Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
Sayfa 5/5 İlkİlk ... 345
23 sonuçtan 21 ile 23 arası

Konu: Virüsler Hakkında Kısaca Bilgi

  1. #21
    Moderator

    Standart Cevap: Virüsler-Virüsün Tanımı-Virüslerin Genel Özellikleri-Virüslerden Korunma-Virüs

    VİRÜSLERİN İNSAN SAĞLIĞI İLE İLİŞKİSİ

    Virüs Hastalılarının Başlıca Özellikleri
    Virüslerin tipik yayılma biçimi sümük, balgam ve insan dışkılarından solumun yollarına geçmesiyle olur. Öksürmek, aksırmak, öpüşmek ya da sadece yakın ilişki ve aynı odada bulunmak sonucunda vücudumuza giren paraenfluenza virüsleri ile adeno virüsleridir. Bu virüsler sık görülen soğuk algınlığı, grip, bronşit ve zatürreya neden olurlar. Adeno virüsler ya solunum yoluyla sümük zarına saldırır, ya da vücuda dağılmış lenf düğümlerinde takılır kalırlar. Başka bir virüs olan bağırsak virüsleri bağırsak yolları hücre ve dokularına saldırır ve bozulmuş yiyecek, su ya da yıkanmamış ellerle dolaylı ya da dolaysız değinme ile geçerler.
    Bunlar, yorgunluk ve bitkinlik belirtileri ile bir arada “hastalığa yakalanma” durumunun belirtileridir. Virüs hastalığını teşhis için doktora bu kadar veri yeterlidir. Ve gerçekten bütün virüs hastalıkları kişiyi o kadar bitkin bırakır ki, hastalık geçtikten belirtiler ortadan kalktıktan sonra bile hastanın günlerce, haftalarca (hatta aylarca) kendini toparlayamadığı görülür.
    Virüs hastalıklarını izleyen ve “nekahet devresi” denen dönemde, bakteri hastalıklarına yakalanma olasılıkları arttığından hastaya özel bir önem gösterilmesi gerekir.
    Çeşitli Virüs Hastalıkları
    Bu tür belirtilere ek olarak, birçok virüs hastalıkları, doğrudan vücudun saldırıya uğrayan kısmı ile ilgili belirtiler gösterebilir. Örneğin; sık rastlanan soğuk algınlığı akan ya da tıkanmış bir burun, yanan bir boğaz, öksürme ya da hapşırma eğilimine yol açar. Bronşitte ise, kuru öksürük genel belirti olup, zatürreede hasta göğsünde batıcı ağrıdan, derin öksürükten, hatta bazen nefes darlığından yakınır. Bulantı, kusma, karın kasılması ve ishal genellikle bağırsak hastalıklarının belirtileridir. Belirli virüs hastalıklarında kendilerine özgü cilt kızarması ve kabartılar görülür. Böylece, örneğin; kızamık hastalığı, deri üzerindeki kaba kızılımsı lekelerden anlaşılır.
    Kızıl hastalığının belirtileri ise daha küçük, pembemsi-kırmızı cilt lekeleridir. En bulaşıcı hastalık olarak bilinen suçiçeği ise tüm vücuda yayılan minik su kabarcıkları ile kendini gösterir.
    Virüs hastalıkları arasında en öldürücüsü, Amerika Birleşik Devletleri’nde binlerce genç insanın (koruyucu aşı o zamanlar bulunmadığından) ölümüne neden olan ve bir o kadarını da ömür boyu sakat bırakan çocuk felcidir.
    Aslında bir bağırsak virüsü olmasına karşın, polyo (çocuk felci) virüsü birçok durumda omuriliğe uzanabilmekte ve tüm gövdenin kas hareketlerini denetleyen sinir hücrelerini yok etmektedir. Bölgesel olarak ya da tüm gövdede felç görülebilmekte ve eğer sinir hücreleri ölmüşse kaslar artık eski işlevlerini yapmamaktadır. Soğan ilik iltihabında omuriliğin yukarılarında ya da beynin altındaki sinir hücreleri tamamıyla ölmekte, yutkunma ve soluk almayı sağlayan kasların işlemesine yol açmaktadır. Çocuk felci aşısının Amerika Birleşik Devletleri’nde yaygınlaşmasıyla bu tehlike azalmış ama tümüyle ortadan kalkmamıştır.
    Sık rastlanan ve insanı çoğunlukla savunmasız durumda yakalayan bir virüs iltihabına, söylenmesi biraz güç olan “mononükleozi (kanda çekirdekli lökosit fazlalığı)”virüs adı verilmiştir. Çünkü bu virüs kan dolaşımında özel bir beyaz hücre olarak görülmektedir. Birçok hasta mononükleozi hastalığını hafif atlatır. Ancak belirtiler başka virüs hastalıklarına oranla haftalarca sürebilir. Bunlar lenflerin şişmesi, ateş, bitkinlik, cilt kızarıkları ve karaciğerle dalağın büyümesi gibi belirtiler biçiminde kendini gösterir.
    Belirgin özellikleri nedeniyle başka virüs hastalığından daha söz edelim: Çiçek hastalığı ve sarıhummaya (ki, bir zamanlar bütün dünyanın korktuğu hastalıklardı) aşı uygulamaları sayesinde artık ender rastlanmaktadır.
    Daha çok bir çocuk hastalığı olan kabakulakta virüs tükürük bezlerine saldırmakta, çenenin altında ve yanaklarda ağrı veren şişmelere neden olmaktadır.
    Kızamığa neden olan rubeola virüsü, bazı hastalarda beyne zarar verdiğinden bugün doktorlar bütün çocukların okula başlamadan aşı olmalarını önermektedir. Bu hastalığa gebeliğin ilk yarısındayken yakalanınca, bebekte gelişim bozukluklarına yol açtığı için, doğurma yaşına gelmeden önce genç kızların rubeolaya karşı aşılanmaları öğütlenmektedir.
    Virüs Hastalıklarının İyileştirilmesi
    Açıkça görüldüğü gibi virüs hastalıkları en hafifinden en şiddetlisine değin geniş bir etki alanına sahiptir. Önemli olan asıl sorun, hastalıkların meydana çıktıktan sonra nasıl tedavi edileceğidir.
    Virüsler ve yol açtıkları hastalıklar üzerine tüm bilinenlere karşın, hala kesin bir tedavi yöntemi bulunamamıştır. Doktorlar, virüs hastalıklarında, hastalığı daha da kötüleştirebilecek ikinci bir virüs saldırısını önlemek umuduyla, antibiyotikleri salık verseler de, bunların virüs üzerinde hiç bir etkisi yoktur. En iyi tedavi “zamanı iyi kullanma” dır. Yeterli dinlenme, iyi bir beslenme ve vücudun doğal savunma gücünün ortaya çıkmasını sabırla beklemek. Bu arada, rahatsızlık veren belirtiler basit ilaçlarla giderilebilir; baş ağrıları, kas ağrılarına karşı aspirin, üst solunum yollarındaki rahatsızlıklara karşı burun damlaları ve öksürük şurupları, bağırsak için ishale karşı ilaçlar kullanılabilir.
    Ama uzun sürede, vücudun kendinde yer alan direnme gücü ancak önemsiz virüs saldırılarına karşı koyabilecektir. Bizler, kendimizi daha tehlikeli virüslere karşı, bilimsel yöntemlerle korumalıyız. Çeşitli aşıların nasıl geliştirildiğini virüs hastalıklarını önlemek için neler yapıldığı tıp tarihinin en heyecanlı konularındandır. Ve tümü henüz yayınlanmış değildir.

    VİRÜSLERDEN KORUNMA

    Antibiyotikler virüslere etki edemezler. Çünkü enzim sistemleri yoktur. Ancak hücreler bazı virüslere karşı bağışıklık kazanmakta olup, aynı virüs tarafından ikinci defa enfekte edilemezler. Bu tür hücreler virüslere karşı özel savunma maddeleri üretirler. Bunlara “interferon” denir. Kızamık, kabakulak, kızıl, gibi hastalıklar bu şekildedir. Birçok virüse karşı interferonlar da etkisiz kalmaktadır(AİDS virüsü gibi).Bunda en büyük faktör virüs genetik maddesinin sürekli kendisini değiştirerek yeni yeni şekiller almasıdır(Rekombinasyon).
    Virüsleri öldürmek ancak yüksek sıcaklık, pH, radyasyon, ültraviyole ışınları tutmak ve kurutmakla mümkün olabilir.











    Virüslerin özelliklerini maddeler halinde sıralayalım

    Virüsler hücresel yapıya sahip olmayan, nükleon protein (Nükleik asit + Protein) yapıdaki varlıklardır.

    *Canlılar ile cansızlar arasında geçiş formudur.
    *Virüsler ancak, canlı hücrelerde yaşayabilen mecburi parazitlerdir.
    *İçinde yaşadıkları hücrenin metabolik mekanizmasını kendi kendine göre kullanır.
    *Virüsler cansız ortamlarda kristalleşirler.
    *Virüsler ancak elektron mikroskobuyla görünebilen, küre veya çubuk şeklinde yapılardır.
    *virüsler DNA veya RNA ile protein kılıftan oluşmuşturlar.
    *Kalıtım materyaline (DNA veya RNA) genom adı verilir.
    *Virüsler haploittirler (n kromozomlu).
    *Virüsler hücresel yapıya sahip olmadıkları gibi bir organeli yoktur. Bu yüzden hiçbir hayati faaliyet göstermezler.
    *Virüslerde sadece kuyruk bölgesinde içine girecek hücrenin zarını eritecek özel enzimler bulunur.
    *Virüsler sadece canlı hücre sayesinde çoğalırlar.
    *Virüslerin kalıtım materyali çok çabuk mutasyona uğradığı için birçok yeni virüs çeşitleri oluşur.
    Her yagmur bir gök bulur,
    Her yesil bir dal,
    Her deniz bir martı,
    Her dogacak günes bir kuytu bulur kendine,
    Ama ben senden baska SEN BULAMAMKİ....



  2. #22
    Moderator

    Standart Cevap: Virüsler-Virüsün Tanımı-Virüslerin Genel Özellikleri-Virüslerden Korunma-Virüs

    Virüs




    Virüs, bakterilerden küçük olan ve konak olarak canlılar dünyasının her üç üst âlemini (Archaea, Bacteria, Eukarya) de kullanabilen parazit nitelikli enfeksiyon ajanlarının genel adıdır.
    Virüs, canlı hücreleri enfekte edebilen mikroskopik taneciktir. Virüsler ancak bir konak hücreyi enfekte ederek çoğalabilirler. En temel haliyle bir virüs, kapsit adlı bir protein örtü içinde bulunan genetik malzemeden oluşur. Ökaryot (hayvan, mantar ve bitkiler) ve prokaryotlar (bakteri ve arkaeler) virüsler tarafından enfekte edilebilirler. Bakterileri enfekte eden virüsler bakteriofaj veya kısaltılmış olarak fajdiye adlandırılırlar . Sözcük Latince virus (zehir) sözcüğünden türemiştir; sıfat hali viraldir. Virüslerin incelendiği bilim dalına viroloji denir; bu dalın bilim insanları da virologlardır. Virüsler birçok insan hastalığına neden olurlar; bunlara AIDS, grip ve kuduz örnek verilebilir. Bu tür hastalıkların tedavisi zordur, çünkü antibiyotikler virüslere etki etmezler ve az sayıda antiviral ilaç bilinmektedir. Viral hastalıkları engellemenin en iyi yolu, bağışıklık geliştirmeye yarayan aşıdır.
    Virüslerin canlı olup olmadığı uzun boylu tartışılagelmiştir. Hayat tanımının genel kabul görmüş olan tüm kıstaslarını karşılamadığı için çoğu virolog onları cansız sayar. Konak hücre dışında çoğalamadıklarından, zorunlu hücre içi parazitlerine benzerler ama parazitlerden farklı olarak virüsler gerçek organizma sayılmazlar. Diğer farklılıkların yanısıra, virüslerin hücre zarı ve kendi metabolizmaları yoktur. Canlı sayılan bazı organizmalar da virüsler gibi hem canlı hem cansızların özelliklerine sahip olduklarından bu konuda kesin bir yanıt bulmak zordur. Virüsleri canlı sayanlara göre onlar Theodore Schwann tarafından öne sürülmüş hücre teorisinin bir istisnasıdırlar, çünkü virüsler hücre değildirler.

    Konu başlıkları

    • Keşif
    • Kaynakları
    • Sınıflandırma
    • Yapı
      • Büyüklük

    • Genetik malzeme
    • Çoğalma
    • Canlılık tartışması
    • Virüsler ve hastalık
    • Tespit, saflaştırma ve tanı
    • Korunma ve tedavi
    • Uygulama alanları
      • Biyoloji
      • Silah


    Keşif

    Bilgisayarda yaratılmış adenovirüs resmi


    Kuduz gibi viral hastalıklar, insanları asırlarca etkilemiştir. Eski Mısır'da çiçek hastalığı olduğuna dair hiyeroglif kanıtlar vardır. Ancak, bu hastalıkların nedeni ancak yakın zamanlarda keşfedilmiştir. 1717'de Osmanlı İmparatorluğu'nda İngiliz sefirinin eşi olan Mary Montagu, Türk kadınlarının çiçek hastalığına karşı çocuklarını aşıladığını gözlemlemiştir. 18. yy sonlarında Edward Jenner, daha evvel inek çiçeği hastalığı geçirmiş Sarah Nelmes adlı bir sütçü kadının, benzer bir hastalık olan çiçek hastalığına bağışıklığı olduğunu farkedip, bu gözlemine dayanarak ilk başarılı aşıyı geliştirmiştir. Uzun süreli bir aşı kampanyası sonucunda Dünya Sağlık Örgütü1979'da çiçek hastalığının ortadan kalktığını ilan etmiştir.
    19. yy. sonlarında Charles Chamberland porselenden yapılmış bir filtre imal etmiştir[4] ve bu filtre ilk tanımlanmış virüs olan tütün mozaik virüsünün araştırılmasında kullanılmıştır. Kısa bir süre sonra Dimitri İvanovski enfekte olmuş tütün bitkilerinin yapraklarından elde edilen özütün, içindeki bakteriler bu filtreden geçirilerek arındırıldıktan sonra dahi sağlıklı bitkileri hasta edebildiğini göstermiştir. Yaklaşık aynı zamanda, başka araştırmacılar da filtrelenebilen enfeksiyöz etmenlerin varlığını belgelemiş ve başka deneylerle de virüslerin bakterilerden farklı olduğunu, fakat canlılarda hastalık yapabildiklerini göstermişlerdir. "Virüs" terimi, ilk olarak Hollandalı mikrobiyolog Martinus Beijerinck tarafından kullanılmıştır.
    20. yy başlarında Frederick Twort, bakterilerin virüslerin saldırısına uğrayabildiğini keşfetmiştir. Ondan bağımsız olarak çalışmakta olan Felix d'Herelle, virüs çözeltisinin agar üzerine yayılmış ince hücre kültürlerinde ölü hücrelerden oluşan bölgelere yol açtığını göstermiş ve ölü bölgeleri sayarak süspansiyondaki virüs sayısını hesaplayabilmiştir. Virüsleri görmek ise elektron mikroskopunun icadı ile mümkün olmuştur. 1935'te Wendell Stanley tütün mozaik virüsünü kristalleştirip onun başlıca proteinden oluştuğunu göstermiştir. Kısa bir süre sonra virüs, protein ve nükleik asit kısımlarına ayrıştırılmıştır.

    Kaynakları
    Modern virüslerin kaynakları bilinmemektedir. Tüm virüslerin varlığını açıklayabilecek tek bir mekanizma olmayabilir. Virüsler iyi fosilleşmediği için, onların nasıl ortaya çıkmış olabileceğine dair hipotezlerin oluşturulmasında moleküler teknikler yararlı olmuştur. Halen iki ana hipotez vardır:
    • Birkaç genden oluşan virüsler canlı organizmaların genomlarından kaynaklanan nükleik asit parçaları olabilir. Genetik malzemeleri plazmid veya transpozon gibi aktarılabilir genetik elemanlardan türemiş olabilir, çünkü bunlar genomların içinde yer değiştirebilir, genomlara girip çıkabilir.
    • Büyük genomlu virüsler (Poxviridae gibi), bir zamanlar kendilerinden daha büyük konak hücrelerde parazitlik yapan küçük hücreler olabilirler. Zaman içinde parazitik hayat tarzları için gerekli olmayan genler ters evrim süreci içinde kaybolmuş olabilir. Ricketsia ve Chlamydia bakterileri konak hücreler içinde çoğalan canlı hücrelerdir. Bu bakterilerin varlığı bu hipotezi desteklemektedir, çünkü hücre dışında yaşamalarına olanak sağlayan genlerini kaybetmiş olmaları muhtemel görünmektedir.

    Virüslerden daha da basit yapıya sahip olan enfeksiyöz tanecikler arasında viroid, uydu virüs ve prionlar sayılabilir.


    Sınıflandırma
    Fosillerinin olmaması ve virüslerin canlı olup olmadığı tartışmaları nedeniyle taksonomide virüslerin sınıflandırılması sorunlu olmuştur. Biyolojik sınıflandırmadaki üst âlemlerin (domain) içine kolayca yerleştirilemedikleri için sınıfları takımAcytota adı önerilmiştir. Bu öneriye göre virüsler Bakteria, Arkea ve Eukaryota üst âlemlerine denk bir taksona aittirler. Halen her familya bir takımın içinde yer almamaktadır ve her cins de bir familyanın içine yerleştirilmemiştir. basamağından başlatılmıştır. Ancak, bir üst âlem ismi olarak
    Bir sınıflandırma örneği olarak su çiçeği virüsü Herpesviridae familyası, Alphaherpesviridae alt familyası ve Varicellovirus cinsine aittir. Takım olarak yerini almamıştır.
    İsimlendirmede genel yapı şöyledir:
    Takım (-virales) Familya (-viridae) Altfamilya (-virinae) Cins (-virus) Tür (-virus) Uluslararası Virüs Taksonomi Komitesi (International Committee on Taxonomy of Viruses, ICTV) mevcut sınıflandırma sistemini oluşturmuş ve familyaların homojenliğini sağlamak amacıyla virüslerin bazı özelliklerine daha fazla ağırlık verilmesi yönünde yönergeler hazırlamıştır. Taksonomların bir virüsün takımını belirlerken içerdiği nükleik asit türüne, nükleik asitin tek mi, çift sarmallı mı olduğuna, ve bir zarının olup olmadığına dikkat etmesi gerekmektedir. Bu üç ana özelliğin ardından diğer yönleri göz önüne alınabilir: konak tipi, kapsit şekli, bağışıksal özellikleri ve neden olduğu hastalık tipi.
    Bu sınıflandırma sistemine ek olarak Nobel ödüllü biyolog David Baltimore, Baltimore sınıflandırması sistemini geliştirmiştir. Bu sistemde virüsler, çoğalma ve genom tiplerine bağlı olarak yedi gruptan birinde yer alırlar. Modern sınıflandırmada ICTV sistemi, Baltimore sistemi ile beraber kullanılır.

    Yapı
    Bir bütün virüs taneciği, virion olarak da adlandırılır, aslında bir gen taşıyıcısından fazla bir şey değildir; kapsit olarak adlandırılan bir protein örtü ile çevrili nükleik asitten ibarettir. Kapsit, viral genom tarafından kodlanan proteinlerden oluşur, şekli ise virüsün morfolojik ayrımında kullanılır. Protomer olarak adlandırılan protein birimler kendi kendilerine bir araya gelerek kapsiti oluştururlar, bu süreçte genomun bir katkısı olmaz. Ancak, bazı virüsler kapsidin oluşmasına yardım eden proteinler kodlar. Nükleik asitle temas halinde olan proteinler nükleoprotein olarak adlandırılırlar, nükleik asitle temas halinde olan kapsit proteinlere nükleokapsit denir.
    Genel olarak dört ana virüs morfoloji tipi vardır:
    1. Sarmallı virüsler


    Sarmallı kapsit şeması

    Sarmallı kapsitler merkezî bir boşluk etrafına dizilmiş, spiral merdiven gibi bir yapı oluşturan, tek tip bir protomerden oluşur. Bu düzenden çubuk şekilli virionlar meydana gelir, bunlar kısa ve bükülmez, veya uzun ve esnek olabilirler. Uzun sarmallı tanecikler dış güçler tarafından kırılmamak için esnek olmak zorundadır. Genetik malzeme korunaklı bir şekilde tüpün içinde yer alır. Sarmallı kapsitin uzunluğu içindeki nükleik asiitn uzunluğu ile ilintilidir, çapı ise protomerlerin toplam uzunluğu ve yerleşme düznüyle iliskilidir. İyi çalışılmış olan tütün mozaik virüsü bir sarmallı virüs örneğidir.

    2. İkosahedral virusler


    İkosahedral virionların elektron mikrografı


    İkosahedral kapsit simetrisi az büyültme ile bakılınca küresel bir görünüm verir ama aslında kapsomerler düzenli bir geometrik düzen içinde yerleşiklerdir, bir futbol topuna benzerler. Kapsomerler, protomerlerin beş veya altı kopyasından oluşan halkasal yapılardır. Bunlar kovalent olmayan bağlarla birbirleriyle birleşerek viral nükleik asiti içlerine alırlar. Ancak, bu kapsitler, sarmal kapsitler kadar sıkı bir şekilde nükleik asidi sarmazlar ve bir veya iki protomerden oluşabilirler. İkosahedral yapı, R. Buckminster-Fuller tarafından jeodezik kubbe tasarımında da kullanılmıştır. Tek tip yapı taşı kullanarak dayanıklı ve kapalı bir yapı oluşturmanın en verimli yoludur.
    Küresel bir virüs meydana getirmek için gereken protein sayısına T-sayısı denir, bu sayı proteın sayısının 60 katıdır. Hepatit B virüsü durumunda T-sayısı 4'tür, dolayısıyla kapsiti oluşturmak için 240 protein birleşir.

    3. Örtülü virusler


    Örtülü HIV'in şekli

    Protein kapsite ek olarak bazı virüsler hücredeki zarlardan birinin (hücrenin dış zarı veya, çekirdek, endoplazmik retikulum gibi hücrenin içindeki yapılardan birinin zarının) değişime uğramış bir biçimini de ele geçirip viral örtü denen bir lipit zar elde ederler. Bu zarda bulunan proteinler hem viral, hem konak genom tarafından kodlanmıştır, ama zardaki lipit ve karbonhidratlar tamamen konağa özgüdür. Grip virüsü ve HIV bu stratejiyi kullanırlar. Örtü, virionları kimyasallara ve enzimlere karşı korur, bu yüzden örtülü viruslerin sadece kapsidi olan virüslere kıyasla bir üstünlüğü vardır. Üzerinde bulunan proteinler arasında reseptör işlevi gören glikoproteinler de bulunabilir. Bunlar sağlıklı hücrelerin virionları "dost" olarak algılayıp onları hücre içine almalarını sağlayabilir. Çoğu örtülü virüs enfeksiyon yapabilmek için örtüsüne muhtaçtır.
    4. Karmaşık virüsler

    Bacteriofaj şeması


    Bu virüslerin kapsitleri ne sırf sarmallı, ne sırf ikosahedraldir, ayrıca protein kuyruk veya karmaşık bir dış duvar gibi yapılara sahiptirler. Bazı bakteriyofajların ikosahedral bir kafaya bağlı sarmallı bir kuyruktan oluşan karmaşık bir yapıları vardır. Kuyruğun ucunda altıgen şekilli bir plaka, ondan da dışarı doğru uzanan protein lifler vardır. Çiçek virüsgiller (Poxviridae'ler) ender morfolojiye sahip büyük, karmaşık virüslerdir. Viral genom nükleoit olarak adlandırılan merkezi bir diskin içindeki proteinlere bağlıdır. Nükleoit, bir zar ve işlevi bilinmeyen iki yan cisimle çevrilidir. Virüsün, üzeri kalın bir protein tabakasıyla kaplı bir dış zarı vardır. Viral tanecikler ovoid ile tuğla biçim arasında değişebilen bir biçimsel çeşitlilik gösterir.

    Büyüklük



    Virüslerin diğer canlılar ve biyomoleküllere göreceli olarak büyüklük dağılımı


    Bir virüsün büyüklüğünün bir pireninkine oranı, bir insanın boyununun Everest dağının iki katı yükseklikte bir dağın yüksekliğine olan oranına yaklaşık eşittir. Bazı filoviruslerin toplam uzunluğu 1400 nm'yi bulur, ama kapsit çapları sadece 80 nm'dir. Üzerinde çalışılmış virüslerin çoğunluğunun kapsit çapı 10 ile 300 nanometre arasındadır. Çoğu virüs ışık mikroskobuyla görülemeyecek kadar küçük olmakla beraber bazıları en küçük bakterilerden daha büyüktür ve yüksek büyültme altında görülebilirler. Virüs taneciklerin gözlemlenmesinde hem tarama hem de transmisyon elektron mikroskobu yaygın olarak kullanılır.
    Normal virüslerin büyüklükleri konusunda yukarıda verilen rakkamlara bir istisna, 400 nm çaplı mimivirüslerdir. Bunlar viral genom büyüklüğünde 1000 gen (bazı bakterilerin sadece 400 geni vardır) ve 1.2 megabaz uzunluk ile rekor büyüklüğe sahiptir. Büyük genomları hem prokaryot hem de ökaryotlarda korunmuş pek çok gen içerir. Bu virüslerin keşfi, virüsleri sadece hareketli genetik elemanlar olarak gören mevcut bakış açısına bir tezat oluşturmuş, birçok bilim insanının canlı organizmalarla virüsler arasındaki tartışmalı sınırı yeniden gözden geçirmeye itmiştir.

    Genetik malzeme

    Poliyoma virüsü virionlarının elektron mikrografı



    Virüslerde hem DNA hem RNA bulunabilir ama genelde ikisi birden olmaz. Bunun bir istisnası insan sitomegalovirüsüdür, onda bir DNA çekirdek ve birkaç mRNA parçası bulunur. Virüslerde bulunan nükleik asit, türüne bağlı olarak tek veya çift iplikli olabilir. Dolayısıyla virüslerde dört olası nükleik asit türü de vardır: Çift iplikli DNA, tek iplikli DNA, çift iplikli RNA ve tek iplikli RNA. Hayvan virüslerinde bu kombinezonların hepsi gözlemlenmiştir, bitki virüslerin ise genelde tek iplikli RNA'ya sahiptirler. Bakteriyofajlarda genelde çift iplikli DNA olur. Ayrıca, virüs nükleik asitleri arasında doğrusal da halkasal da olanlar vardır.
    Genom büyüklüğü viral türler arasında büyük çeşitlilik gösterir. En küçük genom yalnızca dört protein kodlar ve yaklaşık 106 dalton ağırlığındadır, en büyüğü ise yüzden fazla protein kodlar ve 108 dalton ağırlığındadır. Bazı virüs türlerinin genomunda sitozin yerine hidroksimetilsitozin gibi anormal nükleotitler bulunur.
    Tek iplikli RNA virüslerindeki zincirler ya pozitif anlamlı (artı iplikli de denir), ya da negatif anlamlı (eksi iplikli denir) olarak adlandırılabilir, viral mRNA'yı tümleyici olup olmadıklarına bağlı olarak. Pozitif anlamlı viral RNA, viral mRNA'nın aynısıdır ve derhal konak hücre tarafından çevirisi yapılabilir. Negatif anlamlı viral RNA, mRNA'yı tümleyici olduğu için bir RNA polimeraz tarafından önce pozitif anlamlı RNA'ya dönüştürülmesi gerekir, çevrilebilmek için.
    Çift iplikli RNA genomlarının hepsi ve bazı tek iplikli RNA genomları parçalıdırlar, yani ayrı parçalardan oluşurlar. Her parça bir protein kodlayabilir ve bu parçalar genelde bir kapsidin içinde yer alırlar. Enfeksiyöz olmak için bu genom parçalarının hepsinin aynı virion içinde yer alması gerekmez, brom mozaik virüs'de görüldüğü gibi.

    Çoğalma
    Viral topluluklar hücre bölünmesiyle büyümezler çünkü hücresel değillerdir; konak hücrenin metabolizması ve mekanizmasını kullanarak kendilerini kopyalarlar. Litik veya lisojenik döngüleri olabilir, bazı virüslerde bunların ikisi de olabilir. Bir virüs hücreyi öldürmeden ona zarar verici etkiler gösterebilir, bunlara sitopatik etkiler denir.
    Litik döngüde (örneğin T4 fajında), virüsün etkisiyle konak hücreler virüsün çoğalması için gerekli olan proteinleri imal etmeye başlarlar. Proteinlerin yanısıra virüs genomunun da çoğaltılmasını sağlar. Bunun için kullanılan yöntem virüsün genom tipine bağlıdır. Oluşan yeni virionlar kendiliklerinden bir araya gelebildikleri gibi moleküler şaperonların yardımıyla da oluşabilirler. Genom kopyalandıktan ve kapsit oluştuktan sonra virüs, yeni virionların salınabilmesi için hücrenin parçalanmısını sağlar. Bazı virüsler ise hücreyi parçalamak yerine, eksositoz adı verilen yolla, hücre zarından geçerek dışarı salınırlar, bu arada hücre zarının bir kısmını da viral örtü olarak alırlar.
    Buna tezat olarak, lisojenik döngüde hücre parçalanmaz, viral genom konak DNA ile bütünleşir ve onunla beraber çoğalır. Virüs hücrenin yavrularına aktarılır. konak hücrenin bir parçası haline gelen virüs uzun bir süre öyle kalabilir, ama uygun şartlarda tekrar aktif hale gelip litik döngüye geri girebilir.


    Bakteriyofajların renklendirilmiş elektron mikrografı

    Bakteriofajlar kendilerine has bakterileri enfekte ederler, bunun için bakterinin yüzeyünde bulunan reseptör proteinlere bağlanıp hücrenin içine girerler. Kısa bir süre içinde, bazen birkaç dakikada, bakterinin polimerazları viral mRNA'nın proteine çevirisine başlarlar. Bu proteinler ya yeni virionları oluşturular, ya yeni virionların oluşmasına yardımcı olurlar veya hücre parçalanmısını sağlarlar. Viral enzimler hücre zarını parçalarlar ve T4 fajı durumunda, enfeksiyondan yirmi dakika sonra üç yüzden fazla faj salınır.
    Hayvan DNA virüsleri, (herpes virüsleri gibi) konak hücrenin içine endositoz yoluyla girerler. Genelde, virüs uygun bir hücre zarı reseptörü ile tesadüfi bir çarpişma sonucunda ona bağlanır sonra da hücre içine alınır. Viral genom kapsitten dışarı salınır ve konak polimerazlar viral mRNA'yı okumaya başlarlar. Yeni virionlar ya hücre paçalanması ya da hücre zarında tomurcuklanarak hücreden dışarı salınırlar.
    Hayvan RNA virüsleri çoğalma mekanizmalarına bağlı olarak üç farklı gruba ayrılabilirler. RNA'nın tek veya çift iplikli olması, ve tek iplikli olması durumunda onun polaritesi, virüsün çoğalma mekanizmasını belirler. Tek iplikli RNA'lar pozitif veya negatif anlamlı olabilirler, ayrıca çift iplikli RNA virüsleri vardır. Bazı RNA virüslerinin içinde DNA vardır ama çoğalmak için önce RNA'ya kopyalanırlar. RNA virüsleri çoğalmak için virüs tarafından kodlanan bir RNA replikaz enzimine muhtaçtırlar.
    Retrovirüsler ters transkripsiyon yoluyla çoğalırlar, yani bir RNA şablonundan DNA oluşurtururlar. RNA genomlu virüsler bir DNA ara ürün aracılığıyla çoğalırlar, DNA genomlu olanlar ise bir RNA molekülü oluşturarak çoğalırlar. Her iki tip ters trasnkripsiyon virüsü de nükleik asit dönüçümü üçün ters transkriptaz enzimi kullanırlar.
    Her yagmur bir gök bulur,
    Her yesil bir dal,
    Her deniz bir martı,
    Her dogacak günes bir kuytu bulur kendine,
    Ama ben senden baska SEN BULAMAMKİ....

  3. #23
    Moderator

    Standart Cevap: Virüsler-Virüsün Tanımı-Virüslerin Genel Özellikleri-Virüslerden Korunma-Virüs

    Canlılık tartışması

    Rotavirüs virionları
    Virüsler ve canlı hücreler, DNA veya RNA, ve proteinler gibi ortak bileşiklere sahiptirler. Lakin biyokimyacı Wendel Stanley'nin tanımına göre virüsler biyolojik moleküllerden "basit" oluşumlardır. Organik moleküllerin kendi kendilerine yapısallaşma özeliklerinin bir sonucudurlar ve dolayısıyla canlı sayılmazlar. François Jacob da virüsler hakkında "bir kültür ortamına yerleştirildiklerinde virüslerin bir metabolik faaliyeti yoktur, enerjiyi ne üretebilirler ne de kullanabilirler, ne büyür ne çoğalabilirler, canlıların bu ortak özelliklerinden hiç biri yoktur onlarda" der. Virüsler ancak canlı bir hücrenin enzimlerini kullanarak çoğalabilirler. Ayrıca, virüsler DNA veya RNA'dan birine sahip olsalar da, canlı hücrelerde olduğu gibi bunların ikisi birden yoktur.
    Öte yandan son yıllarda yapılan yeni keşifler virüslerin canlılığı hakkındaki tartışmayı yeniden gündeme getirmiştir. Amipleri enfekte eden Mimivirüsün 1200 geni vardır, ki bu rakkam bazı bakterilerin gen sayısından daha fazladır. Bu virüslerin genleri arasında normalde virüslerde bulunmayan, canlı hücrelerde bulunan 30 kadar gen vardır, örneğin protein sentezi ve DNA tamirinden sorumlu enzimleri kodlayan.
    Virüslerin canlı olup olmadığı tartışması sürmektedir. Sorunun cevaplandırılması için "hayat nedir?" sorusunun cevabı gerekmektedir. Zooloji ve botaniğe dayalı kıstaslara göre virüsler canlı değildir. Ancak, bu çıkarım canlı olduğu kabul görmüş varlıkların özelliklerinden genelleme yaparak elde edilmiştir ve yıllar boyunca keşfedilmiş, gittikçe daha küçük canlı türlerini göz önüne alarak sürekli değiştirilmiş tanımlara dayalıdır. Eğer hayat temel ilkelere göre tanımlanırsa, canlılığın en temel kıstası çoğalma yeteneğidir. Virüsler çoğalabildiklerine göre canlı oldukları, veya konak hücreler olmadan çoğalamadıkları için canlı olmadığı iddia edilebilir. Öte yandan pek çok canlı da diğer canlıların ürettiği gıdalar olmadan ne büyüyebilir ne çoğalabilir. Virüslerin canlı olup olmadığı kullanılan hayat tanımına bağlıdır.

    Virüsler ve Hastalık


    Ebola virüsü


    Marburg virüsü




    Virüslerin neden olduğu yaygın hastalıklara örnek olarak soğuk algınlığı, grip, su çiçeği ve uçuk gösterilebilir. Virüslerin neden olduğu daha ciddi hastalıklar arasında Ebola, AIDS, çiçek gibileri örnek verilebilir. Ebola virüsü kanamalı ateşe neden olur. Virüslerin hastalık yapma yeteneğine virülans denir.
    Virüslerin hastalığı meydana getirmesine sağlayan çeşitli mekanizmalar vardır. Hücresel seviyede bunların başlıcası hücrenin parçalanması (lizis) sonucu ölümüdür. Çok hücreli canlılarda yeterince çok sayıda hücre ölürse canlının kendisi de bundan etkilenmeye başlar. Çoğu virüsler homeostaz bozulmasına neden olur, ama bazıları nispeten zararsız bir şekilde canlının içinde varlıkların sürdürebilirler. Bunun bir örneği uçuk yapan herpes simpleks virüsünün insan vücudunda inaktif olarak bulunmasıdır. Bazı virüsler girdikleri hücre uygun değilse çoğalamazlar ama gene de hücrenin genomuna kendilerini dahil ederek varlıklarını sürdürebilirler. Onkojenik virüsler bu yolla hücrede bir değişim meydana getirirler, hücrenin kontrolsuz bir şekilde çoğalmasını sağlayıp kansere yol açarlar.

    Tespit, Saflaştırma ve Tanı



    Viral plak testi


    Laboratuvarda virüsleri çoğaltma ve tespit etmek için çeşitli yöntemler vardır. Kültürlenmiş hücreler bir virüsle enfekte edildikten sonra ortama salınan virüslerin saflaştırılması için santrifüjleme yöntemleri, amonyum sülfat veya etilen glikol ile çökeltme, veya hücre bileşenlerinin organik çözücülerle arıtılması gibi teknikler kullanılır.
    Virüslerin tespiti ve miktarlarının belirlenmesi için kullanılan yöntemler arasında:

    • Hemaglütinasyon testi. Bir alyuvar süspansiyonuna virüsler eklenir, alyuvarların kümeleşmesine (aglütinasyonuna) bakılarak virüs sayısı belirlenir. Kümeleşmenin nedeni, virüslerin alyuvarların yüzeyine bağlanarak hücreleri birbirine bağlamalarıdır.
    • Elektron mikroskobu ile doğrudan sayım. Derişik bir virüs süspansiyonu, konsantrasyonu bilinen bir mikroskopik bilye süspansiyonu ile karıştırılır ve bu karışım özel bir yüzeyin üzerine damlatılır. Yüksek büyültme altında virüs tanecikleri ve suni bilyeler sayılarak virüslerin konsantrasyonu hesaplanır.
    • Plak sayımı. Kültür kaplarında konak hücreler ince bir tabaka halinde büyütülür. Bir virüs süspansiyonu ayrı tüplerde farklı oranlarda seyreltilip bu kaplara eklenir. Her bir virüs tanesi çoğalarak birbirine bitişik çok sayıda hücreyi öldürür, hücre tabakasında bir delik (plak) oluşmasına neden olur. Plakların sayısından o kaba kaç tane virüs eklenmiş olduğu anlaşılır, buna dayanarak virüs konsantrasyonu hesaplanabilir.

    Hastalardan yeni bir hastalığın virüsünün tespiti (yakın geçmişten ebola veya HIV örnekleri verilebilir) ve o virüsün saflaştırılması özelleşmiş laboratuvarlar, ayrıca moleküler biyolog ve virolog gibi uzmanlar gerektirir. Bu genelde devlet laboratuvarlarının gayretleriyle gerçekleştirilir ve zor durumlarda Dünya Sağlık Örgütü gibi kuruluşların yardımını gerektirebilir.

    Korunma ve Tedavi
    Virüsler konaklarının hücresel mekanizmalarını kullanarak çoğaldıkları için konağı öldürmeden onları yok etmek mümkün değildir. En etkili tıbbî müdahele enfeksiyona karşı korunmayı sağlayan aşılanmadır. Enfeksiyon sonucu oluşan semptomları tedavi etmek için çeşitli ilaçlar mevcuttur. Antibiyotikler (tanımları gereği) bakteriler içindir, virüsler üzerinde etkisizdir. Ancak acil durumlarda hastanın belirtilerinin nedeni olan enfeksiyonun viral mi bakteriyel mi olduğu anlaşılana kadar antibiyotik tedavisine başlamak tedbirlidir.
    Hücre ortamı dışında virüsler dezenfektan malzemelerle (çamaşır suyu, etanol, gluteraldehit, formaldehit) etkisiz hale getirilebilirler.

    Uygulama Alanları



    Polio virüsü

    - Biyoloji
    Virüsler moleküler ve hücresel biyolojide hücrelerin işlevlerini anlamak için kullanılırlar. Örneğin genetikte, ayrıca DNA çoğalması, transkripsiyon, RNA işlenmesi, translasyon, protein taşıması ve immünoloji gibi temel hücresel mekanizmaların anlaşılmasında virüslerin büyük katkısı olmuştur.
    Genetikçiler hücrelerin içine genleri sokmak için virüsleri taşıyıcı araç (vektör) olarak kullanır. Hücrenin yabancı bir birleşiği üretmesini sağlamak, veya bir genin genomda yer almasının etkisinin anlaşılmasında kullanılan yararlı bir yöntemdir bu. Bu yöntem kanser tedavisi ve gen terapisinde de kullanılır.

    - Silah





    Yeniden yaratılmış 1918 influenza virüsü

    Virüs salgınlarının insan toplumları üzerindeki etkileri onların biyolojik savaş için silah olarak kullanılabileceği endişesini gündeme getirmiştir. 1918 influenza salgını virüsünün laboratuvarda yeniden yaratılması bu yöndeki endişeleri daha da artırmıştır. Çiçek virüsü yok edilmeden evvel tarih boyunca pek çok toplumu harabetmiştir. Günümüzde çiçek virüsü güvenlik altında tutulan bir kaç laboratuvarda hâlâ mevcuttur ve onun çalınıp silah haline getirilebilmesi olasılık dahilindedir. Modern dünya toplumlarında çiçek hastalığına karşı oluşmuş bir bağışıklık olmadığından dolayı, bu virüsün salgını kontrol altına alınana kadar muazzam hayat kaybı meydana gelebilir.
    Her yagmur bir gök bulur,
    Her yesil bir dal,
    Her deniz bir martı,
    Her dogacak günes bir kuytu bulur kendine,
    Ama ben senden baska SEN BULAMAMKİ....

+ Cevap Ver
Sayfa 5/5 İlkİlk ... 345
  • Bu konuyu beğendiniz mi?

    Virüsler Hakkında Kısaca Bilgi

    Güncel Beğeni


    Değerlendirme: Toplam 1 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi 5,00 puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 19.05.14, 00:22
  2. İskelet Hakkında Kısaca Bilgi
    By MaqiwoL in forum Biyoloji
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 09.10.13, 20:54
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.01.10, 20:23
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.04.09, 23:06
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.04.09, 22:40

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.