Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
Sayfa 1/4 123 ... SonSon
20 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Hayatı-Hz. Muhammed'in Yaşamı-Hz. Muhammed Çocukluğu Ölümü

  1. #1
    AdministratoR
    Sponsorlu Bağlantı

    Standart Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Hayatı-Hz. Muhammed'in Yaşamı-Hz. Muhammed Çocukluğu Ölümü

    Sponsorlu Bağlantı

    Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Hayatı-Hz. Muhammed'in Yaşamı-Hz. Muhammed Çocukluğu Ölümü

    PEYGAMBERIMIZIN DOGUMU
    Peygamberimiz Fil vakasından 50 gün sonra, Rebiullevvel ayinin on ikinci Pazartesi günü, tan yeri ağarırken, Mekke`de doğdu.

    PEYGAMBERIMIZ DOĞDUĞUNDA BAZI HADISELER VUKU'A GELDI
    Peygamberimiz doğduğunda bazı hadiseler vuku'a geldi. Bunlardan bazılarını söyle sıralayabiliriz:
    Peygamberimiz, anadan sünnetli ve göbeği kesik olarak doğdu. Peygamberimiz doğarken, çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip ellerini, yere dayamış başını semaya kaldırmış olarak doğdu. Peygamberimiz doğduğu zaman, bir yıldız doğmuş ve bilginler, bu yıldızın doğduğu gece, Ahmed doğmuştur dediler. Bir çok Yahudi alimi Tevrat'tan inceleme ile peygamberimizin bu gecede doğduğunu yakınlarına bildirmişlerdir.
    Peygamberimiz doğduğu gece Kisra'nin sarayından on dört şerefe yıkıldı. İranlıların, bin yıldan beri hiç sönmeden yanan Atesgedeleri sönüverdi. Save Gölünün suyu çekildi. Sema ve Vadisini su bastı. Iran Sahi, Arapların, ülkesini istila edeceğini rüyasında gördü, ve telaşa düştü.

    PEYGAMBERIMIZIN BABASI HZ. ABDULLAH
    Peygamberimizin babası Hz. Abdullah Kureyş'in ileri gelen delikanlılarından idi. Güzel yüzlü, iki gözü arasında peygamberlik nurunu taşıyordu. Mekke'nin bütün genç kızları onunla evlenmek için can atarlardı. Babasına o kadar itaatliydi ki babasının izinden hiç çıkmazdı. Hatta birinde babası Abdulmuttalip Allah'a dua etmiş ve "Allahım eğer bana on erkek evladı verirsen onlardan birini senin için kurban edeceğim" demiş, on evladı olunca da Allah'a verdiği sözü tutmak için oğlu Abdullah'ı kurban etmek istemiştir. Oğlu Abdullah babasına itiraz etmemiş ve boyun eğmiştir. Etraftan yapılan eleştirilerle oğlunu kurban etmekten vazgeçmiş onun yerine 100 Adet Deve kurban etmiştir.
    Hz. Abdullah Hz. Amine ile evlendikten kısa bir müddet sonra gittiği ticaret kervanından dönerken yolda hastalandı. Medine'de dayısı Beni Adiy bin. Neccar'in yanında bir ay hasta aldıktan sonra vefat etti. Hz. Abdullah vefat ettiği zaman Peygamberimiz henüz Anne karnında altı aylıktı.

    PEYGAMBERIMIZIN SÜT ANNEYE VERILISI
    Yeni doğan çocukları süt anneye vermek; Kureyş ve sair Arap eşrafının adeti idi.
    Bu da; kadınların kocaları ile daha iyi meşgul olmalarını ve çocukların da ,özellikle, havasının güzelliği, rutubetinin azlığı ve suyunun tatlılığı ile tanınan yerlerde yasayan şerefli kabileler arasında, sağlam vücutlu, sıkı etli, cesaretli yetişmelerini ve düzgün, pürüzsüz konuşmayı öğrenmelerini sağlamak içindi.
    Mekke çevresinde ve Harem içinde oturan kabilelerden süt annesi olanlar, her yıl iki defa, yaz ve güz olmak üzere Mekke`ye gelirler, çocukları alıp götürürlerdi.
    Peygamber efendimizi (A.S.) Ben`i Sa`d bin Bekr kabilesinden süt annesi Halime hatun götürdü.
    Peygamberimizin Süt kardeşleri şunlardır:
    Abdullah b. Haris Üneyse binti Haris, Şeyma binti Haris.
    Peygamberimizi yetim olduğu için Arap kadınları kabul etmemiş; sadece kabilesine götürecek çocuk bulamayan Halime, eli bos gitmemesi için peygamberimizi kabul etmişti. Peygamberimizi aldıktan sonra Halime ve Ailesinin yaşam tarzı bir anda değişti.
    Bunlardan bazılarını Halime'nin dilinden dinleyecek olursak Halime Hatun der ki;
    " İçinde bulunduğumuz kuraklık ve kıtlık yılında hiç bir şeyimiz kalmamıştı. Ben, kır merkebimin üzerinde idim.Yanımızda, yaşlı bir devemiz vardı, bize bir damla süt vermiyordu. Üzerinde bulunduğum merkebin ağır yürümesi yol arkadaşlarımı çileden cıkartıyordu. Nihayet Mekke'ye varıp emdirilecek oğlan çocukları aramaya başladık. İçimizden hiç bir kadın Muhammed'i almak istemiyor, ondan uzak duruyorduk. Çünkü, bizler emdireceğimiz çoçuğun babasından bahise kavuşmayı ve ondan armağanlar almayı bekliyorduk.
    Bir ara Muhammed'in dedesi Abdulmuttalip'le karşılaştım, bana; İsmin nedir ? diye sordu.
    Halime dedim. Bana;
    Ey Halime! Benim yanımda bir yetim çocuğum var onu emzirmek için Beni Sa`d kabilesi kadınlarına teklif ettim öksüz olduğu için kabul etmediler. Sen kabul eder misin ?
    Ben, "Bana biraz müsaade et de kocama bir danışayım.." dedim.
    Hemen kocamın yanına döndüm, ona haber verdim. Kocam izin verince Muhammed'i aldım.
    Muhammed bize gelince, evimiz öyle bereketlendi ki kocamla hayretler içinde kaldik. Sütü çekilmiş olan devemizde sütler fazlaca akmaya, zayıf olan merkebimizi, yolda başka hiç bir binek hayvan geçememeğe, davarlarımıza inen süt hiç bir davara inmemeye başladı.
    Peygamberin çocukluğu daha değişikti. Daha iki aylık iken, her tarafa yuvarlanmaya çalışıyordu. Üç aylık olunca ayakta durmaya çalışıyordu. Dört aylık olunca, duvara tutunup yürüyordu. Beş aylık olunca bir yere tutunmadan yürüyebiliyordu. Altı ayı tamamlayınca, yürümeyi hızlandırmıştı. Yedi aylık iken her tarafa gidebiliyor, koşabiliyordu. Sekiz aylık iken, konuşuyor, konuşulanı anlayabiliyordu. On aylık iken ok atabiliyordu. İki Yılı doldurduğu zaman, oldukça, iri ve gösterişli bir çocuk olmuştu. Onu annesine götürdük. Ama biz, Onun yüzünden gördüğümüz hayır ve bereketten dolayı, yanımızda bir müddet daha tutmaya çok istekli bulunuyorduk. "

    HZ. AMINE'NIN MEDINE ZIYARETI VE VEFATI
    Hz. Amine Peygamberi de yanına alarak Medine'deki Neccar oğullarından olan dayılarını ziyarete gitti. Orada peygamberle, bir ay kadar misafir oldular.
    Yahudi kavmi peygamberimizi orada görünce onu devamlı kontrol edip hal ve hareketlerine dikkat ediyorlardı. Hz. Amine Yahudilerin Peygamberimiz hakkında takındıkları tavırlardan korkmaya başladı ve acilen Mekke'ye dönmek için yola koyuldular.
    Hz. Amine, Mekke'ye gelirken, yolda hastalanıp Evba köyünde durakladi. Başucunda duran Peygamberimizin yüzene baktı. Sonra da söyle hitap etti:
    " Ey çekilen dehşetli ölüm okundan, Allah'in lutfu ve yardımı ile yüz deve karşılığında kurtulan zatin oğlu! Allah, Seni, mübarek ve devamlı kilsin ! Eğer rüyada gördüklerim doğru çıkarsa, Sen Celal ve bol ikram Sahibi tarafından, Adem oğullarına helal ve haramı bildirmek üzere gönderileceksin ! Allah, Seni milletlerle birlikte devam edip gelen putlardan, putperestlikten de, esirgeyecek, alıkoyacaktır.
    Her canlı varlık ölecektir. Bende öleceğim. Fakat temelli anılacağım. Çünkü, temiz bir oğul doğurmuş, arkamda hayırlı bir anı bırakmış bulunuyorum." demiştir.
    Ve Hz. Amine Ebva'da vefat etti. Hazret-i Amine vefat ettiğinde 30 yaşlarında idi.
    Dünyada, böylece babasız ve annesiz kalan Peygamberimizi, yüce Allah, hamisiz bırakmadı:
    Önce dedesi Abdulmuttalib'in yanında, sonra da amcası Ebu Talib'in yanında kaldı. Peygamberimiz, sekiz yaşına kadar, dedesi Abdulmuttalib'in yanında, sekiz yaşından sonra da Amcası Ebu Talib'in yanında kaldı.

    PEYGAMBERIMIZIN TICARET HAYATINA ATILISI
    Kureyşliler, öteden beri ticaretle uğraşırlardı. Ticaretle uğraşmayanların ise, ellerinde hiç bir şeyleri bulunmazdı. Peygamberimizin de, Hz. Hatice hesabına ticarete başlamadan önce, ticaretle uğraştığı olmuştur. Nitekim, Said b.Ebu Saib, Islamiyetten önce Peygamberimizin ticaret ortağı idi. Peygamberimizin, ticaret yapmak için, sermayesi olmadığından, Hz. Hatice peygamberimizi ücretle tuttu ve Kureyşiler'den tuttuğu, başka bir zatı da, Peygamberimizin yanına kattı. Hz. Hatice yapacağı her sefer için, Peygamberimize, ücret olarak genç ve yiğit birer erkek deve veriyordu. Peygamberimiz, Hz.i Hatice`nin ticaret malını Şam`a götürmek için, ilk defa dört tane erkek ve genç deveye anlaştılar. Peygamberimizle kervan halkı Şam`a gitmek için yola koyuldular. Şam topraklarından Busra'ya vardıklarında peygamberimiz orada getirdiği bütün malları çok karlı bir şekilde satıp alacaklarını aldıktan sonra, Mekke'ye yardımcısı olan Meysele ile birlikte geri döndü.

    PEYGAMBERIMIZIN EVLENMESI
    Peygamberimiz Hz. Hatice adına ticaret yaparken, Peygamberimizdeki harikulade halleri görmüş ve yardımcısı Meysele ile Peygamberimize evlilik teklif etmişti. Peygamberimiz bu teklifi kabul ederek Kureyşliler'in en soylu kadınlarından olan Hz. Hatice ile evlendi.

    PEYGAMBERIMIZIN COCUKLARI
    Peygamberimizin, Hz. Hatice'den, iki erkek çocuğu, dört kız çocuğu doğmuştur. Isimleri şöyleydi: Kasim, Abdullah, Zeynep, Rukayye , Ümmü Külsüm, Fatima ve Cariyesi Mısırlı Maria`dan doğan Ibrahim`dir.

    KABENIN KUREYŞILERCE YENIDEN YAPILISI VE PEYGAMBERIMIZIN HAKEMLIGI
    Bir Kadın, Kabe Hareminde buhurdanlıkta Öd ağacı yaktığı sırada , buhurdanlıktan sıçrayan bir kıvılcımdan Kâbe'nin kat kat olan örtüsü tutuşup tamamı ile yanmış, bu yüzden duvarlar da her taraftan gevşeyip çatlamış bulunuyordu. Zaman, zaman sahilden gelen sel baskınları ile de Kâbe'nin tabanı ve duvarları da iyice yıkılacak duruma gelmişti.
    Bunun icin, Kureysliler Kabe'nin duvarlarını onarıp sağlamlaştırmak ve üzerine de tavan çatmak istiyorlar, fakat, yıkmağa kalkarlarsa azaba ugrayabileceklerinden korkuyorlar, aralarinda meşvere ediyorlardı.
    Tam bu sırada Rum tüccarlarından birisine ait olan inşaat malzemesi yüklü bir gemi Cüdde sahillerinde parcalandi, bunu fırsat bilen Kureyşliler aralarında yardımlaşarak bu batan gemiden Kabe inşaası için gerekli malzemeleri almış oldular. Ve Kâbe'nin inşaatına başladılar.
    Hacerül Esved taşı yerine konulacağı zaman kabileler, birbirleriyle anlaşamadılar. Hatta işi o kadar ilerlettiler ki aralarında kavga yapmaya çok az bir zaman kaldı. Kureyşiler, bu iş üzerinde dört veya beş gece durdular. Sonra Kureyş'in yaşlılarından Ebu Ümeyye bin Mugire bir teklifte bulundu.
    Teklifine göre, mescidin kapısından giren ilk kişi bu taşı koymak için hakem olacaktı. Bütün kavmin uluları bu teklifi kabul ettiler.
    Tam bu sırada peygamberimiz içeri girdi, bütün Kureyşliler el çırparak El-Emin`in hakemligine razıyız dediler.
    Peygamberimiz de hakemlik yaparken bütün kabilelerden birer kişi alarak Hacerul Esved-i bir beze koydurduve onu konulacak yere getirttikten sonra besmele çekerek kendi elleriyle Hacerul-Esvedi yerine koymuş oldu.



  2. #2
    AdministratoR

    Standart Cevap: Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Hayatı-Hz. Muhammed'in Yaşamı-Hz. Muhammed Çocukluğu

    Ne bir kaçış, ne de sıradan bir göç
    HİCRET
    Bin dört yüz yirmi altı yıldan beri, mü’minler yılları Hicret’le sayarlar. Mü’minler diyarında zaman, “Hicret’ten önce” ve “Hicret’ten sonra” diye ikiye ayrılır.
    Hicrî Takvim diye bir takvimin varlığı, tek başına, Hz. Peygamberin (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye hicretinin ne derece önem arz ettiğini anlatmaya herhâlde yeterlidir.
    Hz. Peygamberin İslâm’ın on üçüncü yılında gerçekleşen on iki günlük hicreti, gerçekten tarihin akışı içinde o derece önemli bir kavşak noktasıdır ki, İslâm toplumunun 1426 yıldan beri yılları ona atıfla sayıyor olması kesinlikle yerindedir.
    Hicret denilen şey, ilk bakışta, iki Mekkelinin Mekke’yi terk edip Medine’ye göç etmesi olarak gözükür gerçi. Ancak, bu göç o kadar derin sırlar, o kadar geniş ve köklü hakikatler ve o derece aşikâr mucizeler barındırır ki, on iki günlük bu yolculuk, sonraki yıllara ve yüzyıllara rengini verecektir.
    Çünkü, Mekkeli o iki kişi, “herhangi bir Mekkeli” değildir. Kur’ânî tabirle, “o ikinin birincisi” (bkz. Tevbe Sûresi, 10:40) olarak Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, yine Kur’ân’ın bildirdiği üzere resûlullah, hâtemü’l-enbiya, habibullah ve rahmeten li’l-âlemîndir. Mekke’den Medine’ye, herhangi bir kişi değil, kudsî peygamberler zincirinin son ve en büyük halkası göç etmektedir. Yanında ise, on üç yıllık Mekke hayatı boyunca bir peygamberin getirdiği hakikate teslimiyetin en zirve örneğini temsil ederek “sıddîkiyet” ünvanıyla taçlanan Ebu Bekir es-Sıddîk vardır.

    Hicret’te Mekke
    Hz. Peygamberin en yakın sahabisi Hz. Ebu Bekir ile birlikte gerçekleşen hicret yolculuğu, terk edilen yer ve gidilen yer açısından da büyük dersler barındırır. Terk edilen yer, Kur’ân’da bizatihî Rabbimizin övdüğü bir mekân olarak Mekke’dir. İçinde Kâbe’nin bulunduğu şehirdir yani. Kâbe ki, “Beytullah” olarak da nam salan bu yapı, yeryüzünde Allah için, Onun rızası yolunda yapılan ilk bina hükmündedir. Ve Mekke, Hz. İbrahim ve İsmail başta olmak üzere birçok peygamberin hatırasını barındıran ve pek çok mucizenin tecessüm ettiği yer olan Kâbe’nin hatırına, içinde kan döküp adam öldürmenin yasaklandığı “haram belde”dir.
    Gelin görün ki, yeryüzündeki bu en mübarek belde, ayrılırken Hz. Peygamberin söylediği üzere “Allah’ın arzında bu en sevgili yer” merkezinde Beytullah yer aldığı ve nice peygamberin hatırasını üzerinde taşıdığı halde şimdilerde artık şirkin egemenliğindedir. Fıtratını Fâtırına açmış bir “hanîf” ve put yapıcı Azer’in oğlu olduğu halde bir put yıkıcı olarak Hz. İbrahim’in (a.s.) hatırasıyla yüklü bu şehirde, İbrahim ve İsmail Aleyhisselâmların miras bıraktığı tevhid hakikati şirk bulaşığıyla lekelenmiş; tek bir Allah’a imanın yerine yavaş yavaş “Allah’ın en üst mertebede görüldüğü, ama nice putun da ilâhlaştırıldığı bir “ilâhlar hiyerarşisi” anlayışı, yani şirk yerleşmiştir. Mekke, bu hâliyle, “mübarek”liği lekelenmiş olsa bile hâlâ “kutsal” bir yerdir; ve Kâbe’ye ve civarına yerleştirdikleri yüzlerce putla Mekkeliler “kutsalın tacirleri”dir.

    Mekke’deki statüko duvarı
    O yüzden, Hz. Peygambere Mekke’de gelen vahiy Mekkeliler başta olmak üzere insanları tevhide, yüzlerini “hanîf” olarak dine çevirmeye davet ettiğinde, Mekke direnişlerin en kötüsüyle direnmiştir. Hz. Peygamber, İbrahim Aleyhisselâm gibi, “Ben yüzümü göklerin ve yerin Fâtırına yönelttim. Ben müşriklerden değilim.” buyursa da, binlerce Mekkeli arasında on üç yıl içinde bu davete icabet eden yalnızca birkaç yüz kişi vardır. Sözlerin en güzeli olarak Kur’ân, Mekke müşriklerinin yüzlerce yıl içinde oluşturduğu statüko duvarıyla karşılaşmıştır. Mekkeliler, serbest bırakıldığında her aklı ve her kalbi etkileyeceğinden emin oldukları bu sesi boğmak için, en nihayeti, işi İlâhî vahyin elçisini öldürme planına kadar getirmişlerdir. Hicret de, tam da bu planın uygulamaya konulacağı gün gerçekleşmiştir.

    Yesrib ona kucak açıyor
    Merkezinde Beytullah’ın yer aldığı “haram” ve “kutsal” belde olarak Mekke’nin yüz yüze geldiği bu durumla karşılaştırıldığında, gidilen yer olarak Medine’nin durumu tam bir zıtlık arz eder. Mekke’nin Kâbe vesilesiyle sahip olduğu bu “mukaddes” konuma karşılık, o günlerin Medine’si “Yesrib” adıyla anılan orta halli bir şehir hükmündedir. Ona “kutsal”lık kazandıracak özel bir niteliği olmadığı gibi, o günün dünyasında ticareti, jeopolitik durumu, bilimsel ve kültürel konumu vs. açısından da özel bir niteliği haiz değildir. Bilakis, iki kardeş kabilenin, Evs ve Hazrec’in şehri olarak, bu iki kardeş kabile arasındaki yıkıcı savaşlar yüzünden gitgide daha da zayıflamış bir haldedir.

    Hicret’le, Yesrib Medinetü’n-Nebî oluyor
    Ama işte o Yesrib, bütün dünyanın karşılarında olacağını bile bile Hz. Peygambere ve Mekkeli mü’minlere yüreğini ve kapılarını açarak, bütün dünya şehirleri arasında Mekke’den sonra en şerefli konuma yükselmiştir. Hz. Peygamberin Mekke’den hicret ettiği yeni yurt olarak Yesrib, Medinetü’n-Nebî, yani Peygamberin şehridir artık ve çağlar boyu hep böyle anılacak ve Medine denilince akıllara muhakkak Hz. Peygamber de gelecektir. O Yesrib ki, Peygambere yüreğini ve kapılarını açarak, taşıyla toprağıyla mübarek bir kutsal belde haline gelmiştir.

    Hicret kutsiyete kavuşma belgesidir
    Hicret, terk edilen yer kadar, gidilen yer açısından da önem taşır açıkçası. Mekke’nin Hz. Peygamberi ve mü’minleri hicrete mecbur bırakan o günkü hâli, bir kutsal beldenin dahi yüreği ve aklı kirli insanlar elinde nasıl bir çöküş yaşayabileceğinin belgesi iken, Medine’nin hali sıradan bir beldenin Allah’ın resûlüne ve ona imanları uğruna yurtlarını terke razı olan mü’minlere her ne pahasına olursa olsun kucak açarak nasıl da yükselip kutsiyete kavuşabildiğinin belgesidir.

    Hicret bir mucizedir
    Hicret’in verdiği bir diğer ders ise, Hicret’in vakti ve şekli ile ilgilidir. Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, Resûlullah’tır. Mekke’de nazil olan Necm Sûresinde bildirildiği üzere, “kendinden konuşmayan, ona vahyedileni bildiren” bir resûl. O, hicret kararına ve hicretin vaktine de kendisi karar vermez. Hicret, Hz. Peygamberin kendi aklınca düşünüp uygulamaya koyduğu bir göç değildir. Yeri de, zamanı da Allah tarafından bildirilmiştir. Allah’ın Resûlü tarafından, Allah’ın emrettiği tarihte, Allah’ın emrettiği şekilde, Allah’ın dini adına yapılan bir göç olduğu için de, daha ilk anından itibaren, mucizeler ile gerçekleşmiştir.
    Hz. Peygamberi öldürmek üzere evini sarmış Mekkelilerin kapısından çıkarken onu görememeleri, Hz. Peygamberin attığı bir avuç kumun hepsinin gözüne bir avuç kum olarak isabet etmesi, Hz. Peygamber ve Hz. Ebubekir’in sığındıkları mağarada bir güvercin ve bir örümcek tarafından korunmaları, Hz. Peygamberi Medine yolunda yakalamaya çalışan Süraka’nın atının her hamlede kuma saplanması, Ümmü Ma’bed’in sütsüz koyununun memelerini sıvazladığında o zayıf ve sütsüz koyunun memelerinin sütle dolması… Derken on iki günlük bu yolculuk, Allah’ın onun için yurdunu terk edene nasıl mucizeler bahşettiğinin; onun için varını yoğunu terk edene, kâinatın nasıl musahhar kılındığının da belgesidir.

    Hicret feragattir
    Ve yine Hicret, yurdundan hicret ederek Medine’ye gelen Muhâcirîn ve yurtlarını onlara açan Ensar düşünüldüğünde de kritik dersler taşır. Mekke’de kabuğunu çatlatan hakikat çekirdeğinin Medine’de kök salıp meyveye durmuşsa eğer, bunda her iki topluluğun sergilediği benzersiz adanmışlık ve feragatin büyük bir hissesi vardır. Muhacirîn’in yaptığı şey, hiç de kolay değildir.
    O kadar yıldır her türlü zorluğu ve eziyeti göze alarak Mekke’de imanlarını ilan eden bu mü’minler, Mekke’de kalmanın imkânsız hale geldiği günlerde izn-i İlâhî ile Medine’ye hicret ederken, yurtlarını, evlerini, eşyalarını, akrabalarını, her şeylerini bırakarak hicret etmişlerdir. Her şeylerini bırakarak hicret eden Mekkeli Muhacirîn’e Medineli Ensar’ın mukabelesi ise, her şeylerini onlarla paylaşmak ve onların bütün geçimlerini kendi üstlerine almaktır. İslâm ağacı, işte böylesi bir karşılıklı feragat toprağında boy vermiştir.
    Kur’ân’ın da övdüğü üzere “iman kardeşlerinin nefislerini kendi nefislerine tercih eden” bütün bu mü’minlerin beraberliğidir ki, Arabistan’ın Hicaz bölgesinde orta halli bir şehir olan Yesrib’i “Medine-i Münevvere” haline getirmiş; bu “nurlu şehir”de sergilenen mü’minâne yaşayışla nice ülkeler, nice toplumlar ve nice asırlar aydınlanmıştır.

    Hicret bir dönüm noktasıdır
    İslâm tarihinde Hicret’i dönüm noktası kılan, zamanın “Hicret’ten önce” ve “Hicret’ten sonra” diye ayrılmasına yol açan sır da zaten budur.
    Bununla birlikte, daha nice dersi de içinde barındırır Hicret. Öyle ki, onun her bir anı, her bir veçhesi, her bir karesi öğretici ve aydınlıktır. Hz. Peygamberin, Hz. Ebu Bekir’in bu niyetle besliyor olduğu deveyi “hediye” olarak kabul etmeyip ücreti Medine’de ödenmek üzere “satın alması” gibi bir ayrıntısı, bir feragat şahikası olarak Hicret’in “başkaları üzerinden” değil, “kendinden feragat”le gerçekleşmesi gerektiği sırrını pekiştirir. Meselâ, Hz. Ali’nin, gece vakti mucizevî bir surette evinin kapısından müşriklere görülmeden çıkıp giden Hz. Peygamber yerine onun yatağında yatması, gecenin karanlığında veya sabahın alacakaranlığında Hz. Peygamber yerine öldürülmeye peşinen razı olmak gibi bir büyük feragatin belgesidir.
    Hicret yolculuğunda kılavuz olarak Abdullah b. Uraykıt’ın, henüz iman etmemiş biri olduğu halde ağzı sıkı ve asla ihanete girişmeyen bir kişi olarak sergilediği duruşun da verdiği bir ders muhakkak vardır. Keza, Arap kavimlerinin en şereflisi olarak Kureyş İslâm’a karşı bu kadar direnirken, Hicret yolculuğunda Hz. Peygamberin kendileriyle karşılaştığı Eslemlilerin -pek itibar görmeyen kabilelerin başında yer aldığı halde- İslâm’ı kabulde gösterdiği çabukluk ve kolaylığın da bize söylediği bir şey elbette vardır.

    Hicret, risalet yolundaki en kritik yolculuktur
    Velhasıl, her anı ayrı bir ibret yüklü bir büyük yolculuktur Hicret. Bu dünyada yaşanmış ve yaşanacak yolculuk ve göçlerin en büyüğü odur. Çünkü, insanlığın en şereflisinin, “rahmeten li’l-âlemîn”in risalet yolundaki en kritik yolculuğudur.
    Bu yolculuğun verdiği derslerin en büyüğü ise, yolculuğun daha başlarında, mağaranın önünü müşrikler doldurmuş iken Hz. Peygamberin endişelenen yol arkadaşı Hz. Ebu Bekir’e söylediği “Üzülme, Allah bizimle beraberdir.” sözünde gizlidir.
    Onun, esbabın sukut ettiği o anda söylediği bu söz, onun imanındaki “eminlik” derecesinin nişanesidir. Ki, onun bu sözünün övgüyle yad edildiği Kur’ân âyeti (Tevbe Sûresi, 10:40), devamla bize şu dersi vermektedir:
    “Allah böylece onun üzerine emniyet ve rahmetini indirdi, sizin görmediğiniz ordularla onu takviye etti ve kâfirlerin davasını alçalttı. Yüce olan, Allah’ın davasıdır. Allah’ın kudreti her şeye galiptir ve Onun her işi hikmet iledir.”
    Evet, gerçek budur ve gerçekten, Allah hayatını Onun yoluna adayanla her daim beraberdir.
    Metin Karabaşoğlu

  3. #3
    AdministratoR

    Standart Cevap: Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Hayatı-Hz. Muhammed'in Yaşamı-Hz. Muhammed Çocukluğu

    EVLILIK TEKLIFLERI
    Mekke'deki zengin tüccarlardan birisi bir kadindi -Esed kabilesinden Huveylid'in kizi Hatice. Ayni zamanda hristiyan olan Varaka'nin ve kardesi Kuteyle'nin de kuzeni idi. O zamana dek iki kez evlenmisti ve ikinci kocasinin ölümünden beri kendi adina ticaret yapacak bir adam görevlendirmeyi adet edinmisti. Bunlardan biri de artik Mekke'de el-Emin (güvenilir), serefli olarak taninan Muhammed (S.A.V.)'di. Bu söhreti isekendisine emanet edilen ticaret kervanlarinin sahiplerinden yayiliyordu. Hatice, O'nu bir kölesini de yanina vererek ticaret kervaninin basina getirdi. Gidip dönene kadar yanindaki köle bir çok mucizelere sahit olmustu. Bunlari Hatice'ye anlatti, Hatice de Kuzeni Varaka'ya. Varaka "Eger bu dogruysa, Hatice, Muhammed (S.A.V.) kavmimize gönderilen peygamberdir. Uzun süreden beri bir peygamberin gelecegini biliyordum ve iste geldi."
    Hz. Hatice, Hz. Muhammed (S.A.V.)'e evlilik teklifi götürdü. Hz. Muhammed (S.A.V.) maddi imkansizligini ileri sürerek "Ben böyle bir evliligi nasil yapabilirim?" dedi. Araci Nuseyfe "Orasini bana birak!" deyince Hz. Muhammed (S.A.V.) "O halde benden tarafi tamam" dedi. Gereken her sey yapildi ve aralarinda Hz. Muhammed (S.A.V.)'nin yirmi disi deve vermesi kararini aldilar.
    ÇOCUKLARI VE HZ. ZEYID
    Damat amcasinin evinden ayrildi ve gelinle birlikte yasamak üzere onun evine yerlesti. Hatice kocasina bir es oldugu kadar, onun en yakin arkdasi ve ideallerini ve isteklerini paylasan bir dostu idi. Acilar ve kayiplar olsa da evlilikleri çok mutlu geçiyordu. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (S.A.V.)'e alti çocuk dogurdu, iki erkek ve dört kiz. En büyük çocuklari Kasim adinda bir oglan çocuguydu. Bundan sonra O'na Ebu'l Kasim (Kasim'in babasi) denmeye baslandi. Fakat çocuk iki yasini doldurmadan vefat etti. Ikinci çocuklari Zeyneb adinda bir kizdi, onu üç kiz çocugu daha takip etti: Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatima. Son çocuklari ise yine çok az bir süre yasayan bir erkek çocuguydu. Evlendigi gün Muhammed (S.A.V.) babasindan miras kalan sadik cariyesi Bereke'yi azat etti. Hatice ise O'na kölesi Zeyd'i hediye etti. Zeyd iyi bir ailedendi, fakat yillar önce kaçirilarak köle olarak satilmisti. Muhammed (S.A.V.)'in kölesi olduktan aylar sonra bir gün daha önce yakalayamadigi bir firsati, ailesine haber gönderme imkanini yakalamisti: Mekke sokaklarinda kendi kabilesinden adamlara rastladi. Eger onlari bir önceki yil görmüs olsaydi, duygulari çok farkli olurdu. Böyle bir karsilasmayi uzun süredir arzuluyordu, fakat simdi saskinliga düsmüstü. Rahatinin iyi oldugunu ve geri dönmek istemedigini anlatmak üzere birkaç misra yazip gönderdi. Ailesi haberi aldiginda hemen yola çiktilar ve Hz. Muhammed (S.A.V.)'e Zeyd'i kendilerine satmasini teklif ettiler. Hz. Muhammed (S.A.V.) "Birakin kendisi seçsin, eger sizi seçerse hiçbir ücret istemeden onu size veririm; eger beni seçerse, ben; beni seçen birinin üstünde karar verici degilim."dedi. Zeyd'e soruldugunda sunlari söyledi: "Senin üstüne baska adam seçecek degilim. Sen bana annem ve babam gibisin." Ailesi hayret etti.
    Hz. Muhammed (S.A.V.) daha sonraki konusmalari kisa keserek onlari Kabe'ye davet etti. Hicr'de ayakta durarak yüksek sesle sunlari söyledi: "Ey burada bulunanlar, sahid olun ki, Zeyd benim oglumdur, ben onun, o da benim varisimdir." O günden sonra Zeyd, Zeyd Ibn Muhammed diye anilmaya basladi.

  4. #4
    AdministratoR

    Standart Cevap: Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Hayatı-Hz. Muhammed'in Yaşamı-Hz. Muhammed Çocukluğu

    AÇIK DÂVETİN BAŞLAMASI (613-614 M)
    Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ilk üç yıl halkı gizlice İslâm'a dâvet etti. Yalnızca çok güvendiği kimselere İslâm'ı açıkladı. (62) Başta Hz. Ebû Bekir olmak üzere, Hak dini kabul etmiş olanlar da, el altından güvendikleri arkadaşlarını teşvik ediyorlardı. Bu üç yıl içinde Müslümanların sayısı ancak 30'a çıkabildi.(63) Bunlar ibâdetlerini evlerinde gizlice yapıyorlardı.
    Peygamberliğin dördüncü yılında (614 M.) inen: "Sana emrolunan şeyi açıkca ortaya koy, müşriklere aldırma". (el-Hicr Sûresi, 94) anlamındaki âyet-i celile ile İslâm'ı açıktan tebliğ etmesi emrolundu. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) halkı açıktan İslâm'a dâvete başladı.
    Harem-i Şerif'e gidip kendisine inen âyetleri açıktan okuyordu:
    "Ey insanlar şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülk (ve hâkimiyetine) sâhip ve kendinden başka hiç bir tanrı olmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın sizin hepinize gönderdiği Peygamberiyim. O halde Allah'a, ümmî nebiy olan Rasûlune-ki O'da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmıştır,- imân edin, O'na uyun ki doğru yolu bulmuş olasınız..." (el-A'raf Sûresi, 158) diyerek onları İslâm'a dâvet ediyordu.
    Açık dâvetin başlamasından sonra, halkla daha kolay temas edebilmek için Rasûlullah (s.a.s.), kendi evinden, Safâ ile Merve arasında işlek bir yerde bulunan "Erkam"ın evine taşındı. Bir çok kimse bu evde İslâm'la şereflendiği için bu eve "Dâr-ı İslâm" denildi.(64/1)
    4- YAKIN AKRABASINI İSLÂM'A DÂVETİ
    "Önce en yakın akrabanı (Allah'ın azâbıyla) korkut" (eş Şuarâ Sûresi, 214) anlamındaki âyet-i celîle inince Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), Safâ Tepesi'ne çıkarak:
    "Ey Abdülmuttaliboğulları, Ey Fihroğulları, Ey Abdimenâfoğulları, Ey Zühreoğulları..." diyerek bütün akrabasına oymak oymak seslendi. Hepsi toplandıktan sonra:
    -"Ey Kureyş cemâati, size "şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman süvârisi var. Üzerinize baskın yapacak desem, bana inanır mısınız?" diye sordu. Hepsi bir ağızdan:
    -"Evet, inanırız, çünkü şimdiye kadar senden hiç yalan duymadık, sen yalan söylemezsin..." dediler. O zaman Rasûlullah (s.a.s.):
    -"O halde ben size, önümüzde şiddetli bir azâb günü bulunduğunu, Alah'a inanıp, O'na kulluk etmeyenlerin bu büyüyk azâba uğrayacaklarını haber veriyorum... Yemin ederim ki, Allah'tan başka ibâdete lâyık tanrı yoktur. Ben de Allah'ın size ve bütün insanlara gönderdiği Peygamberiyim...(Rasûl-i Ekrem her bir oymağa ayrı ayrı hitâb ederek) Allah'tan kendinizi ibâdet karşılığında satın alarak, azâbından kurtarınız. Bu azâbtan kurtulmanız için, ben Allah tarafından verilmiş hiç bir nüfûza sâhip değilim..."(64/2)
    -"Ey Kureyş Cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah divânına varınca, muhakkak dünyadaki bütün yaptıklarınızdan hesâba çekileceksiniz. İyiliklerinizin mükâfâtını, kötülüklerinizin de cezâsını göreceksiniz. "O Mükâfât ebedi Cennet, cezâ da Cehennem'e girmektir..." (65) diyerek sözlerini bitirdi.
    Peygamberimiz (s.a.s.)'in bu sözleri, umumi bir muhâlefetle karşılanmadı. Yalnızca Ebû Leheb:
    -"Helâk olasıca, bizi bunun için mi çağırdın?" sözleriyle Rasûlullah (s.a.s.)'in gönlünü kırdı. Bunun üzerine onun hakkında:
    "Ebû Leheb'in iki elleri kurusun,yok olsun. O'na ne malı ne de kazandığı fayda verdi. Alevli bir ateşe yaslanacaktır O. Boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde, karısı da odun hammalı olarak." (Leheb Sûresi, 1-5) meâlindeki sûre-i celîle nâzil oldu.(66)

  5. #5
    AdministratoR

    Standart Cevap: Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Hayatı-Hz. Muhammed'in Yaşamı-Hz. Muhammed Çocukluğu

    Hz. MUHAMMED (s.a.s) DOGUMU, ÇOCUKLUGU VE GENÇLIGI
    Insanligi hakka ve hakikata sevkedip dünya ve ahiret saadetlerini saglamak üzere Allah Teâlâ tarafindan gönderilen peygamberlerin sonuncusu ve alemlerin rahmeti olan Peygamber Efendimiz, genellikle kabul edildigine göre 2I Nisan (12 Rabiulevvel) 571 Pazartesi günü Mekke'de dogdu. Islâm tarihi kaynaklari, Hz. Peygamber'in nesebi ta Hz. Adem'e kadar siralanan Secere tablolari ile belirlemislerdir. Bu kaynaklarda Hz. Peygamber'in yirminci göbekten atasi olan Adnan'a kadar ittifak edilmis, ancak Adnan'dan sonra verilen isimlerde bazi farkliliklar ortaya çikmistir. Ama O'nun Hz. Ibrahim'in oglu Hz. Ismail soyundan oldugunda süphe yoktur. Buna göre Adnan'a kadar Rasûlullah'in seceresi söylece siralanir: Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib b. Hâsim b. Abdümenâf b. Kusayy b. Kilâb b. Mürre b. Ka'b b. Lüeyy b. Gâlib b. Fihr b. Mâlik b. En-Nadr b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. Ilyas b. Mudar b. Nizâr b. Me'add b. Adnan.
    Hz. Peygamber'in dogumundan iki ay kadar önce babasi Abdullah, ticarî bir seferden dönüsünde Yesrib (Medine)'de vefat etmisti. Annesi Amine, Kureys Kabilesinin kollarindan Benû Zühre'nin reisi Vehb b. Abdümenaf'in kiz idi. O siralarda Mekke esrafi, çocuklarini çölde bir süt anneye vererek emzirme âdetine sahip olduklari için Hz. Peygamber, kendi annesi Amine tarafindan ancak bir kaç kez emzirilmis, süt anneye verilinceye kadar da amcasi Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe, O'na süt annelik yapmisti. Daha sonra Mekke'ye komsu çöllerde yasayan Hevâzin kabilesinin kollarindan Benû Sa'd'a mensup Halîme bint Ebî Züeyb, uzun süre Hz. Peygamber'e süt emzirmistir. Mekke esrafi tarafindan Mekke'nin agir ve sicak havasi çocuklarin gelisimine ve sagliklarina zararli görülüyor; ayrica hac münasebetiyle her kesimden insanla temas halinde bulunan Mekke'de arap dili, yabanci tesirler altinda kalabildiginden, fesahat ve belâgata önem veren Mekkeliler çocuklarinin dili ögrendikleri ilk yillarinin Arapçanin saf ve bozulmamis sekliyle ve olanca fesahat ve belâgatiyla ari duru konusuldugu badiyelerde geçmesini gerekli görüyorlardi. Bu bakimdan Araplar arasinda fasih Arapçalari ile ün yapmis Benû Sa'd kabilesi arasinda yaklasik ilk iki buçuk yilini geçiren Hz. Peygamber, ileride üstlenecegi ilâhî risâlet görevi için hem bedenen, hem de ruhen burada hazirlanmis oluyordu. Hz. Peygamber'in kirk yasindan itibâren yürüttügü Islâm'a davet vazifesi, kabul etmek gerekir ki, aslinda mesakkatli, yorucu, bir takim sikintilari olan mukaddes bir vazifedir. Iste bu yorucu ve mesakkatli görevi lâyikiyla yerine getirebilmek için saglam ve sihhatli bir bünyeye sahip olmak gerekiyordu. Hz. Peygamber, böylelikle çocuklugunun ilk yillarinda Mekke'nin bogucu sicak ve sitmali havasindan uzaklasmis, suyu ve havasi güzel bâdiyede saglikli bir sekilde gelisme imkânini bulmus oluyordu. Diger taraftan güzel konusmanin kitleler üzerindeki etkisi malumdur. Ileride muhtelif insan kitlelerine muhâtap olacak bir peygamberin süphesiz iyi bir dil bilgisine sahip olmasi ve dili, davasinin ugrunda en iyi sekilde kullanmasi gerekiyordu. Iste bu yönlerden Hz. Peygamber henüz çocuklugundan itibâren davet faâliyeti için hazirlaniyordu. Yalniz kendisi henüz o siralarda ileride peygamber olacagi konusunda hiç bir bilgiye sahip olmadigindan, bu hazirlanma O'nun bizzat iradesi ile ve bilerek olmayip, Cenâb-i Hakk'in yönlendirmesi, kontrol ve murâkabe altinda tutmasi seklinde cereyan ediyordu. Peygamber Efendimizin süt annesi Halime'nin yaninda iken vukû bulan "Gögsünün yarilmasi" (Serhu's-Sadr veya Sakku's-Sadr) olayini da yine davete hazirlik olarak degerlendirmek gerekir. Bu olayda Hz. Peygamber'in gögsü, görevli iki melek tarafindan yarilmis, kalbi çikarilarak Seytanin ve nefsin tasallut ve saptirmasindan arindirilmis ve Zemzem'le yikanarak tekrar yerine konulmustur. Böylece Hz. Peygamber, rûhen davete hazirlanmis oluyordu.
    Serhu's-sadr olayindan sonra süt anne halime tarafindan Mekke'ye getirilerek öz annesi Amine ve dedesi Abdülmuttalib'e teslim edilen Hz. Muhammed, alti yasina kadar annesi Amine'nin yaninda kaldi. Bu siralarda Amine, Hz. Peygamber'i de yanina alarak Medine'deki akrabalarini ziyarete gitmisti. Bu vesile ile, alti yil kadar önce Medine'de ölen esinin kabrini de ziyaret etmis olacakti. Bir ay süren bir misafirlikten sonra Mekke'ye dönerken henüz Medine'den pek fazla uzaklasmadan Ebvâ denilen köyde Âmine aniden rahatsizlandi ve vefat etti; oraya da defnedildi. Artik hem yetim, hem de öksüz kalan çocugu bu yolculukta kendilerine refakat eden dadi Ümmü Eymen Mekke'ye getirip dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti. Yasli dede, kalben büyük bir muhabbet besledigi bu yavruyu sevgi ve rahmetle iki yil bagrina basti. Abdülmuttalib'in temsil ettigi Hâsimogullarinin Mekke'deki itibâri ile Abdülmuttalib'in sahsî özellik, kabiliyet ve ahlâki faziletleri ve özellikle bir zamanlar yeri kaybolan kutsal Zemzem suyunu olgunluk devrelerinden tekrar bulup çikarmis olmasi, onun Mekke'de kendisine son derece saygi duyulan, sözüne itibâr ve itâat edilen bir reis hâline gelmesini saglamisti. Abdülmuttalib, Kâbe duvarina bitisik olarak sirf kendisine mahsus serilen minderde ve Mekke idare meclisi hüviyetini tasiyan Dâru'n-Nedve'de Mekke halkinin çesitli problemlerini dinler ve çözüm yollari arardi. Dedesi Abdülmuttalib'in yanindan hiç ayrilmayan küçük Muhammed, Dâru'n-Nedve'de yapilan idareye ve çesitli problemlere ait müzâkerelerde de dedesinin yaninda bulunuyor ve daha o yaslarindan itibaren zulmün hâkim oldugu Mekke toplumunda ortaya çikan problemleri, insanlarin dinî, idârî, iktisadî, ilmî, ictimâî yönlerden nasil bir batakligin içinde bulunduklarini yakindan görüp idrâk ediyordu.
    Hz. Peygamber sekiz yasina geldigi zaman Abdülmuttalib seksen iki yasina erismisti ve yasli bünye, ugradigi hastaliklara tahammül edemeyerek bu dünyadan ayrildi. Abdülmuttalib vefatindan önce sevgili torununu ogullari arasinda, Hz. Muhammed'in babasi Abdullah'la ana-baba bir kardes olan Ebû Talib'e teslim etmisti. Artik Hz. Muhammed sekiz yasindan yirmibes yasina kadar amcasi Ebu Talib'in yaninda kalmistir.
    Gelecekte peygamber olacagi hakkinda ne kendisinin ne de çevresinin kesin bir bilgisi olmadigindan, tâbiîdir ki Hz. Peygamber'in bu devrelerdeki hayati hakkinda fazla bilgimiz yoktur. Ancak sadece Hz. Peygamber'i degil, ayni zamanda diger Mekkelileri de ilgilendiren bazi olaylarda Hz. Peygamber'in aldigi yer ve oynadigi rol, kaynaklarimizda tespit edilmistir. Bu devreye ait mevcut bilgiler arasinda süphesiz önemli olanlarindan birisi, Hz. Peygamber'in Râhib Bahîrâ ile karsilasmasi meselesidir. Hz. Peygamber on iki yaslarinda iken amcasi Ebû Tâlib ile birlikte Sam'a dogru yol alan ticarî bir kervana katilmis ve kafile Sam yakinlarinda Busrâ adli bir mevkide mola verdigi zaman buradaki manastirda bulunan Bahirâ adli râhib, Islâm kaynaklarina göre Hz. Peygamber'deki özelliklere bakarak O'nun ileride çikmasi beklenilen son peygamber olabilecegi kanâatine varmisti. Müstesrikler bu olayi kendi yanli bakis açilari ile ele alarak Islâm'in dogusunda Hristiyan rûhiyâtinin etkileri oldugunu, Râhib Bahîrâ'nin dinî telkinlerinin tesirinde kalan Hz. Muhammed'in bu dinî suuru gelistirerek ileride Islâm'i ortaya attigini iddia ederlerse de, Islâmiyet'in temelini olusturan tevhid akidesi ile Hristiyanligin temeli olan teslis * inancinin aslâ bagdasamaz bir karakterde olusu, Islâm'in Hristiyanlik'da mevcut teslis düsüncesini sirk olarak kabul etmesi, bu iddiânin ne derece asilsiz ve gülünç oldugunun en açik delillerindendir (genis bilgi için bkz. Bahîrâ maddesi).
    Hz. Peygamber, bu ilk seferin ardindan daha sonraki yillarda diger amcalari ile birlikte Mekke. disina yapilan bazi ticari seferlere katilmis, muhtelif bölgelerde yasayan insanlarin farklilik arzeden dinleri, örf ve âdetleri, hal ve vaziyetleri hakkinda bilgi sahibi olmustur. Peygamber Efendimizin daha sonralari Islâm'i teblig ederken bu bilgilerinden istifade etmesi tabiî olduguna göre cereyan eden bu olaylari da O'nun peygamberlige ilmen hazirlanmasi olarak degerlendirmek gerekir.
    Cenâb-i Hakk'in kontrol ve murâkabesi, müstakbel peygamberi rûhen de davete hazirliyor ve cahiliye döneminin her türlü sirk ve sapikligindan, kötülük ve ahlâksizligindan uzak tutuyordu. Mekkelilerin dinî bir âyini ve bayrami olan Büvâne'ye çocukluk yillarinda amca ve halalarinin zorlamalari ile götürülen Hz. Muhammed, âdet üzere diger akrabalarinin yaptigi sekilde burada hazir bulundurulan bir puta tapmak içiri siraya girdiginde, henüz kendisine sira gelmeden ilâhi bir ikaz ile puta tapmaktan alikonulmus ve olayin hasyeti içerisinde Hz. Peygamber kisa bir bayginlik geçirmisti. Bu olaydan sonra artik akrabalari O'na putlara tapmak için her hangi bir israrda bulunmadilar. Tabîidir ki Peygamber Efendimiz çocukluk yillarindan itibâren hayati boyunca aslâ hiç bir puta tapmadigi gibi, onlar adina kurban kesmemis, putlar adina kesilen hayvanlarin etini yememis, onlar adina yemin etmemis, hatta onlarin adini dahi agzina almaktan hoslanmadigini belirtmisti.
    Geçim sikintisi çeken amcasi Ebû Tâlib'e yardimci olmak için gençlik yillarinda Mekkelilere ücretle çobanlik yapan Hz. Muhammed, çobanligi sirasinda Mekke'nin dagdagali, debdebeli, sirkin hâkim oldugu havasindan uzaklasarak tabiatla karsi karsiya gelmis, bu anlarda muhakeme ve idrâk gücü geliserek herseyin yaraticisi olan Cenab-i Allah'in varligi ve birligini, O'na esler kosmanin sapiklik oldugunu iyice kavramis, karsilastigi bir takim sikinti ve mesakkatler O'nu rûhen olgunlastirmisti. Çobanlik yaptigi günlerden birisinde sürüsünü bir çoban arkadasina emanet ederek Mekke'de tertiplenen gece eglencelerini seyretmek için kirdan sehire inen Hz. Peygamber, eglence yerine gelip oturur oturmaz Cenâb-i Hakk'in kendisine verdigi bir uyku ile, içkilerin içildigi, oyunlarin oynandigi, ahlâksizliklarin yapildigi bu isret âlemini seyretmekten dahi alikonulmustu. Bir baska sefer yine böyle bir eglenceyi seyretme arzusu ayni sekilde engellenmis; artik bir daha da Hz. Peygamber böyle bir seye tesebbüs etmemis, istek de duymamisti.
    Hz. Peygamber yirmi yaslarinda iken Mekkeliler ile Hevâzin kabilesi arasinda Ficâr Harbi vukû buldu. Aslinda savasabilecek bir yasta ve güçte olmasina ragmen Hz. Peygamber bu harpte sadece savas alaninin gerisine düsen oklari toplayip amcalarina vermekle yetinmisti. Böylece genellikle cephe gerisinde bulunmasina ragmen bu olayin O'nda harp taktik ve teknikleri, sevk ve komuta gibi konularda tecrübeler olusturdugu bir gerçektir. Peygamberliginden sonra dahi hatirladigi zaman bir üye olarak katilmaktan seref ve iftihar duydugunu açikça belirttigi Hilfü'l-Fudûl ise hemen bu savastan sonra gerçeklesmisti. Bu vesile ile Hz. Peygamber, cemiyet meselelerini yakînen tanimis, câhiliye toplumunda güçlünün güçsüzü nasil ezdigini, güç ve kuvvet karsisinda zâlimlerin nasil eriyip titredigini örnekleriyle görmüstü.
    Yirmibes yasinda bizzat kendisinin idare ettigi bir ticaret kervani Hz. Muhammed'i Hz. Hatice ile karsilastirdi ve aralarinda gerçeklesen evlilik, Hz. Muhammed'in amcasi Ebû Tâlib'in yanindan ayrilip yeni bir aile yuvasi kurmasini sagladi. Hz. Peygamber'in bu evlilik dolayisiyla Hz. Hatice'den alti çocugu olmustu. Bunlardan dördü kiz olup Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Külsüm ve Fâtima adlarini almislardi. Bunlarin dördü de babalarinin peygamberligine erismisler ve O'na iman ederek hicret etmislerdir. Ogullari ise Kasim ve Abdullah adini tasiyordu. Hz. Peygamber'in ilk oglunun adi Kasim oldugu için kendisine Ebû'l-Kâsim künyesi verilmisti. Bazi kaynaklar bunlardan baska Hz. Peygamber'in Tayyib ve Tâhir adinda iki oglu daha oldugunu zikrederken, diger bazi kaynaklar bu son iki ismin Abdullah'in lâkabi oldugunu belirtmislerdir. Hicretten sonra dogan oglu Ibrahim ise Misirli câriye Mâriye'dendir. Hz. Peygamber'in bütün erkek çocuklari henüz küçük yaslarda vefat etmislerdi.
    Hz. Hatice ile evliliginden sonra Peygamber Efendimiz ailenin geçimini ticaret yoluyla saglamaya çalismis, bazan ortaklik yoluyla, bazan müstakil olarak ticaret yapmisti Hz. Muhammed, bu ticarî muamelelerindeki dürüstlügü, dogru sözlülügü, ahde vefasi, âdil ve âlicenâb davranislari, herkes hakkinda iyimser davranip elinden gelen iyilik ve yardimi yapmasi, yoksulun, muhtacin elinden tutmasi, yakinlarina ve akrabalarina karsi gösterdigi ilgi, ahlâkî olgunluk ve rûhî üstünlükleri ile derhal temâyüz etmis, çevrede herkesin güvenip itibar ettigi, sayip sevdigi bir kisi hâline gelmisti. Bu sebeple Mekkeliler kendisine "el-Emîn = güvenilir kisi" lâkabini vermislerdi.
    Hz. Peygamber'in otuz bes yasinda iken meydana gelen Kâbe tâmiri olayi ve bu olay sirasinda el-Haceru'l-Esved'in* yerine konmasi meselesinde Mekke sülâleleri arasinda çikan ve kanli bir çatismaya dönüsme temâyülü gösteren anlasmazligi herkesi memnun edecek bir tarzda ve âdil bir sekilde çözmesi, O'na duyulan güveni daha da artirmisti.
    Allah'in mukaddes evi Kâbe'nin tâmiri dolayisiyla herkeste oldugu gibi Hz. Muhammed'de de dinî duygu ve heyecanlar süphesiz harekete geçmistir. Bu sebeple O'nda bu yillardan itibâren Rabbi ile basbasa kalma arzusu görülür. Bir de buna toplum içinde islenen haksizliklar, zulümler, ahlâksizliklar, din adina icrâ edilen sapiklik ve akilsizliklar eklenecek olursa, Hz. Muhammed'in böylesi câhilî bir toplumdan kendisini uzak tutarak yalniz, sessiz, sakin bir magarada bir süre uzlete çekilmesinin sebebi daha iyi anlasilir. Artik otuz bes yasindan itibâren Hz. Peygamber, belli zamanlarda özellikle Ramazan ayi boyunca Mekke'den uzaklasiyor, uzlet yeri olarak kendisine seçtigi Hira dagindaki bir magarada günlerini geçirerek Cenâb-i Hakk'in varligini, birligini, kudret ve azametini, O'nun gücü karsisinda mahlûkatin aczini ve zayifligini düsünüyor; Rab Teâlâ'nin insanlara sonsuz nimetlerini, buna karsi insanoglunun nankörlügünü, onlarin dinî, siyasî, ictimâi, ahlâkî vs. yönlerden içerisine düstükleri kötü durumlari hatirliyordu. Iste bu uzlet,günleri Hz. Peygamber'i rûhi, ahlâkî bir olgunluga götürdügü gibi tefekkür ve istidlâl melekelerini gelistirerek aklî ve ilmî bir yücelige de eristirdi.

+ Cevap Ver
Sayfa 1/4 123 ... SonSon
  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Hayatı-Hz. Muhammed'in Yaşamı-Hz. Muhammed Çocukluğu Ölümü


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Hz Muhammed İn Çocukluğu Ve Gençliği
    By cohndoe in forum Hz.Muhammed (SAV)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.06.12, 10:00
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.06.12, 06:01
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.06.12, 05:59
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.06.12, 05:58
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.04.09, 00:56

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.