla üreyerek sonuçları ağır hastalıklara neden olabilecektir.




    Şekilde virüsler tarafından işgal edilmiş bir T - lenfosit hücresi görülmektedir.
    Bu hücre daha sonra tamamen yıkılarak içerisinde bulunan tüm virüsler, kanda serbest hale geçecektir.
    Bu virüslerde önüne gelen her savunma hücresine saldırarak kendi istekleri doğrultusunda onları kullanacak ve çoğalacaktır.Tabii her virüsün saldırdığı hücreden yüzlerce binlerce virüs kana geçtikçe virüs sayısı korkunç bir şekilde artacaktır.
    Bu virüsün çoğalmasını engelleyecek bir kimyasal henüz bulunamamış olup son yıllardaki çalışmalar HIV virüsünü yok etmek üzere olduğumuzu işaret etmektedir. Dünyada şu an her 20 saniye içerisinde bir kişi ya AIDS'e yakalanmakta yada hayatını kaybetmektedir.



    Şu an bilgisayarı kullanırken soluduğunuz hava içerisinde bile binlerce mikroorganizma vardır.Eğer sizde bir AIDS hastası olsaydınız, vücudunuza giren bu mikroorganizmalarla başa çıkamayacak ve en zayıf sayılabilecek bir grip mikrobu bile sizin ölümünüze sebep olabilecekti. Sağlığımızı, vücudumuz için düşünülmüş mükemmel savunma sistemleri sayesinde devam ettirebilmekteyiz.Bu mükemmel hücreler her an her saniye vücudumuza giren binlerce mikroorganizmayı bünyelerine alarak yok etmekte ve yaşamımızın devamını sağlamaktadırlar.
    Her yagmur bir gök bulur,
    Her yesil bir dal,
    Her deniz bir martı,
    Her dogacak günes bir kuytu bulur kendine,
    Ama ben senden baska SEN BULAMAMKİ....



  2. #17
    Moderator

    Standart Cevap: Virüs Nedir? Biyoloji

    Virüsler:



    a)Hücre zarı sitoplazma organeller bulunmaz.

    b)Enzimleri (aaaabolizmaları )yoktur.

    c)Protein kılıf ve yönetici molekül(DNA veya RNA) den oluşur.

    d)Obligat endo-parazittir.

    e)Konukçu Hücre dışında cansızdır.Ancak ph ısı ve kimyasal koşullar uygun oldukça canlılıkları devam eder.

    f)Canlılara üremeleri mutasyona uğramaları ve yönetici mol.taşımalarıyla benzer.

    g)Antibiyotiklerden etkilenmezler.

    h)hücreler virüslere karşı bağışıklık maddesi interferon üretirler.

    I)Her virüs özel bir Hücre içinde çoğalabilir(Enfeksiyon oluşturur)


    Sınıflandırılması:

    1-Bakteri virüsleriNA taşırlar az miktarda RNA taşıyanları vardır.

    2-Bitkisel virüsler:RNA taşırlar.

    3-Hayvansal virüsleriNA taşırlar az miktarda RNA taşıyanları vardır.



    Virüslerin diğer canlılara benzer yönleri:

    1-Virüslerde organik bileşik olarak sadece nuckleik asit ve protein bulunur.

    -Diğer canlılarda ise bunlara ilaveten yağ karbonhidrat vit. Vb. organik maddelerde bulunur.

    2-Virüsler nucleik asitlerden sadece birini (Ya DNA yada RNA) bulundurur.

    -Diğer canlılarda ise her iki nucleik asit birlikte bulunur.

    3-Virüslerdeki enzim yeni bir virüs oluşturmak için yeterli değildir.

    -Diğer canlılarda ise gerek hücre gerekse canlının kendisi yeni bir canlı oluşturacak enzimlere sahiptir.

    4-Virüsler daha önceki virüslerden meydana gelmez.

    -Diğer canlılar veya hücreler ise daha önceki hücrelerden meydana gelir.

    5-Virüsler daha önceki virüslerde pay almazlar.

    -Diğer canlılarda ise oluşan yeni hücreler daha önceki hücrelerden hem sitoplazmik içeri hemde kalıtsal materyalden pay alırlar.

    6-Virüslerde yapısal ve bireysel büyüme yoktur.

    Diğer canlılarda ise madde miktarının artışı ile hücresel hücre sayısının artışı ile bireysel büyüme görülür.




    Virüslerin canlılara benzer yönleri:

    1-Mutasyona uğramaları

    2-Yönetici molekül taşımaları

    3-Konak hücre içerisinde üreyebilmeleri



    Not:Virüsler konaktan konağa şu yollarla taşınır.

    1-Hava akımları 2-Temas 3-Vektörlerle 4-Doku nakilleri

    5-Salgılarla 6-Gametlerle (yeni nesillere)



    Virüslerin görüldüğü canlılar.

    a)Bakteriler.

    b)Çiçekli bitkiler

    c)Omurgasızlardan eklembacaklılarda

    d)Omurgalılarda.



    Virüslerin görülmediği canlılar.

    a)Protistalar.

    b)Algler

    c)Mantarlar.

    d)Omurgasızlarda(Eklembacaklılar hariç.)

    e)Çiçeksiz bitkilerde.
    Her yagmur bir gök bulur,
    Her yesil bir dal,
    Her deniz bir martı,
    Her dogacak günes bir kuytu bulur kendine,
    Ama ben senden baska SEN BULAMAMKİ....

  3. #18
    Moderator

    Standart Cevap: Virüs Nedir? Biyoloji

    Virüs Nedir, Virüsler

    Latince zehir anlamına gelen virüs, 19. yüzyılın sonlarına doğru keş­fedilmiştir. Bakteriyologlar, bazı hastalıklara bakterilerin neden olduğunu bulmuşlardı. Ancak bazı hastalıkların oluştuğu organizmada, hastalığa neden olan bir bakteri bulunamıyordu. Araştırmacıların dikkatini çeken böyle bir hastalığa tütün bitkisi yapraklarında rastlanmıştır. Hasta bitkinin yaprakları, mozaik şeklinde lekelenip buruştuğu için buna tütün mozaik hastalığı adı verilmiştir. Bu hastalığın bakteriler tarafından değil de, onlardan daha küçük varlıklar tarafından oluştuğu keşfedildi. Daha sonra M.W. Beijerinck hasta tütün yapraklarından hazırladığı özütü, porselen bir filtreden geçirerek bakte­rileri ayırdı. Süzülen özütü, sağlıklı tütün bitkisi yapraklarına sürdüğünde bitkinin hastalandığını gördü. 1935 yılında M. Stanley tütün mozaik virüsü­nü, bitki hücrelerinden ayırıp, mikroskopta kristaller halinde görmüştür.

    Cansız görünen bu virüsler, biraz suda bekletilerek tütün yaprağına sü­rüldüğünde bitkinin hastalandığı tespit edilmiştir. Bu çalışmalarla virüslerin ancak canlı hücrelerde üreyebileceği anlaşılmıştır. 20. yüzyılın başlarında bitkilerde, insanlarda ve hayvanlarda çeşitli hastalıklar yapan virüsler keşfe­dildi. Ancak virüslerin yapısı hakkındaki bilgiler elektron mikroskobunun bulunmasıyla gelişmiştir. Virüsler morfolojik yapıları ve genel özellikleri yönünden diğer mikroorganizmalardan büyük farklılıklar gösterirler. Bakte­ri, protozoa ve mantarlarda olduğu gibi tam bir hücre yapısı göstermezler. Yalnız başlarına yaşamak için gerekli olan enerjiyi ve makro molekülleri sentez edemezler. Bu nedenle virüsler tamamen enfekte ettikleri hücrelerin metabolik sistemlerinden yararlanırlar. Yani zorunlu hücre içi paraziti olarak yaşamlarını devam ettirirler. Canlı hücrelerin dışında yaşamlarını sürdürme­leri mümkün değildir.

    a) Virüslerin Genel Özellikleri

    Virüsler bakterilerden ve diğer mikroorganizmalardan daha küçüktür­ler. Morfolojik bakımdan büyüklüğü nanometre olarak belirtilir. Ancak elektron mikroskobu ile görülebilirler. Virüsler sadece, DNA veya RNA'dan oluşan bir yönetici molekül ve protein kılıftan oluşur. DNA veya RNA' dan oluşan bu yönetici moleküle genom adı verilir. Yönetici molekülleri zarla çevrili değildir. İçine gireceği hücrenin, hücre zarını delen enzime sahiptirler. Bunun dışında enzim sistemleri yoktur. Bu nedenle ATP sentezleyemezler, beslenip büyüyemezler. Ancak canlı hücrelerin içinde çoğalabilirler. Başka bir deyişle zorunlu hücre içi paraziti olarak canlı hücrelerin içinde ya­şar ve çoğalabilirler.

    Bugün biyoteknolojik metotlar kullanılarak yeni süper virüsler üretil­meye çalışılmaktadır. Örneğin, bazen virüsler bakteriyi öldürmeden sadece kendilerini çoğaltırlar. Bunu engellemek ve virüsün ulaştığı bakterinin yok olmasını garantilemek için virüslere bakteriyi öldürecek olan bir proteinin genetik kodu yerleştirilir ve virüs kendi genetik materyali yanı sıra bu kodu da bakteriye enjekte eder. Bakteri böylece kendisini zehirleyecek olan prote­ini sentezlemek zorunda kalır ve kendini öldürür. Başka bir çalışmada ise vi­rüslerin genetik kodu, bakterilerin savunma sisteminden korunacak şekilde değiştirilmeye çalışılmaktadır. Bakterilerde bulunan ve belirli bazı DNA bölgelerini tanıyarak onları kesen, parçalayan enzimlere "restrüksiyon en­zimleri" adı verilir. Bir bakteriye bakteriyofaj girdiğinde bu enzimler hemen yabancı DNA'yı parçalamaya, etkisiz hale getirmeye çalışırlar. Bunu engel­lemek ve fajı korumak için, fajın genetik kodundan bu enzimlerin tanıdığı bölgeler mümkün olduğu kadar çıkartılmaya çalışılmaktadır. Ancak bu işlem yapılırken fajın işlevselliği de zarar görmemelidir. Hangi DNA parçalarının çıkartılıp, hangilerinin korunacağını belirlemek için bilgisayar programların­dan yararlanılmaktadır.

    b) Virüs Çeşitleri Nelerdir

    Virüsler üzerinde yaşadıkları ve hastalık yaptıkları canlı gruplarına göre adlandırılabilir.

    Bitkisel Virüsler: Bitkilerde hastalık yaparlar. Kalıtım maddesi olarak RNA bulundururlar. Örneğin, tütün mozaik virüsü, patates, marul, salatalık virüsü.

    Hayvansal Virüsler: Sadece insanlar ve hayvanlarda hastalık ya­parlar. Bazılarında DNA, bazılarında ise RNA bulunur. Grip, kıza­mık, kabakulak, su çiçeği, sarı humma, çocuk felci, uçuklar, siğiller ve AİDS hayvansal virüslerin sebep olduğu hastalıklardandır. Bu gün kanserin bile sebepleri arasında virüsler sayılmaktadır.
    Bakteriyofajlar: Bakterilerin içinde yaşar ve onları öldürürler. Sa­dece DNA bulundururlar.

    c) Virüslerin Üremesi Hakkında Bilgi

    Virüs, tutunucu ipleriyle canlı bir hücrenin zarına yapışır, taşıdığı en­zimle hücre zarını eritir. Kendi kalıtım maddesini konak hücrenin içine gön­derir. Kılıfı dışarıda kalır. Hücreye giren DNA veya RNA, yönetimi eline geçirerek hücrenin enzim sistemini, ribozomlarını ve gerekli yapı taşlarını kendisi için kullanarak önce kalıtım materyalini çoğaltır. Sonra kendi protein kılıfını hücreye sentezletir (Burada virüs sadece ilgili proteinlerin şifresini verir). Sonra kılıflar kalıtım maddesiyle birleşerek çok sayıda virüs oluşur. Sonuçta hücre parçalanır. Serbest kalan virüsler hemen diğer sağlam hücre­lere yapışırlar ve onları enfekte ederler. Virüslerin hücreyi bu şekilde parça­lamalarına lizis denir.

    d) Virüslerden Korunma

    Virüslerin neden olduğu hastalıklarda tedavi amaçlı alınan antibiyotik­lerin doğrudan bir yararı yoktur. Bununla birlikte antibiyotikler organizmayı olası bir bakteri enfeksiyonundan korur. Böylece hastalık hafif atlatılır. Her­hangi bir virütik hastalık geçirilirse organizma o virüse karşı bağışıklık ka­zanır. Bu tür hücreler virüslere karşı özel savunma maddeleri üretirler. Bun­lara interferon denir. Kızamık, kabakulak, kızıl gibi hastalıklar bu şekilde­dir. Birçok virüse karşı interferonlar da etkisiz kalmaktadır (AİDS virüsü gi­bi). Bunda en büyük etmen virüs DNA'sının sürekli kendini değiştirerek ye­ni yeni şekiller almasıdır.
    Her yagmur bir gök bulur,
    Her yesil bir dal,
    Her deniz bir martı,
    Her dogacak günes bir kuytu bulur kendine,
    Ama ben senden baska SEN BULAMAMKİ....

  4. #19
    Moderator

    Standart Virüsler-Virüsün Tanımı-Virüslerin Genel Özellikleri-Virüslerden Korunma-Virüs Hakkın

    Virüsler-Virüsün Tanımı-Virüslerin Genel Özellikleri-Virüslerden Korunma-Virüs Hakkında

    VİRÜSLER

    VİRÜSÜN TANIMI

    Kelime anlamı olarak virüs "zehir" demektir. Çünkü virüslerin faydalı en azından zararsız olan bir çeşidi yoktur. Canlıların üç temel öbeğinden birini oluşturan virüsler, aslında gerçek canlı hücreler ile organik moleküller arasında sınıflandırılır. Yalnızca bitki ve hayvan hücreleri ile bakteriler gibi organizmaların yardımıyla çoğalabilirler.

    SAĞLIĞIMIZIN GİZLİ DÜŞMANLARI VİRÜSLERİN TARİHİ

    1796 yılında bir gün, İngiltere'nin Gloucestershire bölgesinin küçük kasabası Berkeley'de tanınmamış bir İngiliz doktoru, mesleki ününü ve hastanın hayatını tehlikeye sokan şaşırtıcı ve tehlikeli bir deneye girişti. Doktor önce, 9 yaşında sağlıklı bir çocuk olan James Phipps'in kolunu iki yerden çizdi. Sonra da o bölgede bulunan bir süthane işçisinin elindeki bir yaradan aldığı bulaşıcı maddeyi çocuğun koluna parmağıyla ovarak sürdü. Ve daha sonra çocuğun kolunda, aynen süthane işçisinin elindeki gibi bir yara, hemen iyileşen ufak tefek bir enfeksiyon gelişti. Ama 6 hafta sonra, ikinci ve çok tehlikeli bir adım atıldı. Bu kez doktor, o zamanın en korkulan ve öldürücü hastalıklarından olan çiçeğe tutulmuş bir hastadan bulaşıcı bir maddeyi Phipps'in koluna sürdü. Normal olarak çocuğun birkaç gün içerisinde çiçeğe yakalanması beklenirdi; bu kez hiç bir şey olmadı. Aslında Jenner halk arasındaki "İnek hastalığına (ellerde çabuk iyileşen bazı yaralara neden olan basit bir enfeksiyon) yakalanan çiçeğe yakalanmaz" söylentisiyle yola çıkmıştı. Edward Jenner adındaki bu doktor, korkunç ve bulaşıcı hastalığı güvenli ve kesin bir yolla önlemenin yöntemini bulduğu için bütün dünyaca tanındı. Çocuk ise ömrü boyunca çiçek hastalığına yakalanmamıştı. Jenner yöntemine "aşılama" yani Latince "vaccination" adını verdi.
    Bundan elli yıl sonra Louis Pasteur laboratuarına getirilen, kuduz bir köpek tarafından ısırılmış olan Joseph Meister üzerinde bazı deneyler yaptı. Ve kuduz aşısını buldu. Ama o da hastalığın sebebinin virüsler olduğunu bilmiyordu. Aslında virüsün tarihi ilk defa tütün yapraklarında oluşan leke hastalığının tespit edilmesiyle başladı. Tütün yapraklarının mozaik şeklinde lekelenmesi nedeniyle buna "tütün mozaik hastalığı" da denir. Dimitri İvanovski bazı süzgeçler kullanarak bunların bakterilerden daha küçük olduğunu bulmuştur. Beş altı yıl sonra, 1898’de, deney Martinus Willen Beijerinck adlı bir Hollandalı botanikçi tarafından yinelendi ve rapor edildi. İvanovski gibi Beijerinck de, ne olduğu bilinmeyen bu bulaşıcı maddenin, birçok kez süzüldüğü halde sağlam tütünleri etkilediğini saptadı. Süzülen bu özüte "hastalık yapan bulaşıcı sıvı(contagium vivum fluidum)" dedi. Latincede zehir anlamına gelen "virüs" adını verdi.
    1700'lü yılların sonlarına doğru Amerika’nın doğu kıyılarında görülen bir başka virüs hastalığı olan sarıhumma da, 1793'de Filedelfia'da korkunç bir salgına neden oldu. Daha sonra yakın tarihte, tüm dünyayı saran grip salgını, 1918–1919 yıllarında, birçok kişiyi etkilerken bir kısmı sonradan zatürree ve başka bakteri hastalıklarına yakalanan yaklaşık on milyon kişinin ölümüne yol açtı. Dahası, bugün, baş üşütmekten ateş yaralarına, mikrobik sarılıktan(enfeksiyöz hepatit) sık sık rastlanan suçiçeği, kızamık ve kabakulak gibi çocuk hastalıklarına kadar pek çok hastalığa virüslerin neden olduğunu biliyoruz.

    Virüs hastalıkları ile uzun süren tanışıklığa karşın ancak son 50–75 yıl içinde tıp araştırmacıları virüsün gerçekten ne olduklarını, nasıl davrandıklarını ve en önemlisi bir sürü hastalığa neden olacak biçimde, canlı dokularını nasıl sardıklarını anlamaya başladılar. Günümüzde, bilimsel araştırmanın büyük aşaması sonucunda, bilim adamları, yalnız hastalıklara neden olan virüslerin büyük bir çoğunluğunu ortaya çıkarmakla kalmamış, bu arada soyaçekim olayını da (Hücre ve dokulardaki fiziksel özelliklerin bir hücre kuşağından diğerine aktarılması) aydınlatmıştır ve belki de yaşamın özü hakkında birçok şey öğrenmiştir.


    VİRÜSLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ

    Louis Pasteur, dünya üzerindeki bazı hastalıkların sebebinin bakteriler olduğunu, bunların çok küçük olduğunu kanıtladı. Bu buluştan sonra virüsler ile bakteriler karıştırılmaya başlandı.
    Bakteriler asit boyalarıyla boyandığı zaman mikroskop altında görülebiliniyorlardı. Ama virüsler bambaşkaydı. Bu canlılar, öyle küçüktüler ki en duyarlı ışık mikroskobu bile onlar seçemiyordu.
    Virüsler, küçük olmalarına karşın, pek çok değişik boyutta ve biçimde olabilirler. Bir kısmı yumuşak ve tüylüdür. Pamuk yumaklarına benzerler; ötekiler ise uzun ve çomak şeklindedir. Virüslerin bir kısmı insan vücuduna hava yoluyla, bir kısmı ise virüs taşıyan insan hapşırık ve öksürükleri ile taşınır. Bazıları da hastalıklı kişilerin dışkısına değmiş besinler ya da sular aracılığıyla bulaşır.
    Bugün, bilinen virüslerin hepsi tam anlamıyla birer asalaktır. Bunlar yalnızca bazı duyarlı organizmaların canlı hücreleri içinde yaşayıp çoğalabilirler. Bir farenin akciğerinde, bir civciv embriyosunun canlı hücrelerinde ya da insanda solunum yolu, karaciğer veya bağırsakta. Canlı hücrelerinden ayrıldığı zaman virüsler bir toz yığınından farksızdır. Kendi başlarına hiç bir şey yapamazlar, yaşamak için uygun bir konakla karşılaşmayı beklerler.
    Çok yüksek sıcaklıklarda ya da bazı antiseptik eriyiklerde işleme konulduğunda, virüslerin canlı hücrelere hastalık aşılama gücü yok edilebilir. Bu tehlikeler dışında virüsler şaşılacak derece dayanıklıdır. Birçok bakteri gibi besin ve sudan yoksun kaldıklarında “ölmezler”.Bunlar, hareketsiz ama tehlikeli bir ”yarı yaşam” sürdürerek, aylarca, yıllarca, hatta yüzyıllarca sağ kalabilirler. Soğuk bile bunları etkilemez. Bundan başka virüslerin çoğu pek çok bakteriyi öldüren sülfamit ve antibiyotiklerden hiç mi hiç etkilenmez.
    Virüslere gerçek anlamda canlı hücre de demek doğru olmaz, birçok canlı hücrenin temel yaşam maddesi olan protoplazmaları yoktur.
    Başka hücreler gibi, kendilerini çevreleyen çeperleri, yani hücre zarları da yoktur. Onlar gibi enerji sağlamak ve protein yapmak üzere basit şekerleri, yağları ve amino asitleri kullanmazlar. Bu da virüslerin büyüyemeyeceklerini gösterir. Bazı virüslerin öylesine yaşamla ilgileri yoktur ki, bunlar laboratuarda kristaller halinde saklanabilir. Her virüs çeşidi çoğunlukla vücudun belirli yerlerinde ve belirli hücrelerinde çoğalabilirler. Örneğin;
    —Çocuk felci ve kuduz virüsü beyin, omurilikte,
    —Grip, nezle virüsü, üst solunum yollarında,
    —AIDS virüsü, akyuvarlarda (T lenfosidi),
    —Sarıhumma virüsü, karaciğerde,
    —Çiçek, kızamık, siğil virüsü, deride çoğalır.
    Tüm bu eksiklerine karşın, virüslerin bütün öteki mikroorganizmalardan ayrıcalı bir gücü vardır. Kendileri en basit bakterilerin bile gerçekleştirdiği yaşam işlevlerini yerine getiremedikleri halde içinde yaşadıkları hücrelere bu yaşam işlevlerini kendi adlarına yaptıracak kadar korkunç güçtedirler. Virüslerin “yaşam gizleri” ve öldürücü güçleri işte buradadır.



    Her yagmur bir gök bulur,
    Her yesil bir dal,
    Her deniz bir martı,
    Her dogacak günes bir kuytu bulur kendine,
    Ama ben senden baska SEN BULAMAMKİ....

  5. #20
    Moderator

    Standart Cevap: Virüsler-Virüsün Tanımı-Virüslerin Genel Özellikleri-Virüslerden Korunma-Virüs

    VİRÜSLERİN YAPISI

    Bütün virüsler iki tip biyokimyasal bileşim içerir. Bunlar nükleik asitler ve proteinlerdir. Bu yapıya nükleoprotein denir. Bu yönüyle kromozomlara ve ribozomlara benzer. Bazı virüsler basit yapılıdır(küçük bir nükleik asit kümesi ve bunun etrafını çevreleyen protein kılıfı).Ötekiler ise, özellikle daha büyük virüsler, temel protein ve nükleik asitlerin yanı sıra karbonhidrat molekülleri, yağlar, bakır ya da sodyum tuzları, enzimler, hatta bazen vitamin dahi bulunduran daha karmaşık yapıdadır.
    Virüsler prokaryot ve ökaryot bir hücrede bulunan organel ve sitoplâzmaya sahip değildir. Örneğin; virüslerde protein sentezi için gerekli olan enzimler ve ribozomlar yoktur. Virüslerde bulunan enzimler metabolik faaliyetlerde ve enerji üretiminde kullanılmaz; sadece kalıtsal maddenin başka hücrelere aktarılması sırasında gireceği hücrenin zarını eritmek için kullanılır.
    Virüslerdeki kalıtım maddesi bazılarında DNA, bazılarında ise RNA’dır. Bu genetik maddeye kısaca “genom” denir.

    VİRÜSLERİN ÇEŞİTLERİ VE YAŞAM BİÇİMLERİ

    Virüsleri üzerinde yaşadıkları ve hastalık yaptıkları canlı grubuna göre; taşıdıkları nükleik asitlere göre ayırıp inceleyebiliriz. Üzerinde yaşadıkları ve hastalık yaptıkları canlı grubuna göre 3’e ayırırız:
    a)Bitkisel virüsler: Bitkilerde hastalık yaparlar. Kalıtım maddesi olarak genellikle RNA bulundururlar. Tütün, patates, marul, salatalık “mozaik virüsleri” örnek verilebilir.
    b)Hayvansal virüsler: Sadece insanlar ve hayvanlarda hastalık yaparlar. Bazıları DNA; bazıları RNA bulundurur. Grip, kızamık, kabakulak, suçiçeği, sarıhumma, çocuk felci, uçuklar, siğiller ve AIDS hayvansal virüslerin sebep olduğu hastalıklardır. Bugün kanserin dahi sebepleri arasında virüsler sayılmaktadır.
    c)Bakteriyofajlar: Bakterilerin içinde yaşarlar ve onları öldürürler. Genellikle DNA bulundururlar. Virüslerin hastalık yaptığı canlı çeşitleri farklı olduğu gibi bir canlının değişik dokularında yaşayan virüsler de farklı olabilmektedir. Özetle virüsler, canlı hücreler içerisinde canlılık faaliyeti gösterebilirler.
    Virüsleri taşıdıkları nükleik asitlere göre de gruplandırabiliriz:
    a)DNA virüsleri: Yönetici molekülleri DNA olan virüslerdir. Hayvanlarda yaşayan virüslerin çoğunluğu DNA virüsleridir. Örneğin, çiçek virüsü, suçiçeği virüsleri DNA virüsleridir. Bakteriyofajlar da DNA virüsüdür.
    b)RNA virüsleri: Yönetici molekülü RNA olan virüslerdir. Bazı hayvan hücreleri ile bitki hücrelerinde yaşayan virüsler RNA virüsleridir. Örneğin, tütün mozaik virüsü, grip, çocuk felci, kızamık, kuduz, kabakulak, sarıhummaya yol açan virüsler RNA virüsleridir.

    VİRÜSLERİN ÇOĞALMASI

    Virüs tutunucu ipleriyle canlı bir hücrenin zarına yapışır, taşıdığı enzimlerle hücre zarını eritir. Kendi kalıtım maddesini konak hücrenin içine gönderir. Kılıfı dışarıda kalır.
    Virüsün hücreninkine çok benzeyen RNA’sı yeni girdiği çevrede hemen bir ana denetim sistemi kurar. Bu yeni sistemin amacı bambaşkadır. Hücreye yararlı maddelerin yapılmasını yönetmek yerine virüsün nükleik asiti hücrenin tüm kimyasal sistemini denetimi altına alır. Öyle ki, hücre artık gelişimini tamamlamış yüzlerce, hatta binlerce virüs oluşturmak amacıyla virüs nükleik asiti üretmek zorunda bırakılır.

    Tüm bu olaylar korkunç bir hızla gelişir. Çoğu kez, virüsün kurban olarak seçtiği hücrenin zarına yapışmasıyla hücrenin patlaması ve içinde oluşan yüzlerce yeni virüsün dışarıya fırlaması arasında 24 dakika gibi kısa bir zaman dilimi vardır. Sonra kurumuş, içi boşalmış, hatta parçalanmış durumdaki hücreyi terk eden yeni virüsler, başka hücrelere saldırıya koyulurlar ve bu olay sürekli yenilenerek ardından parçalanmış, ölü hücrelerden oluşan ve giderek büyüyen bir yığın bırakır. Virüsün hücreyi bu şekilde parçalamasına “lizis” denir.
    Bazı virüsler ise daha da sinsidir. Örneğin; çocuk felci (polyo) virüsleri kendi nükleik asitlerini, içine girdikleri DNA moleküllerine bağlayarak uzun bir süre saklanırlar. Bazen bu tür virüsler bu şekilde bakterilerle ortakyaşarlar. Bu haldeyken bakteriye zararı yoktur. Buna “profaj” denir. Ancak ortaklık her an bozulabilir. Bu şekilde virüs girdiği hücrenin genetik yapısının değişmesine sebep olur.Buna “transformasyon” denir.
    Bu tür virüs saldırısı, doğal olarak kısa bir sürede konak canlıda büyük bir hasar oluşturur. Örneğin; karaciğere saldırmışsa zatürree vücudun her yerine yayılabilir. Eğer virüs omuriliği etkilemişse o zaman felç, hatta ölüm gelebilir; çünkü kas hareketleri ya da solunumu denetleyen sinir hareketleri onarılamaz bir biçimde zarar görmüştür. Karaciğer hücreleri zarar görmüşse kişi aniden karaciğer yetmezliğinden ölür. Bu saldırganlar başlangıçta kendilerini belli etmezler ve aylar, yıllar boyu gizli kalarak, ileride koşulların kendileri için en uygun olduğu bir dönemde ortaya çıkmak üzere sinsi sinsi beklerler.
    Bazı virüsler ise girdiği hücrenin düzensiz bir biçimde çoğalmasına sebep olur. Bu duruma da “reprodüksiyon” denir.
    Her yagmur bir gök bulur,
    Her yesil bir dal,
    Her deniz bir martı,
    Her dogacak günes bir kuytu bulur kendine,
    Ama ben senden baska SEN BULAMAMKİ....

+ Cevap Ver
Sayfa 4/5 İlkİlk ... 2345 SonSon
  • Bu konuyu beğendiniz mi?

    Virüsler Hakkında Kısaca Bilgi

    Güncel Beğeni


    Değerlendirme: Toplam 1 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi 5,00 puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. İskelet Hakkında Kısaca Bilgi
    By MaqiwoL in forum Biyoloji
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 09.10.13, 20:54
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.07.11, 20:23
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.01.10, 20:23
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.04.09, 23:06
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.04.09, 22:40

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.