Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
3 sonuçtan 1 ile 3 arası

Konu: Anti-HIV Testi Nedir? Ne Zaman Yapılır? Nerelerde Yaptırılabilir?

  1. #1
    Mavi Admin
    Sponsorlu Bağlantı

    Anti-HIV Testi Nedir? Ne Zaman Yapılır? Nerelerde Yaptırılabilir?

    Sponsorlu Bağlantı

    Anti-HIV Testi Nedir? Ne Zaman Yapılır? Nerelerde Yaptırılabilir?

    HIV vücuda girdiğinden itibaren, vücutta bununla savaşmak için özel antikorlar oluşur. Kandaki bu antikorların ELISA yöntemiyle saptanmasına Anti-HIV testi denir.Anti-HIV antikorların ELISA yöntemiyle ölçülebilecek düzeye ulaşması için 3 aylık bir süreye (pencere dönemi) ihtiyaç vardır. Bu nedenle test, bulaşma olduktan 3 ay sonra yapılmalıdır. Anti-HIV testinin pozitif olması kanda HIV virüsünün olduğunu gösterir. Ancak anti-HIV testinin yalancı pozitif çıkma ihtimali de vardır. Bu nedenle, kişinin HIV pozitif (seropozitif) olduğunu söyleyebilmemiz için, Westernblood testi denen doğrulama testinin de yapılıp sonucunun pozitif olması gerekmektedir. Anti-HIV testi, üniversite hastanelerinin mikrobiyoloji laboratuarlarında, sigorta ve devlet hastanelerinin laboratuarlarında ve özel laboratuarlarda yaptırabilir.

    Danışmanlık Hizmeti Nedir?

    HIV bulaşması, AIDS hastalığı, hastalıktan korunma, test yaptırma, hastaların bakım ve tedavisi hakkındaki bilgileri, kişiler yüz yüze ya da telefonla başvurarak, danışmanlardan öğrenebilirler. Danışmanlık hizmeti, test yaptırmadan önce ve sonra mutlaka alınmalıdır.

    HIV’in Tedavisi Var mıdır?

    HIV/AIDS’in tedavisinde olumlu gelişmeler vardır. Günümüze kadar bulunan ilaçlardan farklı etki mekanizmalarında olanların ikisinin ya da üçünün birlikte kullanımıyla HIV pozitif kişilerin kaliteli ve uzun bir yaşam sürebilmeleri sağlanmaktadır. Tedavi doktor kontrolünde ve kesintisiz olarak yaşam boyu sürdürülmelidir. Bu ilaçların çok pahalıdır.

    HIV’in Dezenfeksiyonu Yapılabilir mi?

    Spermdeki ve vajina salgısındaki HIV, dış ortamda birkaç saatte, kuru ortamda ise yarım saatte ölür. HIV kurumuş kanda da kısa zamanda ölür. Hastanın, ya da seropozitif kan, sperm veya vajina salgısının bulaştığı eşyadaki HIV’in öldürülmesi:
    -Eşyayı birkaç dakika kaynatarak ya da 60oC ‘de 30 dakika ısıtarak virus öldürülür.
    -Sulandırılmış çamaşır suyu temas ettiği HIV’i 10 dakika içinde öldürür. Sodyumhipoklorid, çamaşır suyunda bulunan etkili maddedir, içinde klor vardır. Çamaşır suyu şişesinin üzerindeki tarifeye göre (genellikle 10 kez) sulandırılarak kullanılır. Sulandırılan çamaşır suyunda klor kokusu bulunmalıdır. Çamaşır suyu kullanılacağı zaman sulandırılmalıdır, durmakla bozulur. Çamaşır suyu madensel eşyaya zarar verir.
    -Ultraviyole ile ışınlama (mavi ışık) HIV’in yok edilmesi için önerilmeyen bir yöntemdir. Ultraviyole ışını doğrudan temas ettiği yüzeydeki mikropları öldürür. Cismin altında kalan mikropları öldürmez.

    Deri HIV’den Nasıl Arındırılır?

    Su ve sabunla iyice yıkama ile (en az 15 saniye) bütün mikroplar gibi HIV de deriden uzaklaştırılabilir. Yıkandıktan sonra derinin alkol ile temizlenmesi uygun olabilir. Yaralanma durumunda yara yeri, önce sabun ve su ile iyice yıkanmalı, ardından tentürdiyot veya betadin gibi bir antiseptik ile temizlenmelidir.





    AIDS HASTALIĞIN BELİRTİLERİ
    HIV bulaştıktan sonra, AIDS hastalığı belirtileri kişininy aşam koşullarına ve vucut direncine göre, 3-15 yıl, hatta bazen daha uzun bir süre sonra ortaya çıkar. HIV bulaştığı vücutta çeşitli hücrelere, özellikle CD4T kan hücrelerine yerleşerek çoğalır. Zarar gören CD4T hücreleri giderek azalır ve bunun sonucu olarak vücudun bağıışıklık sistemi yıkıma uğrar. Vücut direnci zayıflayan hastada, normalde zararsız olan, hafif geçen yada ender rastlanan bazı hastalıklar belirir. Ayrıca lenf bezlerinde büyümeler, ağız ve deride tekrarlanan uçuk, pamukcuk, yara ve lekeler, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük, tüberküloz, akciğer hastalıkları gibi belirtiler ortaya çıkar. Kişide bu belirtilerin ancak birkaç tanesinin bir arada bullunması durumunda AIDS düşünülebilir. Kaposi sarkomu ve bazı lenfomalarda , HIV infeksiyonunu düşündüren önemli belirtilerdendir. Kesin tanı için anti-HIV testi yapılır.
    HIV IN BULAŞMA YOLLARI

    Cinsel ilişki, kan ve anneden bebeğine olmak üzere üç yolla bulaşır.
    Korunmasız cinsel ilişki ile bulaşır. Tüm bulaşmaların %80-85’i bu yolla olmaktadır. HIV kanda bulunduğu gibi erkeğin sperm sıvısında, kadının vajina salgısında da bulunur. Cinsel ilişki sırasında vagina, penis, anüs mukozası veya ağızdaki zedelenmiş doku ve çatlaklardan vücuda girerek; erkekten kadına, kadından erkeğe, erkekten erkeğe veya kadından kadına bulaşabilir. AIDS’ten başka cinsel ilişki ile bulaşan en önemli hastalıklar; bel soğukluğu (gonore), frengi (sifiliz) ve bulaşıcı sarılık (viral hepatit)dir.

    -Kan ile bulaşır.

    Tüm bulaşmaların %10-15’i bu yolla olmaktadır. AIDS hastasının ve taşıyıcısının kanında HIV bulunur.
    HIV’li kanla bulaşma çeşitli şekilde olur:
    *Kontrolsüz kan nakli ile bulaşır.
    *Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş; şırınga, iğne, cerrehi aletler, diş hekimliği aletleri, dövme aletleri, akupuntur iğneleri, jilet, makas gibi tüm kesici ve delici aletler ile bulaşma olabilir.
    *HIV’li erkek ve kadının cinsel organlarındaki kanamaların veya adet kanının penise, vaginaya ve ağıza teması ile bulaşma olabilir.


    *Damar içi uyuşturucu kulananların
    paylaştıkları iğne, enşektör ve uyuşturucu madde eritilen kaşıklar ile bulaşma olabilir.
    *HIV’li organ, doku, ve sperm nakli ile de bulaşma olasılığı vardır.

    Anneden bebeğine bulaşır.

    Tüm bulaşmaların %3-5’i bu yolla olmaktadır. HIV, hasta veya taşıyıcı anneden bebeğine gebelik, doğum veya emzirme sırasında bulaşabilir. HIV pozitif kadının doğuracağı çocuğa HIV’ın geçme oranı %30 civarındadır. Gebe annenin tedavisi ile bu oran %7’ye düşmektedir. Sütle geçme oranı fazla olmamakla birlikte, HIV pozitif annelere emzirme önerilmez. Gebelik ve HIV ile ilgili bilgiler için AIDS Danışma Merkezine baş vurunuz.

    HIV’in Bulaşmadığı Durumlar Nelerdir?

    HIV günlük yaşamda, aynı odada bulunma, aynı okulda okuma, aynı havayı soluma ile bulaşmaz. HIV sağlam deriden geçmez.
    *Tükürük, gözyaşı, ter, aksırık, öksürük, idrar, dışkı;
    *El sıkışma, deriye dokunma, okşama, kucaklama, yanaktan ve elden öpme;
    *Yiyecekler, içecekler, çatal, kaşık, bardak, tabak, telefon;
    *Tuvelet, duş, musluk, yüzme havuzu, deniz, sauna, hamam;
    *sirvisinek ve diğer böceklerin sokması, kedi köpek ve diğer hayvanlarla yaşamak, HIV’in bulaşmasına neden olmaz.




    AIDS TEN KORUNMA

    Cinsel ilişki önemli bir bulaşma yoludur.

    HIV her türlü cinsel ilişki ile bulaşır. Güvenli yaşam kurallarına uyarak, cinsel yolla olabilecek bulaşmadan korunulur. Bu nedenle, cinsel ilişkide mutlaka koruyucu kılıf(kondom, prezervatif, kaput) kullanın. Kurduğunuz ilişkinin tehlikeli olmayacağını düşünseniz bile, prezervatif kullanmayı ihmal etmeyin. Koruyucu kılıf, cinsel hayatınızda en büyük dostunuzdur.
    Çoğumuz HIV’ın hayat kadınlarında, uyuşturucu kullananlarda, eşcinsellerde bulunduğunu ve kendimize bulaşmayacağını sanırız. Ancak AIDS, belirli bir sosyal grubun hastalığı değildir. Hastalığın mikrobu olan HIV; cins, ırk, renk, din, yaş farkı gözetmeden herkese bulaşabilir. HIV, kişinin ya da cinsel eşinin HIV pozitif kişilerle prezervatif kullanmadan ilişki kurması durumunda kişiye ve eşine rahatlıkla bulaşabilir. HIV pozitif olan kişi,kendisini ve cinsel eşini korumak için her türlü cinsel ilişkide prezervatif kullanmalıdır.

    Kontrolsüz kan nakline ve kan bulaşmış aletlerin kullanılmasına izin vermeyin.

    -Kan naklinde AIDS testi yapılmamış kan asla kullanılmamalıdır. Test sonucu negatif olan kan kullanılmalıdır.
    -Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş şırınga, iğne ve cerrahi aletler, diş hekimliği aletleri, dövme aletleri, akapunktur iğneleri, jilet ve makası kesinlikle kullanmayın, size kullanılmasına izin vermeyin.
    -Bedeniniz sizindir. ELISA testinde size uygulanacak işlemler sırasında aklınıza takılan soruları karşınızdakine sormaktan çekinmeyin.
    -HIV pozitif kişi, test sonucunu öğrendikten sonra kesinlikle kan vermemelidir.
    -HIV’li sperm sıvısı, genital sıvı ve kan bulaşmış alet ve eşyanın yaralı dokuya teması ile de HIV’in bulaşabileceğini unutmayın. Yaralarınızı bantla kapatarak kendinizi koruyun.

    AIDS’e Karşı Güvenli Cinsel Yaşam Nasıl Olmalıdır?
    Cinsel Yaşamını güvence altına almak isteyenler için seçenekler;
    -HIV taşımayan kişi ile karşılıklı sadakate dayalı ilişki kurmak.
    -Vaginal, anal, oral (kadın veya erkek) tüm cinsel ilişkilerde prezervatif kullanmak.
    -Cinsel birleşme yerine; okşamak, öpmek, mastürbasyon veya masaj yapmak.




    Cinsel yaşamda Bilinmesi Yararlı Bilgiler:
    -Cinsel eş sayısının fazlalığının HIV bulaşma riskini artıran bir unsur olduğu bilinmelidir.
    -Alkol ve uyuşturucular doğru ve sağlıklı düşünmeyi engelleyerek, cinsel ilişki sırasında olumsuz davranışlara neden olabilir.



    TÜRKİYE’DE AIDS
    Günümüzün en çok korkulan, buna karşın en çok göz ardı edilen hastalığı olan AIDS, gerekli önlemlerin etkili ve hızlı bir şekilde alınmadığı ülkelerde hızla yayılmaktadır. Dünyada her gün 16 bin kişinin AIDS virüsü ile enfekte olduğu düşünülürse ülkemizin de bu hastalıktan etkilenmeyeceği düşünülemez. Zira; Türkiye’de 31.12.1999 itibarı ile 983 vaka bildirilmiştir (Sağlık Bakanlığı verilerine göre).
    Dünyada 1981 yılında ilk vaka saptandıktan sadece dört yıl sonra, 01.10.1985 tarihinde, Türkiye’deki ilk vaka bildirilmiştir. Ülkemizdeki ilk vakalar yurtdışında çalışan işçilerimizdi (I. Jenerasyon). Dolayısıyla ikinci grup vakaları dışarıdan gelen işçilerin yakınları oluşturdu (II. Jenerasyon). Üçüncü jenerasyonu ise yerli, Türkiye içi vakalar oluşturdu. Bugün ülkemiz vaka sayısını yılda %10 ve üzerinde arttıran ülkeler sınıfına girmektedir. UNAIDS ( Birleşmiş Milletler AIDS Komisyonu) tahminlerine göre ülkemizde 2500 civarında vaka olduğu düşünülmektedir.
    Ülkemizde HIV ile enfekte olanların 318’i hastalık bulgusu olan AIDS vakasıdır. 665 kişi ise henüz bir hastalık belirtisi bulunmayan taşıyıcılardır. (Bkz. AIDS Vaka ve taşıyıcılarının yıllara göre dağılımı grafiği)
    TÜRKİYE’DE AIDS VAKALARI ve TAŞIYICILARININ YILLARA GÖRE DAĞILIMI (31.12.1999)

    YILLAR
    VAKA
    TAŞIYICI
    TOPLAM
    1985
    1
    1
    2
    1986
    2
    3
    5
    1987
    7
    27
    34
    1988
    9
    26
    35
    1989
    11
    20
    31
    1990
    14
    19
    33
    1991
    17
    21
    38
    1992
    28
    36
    64
    1993
    29
    45
    74
    1994
    34
    52
    86
    1995
    34
    57
    91
    1996
    37
    82
    119
    1997
    38
    105
    143
    1998
    29
    80
    109
    1999
    28
    91
    119
    TOPLAM
    318
    665
    983



    HIV ile enfekte olan 983 kişinin dörtte üçü erkek (712), dörtte biri(271) ise kadındır. Başlangıçta HIV ile enfekte kadın sayısı çok az iken zamanla maalesef kadınlarda enfeksiyon görülme hızı artmakta ve ara kapanmaktadır. (Bkz. Grafik:HIV enfeksiyonunun yıllara ve cinsiyete göre dağılımı)
    AIDS daha çok genç nüfusu etkilemektedir. Yıllar geçtikçe 15 yaş altı nüfusta ve hatta bebeklerde enfeksiyon görülme hızı artmaktadır. Ülkemizde de HIV ile enfekte 983 kişinin 511’i 20-34 yaşları arasındadır. 15 yaş altında 22 enfekte çocuk bulunmaktadır. Enfeksiyonu annelerinden alan 11 bebek bildirilmiştir.(Bkz.Grafik AIDS vaka ve taşıyıcılarının yaş ve cinsiyete göre dağılımı)

    TÜRKİYE’DE HIV ENFEKSİYONUNUN YILLARA VE CİNSİYETE GÖRE DAĞILIMI (31.12.1999)

    YILLAR
    ERKEK
    KADIN
    TOPLAM
    1985
    2
    0
    2
    1986
    5
    0
    5
    1987
    29
    5
    34
    1988
    25
    10
    35
    1989
    27
    4
    31
    1990
    27
    6
    33
    1991
    28
    10
    38
    1992
    56
    8
    64
    1993
    52
    22
    74
    1994
    65
    21
    86
    1995
    71
    20
    91
    1996
    83
    36
    119
    1997
    92
    51
    143
    1998
    76
    33
    109
    1999
    74
    45
    119
    TOPLAM
    712
    271
    983


    AIDS VAKA VE TAŞIYICILARININYAŞ VE CİNSİYETE GÖRE DAĞILIMI
    (31.12.1999)

    YAŞ GRUPLARI
    ERKEK
    KADIN
    TOPLAM
    0
    5
    1
    6
    1-4
    2
    3
    5
    5-9
    2
    4
    6
    10-12
    3
    0
    3
    13-14
    1
    1
    2
    15-19
    11
    15
    26
    20-24
    83
    62
    105
    25-29
    128
    41
    169
    30-34
    154
    43
    167
    35-39
    90
    22
    112
    40-49
    93
    26
    119
    50-59
    46
    19
    61
    60+
    23
    11
    34
    TOPLAM
    712
    271
    983





    Ülkemizde de diğer ülkelerde olduğu gibi AIDS başlangıçta bir homoseksüel/ biseksüel hastalığı olarak görülerek yaklaşan tehlike göz ardı edilmiştir. Buna bağlı olarak hastalık tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de heteroseksüeller arasında da hızla yayılmıştır. HIV ile enfekte kişilerin yarıdan fazlası (563) virüsü cinsel ilişki ile almıştır. Sanıldığının aksine aşağıdaki tabloda da görüldüğü gibi homo-biseksüel cinsel ilişki ile virüsü alanların sayısı heteroseksüel yolla enfekte olanların sayısına göre çok azdır. Bulaşma yolu bilinmeyen ya da öğrenilemeyen 266 işinin de cinsel ilişki yoluyla enfekte olduğu tahmin edilmektedir. HIV ile enfekte kişilerin %11’i ise damar yolundan uyuşturucu kullananlardır. (Bkz.Grafik AIDS vaka ve taşıyıcılarının risk gruplarına göre dağılımı)

    GEÇİŞ YOLU VE CİNSE GÖRE HIV ENF.DAĞILIMI
    (31.12.1999)

    GEÇİŞ YOLU
    ERKEK
    KADIN
    TOPLAM
    Homo/ biseksüel erkekler
    86
    0
    86
    Damar İçi Madde Bağımlıları
    83
    5
    88
    Homo/biseksüel + D.İ.Madde Bağ
    5
    0
    5
    Hemofili Hastaları
    9
    0
    9
    Kan nakli yapılanlar
    24
    13
    37
    Heteroseksüel geçiş
    274
    202
    476
    Anneden bebeğe bulaş
    7
    4
    11
    Hastaneden geçiş
    3
    1
    4
    Bilinmeyenler
    221
    46
    281
    TOPLAM
    712
    271
    983


    Ülkemizde enfekte olan 983 kişinin 318‘i İstanbul’da, 246’sı yurtdışında, 87’si İzmir’de, 61’i Ankara’da ikamet etmektedir. Sağlık Bakanlığına illerden yapılan bildirimler incelendiğinde hiç vaka bildirmediği halde, HIV vaka ve taşıyıcılarının sürekli yaşadığı yerlere göre dağılımları yapıldığında, 0 vaka bildiren illerde ikamet eden HIV vaka ve taşıyıcılarının bulunduğu tespit edilmiştir.

    AIDS VAKA VE TAŞIYICILARININ BİLDİRDİĞİ İLLERE VE SÜREKLİ YAŞADIĞI YERLERE GÖRE DAĞILIMI (31.12.1999)

    İLLER
    BİLDİRİLEN
    VAKA

    TAŞIYICI
    TOPLAM
    İKAMETGAH
    VAKA

    TAŞIYICI
    TOPLAM
    Adana
    1
    15
    16
    1
    15
    16
    Afyon
    3
    2
    5
    3
    2
    5
    Ağrı
    0
    0
    0
    0
    1
    1
    Aksaray
    1
    1
    2
    6
    2
    8
    Amasya
    0
    0
    0
    3
    1
    4
    Ankara
    61
    102
    163
    24
    37
    61
    Antalya
    6
    12
    18
    6
    16
    22
    Artvin
    0
    1
    1
    0
    0
    0
    Aydın
    1
    0
    1
    4
    2
    6
    Balıkesir
    2
    1
    3
    4
    3
    7
    Bayburt
    0
    0
    0
    1
    0
    1
    Bilecik
    1
    2
    3
    1
    1
    2
    Bolu
    0
    0
    0
    2
    3
    5
    Burdur
    1
    2
    3
    1
    3
    4
    Bursa
    3
    13
    16
    5
    16
    21
    Çanakkale
    1
    0
    1
    3
    3
    6
    Çankırı
    0
    0
    0
    0
    1
    1
    Çorum
    0
    1
    1
    1
    1
    2
    Denizli
    2
    2
    4
    5
    1
    6
    Diyarbakır
    1
    0
    1
    2
    0
    2
    Edirne
    1
    0
    1
    0
    0
    0
    Elazığ
    1
    0
    1
    0
    0
    0
    Erzurum
    0
    1
    1
    0
    1
    1
    Eskişehir
    2
    5
    7
    2
    3
    5
    Gaziantep
    0
    5
    5
    0
    5
    5
    Giresun
    3
    3
    6
    2
    3
    5
    Hatay
    0
    2
    2
    0
    6
    6
    Isparta
    0
    4
    4
    1
    2
    3
    İçel
    4
    4
    8
    2
    6
    8
    İstanbul
    153
    363
    516
    98
    220
    318
    İzmir
    41
    79
    120
    27
    60
    87
    K.maraş
    1
    2
    3
    2
    1
    3
    Karaman
    1
    6
    2
    2
    5
    7
    Kastamonu
    0
    1
    1
    0
    1
    1
    Kayseri
    5
    4
    9
    4
    5
    9
    Kırıkkale
    0
    2
    2
    1
    3
    4
    Kırklareli
    0
    0
    0
    1
    0
    1
    Kırşehir
    0
    0
    0
    0
    3
    3
    Kocaeli
    2
    5
    7
    4
    8
    12
    Konya
    3
    1
    4
    3
    0
    3
    Kütahya
    0
    1
    1
    1
    1
    2
    Malatya
    1
    0
    1
    1
    1
    2
    Manisa
    4
    0
    4
    1
    6
    7
    Mardin
    0
    0
    0
    1
    0
    1
    Muğla
    0
    1
    1
    3
    3
    6
    Nevşehir
    0
    4
    4
    0
    4
    4
    Niğde
    0
    0
    0
    0
    1
    1
    Ordu
    1
    0
    1
    4
    2
    6
    Sakarya
    1
    1
    2
    3
    4
    7
    Samsun
    2
    4
    6
    2
    4
    6
    Sinop
    0
    0
    0
    0
    1
    1
    Sivas
    0
    0
    0
    4
    3
    7
    Şanlıurfa
    0
    1
    1
    1
    2
    3
    Şırnak
    0
    0
    0
    1
    2
    3
    Tekirdağ
    0
    2
    2
    2
    2
    4
    Tokat
    0
    1
    1
    0
    1
    1
    Trabzon
    5
    2
    7
    2
    3
    5
    Tunceli
    0
    0
    0
    1
    0
    1
    Uşak
    1
    1
    2
    0
    1
    1
    Van
    0
    0
    0
    0
    1
    1
    Yalova
    0
    1
    1
    0
    0
    0
    Yozgat
    0
    0
    0
    3
    4
    7
    Zonguldak
    1
    1
    1
    1
    2
    3
    Yurtdışı
    --
    --
    --
    67
    179
    246
    TOPLAM
    318
    665
    983
    318
    665
    983
    Türkiye’de tespit edilen HIV ile enfekte olan 983 kişiden %83’ü (823) Türk vatandaşı %17’si yabancı uyruklu kişilerdir. HIV ile enfekte yabancı uyruklular 44 değişik ülkenin vatandaşıdır. Birinci sırada Romen kadınlar (29), ikinci sırada ise Ukraynalı kadınlar (23) bulunmaktadır.

    (Sağlık Bakanlığı verileri)
    YABANCI UYRUKLU FUHUŞ ÇALIŞANLARINDA HIV SIKLIK HIZI 1994-1999

    YILLAR
    SIKLIK/100.000
    HIV + SAYISI
    HIV TEST SAYISI
    1994
    204.3
    4
    1958
    1995
    0
    0
    1646
    1996
    320.7
    12
    3742
    1997
    239.9
    21
    8753
    1998
    98.6
    12
    12163
    1999
    51.5
    6
    11645

    TC.VATANDAŞI FUHUŞ ÇALIŞANLARINDA HIV SIKLIK HIZI (1994-1999*)* 1999 Yılı sonuçları geçicidir.

    YILLAR
    SIKLIK/100.000
    HIV + SAYISI
    HIV TEST SAYISI
    1994
    0
    0
    12122
    1995
    0
    0
    10514
    1996
    0
    0
    11843
    1997
    0
    0
    14664
    1998
    0
    0
    15629
    1999
    0
    0
    8086
    Ülkemizde yürütülen Ulusal AIDS Programının temel amacı Türkiye’de HIV yayılımını önlemek ve AIDS’in sosyo-ekonomik etkilerini azaltmaktır.
    Hedeflerimiz:
    1- Risk altındaki nüfus başta olmak üzere toplumun AIDS’in bulaşma ve korunma yolları hakkında bilgilendirilerek korunmaya yönelik davranışların benimsetilmesi,
    2- Kan ve kan ürünlerinin %100’ünün HIV yönünden kontrolünün sağlanması ve bu yolla bulaşların engellenmesi,

    KAN VERİCİLERİNDE HIV SIKLIK HIZI (1990-1999) (1999 Yılı sonuçları geçicidir.)

    YILLAR
    SIKLIK/100.000
    HIV + SAYISI
    HIV TEST SAYISI
    1990
    0
    0
    652 639
    1991
    0
    0
    789 407
    1992
    3.56
    36
    1011 881
    1993
    13.68
    47
    343 627
    1994
    4.49
    38
    847 0010
    1995
    8.54
    77
    901 816
    1996
    6.96
    73
    1048 479
    1997
    1.79
    37
    2 067 185
    1998
    2.66
    22
    826 558
    1999
    4.16
    25
    601 043

    Eğer bir gün
    dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa,
    Rabb'ine dönüp "benim büyük bir derdim var" deme!

    Derdine dönüp "BENİM ÇOK BÜYÜK BİR RABB'İM VAR!" de!



  2. #2
    Mavi Admin

    Cevap: Anti-HIV Testi Nedir? Ne Zaman Yapılır? Nerelerde Yaptırılabilir?

    3- AIDS hastası ve taşıyıcıların hak ve özgürlüklerinin gözetildiği sosyal bir çevre yaratmaya yönelik ve koruyucu önlemlerin yasal bir zemine oturtulması için gerekli hukuki, etik ve sosyal düzenlemelerin yapılması,
    4- Ülkemizdeki hasta ve taşıyıcıların sayısı hakkında ve halkın AIDS konusundaki bilgi, tutum ve davranışını gösteren güncel ve güvenilir bilgilerin sağlanması,
    5- Ülkemizdeki tüm HIV ile enfekte kişilerin tanı, tedavi ve bakımının standardize edilmesidir.



    TÜRKİYE’DE HIV/AIDS’İN YAYILIŞI
    AIDS Türkiye’de ilk defa 1985 yılında ortaya çıkmış ve ülkede yayılmaya başlamıştır. 1985-1987 yıllarında HIV/AIDS genellikle kan nakli yapılanlarda, damariçi uyuşturucu kullananlarda, yurtdışına giden işçilerde, yabancı ülkelere öğrenim amacıyla giden öğrencilerde ve turistlerde görülmüştür. Yurtdışında çalışan işçiler Türkiye’ye tatil için geldiklerinde eşlerine HIV’i bulaştırmışlar ve Türkiye’de yaşayan bir çok kadının da HIV ile infekte oldukları ortaya çıkmıştır. 1988-1990 yıllarında ülkeye gelen turist sayısında büyük artış olmuştur. Bu yıllarda yurt dışında çalışan işçiler, öğrenim için başka ülkelere giden öğrenciler, yurtdışına ticaret, seyahat veya ziyaret için gidenlerden de HIV infeksiyonu ile karşılaşanlar olmuştur.

    Cinsellik, uyuşturucu madde kullanımı ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar gibi daha önce Türk toplumunda konuşulamayan konular, 1985’ten itibaren AIDS hastalarının ve HIV infekte kişilerin meydana çıkması ile sık sık tartışılmaya başlanmıştır. Özel TV kanallarının açılması ile çocuklar, gençler ve kırsal kesimlerde yaşayanlar cinsellik ve cinsel ilişkilerin çeşitleri hakkında bilgi sahibi olmuşlardır. Buna karşın Türk toplumuna cinsellik hakkında yeterli bilgi verilememiştir ve okulllarda cinsellik konusunda eğitime, ancak bu yıl bazı okullarda başlanabilmiştir.Ancak bütün okullarda eğitime tam anlamı ile açıklık getirilmediğinden, öğrencilerde korkusuzluk ve çekinmezlik henüz aşılamamıştır.

    1991-1993 yıllarında Doğu Avrupa ülkeleri, Romanya, Rusya, Gürcistan ve bunlara komşu ülkelerden büyük sayıda turist Türkiye’ye bavul ticareti amacıyla gelmiştir. Bu kadınlar arasında paralı cinsel ilişkiye girenler de olmuş ve HIV’in bu yolla Türkiye’de fazla sayıda yayılacağı spekülasyonları yapılmıştır. Ancak yapılan bazı bilimsel çalışmalarda İstanbul’da ve Karadeniz kıyılarında seks ticareti yapan ve test uygulanan kadınlarda bel soğukluğu ve frengi gibi hastalıklar ile karşılaştırıldığında HIV pozitifliğinin çok az olduğu saptanmıştır. 1992 yılından itibaren İstanbul’a Afrika ülkelerinden bazı zenci gruplar gelmiştir. Bunların bazılarının uyuşturucu kullanırken veya satarken yakalandıkları ve bir kısmının kan muayenelerinde anti HIV testlerinin pozitif olduğu medyada yer almıştır. 1994-1996 yıllarında da Türkiye’nin büyük şehirlerine, Ege, Akdeniz ve Karadeniz kıyı kentlerine fazla sayıda turist gelmiştir. Önceki yıllarda medyanın sık sık üzerinde durduğu turistlerden HIV bulaşması yayınlarına 1994’ten sonra basında fazla rastlanmamıştır. Buna karşın bazı TV yayınlarında AIDS’ten bahsedilmiştir. Ancak bu oturumlarda sorunlara çözüm getirebilecek düşüncelerin kişi özgürlüğüne ve evrensel insan haklarına saygılı olarak irdelenmesi yerine, çoğu kez gelişigüzel seçilmiş konuşmacılar yüzeysel düşüncelerini ifade etmeye çalışmışlardır. AIDS konusunda düzenlenen maske takılmış HIV infekte kişilerin ekrana çıkarıldıkları TV programları ise yapılmaması gereken ayrımcılığı ve damgalamayı göstermiştir. Toplum içinde yaşayan ve diğer insanlar tarafından kucaklanması gerektiği imajı yerine HIV infekte kişileri toplumdan farklı göstermeye çalışan bu programlarda söylenen yanlış bilgiler ve mesajlar bir çok izleyicide sonradan düzeltilmesi güç kalıntılar bırakmıştır. TV programlarının birkaç gün içinde acele ile ya da uzmanlara danışılmadan yapılmaları programın kalitesi sorununu gündeme getirmektedir. AIDS gibi en önemli sağlık sorunu konusunda program yapımcısının konunun uzmanları ile görüşüp, konuşmacıları birlikte seçerek bilimsellikten ayrılmadan topluma doğru bilgileri ve mesajları aktaracak, sorunlara çözüm önerebilecek programlar yapmaları toplum için yararlı olabilmektedir. 1999-2000 yıllarında bazı TV programları bu şekilde hazırlanmış ve topluma çok yararlı mesajlar vermişlerdir.

    Diğer ülkeler gibi, HIV Türkiye’ye de yerleşmiştir. Türkiye’de bulunan HIV’ li kişilerden diğer kimselere cinsel yolla HIV bulaşmaları olabilmekte; HIV’ li kan veya kan ürünlerinin şırıngası ile de HIV bulaşmaları meydana gelmektedir. Bugüne kadar anneden çocuğa HIV bulaşması çok az sayıda tespit edilmiştir.

    Toplumumuzda HIV bulaşmasının önlenmesi için korunma konusunda bilgilendirme yöntemlerinin toplumun çeşitli kesimlerine götürülmesi çalışmaları kesinlikle ihmal edilmemeli ve özellikle gençlerin eğitimine önem verilmelidir.



    HIV İNFEKSİYONLARININ LABORATUVAR TANISI
    Günümüzde, HIV infeksiyonlarının tanısında, kısaca “serolik yöntemler” olarak tanımlanan laboratuvar tekniklerinden yararlanılır. Tüm Dünyada, tarama ve tanı amacıyla başvuranlar ilk uygulama, HIV ile infekte olan bireyler de bir süre sonra ortaya çıkan ve etken virusa karşı oluşan spesifik ANTİ-HIV antikorlarının ELISA tekniği ile gösterilmesidir. Organizmanın, vücuda giren yabancı etkene karşı oluşturduğu Anti-HIV antikorlarını sentezlemesi için bir süre gereklidir; işte bu nedenle şüpheli bir temastan hemen sonra, bu testi yaptırmanın anlamı yoktur; çünkü, böyle bir yola baş vurulur ise, aranan antikorlar henüz oluşmadığından, virus ile temas edilmiş olsa bile, test sonucu “yalancı negatif” olarak belirlenecektir.HIV virusu ile infekte olduğunu düşünerek test yaptırmak isteyen kişilere, temastan 3 ay sonra test yaptırması önerilir. Bu süre antikorların sentezlenmiş olacağı yeterli süredir. Zaman içinde duyarlıkları artmış olan serolojik testler ile, temastan ortalama dört hafta sonra, Anti-HIV antikorlarını saptamak olasıdır. “Serolojik pencere dönemi” şeklinde isimlendirilen bu dört haftalık dönem sonunda eğer ELISA testi “pozitif” bulunur ise, bu durum kişinin virus ile temas ettiğinin göstergesidir; ancak gelişmeler sonucu duyarlıklarının yanı sıra, özgüllükleri de optimal düzeye yaklaşmış olan ELISA testlerinde, herşeye rağmen çeşitli nedenlere bağlı olarak “yalancı pozitif” sonuç alınması söz konusudur. Bu nedenle iki kez yinelenen ve ELISA ile pozitif bulunan kan örneklerinde, “ilave testler” ile durumun kesinleştirilmesi gereklidir. Bu amaçla en sık başvurulan test “Western Blot” doğrulama tekniğidir; yeterli özgüllüğe sahip olan bu teknik ile pozitifliğinin doğrulanması, kişide Anti-HIV antikorları bulunduğunun kesin kanıtıdır.

    HIV tanısı amacıyla, Anti-HIV antikorlarının “hızlı testler” şeklinde tanımlanan yöntemlerle de araştırılması olasıdır. Ancak aynı reaktifler kullanılsa bile, ELISA esasına dayanan hızlı testlerde, non-spesifik bağlanmalardan kaynaklanan yalancı pozitifliği söz konusu olabileceği; özellikle kalite kontrolünün ve danışmanlık hizmetinin bulunmadığı ortamlarda (muayenehaneler, acil servisler veya bireylerin testi satın alarak bizzat evlerinde kullanmaları gibi) uygulanmalarının sakıncalı olabileceği görüşü ağır basmaktadır.

    HIV tanısı için ELISA yönteminin yaygın olarak kullanımının yanı sıra, bazı durumlarda HIV-antijeni veya HIV nükleik asitinin araştırılması gereklidir. Virusun yapısal bölümlerinden biri olan p24 antijenini, yine ELISA tekniği ile kanda aramak olasıdır. Ancak, henüz antikorlar oluşmadan önce, temastan iki hafta sonrasından başlayarak dolaşımda p24 antijenine kuramsal olarak rastlamak mümkün ise de, yönteme bağlı duyarlık sorunları nedeniyle, antijen aranması erken tanı için uygun değildir. Buna karşılık, günümüzde hergün daha başarılı biçimde sürdürülen tedavi protokollerinin izlenmesinde, antijen testinden yararlanılabilir. Benzer şekilde “erken tanı” amacıyla,temastan sonra ortalama 10-12 gün sonunda HIV-RNA’sını moleküler biyoloji teknikleri ile (RT-PCR,b.DNA,NASBA...) göstermek olasıdır. Ayrıca Nükleik asit (HIV-RNA) araştırmalarını kantitatif olarak gerçekleştirmek, ve kısaca “viral yük” olarak tanımlanan virus miktar tayinini saptamak da mümkündür; bu uygulama, özellikle tedaviye seçilecek kişilerin belirlenmesinde, ve tedavinin etkinliğini araştırmada başvurulan önemli bir yöntemdir. Ayrıca kullanılan antiretrovirallerle direnç gelişiminin izlenmesinde; infekte anneden bebeğe bulaş riskinin ön görülmesinde; ve nihayet HIV infeksiyonlarından AIDS’e geçiş döneminin belirlenmesinde moleküler biyoloji yöntemlerinden yararlanılır.


    Sonuç olarak; HIV infeksiyonlarının laboratuvar tanısı için, standart referans yöntemin ELISA ile Anti-HIV antikorlarının araştırması olduğunu; her ELISA pozitifliğin WB ile doğrulanması gerektiğini; ancak her iki yöntemin de olumlu ve olumsuz özelliklerinin bulunduğunu ve nihayet göstergelerin evrim şeması gözardı edilmeksizin, belirli bir dönemde alınacak örneklerle en uygun testin kullanılması gereğini belirtmek gerekir. Ülkemizde de bir süreden beri, belli referans laboratuvarlarında kullanılan “viral yük” tayini ise özellikle antiviral tedavinin etkinliğinin belirlenmesinde gerekli ve yaralı bir testir.




    HIV Vücudu Nasıl Etkiler?
    AIDS'e neden olan virüs ilk defa 1983 yılında Dr.Luc Montagnier tarafından kaydedilmiş daha sonra Paris Pasteur Enstitüsündeki bilim adamları tarafından izlenmeye devam edilmiştir.Enstitü araştırmacıları virüse Lymphadenopathy-AssociatedVirüs (LAV) adını vermişlerdir.Çünkü bilim adamları virüse bir hastanın lenf düğümlerinde rastlamışlardı. Bu araştırmalarla aynı zamanlarda, başka bir yerde Dr.Robert Gallo ve meslekdaşları Ulusal Kanser Enstitüsü'nde yaptıkları araştırmalarda AIDS virüsünün izine rastladılar.Dr.Gallo ve meslekdaşları virüse Human T-Cell Lymphotropic Virüs III (HTLV-III) adını verdiler.Gallo ve personeli yeni tanımladıkları bu virüse benzeyen diğer virüsleride ayırarak ayrılan virüsler HTLV-I ve HTLV-II isimlerini verdiler.Yeni tanımlanan bu virüsün etiketlenmesinden sonra Uluslararası Virüs Sınıflandırma Komitesi (International Commite on The Taxonomy of Viruses) virüsün adını Human Immuno Deficiency Virüs HIV olarak belirledi. Halen tıbbi topluluklar virüsün tanımlanmasında bu ismi kullanmaktadır.
    HIV diğer virüslerden çok farklıdır.HIV virüsü retrovirüsler olarak bilinen özel bir aileye mensuptur. Retrovirüslerde diğer virüsler gibi sıkıca paketlenmiş bir genetik yapıya ve protein kılıfına sahiptir. Retrovirüsler genetik bilgilerini Deoxiribonukleikasit DNA yerine Ribunükleikasit RNA larında saklarlar. Retrovirüsler kendilerini eşlemek, yani viral RNA larından yeni bir DNA oluşturmak için "reverse transcriptase" adı verilen bir enzimi kullanırlar.Yani oluşturulan DNA virüsün etkilemek istediği hücrenin DNA sıyla birleşir.Virüsün oluşturduğu DNA ile birleşen hücre DNA'sı provirüs olarak adlandırılır.
    Provirüs hücrenin genetik yapısının tamamını kendi kendini sürekli yenilemek için kullanır.Bu durumda retrovirüsler diğer virüslerde olduğu gibi yeni virüsler oluşturabilmek için gerekli mekanizmayı bulaştıkları hücreden temin ederler. HIV virüsünün ilk hedefi T-4 yardımcı hücresi (AKYUVAR) adı verilen beyaz kan hücreleridir.Akyuvarların görevi bağışıklık sistemini yöneterek istenmeyen organizmalara karşı vücudu korumaktır.HIV virüsü vücuda herhangi bir şerkilde bulaştıktan sonra, eğer hemen aktifleşirse, akyuvar hücrelerine saldırır ve hücrenin içine girer.Hücrenin içine girmesiyle birlikte akyuvar hücresinin genetik maddesini kullanarak kendini eşlemeye ve çoğalmaya başlar.Yeni virüs partikülleri kendilerini kan akıntısına bırakarak enfekte edecek yeni akyuvar hücreleri aramaya başlarlar.Bir akyuvar hücresinin içinde HIV bulunması bu hücrenin görevini kısmen yada tamamen yapamaması anlamına gelmektedir.Akyuvar sayısının azalması vücut bağışıklık sisteminin normal zamanda kolayca başedebileceği enfeksiyonlarla artık başedemeyecek duruma gelmesi demektir.Bu fırsatçı enfeksiyonlarla ilgili komplikasyonlar kişinin ölümüne neden olabilmektedir.
    Beyaz kan hücrelerinin diğer bir çeşidi olan makrofajlarda AIDS virüsü tarafından enfekte edilebilir.Makrofaj hücreleri kan dolaşım sisteminin dışında kalan bölgelerde mevcut olan organizmalarla savaşırlar.Makrofaj hücreleri beyine dahi taşınabilirler.HIV virüsü makrofaj hücrelerini kullanarak beyine girdiğinde glial hücrelerine saldırır.Bu hücreler sinir sistemi için yapısal destek ve izolasyon sağlayan hücrelerdir.Eğer virüs bu hücrelerin büyük bir kısmını yok ederse, kişinin akıl ve düşünme fonksiyonları tekrar onarılamıyacak bir hal alır. HIV virüsü hakkında açıklamalar kişiden kişiye farklılık göstermektedir.Çünkü enfeksiyonların sınırı insanların yakalandığı mantarsal, bakteriyel ve viral hastalıklarla birlikte çok geniştir.Fakat çok sık duyduğumuz iki hastalık Kaposis Sarcoma ve Pneumocystic Carinii Pneumonia'dir. Kaposis Sarcoma kan hücresi kanseri olarak bilinir.Kan kanseri hastalarının derilerinde portakal rengi bölgeler oluşmaya başlar.Bu bölgelerin vücut içinde olması ve dışarıdan görünmemeside olasılıklar dahilindedir.Zamanla oluşan bölgelerin sayısında ve büyüklüğünde iki kat artma görülür.Hastalık zaman geçtikçe vücudun her tarafını sarar. Pneumocystic Carinii Pneumonia AIDS hastalarında en çok görülen fırsatçı enfeksiyondur.Hastalığa protozoan adı verilen tek hücreli mikroskopik bir canlı organizma neden olur.PCP hastalrında hastalığın ortaya çıkmasıyla beraber şiddetli yorgunluk, kilo kaybı, ateş, kuru öksürük ve nefes almakta güçlük görülmeye başlar.Hastalığın şiddetli olması nedeniyle hastanın mutlaka bir hastanede kontrol altına alınması gerekir.PCP'de diğer AIDS ilgili hastalıklar gibi tedavi edilebilir; fakat bağışıklık sistemi ve ilgili problemlerin yok edilmesi mümkün olmamaktadır. AIDS hastaları, şakınlık, hafıza kaybı, denge kaybı, kekeleme, felç gibi problemeler oluşturabilen bazı enfeksiyonlardan kolayca etkilenebilirler.Bu problemler beyinin direk olarak HIV virüsü ile etkilenmesinden yada texaplasmosis (cryptoccoccal meningitis) adı verilen bir hastalıktan kaynaklanmaktadır.Görülen diğer hastalıkların HIV enfeksiyonu taşımayan kişilerde görülmesi çok nadirdir. AIDS tedavisinin bulunma süresi araştırmalar devam ettikçe değişmektedir.Bu arada araştırmacılar virüs ve hastalık hakkında daha fazla tecrübe edinmektedirler.Yapılan araştırmalar AIDS'in ortaya çıkma süresinin ortalama 7 ila 8 yıl olduğunu söylemektedir.Bazı vakalarda bu süreden daha sonra AIDS hastalığının görünmeye başladığı doğrulanmıştır.Halen kayıtlarda 10 yıl önce AIDS virüsü ile enfekte olmuş ve daha hiçbir AIDS belirtisi göstermemiş hastalar mevcuttur.



    HIV Tarafından Etkilenen Bağışıklık Sistemi Hücreleri

    ADI
    YAPISI / GÖREVİ
    AIDS'in ZARARI
    CD4+T Hücreleri
    APC (antijen sağlayıcı hücreler) tarafından sunulan antijenin tanınmasına yardımcı olur.(MHC Sınıf II bağlamında)
    Zamanla fonksiyonel ve poliferative zayıflama
    CD8+T Hücreleri
    Cytotoxic (Hücre öldürücü) T hücreleridir. APC tarafından sağlanan antijeni MHC Sınıf I bağlamında tanır.Enfekte olmuş hücreleri yada kanser tarafından değiştirilmiş hücreleri öldürür.
    Zamanla etkilenen hücre sayısının çoğalması ve beraberinde gelen fonksiyonel zayıflama
    Bellek T Hücreleri
    Bu hücreler aynı antijene ikinci defa yanıt verilmesini hızlandıran T hücreleridir. Bu hücreler ayrıca CD45 alıcı hücreleri olarak belirtilir. (CD45 RO saf hücreler olarak adlandırılır)
    CD45 hücreleri görev yapamaz hale gelir.
    B Hücreleri
    Extra hücresel antijenleri tanımlar ve antikoru plasma hücreleri sayesinde vücuttan çıkarır.
    Kandaki immunoglubilin (antikor) seviyesinin normalin aşırı derecede üstüne çıkması(Hypergammaglobulinemia)
    Kırmızı Kan Hücreleri (Eritrositler)
    Vücutta oksijen ve besinin taşınmasını sağlarlar.
    AIDS'in gelişmesi ile birlikte kandaki oranının ciddi bir şekilde zalması.Tedavi ilçaları ile birleşince anemi hastalığı.
    Monosit/Makrofajlar
    Antijen ortaya çıkaran hücreler APC'ler
    HIV bu hücreleri direkt olarak etkiler ve cytokine üretimi engelleninceye kadar kendini göstermez.
    Dendritik Hücreler
    Antijen Sağlayan Hücreler APC'ler.
    Zayıflayan fonksiyon.
    Foliküler Dentritik Hücreler
    Deri ve mukoza zarlarındaki enfekte olmuş bölümleri yakalamaya çalışır.
    HIV bu hücreleri zarar görmemiş mukoza membranları yolu ile tüm vücuda yaılabilmek için kullanır.
    Gövde Hücreleri
    Tüm kan ve bağışıklık sistemi hücreleri için öncü hücrelerdir.
    Bilinen kadar ile direkt olarak etkilenmez fakat zarara uğrayabilir.Ayrıca tedavide kullanılan ilaçlarda zarar verebilir.
    Doğal Öldürücü Hücreler
    Antikorlarlarla örtülmüş yada işaretlenmiş hücreleri öldürmeye yardımcı olur.
    HIV tarafından fonksiyonu zayıflatılır.
    Nötrofiller (Neutrophils)
    Beyaz kan hücresi çeşididir.
    Fonksiyonlarda zayıflama
    Bazofiller (Basophils)
    Beyaz kan hücrelerinin diğer bir çeşididir. Histaminleri serbest bırakırlar.
    Direkt olarak etkilenebilirler. Etkilenmesi durumunda histamin çıkışında büyük bir artış meydana gelir.
    Osinofilller (Eosinophils)
    Beyaz kan hücrelerinin diğer bir çeşididir. Vücuttaki peroksit ve anti bakteriyel maddeleri serbest bırakır.
    HIV Tarafından etkilenebilir.
    Megakarositler
    Öncü hücredir.
    HIV tarafından etkilenir.
    Eğer bir gün
    dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa,
    Rabb'ine dönüp "benim büyük bir derdim var" deme!

    Derdine dönüp "BENİM ÇOK BÜYÜK BİR RABB'İM VAR!" de!

  3. #3
    Mavi Admin

    HIV Pozitiflik Nedir?

    HIV Pozitiflik Nedir?

    Kanında HIV virüsü bulunan kişilere HIV pozitif denir. Bu kişiler aynı zamanda kanında antikor bulunan seropozitif (Anti-HIV testi=ELISA testi pozitif) kişilerdir.
    Eğer bir gün
    dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa,
    Rabb'ine dönüp "benim büyük bir derdim var" deme!

    Derdine dönüp "BENİM ÇOK BÜYÜK BİR RABB'İM VAR!" de!

  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Anti-HIV Testi Nedir? Ne Zaman Yapılır? Nerelerde Yaptırılabilir?


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.03.13, 14:59
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.03.13, 14:44
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.06.12, 17:23
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03.05.12, 22:45
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.08.11, 21:44

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.