Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
3 sonuçtan 1 ile 3 arası

Konu: Solunum Nedir? Solunum Neye Denir? Solunum Hakkında Bilgi Solunum Sistemleri Nelerdir

  1. #1
    Mavi Admin
    Sponsorlu Bağlantı

    Solunum Nedir? Solunum Neye Denir? Solunum Hakkında Bilgi Solunum Sistemleri Nelerdir

    Sponsorlu Bağlantı

    Solunum Nedir? Solunum Neye Denir? Solunum Hakkında Bilgi Solunum Sistemleri Nelerdir? Solunum Çeşitleri Solunum Sistemleri

    Oksijen havadan alınıp hücrelere kadar taşınması;yanma sonucu oluşan CO2’nin vücuttan atılması olayına solunum denir. Bu görevi gerçekleştiren solunum sistemleri denir. Genel anlamda solunum canlı organizmada gaz değişimini ifade etmek için kullanılır. Hücrelerin besinleri oksijenle yanarak enerji elde etmesi sırasında yan ürün olarak CO2 çıkar.

    HÜCRE İÇİ SOLUNUM
    Karbonhidrat,yağ,gibi bileşiklerin kimyasal bağlarındaki enerjisiyle ATP sentezleşmesine denir.

    HÜCRE DIŞI SOLUNUM
    Canlıların dış ortamdan oksijen alıp dış ortama karbondioksit vermelerine yani soluk alıp vermelerine denir. Hücre dışı solunum hayvanlarda kanın temizlenmesini sağlar.


    HAYVANLARDA SOLUNUM SİSTEMLERİ
    Hayvanlar aleminde yaşayan canlıların çeşitli solunum şekilleri vardır. Solunum yüzeyinin alanı canlıların oksijene duyduğu ihtiyaca göre değişir. Karmaşık yapılı canlıların oksijene dolayısıyla enerjiye daha çok ihtiyacı olduğundan solunum organları geniş bir solunum yüzeyine sahiptir.
    Bütün bu solunum şekillerinin hepsinin ortak görevi taşıma sistemindeki sıvı ile solunum yüzeyi arasındaki gaz alış verişini sağlamaktadır.
    O2 içeriye alınması ve CO2’nin dışarıya atılması tek hücreli canlılarda hücre yüzeyi ile çok hücreli canlılarda ise özel bir solunum sistemi ile gerçekleştirilir.

    TEK HÜCRELİ CANLILARDA SOLUNUM SİSTEMİ
    Tek hücrelilerde solunum gazların hücreye giriş-çıkışı hücre yüzeyinden difüzyon ile sağlanır.
    Tabi burada unutulmaması gereken nokta şu ki;sudaki oksijen oranı atmosferinkinden çok daha az olduğu için hücre etrafındaki suyun devamlı değiştirilerek,hücre içi oksijen oranı ile hücre dışı oksijen oranı farkının sabit tutulması gerekir. Bu nedenle tek hücreliler sil,kamçı ve yalancı ayak gibi hareket,organ elleriyle devamlı bir akıntı oluşturur ve kendine taze zemini sağlar.
    Çok hücreli canlılardan ise süngerler ve sölentelerde de özelleşmiş bir solunum sistemi yoktur. Bunlarda sudaki erimiş oksijeni vücut yüzeyi ile alıp aynı yol ile de CO2 suyu terk eder.
    Karada yaşayan hayvanlar genelde trake ve deri solunumu denizde yaşayanlar ise solungaç solunumu yapar.

    TRAKE SOLUNUMU
    Arı,çekirge gibi eklem bacaklılarda bulunan solunum organıdır. Yapraklarını dökmüş bir ağaca benzer biçimde dallanmış borulardan oluşur.
    Trakeler hayvanların göğüs ve karnındaki küçük deliklerden başlayarak vücut içinde dallanır ve dallanırken de giderek incelir. Bu çok incelenmiş trake uzantılarına trakeol denir.
    Trakelere gelen oksijen trakeoller tarafından hücrelere kadar götürülür. Bu sırada hücrelerde oluşan CO2 trakeollere geçer. Trakelere CO2’yi vücut dışına çıkınca hücrelerle dış ortam arasında gaz değişimi sağlanmış olur.
    Böceklerde görülen bu solunum şeklinde taşıma sıvısında CO2 ve O2 yoktur. Dolayısıyla alyuvarları ve hemoglobin gibi pigmentler yoktur. Doku hücrelerine O2’yi en hızlı taşıyan sistem trake borularından oluşan bu sistemdir.


    SOLUNGAÇ SOLUNUMU
    Balık ve su kurbağalarla suda yaşayan pek çok omurgasız canlının solunum organıdır.
    Gaz alışverişi için çok geniş solunum yüzeyi sağlarlar. Her solungaç,solungaç yayları ile epitelde örülmüş solungaç yapraklarından oluşmuştur. Solungaç yaprakları çok sayıda kılcal damarlara sahiptir.
    Sürekli olarak ağızdan alınan su geniş yüzeyli solungaçların üzerinden geçerken kılcal damarlarına O2 girer ve damardan suya CO2 ise artarak solungaç kapaklarından dışarı atılır. Solungaçlar balıklarda solungaç kapağının altında bulunur. Bu tür solungaçlara iç solungaç denir. Su kurbağalarında ise vücut dışına uzanmış şekilde bulunur buna dış solunum denir.

    AKCİĞER SOLUNUMU
    Karada yaşayan omurgalılarda sonradan karadan suya geçmiş omurgalıların solunum organıdır.
    İnsan akciğerlerin yanında derisi ile de solunum yapar. İnsanlar gerekli oksijenin 1/7’sini derileri ile alır.
    Derinin temiz tutulması bu sebepten dolayı önemlidir. Memeli hayvanların akciğerlerinde genişlemeyi sağlayan alvedler vardır. Alvedlerin çeperleri ince,nemli ve kılcal damarlarla çevrilidir. Gaz alışverişi kılcal damarlardaki kanla alvedlerde bulunan hava arasında difüzyon ile olur.

    BİTKİLERDE SOLUNUM
    Bitkiler,hücre dışı solunumu gözenek ve kavukçuklarla yapar. Gözenekler yapraklar da kovucuklar ise çok yıllık(çam,söğüt,ardıç)gibi bitkilerin gövdelerinde bulunur. Kovucuklar gövdenin gaz alışverişini gerçekleştirmesi yanında terleme yapmasını da sağlar.

    İNSANDA SOLUNUM SİSTEMİ
    İnsanda solunum sistemi organları: burun, yutak, gırtlak,soluk borusu ve akciğerdir. Bunların yanında vücudumuzu örten deri yaptığı gaz alışverişi nedeniyle bir çeşit solunum organı olarak görev yapar. Ancak ihtiyacın ancak %1’ni karşılayabilir.

    1)BURUN: Solunum yolları burun ile başlar. Burunun iç yüzeyi epitel dokudan salgılanan mukosla(sümük) kaplıdır. Mukos alınan havayı nemlendirir. Burun boşluğunda girintiler, çıkıntılar ve kıllar bulunur. Bunlar burna giren havayı filtre eder. Burunda bulunan kılcal damarlar sayesinde akciğere giden hava bir miktar ısıtılır. Bu kılcal damarlar çok genişlediği ve çok mukos salgıladığı zaman burun tıkanır. Bu durum soğuk algınlığının belirtisidir.

    2)YUTAK: Burun ve ağız boşluğunun birleştiği yere yutak denir. Yutak soluk borusu, yemek borusu ve orta kulakla bağlantılıdır. Bu nedenle hem solunum hem de sindirim sistemi organıdır. Yutakta küçük dil ve bademcik bulunur. Alınan besinlerin yutulması sırasında gırtlak yukarı doğru kalktığı zaman küçük dil geriye doğru yatarak soluk borusunu kapatır. Bu anda solunum durur. Bu hareket sonucunda besinlerin soluk borusuna kaçması engellenir. Bademciklerin görevi ise vücuda giren mikroplara karşı koymaktır. Yutakta mikropların iltihap oluşturması faranjite sebep olur.

    3)GIRTLAK: Yutaktan sonra gelir ve soluk borusunun başlangıcı sayılır. Kıkırdaktan yapılmış olup, yutaktan gelen havayı soluk borusuna iletir. Boğumlanarak ses tellerine yuva oluşturur ve bitişiğindeki soluk borusunu korur. Gırtlağın iltihaplanmasıyla larenjit hastalığı oluşur.

    4)SOLUK BORUSU: Gırtlak ile akciğeri birbirine bağlar. Bronş adı verilen iki kola ayrılarak ciğerle girer. İç yüzeyi silili epitel dokuyla kaplıdır. Epitel dokudaki goblen hücreleri mukos salgılar. Mukos hem solunum yüzeyinin nemli kalmasını sağlar hem de solunumla giren yabancı maddeleri tutar. Soluk borusu “C” harfi halindeki gırtlak bileşiklerinden meydana gelir. Bu kıkırdak birimleri soluk borusunu gergin tutarak kapanmayı engeller. Soluk borusunun yemek borusuyla bitiştiği yer kıkırdak olmayıp düz kof tabakası vardır. Soluk borusu 10-12 cm uzunluğunda ve 2-2,5 cm enindeki soluk borusunu bronşlardan farkı kıkırdak halkaların daha küçük ve tam halka oluşudur. Bronşçukları her biri akciğer içinde bronşçuk denilen ince erk borularına ayrılır. Bronşların iltihaplanmasıyla bronşit hastalığı oluşur.

    5)AKCİĞER: Göğüs boşluğunda diyaframın üstünde bulunur. Esnek yapılı ve pembe renklidir. Sağ ve sol akciğer olmak üzere iki tanedir. Sağ akciğer üç bölmeli sol akciğer ise iki bölmelidir. Soldaki akciğerin küçük olmasının nedeni kalbin buraya yakın oluşudur. Akciğer iki katlı pleuro denen zarla çevrilmiştir.
    Bronşlar akciğerlere girdikten sonra bronşçuklara ayrılarak üzüm salkımı gibi görünen hava peteklerine kadar uzanır. Bu hava petekleri çok ince çeperli alveol denen küçük keseciklerden oluşur. Alveoller kılcal damarlar bakımından da zengindir. Alveol hücrelerinin salgıladığı lipoproteinler alveolde çok ince bir tabaka oluşturur. Bu lipoproteinler alveolin yüzey gerilimini düşürüp soyun korunmasını, havanın dışarı atılmasını ve daha az kas gücünün kullanılmasını sağlar.

    SOLUNUM DEMETİ
    Beyindeki solunum merkezi omurilik soğanı tarafından gerçekleşir.
    1)Soluk Alma: Göğüs boşluğu hoemini genişlemesi havanın içeri çekilmesine neden olur. Buda iki yolla sağlanır.
    • Kaburga kaslarının kasılması ile kaburga kemiklerinin yukarı doğru yükselmesi.
    • Diyafram kasının aşağı doğru kasılarak açılması.
    Akciğerdeki basınç dış hava basıncının altına düşürüldüğünde dışarıdaki hava alveollere dolar.
    2)Soluk Verme:Göğüs boşluğunun küçülmesi içindeki hava basıncının artmasına neden olur. Bu da kaburga kasının açılması,diyafram kasının kasılarak yükselmesi ile gerçekleşir. Bu durumda göğüs boşluğu hacmi küçülür. Dış hava basıncından yüksek olduğu için hava dışarı atılır.


    Konu Sword_of_HeLL tarafından (27.04.09 Saat 14:03 ) değiştirilmiştir.
    Eğer bir gün
    dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa,
    Rabb'ine dönüp "benim büyük bir derdim var" deme!

    Derdine dönüp "BENİM ÇOK BÜYÜK BİR RABB'İM VAR!" de!



  2. #2
    Mavi Admin

    Solunum Sİstemİ

    Solunum Sİstemİ
    Havayla yaşayan canlılarda , enerji oluşturmaya yarayan fiziksel ve kimyasal işlemleri gerçekleştiren sisteme solunum sistemi denir. Havayla yaşar (aerob) bir organizmanın , yaşam işlevlerini sürdürebilmesi için çevresindeki havadan yada sudan* oksijen alması gerekir. Oksijen (O?) alış ve hücresel atık ürünü karbondioksiti (CO?)çevreye salış sürecine, “ solunum” adı verilir. Bir hücreli çok küçük bir organizma, edilgen yayınım aracılığıyla* hücre zarından yeterli miktarda oksijen alabilir ve aynı anda karbondioksit salabilir. Buna karşılık, çok hücreli organizmalar, dokularına O? sağlamak ve CO? fazlasını atmak için , evrim geçirerek* özel solunum sistemleri geliştirmek zorunda kalmışlardır. Bu sistemler en az enerji harcayarak , geniş bir metabolizma gereksinmeleri dizisine ilişkin işlevleri yerine getirebilirler. Omurgasız hayvanlarda , temelde ilkel olan gaz alış veriş sistemleri vardır; bu hayvanlardan süngerler ve yassı solucanlar gibi en basitleri , solunum gereksinmelerini beden yüzeyinden gaz değiş tokuşuyla* sağlarlar. Toprak solucanı gibi daha karmaşık beden yapıları bulunan omurgasızlarda , beden yüzeyleri aracılığıyla gaz değiş tokuşunun yanı sıra , oksijenlenmiş* kanı bedenin daha derin kesimlerine taşıyan basit bir dolaşım sistemi de bulunur. Böcekler gibi eklembacaklılarda , beden yüzeyine açılan ve iç dokularla bağlantılı soluk borularından oluşan ağ biçiminde bir yapı vardır. Su böceklerinin* ya da larvaların soluk boru sistemleri , sudan oksijeni alma özelliğini kazanmıştır. Denizyıldızında gaz alış veriş , boru ayağında olur. Birçok omurgasızda , beden yüzeyinden dışarı bir çıkıntı biçiminde uzanmış tek bir hücre tabakasından , damar bakımından son derece zengin üst üste yığılmış tabakalara kadar , değişik biçimlerde solungaçlar vardır. Örümceklerin kitap akciğerleri , kitap yaprakları biçiminde doku levhalarından oluşur; hava, karındaki deliklerden girerek , bu levhalar arasında dolaşır.*

    DERİ, SOLUNGAÇLAR* ve AKCİĞERLER
    Başarılı bir biçimde evrim geçirmiş bütün solunum sistemlerinde , ortak bazı özellikler bulunur. Bunlardan birincisi , kan ile dış ortam arasında etkili gaz yayınımına* (difüzyona)* olanak veren , damar bakımından son derece zengin , büyük bir ince solunum zarıdır. İkincisi , beden dokularına yeterli oksijeni taşıma ve oradan karbondioksiti alma yeteneği bulunan dolaşım sistemidir. Üçüncü özellik , bu sistemlerde , solunum yüzeyi ile dolaysız temas durumunda olan oksijeni yenileme yeteneği bulunmasıdır. Bu bağlamda , omurgalılarda üç çeşit solunum sistemi gelişmiştir: Solungaçlar , akciğerler ve özel işlev kazanmış deri bölgeleri (örtü). Akciğerler ve solungaçlar , embriyo* evresinde içi dışına dönmüş bağırsak bölümlerinden oluştuğundan , bu organlardaki solunum zarı , beden içinde iyi korunmuş* bir durumdadır. Zarda , oksijen kaynağı ile kan arasında bulunan akciğerlerde 0,36 - 2,5 mikronluk ve solungaçlardaki 0,30 – 3,0 mikronluk çok küçük uzaklık , yeterli gaz alışverişini güvence altına alır. Gerek akciğerlerde , gerek solungaçlarda , çevreye açılan delikler vardır. Akciğerler bronş borularına, bronş boruları da ağız ve burun boşluklarına açılan soluk borusuna bağlıdır. Gaz alış verişi , akciğerlerin içindeki hava keseciklerinde (alveoller) gerçekleşir. Solungaçlar , ağzın arka tarafında yer alır; ağızdan giren su , solungaçlardan geçerek , solungaç yarıklarından dışarı çıkar. İkiyaşayışlılarda ve bazı balıklarda , derinin özel bir yapı kazanmış bölgeleri solunum zarı işlevi görür.
    Kan ve oksijen ulaşımı. Bir solunum organı içinden akan kan , yeterli miktarda oksijen yüklenerek , onu organlara , oradan da karbon dioksit yüklenerek , geriye, solunum organına taşır. Kanın* oksijeni taşıması , hemoglobin aracılığıyla olur. Hemoglobin , Antarktika balıkları dışında bütün omurgalılarda bulunan bir maddedir; iyonlaşmış demir molekülleri içerir; oksijen dokulara , dokulara taşınması sırasında geçici olarak bu demir iyonlarına bağlanır. Türüne bağlı olarak , kan , her 100ml’de 5-25 ml oksijen yüklenebilir. Metabolizma* sırasında dokularda oluşan karbondioksit , kan plazmasında* , çözünebilir* bikarbonat iyonları (HCO? ?*** ) biçiminde taşınır.
    Solunum pompası.* Su / hava ara yüzeyinde* oksijen , bir solunum pompasının etkisiyle , sürekli olarak sağlanır ve karbondioksit atılır. Solunum zarına taze havayı ya* da suyu bu pompa sağlar (soluk alma); buna karşılık , pompalama , oksijeni azalmış ve karbondioksit* çoğalmış suyu yada havayı uzaklaştırır (soluk verme). Soluk alma ve soluk alma çevrimine “havalanma “ (akciğer içindeki hava ile dışındaki* havanın , değiş tokumu) adı verilir. Çevrimin yinelenmesi sırasında , içeri çekilerek zardan geçen havanın yada suyun bir dakikada geçen miktarına “ dakika hacmi” denir;* dakika hacmi , bir dakika içindeki solunum (solunum hızının) ile har soluk alışta* geçen su yada hava miktarının (gelgit hacmi) ürünüdür. Solunum hızında , gelgit hacminde yada her ikisinde oluşan değişiklikler , gaz alışverişini , hayvanın değişen metabolizma gereksinimlerine uyum sağlayacak biçimde düzenler.
    BALIKLAR
    Balıkların çoğu , ağızlarının içine ve solungaçlarının* arasına neredeyse hiç kesilmeyen bir su akışı sağlayan bir çifte pompalama* sisteminden yararlanırlar. Soluk alma sırasında , ağız boşluğunun tabanı negatif bir basınç oluşturarak , suyun ağzın içine girmesini sağlar. Solungaç kapakları kapanır ve solungaç arkası boşluğu genişleyerek, solungaç arkasında daha da* büyük bir negatif basıncın oluşmasını sağlar. Böylece, suyun solungaç yaprakları arasından geçmesine olanak veren bir basınç farkı oluşur. Sonra , ağız tabanı yükselerek , ağız boşluğu içinde bu basınç farkını ve suyun akmasını sürdüren daha pozitif bir basıncın oluşmasına yol açar. Solungaç arkası odacığının içindeki basınç , çevredeki suyun basıncını aşınca , solungaç kapakları açılarak , bayatlamış su dışarı atılır.*
    ************ Birçok balık , solunum için havaya da bağımlıdır. Sözgelimi , yayınbalığı , kara üstündeki göçleri sırasında yaşamını deri solunumuyla sürdürür. Durgun sularda yaşayan bazı balıklar , yüzey yayınımı dolayısıyla oksijenin oldukça yoğun olarak bulunduğu su – hava ara yüzeyine* yakın durumda kalırlar. Daha başka türlerde , akciğerleri andıran yardımcı solunum organları gelişmiştir ve kanları , yüksek derecede oksijen içerir.*
    İKİYAŞAYIŞLILAR
    İkiyaşayışlılar solunum için , deriden ve akciğerlerden , iribaşlar ve semendergiller gibi bazılarıysa*
    solungaçlardan yararlanırlar. Bir türde genellikle yaygın olan sistem , o türün* çevresine dayanır. Sözgelimi , temelde suya bağımlı bir ikiyaşayışlı olan su kertenkelesi* oksijenin %75 ‘ini derisi aracılığıyla , geri kalan %25 ‘ini de akciğerleri aracılığıyla sağlar. Ağaç kurbağasıysa , oksijenin %75’ini akciğerleri aracılığıyla , geri kalan* %25’iniyse derisi aracılığıyla sağlar. Karakurbağasının solunumu , akciğerlerinin şişmesini sağlayan pozitif basınç pompasına dayanır. Ağız tabanı alçalarak , hava burun delklerinden içeri emilir. Sonra burun delikleri kapanır; ağız tabanı yukarı kalkar ve havanın akciğerlerin içine girerek , akciğerlerin içine girerek , akciğerleri şişirmesini sağlar. Soluk verme , akciğerlerin edilgin biçimde büzülmeleriyle gerçekleşir.
    SÜRÜNGENLER
    *Sürüngenler , temelde akciğer solunumu gerçekleştirirler. Bu yüzden, akciğerlerinde gaz alışverişine uygun büyük bir iç yüzey vardır. Esnek teller ve düz kas telleri ,* akciğerin şişmesini ve sönmesini kolaylaştırır. Karmaşık solunum yolları , bir soluk borusu ile bronşlardan oluşur. Sürüngenlerde solunum pompası , ağız boşluğu kullanılarak değil , akciğerlerdeki hava basıncının , atmosfer basıncının altına düşürülmesiyle yaratılan emme gücüyle harekete geçirilir.
    ********** Bir sürüngenin solunum* çevrimi , üç evreden oluşur: Soluk alma , solunumun bir süre durması (apre) ,soluk verme. Soluk alma sırasında kaburga kafesi genişler ve gırtlak aralığı açılır; çevre havasının basıncına oranla , karnın ve akciğerlerin içindeki basınç düşerek , havanın akciğerlere akmasını sağlar. Hiçbir solunum hareketinin* bulunmadığı solunumun bir süre durması evresinde , gırtlak yarığı açılır; solunum kasları gevşer. Soluk verme , genellikle akciğerlerin edilgin biçimde büzülmesi sonucu oluşur. Bununla birlikte , deniz kaplumbağalarında* ve kara kaplumbağalarında , akciğerlerin esnek büzülmesini önleyen katı kabuklar bulunduğundan , soluk verme ve soluk alma sırasında , enerji kullanmaları gerekir.
    MEMELİLER
    Memeliler , soluk borusundan , bronşlardan ve akciğer hava keseciklerinde sonlanan yaygın bronşçuklardan oluşan çok gelişmiş bir solunum sisteminden yararlanırlar. Hava kesecikleri , aşağı yapılı omurgalılarınkine oranla çok daha küçüktür; bunun sonucu olarak , gaz alışverişi için önemli miktarda daha büyük bir nispi yüzey alanı vardır. Akciğerlerin şişmesi , solunum kaslarının kasılmasıyla sağlanır. Solunum kasları kasıldıklarında , göğüs boşluğunu genişleterek akciğer içi basıncını alçaltır ve havanın akciğerlere girmesine olanak sağlarlar. Memelilerin soluk almaları sırasında en önemli kasları , diyaframdır. Diyafram , karın ve göğüs boşluklarını birbirinden ayıran , kubbe biçiminde , büyük bir kas tabakasıdır. Çaba harcamaksızın solunum , solunum kaslarının ve akciğerlerin gevşemeleriyle edilgen bir biçimde gerçekleşir. Hızlı (ya da zorlamalı) solunum zorunluluğu* durumunda , solunum kaslarının da çalışması gerekir.
    KUŞLAR
    Kuşların solunum sistemi , yüksek metabolizma hızına , uçma nedeniyle yüksek enerji harcanmasına ve büyük yükseltilerde yeterli oksijen sağlanmasına gereksinmesine başka hiçbir canlıda sağlanmayan rastlanmayan bir kusursuzlukla uyum sağlamıştır. Aşağı yukarı sürekli gaz alışverişi sağlayan bu sistem , ısıl düzenleme ve ileti bakımından önem taşır. Sistem , iki akciğer ile iki uzun hava kesecikleri dizisinden oluşur. Göğüs ve karın boşluklarının büyük bir bölümünü dolduran hava kesecikleri , kemiklerdeki akciğerlerden daha büyük bir hacim oluşturan yardımcı hava boşluklarına bağlıdır. Kuşların , iki ana bronşa ayrılan soluk borusu , taze havayı akciğerlerden iki karın keseciğine iletir. Öbür hava keseciklerine havayı , ikincil bronşlara taşırlar. Hava daha sonra akciğer dokusuna geçerek , damar bakımından son derece zengin çeperli küçük hava kanallarının oluşturduğu* sık bir ağ halindeki hava kılcal damarlarında son bulan üçüncül bronşlar tarafından taşınır. Hava kılcal damarları , memelilerdeki hava kesecikleri gibi işlev görür: Her ikisi de gaz alışverişini gerçekleştirdiği yerdir. Bayatlamış hava ; akciğerlerden ön hava keseciklerin içine dolar ve soluk borusu aracılığıyla dışarı atılır. Taze hava , hem soluk alma sırasında , hem de soluk verme sırasında hava kılcal damarlarından geçer. Soluk alma sırasında , solunum kasları göğüs – karın boşluğunu genişleterek , bütün hava keseciklerinin içindeki basıncı* düşürür. Taze hava , ön kesecikler dışında , bütün hava keselerine girer. O sırada bir miktar hava akciğerlere girerken , akciğerlerdeki bayat hava da , ön keseciklere geçer.*
    Soluk verme göğüs – karın boşluğundaki hava basıncını yükselten solunum kaslarıyla gerçekleştirilir. Bayat hava dışarı , çevreye salınır ve taze hava , hava keseciklerinden arka hava kesecikleri yoluyla akciğerlere iletilir. Kuşlarda bu sürece , başından sonuna* kadar kas tabakası yerine , bağdokusundan yapılma ince bir zar olan diyafram yardımcı olur. Diyafram , göğüs çeperine yapışan kaslara bağlanır ve bu kasların* kasılmasıyla düzleşir. Kuşlarda diyafram , soluk alma sırasında akciğer hacmini azaltırken , soluk verme sırasında genişletir. Kuşların akciğerleri , memelilerinkine oranla daha katı olduğundan , soluk alma ile soluk* verme sırasında , akciğer hacminde az bir değişme olur. Buna karşılık , hava kesecikleri solunum sırasında önemli miktarda şişer ve söner . Uçuş sırasında , kuş kanat çırparken soluk alma kanatlar yukarı kalkarken , soluk vermeyse kanatlar aşağı inerken olur. Kanatların inmesi göğüs kafesini bastırır ve bayatlamış havanın , ön keseciklerinden soluk borusu aracılığıyla dışarı atılmasını sağlar.*
    SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIKLARI
    Soru:Soğuk , nemli yerlerde yaşayanların solunum yolları enfeksiyonlarına yakalanma olasılığı daha mı yüksektir?
    Yanıt: Evet. Sözgelimi dünyada kronik bronşitin en yüksek oranda rastlandığı ülke İngiltere’dir. Bu , birçok etkenin önemini vurgular (sigara içenlerin çokluğu , hava kirlenmesi ), ama ikliminde rol oynadığı kuşku götürmez. Kronik bronşitli hastalar bir süre sıcak ve güneşli iklimde yaşadıkları zaman kendilerini çok daha iyi hissederler.
    Soru: Yazları hep saman nezlesi oluyorum. Ama bir süredir , özellikle de geceleri ıslıklı solumaya başladım. Doktorum bende astım olduğunu söyledi. Bunun saman nezlesi ile ilgisi varmıdır?*
    Yanıt:Evet. İki hastalık birlikte çok görülür ve birinin ötekine dönüşmesine sık rastlanır. Bu durumun geceleri ortaya çıkması , ev tozu olarak tanımladığımız ve ‘toz akarı’denilen asalağın yumurtalarını içeren tozlara alerjiniz olması olasılığını akla getiriyor. Astım gibi alerjik sorunların* kaynağı olan bu asalak böcekleri yatak odasında ve yatağınızda kolayca saptayabilirsiniz.*
    Soru: Günde iki paket sigara içiyorum. Her yıl röntgen çektirerek kansere yakalanma olasılığını azaltabilir miyim?
    *Yanıt: Hastalığı yakalanma olasılığını ancak sigarayı bırakmak ya da azaltmakla azaltabilirsiniz. Ama her yıl röntgen kontrolünden geçmek , kanserin erken dönemde saptanmasına yarayabilir. Ama bu da sonucu umduğunuz kadar etkilemez. Röntgen yardımıyla başlangıç aşamasında fark edilen kanserlerin pek azı ameliyat edilebilir , oysa kesin iyileşme umudu ancak ameliyat edilebilen hastalar için geçerlidir.
    Akciğerlerin görevi , kandaki oksijeni temizlemektir. Soluduğumuz hava içindeki oksijen hava keseciklerinden kana aktarılır. Gerekli oranda oksijenin alınması için havanın bronşlardan geçerek akciğerlerin her yanına ulaşması ve oksijenin kana kolayca karışması için hava keseciklerinde sıvı olmaması gerekir. Bu koşullardan her hangi biri gerçekleşmediği zaman solunum yolları hastalıkları ortaya çıkar.
    Nedenleri
    Akciğerler , çevredeki havayı soluduğundan , havadaki tehlikeli ve bulaşıcı bileşenlerden* de kolayca etkilenir. Bronşların yüzeyini kaplayan mukoza tabakası , bu tür enfeksiyonlara karşı koruyucu görevi yapar. Bu tabakayı kaplayan zarda yer alan akyuvarlar yabancı organizmaları alı koyarlar* ve zarın yüzeyini kaplayan tüycükler (silia) dalgalanma hareketiyle bu molekülleri dışarı atarlar.*
    Batı ülkelerinin çoğunda doktorların karşılaştıkları göğüs hastalıklarının başlıca nedeni sigaradır. Sigara dumanı akciğerleri birkaç yönden etkiler: Başta bronşları kaplayan mukoza tabakası tahriş olur; bu durum tabakayı oluşturan hücrelerde yapısal bozukluklara yol açar ve hücrelerde oluşan değişiklikler denetimden çıkarak kansere zemin hazırlayabilir. Ayrıca tüycüklerin hareketleri durduğundan mukus dışarı atılamaz ve kronik bronşit oluşur. Bütün bunlardan başka sigara , hava keseciklerinin çeperinde bozukluklar yaratarak , tedavisi olmayan amfizemin* temelini oluşturur.
    Sigara dumanının yanı sıra , solunan bulaşıcı etkenler , çeşitli zatürree türleri ile akut bronşit ve tüberküloza yani vereme yol açabilir. Enfeksiyona neden olan organizmaları soluma olasılığının herkes için eşit olmasına karşılık , sigara içen kişilerin tüycükleri iyi çalışmadığından bedenin enfeksiyonları temizleme yeteneği daha azdır. Bu yüzden çok sigara içenlerde göğüs hastalıkları daha kolay oluşur. Akciğer enfeksiyonları kalıcı bozukluklar yaratabilir. Tüberkülozda ciğerlerde yaralar ve bağ dokusu oluşur , zatürreede ise apselere rastlanılır. Yine tüberküloz ve boğmaca gibi enfeksiyonlar sonucu görülen bronşektazi yani bronş genişlemesi , akciğerlerin bir bölümünde bronş çeperlerinin ve mukozanın zarar görmesiyle ortaya çıkar. Hastalıktan etkilenen bronşta enfeksiyon odakları belirir ve göğse kronik enfeksiyon yerleşir. Akciğerler , bedenin dış etkenlere karşı savunmasını sağlayan bağışıklık sistemi yüzünden* de hastalanabilir. Atopik ve alerjik kişilerde bağışıklık sistemi aşırı etkinlik gösterir. Normal koşullarda bedenin bir dış etkene karşı savunması iltihap şeklindedir. Alerjik kişilerde bu tepki normalden çok daha hızlı bir biçimde gelişir ve bronşların daralmasıyla astım ortaya çıkar. Bu tip astım genellikle çocukluk çağında görülür , ama ileri yaşlarda (özellikle bronşit* ve amfizemlilerde ) da ortaya çıkabilir. Gençlerde alerjinin nedeni , sözgelimi ev tozu akarı gibi tek bir alerjine (alerjiyi başlatan madde) bağlıdır. Ancak başka etkenlere bağlı alerjilerde görülebilir. Bağışıklık sisteminin iyi çalışmamasına yol açan bir başka hastalık grubu da akciğer fibrozu’dur. Hava keseciklerine yerleşen iltihap , bunların , bağ dokusu gelişmesi yüzünden çalışamaz duruma gelmesine yol açar. Hastalık daha çok çevre koşullarının etkisiyle ortaya çıkar. Çiftçilerde samana karışan toz ve topraklar* kuş özellikle güvercin besleyenlerde kuş pisliğinde bulunan alerjenler akciğerlerde tipik bozukluklar yaratır. Kimi kişilerde ise hastalık , belirgin bir nedene bağlı olmaksızın ortaya çıkar.*
    Belirtiler
    Akciğerlerde ağrıyı algılayan sinirler bulunmadığından , akciğer hastalıkları genellikle ağrılı değildir. Bu yüzden bazı hastalıkların , özellikle tümörlerin fark edilmesi gecikir. Ağrılı belirti veren tek yapı , akciğeri saran plevra , yani* akciğer zarıdır. Zatürree ve virüs enfeksiyonları sonunda bu zarın iltihaplanması (plörezi) , yani zatülcenp , özellikle derin soluk alındığı zaman ağrıya yol açar. Akciğerlerdeki damarların pıhtıyla tıkanması sonucu oluşan , akciğer embolisi’nde de zatülcenpe benzer ağrılar görülür. Bunun nedeni ilgili bölgeye kan gelmemesi yüzünden buradaki akciğer zarının iltihaplanmasıdır. ‘Pnömotoraks’ denilen durumda ise akciğer zarı boşluğuna hava dolması ağrıya yol açar. Aslında akciğerler ile göğüs duvarı arasında akciğer zarını oluşturan iki zar tabakasından başka boşluk bulunmaz. Ama bazen akciğerlerden sızan hava burada birikerek ağrıya , soluk darlığına ve akciğerlerin büzülmesine neden olur.
    Öksürük
    Kuru öksürük yalnızca bronşların iç yüzünü kaplayan dokunun iltihaplanmasının belirtisidir , ama öksürük; aslında akciğerlerden yabancı maddeleri atma amacıyla gerçekleşen bir reflekstir. Zatürree ile akut ve kronik bronşitin , tüberkülozun ve bazen de astım ile akciğer fibrozunun tipik belirtisi öksürüktür. Öksürük sırasında ağızdan kan gelmesi durumunda , zaman geçirmeden doktora başvurulmalıdır. Bunun nedeni bronşit gibi basit bir hastalık olabileceği kadar kanser, tüberküloz , bronşektazi ya da emboli gibi ciddi sorunlarda olabilir.
    *Öksürükten sonra en sık görülen belirti soluk darlığıdır. Soluk darlığı , ya oksijen alışverişini bozan ve kısıtlayan hastalıklar (zatürree , amfizem , akciğer fibrozu , pnömotoraks sonucu akciğerin bir bölümünün büzülmesi yada kanser yüzünden bronşların tıkanması) ya da bronşlara hava girmesini önleyen nedenlerle (astım ve bronşit) ortaya çıkar. Astımın bir başka özelliği de bronşların daralması sonucu ortaya çıkan ıslıklı solunumdur.
    Muayene
    Bazen hastalığın nedeni açıkça bellidir .Ama çoğunlukla hastanın ayrıntılı muayeneden geçirilmesi gerekir. kanser,tüberküloz ,pnömotoraks ve akciğer apsesi ile ciğerdeki kütle,aşağı yukarı her zaman röntgenle saptanabilir. Başka hastalıklarda ise röntgendeki değişiklikler bu kadar belirgin değildir.
    *Akciğerlerin çalışmasını incelemek için akciğer fonksiyon testleri yapılır. Bunların en basiti akciğerlerden çıkan hava miktarını ölçmektir. Bu test ,astım ya da bronşitten kaynaklanan* daralmaları gösterir. Daha karmaşık testlerde* ise , her solukta akciğerlere girip çıkan toplam hava miktarını belirleyen spirometreler kullanılır.*
    Eğer röntgen ya da hastanın özgeçmişi ile şikayetleri kuşkulu bir durumun varlığını gösterirse , doktor ,bronkoskopla ciğerlerin durumunu inceler. Bu aygıt bronşlara kadar uzanan ve anestezi altında hastanın ciğerine indirilen bir tür borudur. Çoğunlukla hastanın balgamı da mikroskop altında incelenir , tüberküloz bakterileri bu yöntemle saptanır.* Hastalıktan şüphelenilmesine karşılık alınan örnekte bakteri bulunmazsa , örnekten bakteri üretmek (kültür) denenir. Balgamda kansere özgü anormal hücreler de saptanabilir. Ayrıca , yapılan kültür , zatürreeye tedavi amacıyla kullanılması gereken antibiyotiği saptamaya yardımcı olur.

    Eğer bir gün
    dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa,
    Rabb'ine dönüp "benim büyük bir derdim var" deme!

    Derdine dönüp "BENİM ÇOK BÜYÜK BİR RABB'İM VAR!" de!

  3. #3
    Mavi Admin

    Solunum sİstemlerİ

    SOLUNUM SİSTEMLERİ
    Solunum, genel anlamda canlı organizmada gaz değişimini ifade etmek için kullanılır.
    *
    1. Dış Solunum
    Solunum organlarıyla dış ortamdan hava alınması ve verilmesi, yani soluk alıp vermeye denir.
    *
    2. İç Solunum
    Solunum organlarına dolan havadaki oksijenin yakalanıp hücrelere kadar taşınması, hücrelerde oluşan karbondioksitin aynı yolla solunum organlarına getirilmesidir.
    *
    3. Hücresel Solunum
    Hücrelere kadar gelen besinlerin orada oksijenle veya oksijensiz olarak yakılması ve ATP üretilmesi olayıdır.
    *
    A. CANLILARDA GAZ ALIŞ VERİŞİ
    Tek hücrelilerde solunum gazlarının hücreye giriş çıkışı, hücre yüzeyinden geçiş (difüzyon) ile sağlanır.
    Çok hücreli organizmalardan süngerler ve sölenterelerde de, özelleşmiş bir solunum sistemi yoktur. Bunlarda tek hücrelilerde olduğu gibi sudaki erimiş oksijeni vücut yüzeyleri ile alır, CO2 yi de aynı yolla suya terkederler.
    *
    B. SOLUNUM ORGANLARI
    1. Deri Solunumu
    Vücut dış yüzeyini örten deri gaz değişimini sağlar. Alınan oksijen iç dokulara difüzyonla ya da kanla taşınır. Bu solunumu yapan, yassı ve yuvarlak solucanlarda dolaşım sistemi ve kan yoktur. Toprak solucanlarının tek katlı epitel dokudan ibaret derilerinde bulunan Goblet hücreleri çıkardıkları mukoz salgıyla vücut yüzeyinin devamlı nemli kalmasını sağlarlar.
    Kurbağa ve semenderlerin erginlerinde esas solunum organı akciğerlerdir. Nemli olan deri gerekli oksijenin %25 inin alınmasını sağlar. Memelilerde de kısmi deri solunumu vardır. Ancak alınan oksijenin oranı çok azdır. (% 1 kadar)
    *
    2. Trake Solunumu
    Eklembacaklılardan Böcekler, Çok ayaklılar, Bazı Kabuklular ve Araknitlerde trake solunumu görülür. Trakeler dokulardaki hücrelere kadar sokulmuş borular sistemidir.
    Trakeler O2 yi doğrudan hücrelere taşır. Bu hayvanların kanı O2 ve CO2 taşımada görev yapmaz. Bu nedenle kanlarında oksijen taşıyan solunum pigmentleri bulunmaz. Kanları renksizdir. Trakelere gaz giriş çıkışı vücut ve kanat hareketleri yardımıyla sağlanır.

    Şekil: Trakenin Yapısı ve Gazların Değişimi

    *
    3. Solungaç Solunumu
    Suda yaşayan hayvanlarda görülür. Kurbağa larvaları, deniz solucanları, bazı yumuşakçalar, kabuklular ve balıklarda bulunur. Solungaçlar suda çözünmüş oksijeni alacak şekilde özelleşmiş, yaprak veya tüy biçimindeki yapılardır.
    *

    Şekil : Solungaç
    *
    4. Akciğer Solunumu
    Kurbağa ve Semenderlerin erginlerinde, Sürüngen, Kuş ve Memelilerin tümünde görülür. Akciğer hacimleri ve yüzeyleri organizma gruplarının enerji ihtiyacına göre değişkenlik gösterir. Kuşların solunum sisteminde akciğerler ve hava keseleri bulunur. Hava keseleri bazı kemiklerin içlerine kadar uzanır. Kuş akciğerlerinde alveol yoktur. Hava keseleri hava depolar ve körük gibi fonksiyon yapar. Kuşların kemik boşlukları hava taşır. Bu yapı sayesinde kuşlar yükseklerde çok rahat uçabilirler.
    *
    Solunum Sistemiyle İlgili Yapıların Özellikleri
    · Solunum organlarının duvarları, gaz giriş çıkışını kolaylaştıracak biçimde ince bir yapıya sahiptir.
    · Solunum organlarındaki tabakalar yüzey genişlemesine, dolayısıyla difüzyon imkanının artmasına yardımcı olur. Örneğin akciğerlerdeki alveollerin toplam yüzeyi yaklaşık 100 m2 dir.
    · Solunum gazlarının giriş – çıkışının olduğu yerlerdeki yüzeyler nemlidir.

    *
    5. Birden Fazla Solunum Organı Taşıyan Hayvanlar
    a.* Akciğerli balıklarda (Dipneusti) iki solunum organı faaliyet gösterir. Bu balıklar nehirlerde yaşar, bu sürede solungaçlarını kullanırlar.
    **** Su yüzeyine çıkarak hava keselerini dolduran balık, suların çekilmesiyle çamur altına girer. Uzun bir süre hava kesesindeki hava ile hayatını sürdürür.
    b.* Kurbağalar ve semenderler larva devresinde tamamen suda yaşadıkları için solungaç solunumu yaparlar. Ergin hale gelen kurbağalarda solungaç kaybolur, yerini akciğer alır. Ergin kurbağa hem deri ile, hem de akciğerleriyle solunum yapar. Kurbağalar derilerini nemli tutmak için genelde nemli ortamlarda yaşarlar. Kurak bir ortamda uzun süre kurbağa yaşayamaz.
    *
    C. İNSANDA SOLUNUM SİSTEMİ
    İnsanda solunum sistemi akciğerler ve bu akciğerlere hava taşıyan borulardan oluşur. Burun, ağız, yutak, gırtlak, soluk borusu ve bronşlar solunum esnasında faaliyet gösteren yapılardır.
    *
    1. Solunum Sisteminin Bölümleri
    a. Burun : Burunun iç yapısı, havayı temizleme, nemlendirme ve ısıtmaya uygun olduğu için, hava girişinde bu organın önemi daha büyüktür.
    b. Soluk Borusu (Trake) : Ağız boşluğunun son kısmında yer alan yutağa soluk borusu bağlanır. 10 – 12 cm uzunluğunda ve 2 cm çapında olan bu borunun başlangıç bölümüne gırtlak denir. Gırtlağın içindeki ses telleri epitel uzantılardan meydana gelmiş olup, gerginlikleri kaslarla ayarlandığından çeşitli tonlarda ses çıkartılmasını sağlar.
    Soluk borusunun, düz olan arka yüzü yemek borusu ile komşudur ve iç yüzü hareketli siller taşıyan epitel hücreleri ile döşenmiştir. Bu hücrelerin meydana getirdiği epitel tabakası altında salgı bezleri bulunduğu gibi, hücrelerin arasında da salgı yapan goblet hücreleri bulunur.
    Bu hücreler mukus denilen bir madde çıkarırlar. Mukus hareketli siller üzerinde ince bir tabaka oluşturur. İnce mukus tabakası, hem epitel yüzeyin nemli kalmasını sağlar, hem de solunumla giren havadaki toz ve diğer yabancı maddeleri tutar.
    Soluk borusunun yapısında epitel tabakasından sonra kıkırdak doku tabakası bulunur. Kıkırdak doku, soluk borusunun duvarlarının birbirine yapışmasını önleyecek şekilde bir gerginlik sağlar. Yemek borusuna bakan yüzeyde kıkırdak yoktur. Soluk borusu arkada dördüncü sırt omuru hizasında iki kola ayrılır. Bu kollara bronş adı verilir.
    *

    Şekil : İnsanda Solunum Sistemi
    *
    Bronşların herbiri akciğere girdikten sonra binlerce ince borucuğa ayrılır. Bunlara bronşçuk adı verilir. Bronşçukların uçlarında hava keseleri bulunur (alveol). Alveoller çok ince, tek sıra epitel hücrelerden oluşmuş olup dışı kılcal damarlar ile donatılmıştır.
    c. Akciğerlerin Yapısı ve Görevleri : Akciğerler, sağ ve sol olmak üzere iki kısımdan meydana gelir.
    Sağ akciğer üç bölmeli, sol akciğer iki bölmelidir. Sol akciğerin küçük olmasının nedeni, kalbin buraya yakın oluşudur. Her iki akciğer pleura denilen iki yapraklı ince bir zar ile örtülüdür. Bu iki zarın iç ve dış yaprakları arasındaki boşluklarda az miktarda lenf sıvısı ve hava bulunur.
    *
    2. Soluk Alıp Verme Mekanizması
    Soluk alıp verme mekanizması, göğüs boşluğu ve akciğerlerin genişleyip daralmasına dayanır. Aynı zamanda bu mekanizmada diyafram kası ve kaburgalar arası kaslar etkin rol oynarlar.

    Şekil : Soluk Alıp Verme Mekanizması
    *
    Soluk alırken, diyafram kası kasılır ve kaburgalar arası açılarak hacim artar, göğüs iç basıncı düşer ve içeriye hava girer. Bu esnada göğüs boşluğu genişlemiştir.
    Soluk verirken; diyafram kası gevşer, kaburgalar birbirine yaklaşarak hacim azalır, göğüs iç basıncı artar ve dışarıya hava verilir. Bu esnada göğüs boşluğu daralmıştır.
    *
    Solunum hızı kandaki CO2 miktarına göre düzenlenir. CO2 artışı soluk alıp vermeyi hızlandırır. Çünkü CO2 kanın pH sını düşürür ve ortam asit hale gelir. Bu da beyni uyarır.
    Soluk alış-verişinin hızı ve şiddeti omurilik soğanındaki sinirler tarafından denetlenir.

    *
    3. Solunum Gazlarının Taşınması
    Kanın en önemli özelliklerinden biri; CO2 ve O2 taşıma kapasitesinin çok yüksek olmasıdır.
    a. Oksijenin Taşınması : Hayvanların kanında O2 taşıyıcı solunum pigmentleri bulunur. Pigmentleri şu şekilde sıralayabiliriz: Hemoglobin, Hemosiyanin, Klorokruorin, Hemoeritrin
    Oksijen kanda oksihemoglobin halinde taşınır. Çok az bir kısmı kan plazmasında çözünmüş olarak taşınır. (% 2 kadar). Akciğerlerde kana geçen O2, alyuvarlardaki hemoglobinle birleşip oksihemoglobini oluşturur.

    Doku kılcallarında hemoglobinden ayrılıp doku sıvısına, oradan da difüzyonla hücrelere geçer.
    *
    *
    Tablo : Hayvanlarda Solunum Pigmentleri ve Bulunduğu Yer
    *
    b. Karbondioksitin Taşınması: Hücrelerde oluşan CO2, doku sıvısına geçip difüzyonla kılcal damarlara geçer. Normal olarak CO2, kanda çok az erir ve az bir kısmı kan plazması ile taşınır. Büyük bir kısmı ise alyuvarlara girer. Alyuvarlarda karbonik anhidraz enziminin katalizlemesi sonucu CO2, su ile birleşerek karbonik asiti oluşturur.
    Karbonik asit (H2CO3), iyonlaşarak H+ ve HCO3– (bikarbonat) iyonu meydana getirir. H+ iyonu alyuvarlarda hemoglobinle, birleşerek HCO3 iyonları ise plazmada taşınarak akciğer kılcallarına getirilir.

    Akciğer kılcallarında HCO3– iyonları tekrar alyuvarlara girerek H+ iyonları ile birleşir ve H2CO3 (karbonik asit) oluşturur.
    Yine karbonik anhidraz enziminin etkisiyle, karbonik asit, H2O ve CO2 e ayrışır. Böylece serbest kalan CO2 difüzyonla önce plazmaya, oradan da akciğer alveollerine geçer ve soluk verme ile dışarı atılır.

    Şekil : Kanda O2 ve CO2 nin Taşınması
    *
    CO2 nin çok az bir kısmının hemoglobin ile de taşınabildiği*belirtilmektedir. İnsanın soluduğu havada fazla oranda karbon monoksit (CO) bulunursa zehirlenme meydana gelir.
    Çünkü, CO hemoglobin ile sıkı bağ yapar ve kolayca kopmaz. Bunun sonucunda oksijen hemoglobinle bağlanamaz ve dokular O2 siz kalır.
    Eğer bir gün
    dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa,
    Rabb'ine dönüp "benim büyük bir derdim var" deme!

    Derdine dönüp "BENİM ÇOK BÜYÜK BİR RABB'İM VAR!" de!

  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Solunum Nedir? Solunum Neye Denir? Solunum Hakkında Bilgi Solunum Sistemleri Nelerdir


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.12.12, 15:36
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.12.12, 15:30
  3. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 11.10.12, 20:09
  4. Canlılarda Solunum - Canlılarda Solunum ve Solunum Sistemleri
    By LaDyRoSe in forum Performans Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 29.10.11, 00:33
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.01.11, 02:53

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.