Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
Sayfa 12/14 İlkİlk ... 21011121314 SonSon
70 sonuçtan 56 ile 60 arası

Konu: Hz.Muhammed (S.A.V.) Hakkında-Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hakkında

  1. #56
    AdministratoR

    Standart Cevap: Hz.Muhammed (S.A.V.) Hakkında-Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hakkında

    PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN DUALARI

    Hafız Halil Efendi. Tezhip. Fatiha Suresi 1-7. ayetler: "Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla, Hamd Alemlerin Rabbi'nedir. Rahman ve Rahimdir. Din gününün malikidir. Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen'den yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet; Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna. Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil."

    Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in gece dua için kalktığı bildirilir.

    Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu (olan Muhammed,) O'na dua (ibadet ve kulluk) için kalktığında, onlar (müşrikler,) neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi. De ki: "Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi (ve hiçbir şeyi) ortak koşmuyorum." (Cin Suresi, 19-20)

    Kuran'da birçok ayette Peygamberimiz (sav)'in dualarından bahsedilmektedir. Peygamberimiz (sav) dualarında Allah'ı sıfatları ile anarak O'nu yüceltmiştir. Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da bildirilen dualarından biri şöyledir:

    De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin." (Al-i İmran Suresi, 26)

    Peygamberimiz (sav) de, tüm diğer peygamberlerde olduğu gibi ins ve cin düşmanlarının tehditi ve baskıları ile karşı karşıya kalmıştır. Onların bu baskılarına karşı sabır ve dayanıklılık gösteren Peygamber Efendimiz'e, şeytanın olumsuz telkinlerine ve manevi saldırılarına karşı Allah'tan şöyle yardım istemesi emredilmiştir:

    David Roberts, Muayyad Camii

    Ve de ki: "Rabbim şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım. Ve onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim." (Müminun Suresi, 97-98)

    Peygamberimiz (sav)'e, dualarında Allah'tan bağışlanma dilemesi ve Rabbimizin merhametini zikretmesi şöyle emredilmiştir:

    Ve de ki: "Rabbim bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın." (Müminun Suresi, 118)

    Rivayetlerde ise, Peygamber Efendimizin Allah'a kendisine güzel bir ahlak ve iyi bir huy vermesi için dua ettiği ve dualarında Allah'a şöyle yalvardığı belirtilir:

    "Allah'ım! Yaratılışımı ve ahlakımı güzelleştir. İlahi! Beni ahlakın kötülerinden uzaklaştır."32

    Allah'ın, "De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? " (Fatır Suresi, 77) ayetiyle de bildirdiği gibi dua müminler için çok önemli bir ibadettir. İnsan, acz içinde, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini bilerek, umarak ve korkup sakınarak, her konuda Allah'a yönelmeli, herşey için O'na dua etmelidir. Peygamber Efendimizin ve Kuran'da duaları zikredilen diğer peygamberlerimizin duaları müminler için en güzel örneklerdir. Onlar dualarında hem Allah'a nasıl teslim olduklarını, Allah'ı tek dost ve yardımcı olarak gördüklerini göstermişler, hem de Rabbimizi en güzel isimleri ile yüceltmişlerdir. Peygamberlerimizin dualarında ayrıca hiç vakit gözetmeden, her an dua ettikleri ve ihtiyaç içinde kaldıklarında hemen Rabbimize yöneldikleri görülmektedir.



    PEYGAMBERİMİZ (SAV)'E İTAAT EDEN ALLAH'A İTAAT ETMİŞ OLUR

    Allah, tüm insanları gönderdiği elçilere uymakla ve onlara itaat etmekle sorumlu tutmuştur. Elçiler, Allah'ın emirlerini yerine getiren, insanlara Allah'ın vahyini ileten ve hal ve tavırlarıyla, konuşmalarıyla, kısacası tüm hayatlarıyla insanlara Allah'ın en hoşnut olacağı insan modelini ve hayatın nasıl yaşanması gerektiğini gösteren mübarek insanlardır. Allah Kuran'da elçilerine uyanların kurtuluşa ereceklerini bildirmiştir. Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'e itaat, önemli bir ibadettir. Allah itaat konusunun önemini Kuran'da şöyle haber verir:

    Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (Nisa Suresi, 64)

    Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? (Nisa Suresi, 69)

    Kuran'ın birçok ayetinde ise, peygamberlere itaat edenlerin aslında Allah'a itaat etmiş oldukları bildirilir. Elçilere başkaldıranlar ise, gerçekte Allah'a karşı gelmişlerdir. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:

    Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik. (Nisa Suresi, 80)

    Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir. (Fetih Suresi, 10)

    Peygamberimiz (sav) de, hadis-i şeriflerinde itaatin önemini hatırlatmış ve şöyle buyurmuştur:

    "Kim bana itaat ederse, muhakkak ki Allah'a itaat etmiştir. Kim de bana isyan ederse muhakkak ki Allah'a isyan etmiştir."17

    Allah, Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in müminler için bir koruyucu ve yönetici olduğunu bildirmektedir. Bu nedenle Müslümanlar her konuda Peygamberimiz (sav)'e danışır, onun fikrini ve rızasını alarak bir işe başlarlardı. Ayrıca aralarında anlaşmazlığa düştükleri konularda, çözüm bulamadıklarında veya ümmetin güvenliğine, sağlığına, ekonomik durumuna yönelik bir haber öğrendiklerinde bunları da hemen Peygamberimiz (sav)'e iletir ve ondan en hayırlı ve güvenli çözüm veya yöntemi öğrenerek uygularlardı.

    Bu, Allah'ın Kuran'da müminlere emrettiği çok önemli bir ahlaktır. Örneğin Allah bir ayetinde, tüm haberlerin peygambere veya onun kendisine vekil kıldığı kişilere iletilmesini emretmektedir. Ayette şöyle buyrulur:

    Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler' onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz. (Nisa Suresi, 83)

    Bu elbette ki birçok hayrı ve hikmeti olan bir emirdir. Herşeyden önce Peygamberimiz (sav)'in her emri ve hükmü Allah'ın koruması altındadır. Dolayısıyla verdiği kararlar daima hayır olur. Ayrıca Peygamberimiz (sav) ümmetin en akıllı ve hikmetli kişisidir. İnsan her işinde doğal olarak en ehil, en yüksek akla ve vicdana sahip olan, en çok güvendiği ve emin olduğu kişiye danışmak, bir haberi sonuç çıkarması için ona götürmek ister.

    Peygamberimiz (sav)'in tüm bu özelliklerinin yanında, bütün haberlerin tek bir kişide toplanmasının bir hikmeti de, bu haberlerin bütününden daha akılcı ve sağlıklı yorumlar yapılabilecek olmasıdır. Allah bir başka ayetinde ise, müminlerin aralarındaki anlaşmazlıklarda Peygamberimiz (sav)'i hakem tutmalarını bildirmiştir. Bu tür çözümsüzlüklerin hemen Peygamberimiz (sav)'e iletilmesi Allah'ın emridir ve bu nedenle de akla, vicdana ve adaba uygun olandır. Ayrıca, Peygamberimiz (sav)'in verdiği hükme gönülden ve hiçbir kuşkuya kapılmadan itaat etmek son derece önemlidir. Onun verdiği karar o insanın çıkarları ile çelişse de, gerçekten iman edenler bu durumdan hiçbir burukluk duymaz ve hemen razı olarak peygamberin hükmüne itaat ederler. Allah bu önemli itaat özelliğini Kuran'da şöyle bildirmiştir:

    Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. (Nisa Suresi, 65)



  2. #57
    AdministratoR

    Standart Cevap: Hz.Muhammed (S.A.V.) Hakkında-Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hakkında

    SÜNNET İNKARCILARININ BAHANELERİ

    . Bu yazımızda Hz. Peygamber’i (s.a.v.) aradan çıkarmak demek olan sadece bir ‘nakilci’ olduğu iddiasını ele alacağız.

    Resulullah’ın Sadece Kelamı Nakleden Olduğu İddiası

    Sünneti inkar edenlerin bir başka iddiası da Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sadece bir nâkil-i kelâm, diğer bir ifâdeyle bir "postacı" olduğu, vazifesinin, sadece Kur'ân'ı tebliğden ibaret bulunduğudur.

    Kur'ân'ın dışında hüküm kaynağı tanımamanın idarede büyük sıkıntılar çıkaracağını, yöneticilerin ihtiyaca cevap veremeyeceklerini ifâde eden Hayri Kırbaşlıoğlu, sonraki cümlelerinde bağlayıcı hükümlerin Kur'ân'la sınırlı olduğunu savunanlara, günümüzde Kur'ân'ın temas etmediği konuların nasıl çözüme kavuşturulacağını sorduktan sonra iddia sahiplerinin bu suâle ancak şöyle cevap verebileceklerini söyler:

    "Evet, mutlak bağlayıcı olan Kur'ân'dır. Kur'ân'ın Hz. Peygamber dönemiyle mukayese edilemeyecek ölçüde gelişmiş ve karmaşık bir hal almış olan çağımızın toplumsal meselelerine, hazır çözümler sunmasının söz konusu olamayacağı da bir gerçektir. Bu durumda yapılması gereken, bizim Kur'ân'ı yorumlayarak, bu meselelere çözüm getirmemizdir."

    Onların tek cevabının ancak bu olacağını yineledikten sonra, şöyle der: "Kur'ân'da, açıkça çözümü bulunmayan meselelerin çözümü için kendimize Kur'ân'ı yorumlama yetkisi tanımak, aslında Kur'ân dışında yeni çözümler ortaya koymak demektir.

    Halbuki sünnetin fonksiyonu da bundan farklı değildir. Şimdi bu durumda biz sünneti reddetmekle, kendimize tanıdığımız Kur'ân'ı yorumlama ve Kur'ân'da olmayan yeni çözümler ortaya koyma yetkisinden, Hz. Peygamber'i mahrum bırakmış oluyoruz ki, bunu akla getirmek dahi insaf sınırlarını aşmak anlamına gelir. Bu ise kısaca şudur:

    'Hz. Peygamber, naklettiklerini yorumlama ve ondan ilham alıp yeni çözümler ortaya koyma yetkisi olmayan bir nakilci veya postacıdır; onun naklettiklerini yorumlama yetkisi ise onun değil, bizimdir.' Bu tür bir düşünce açıkça haddi aşmaktır ve bu bakımdan ciddiye alınması dahi söz konusu olamaz." (1)

    Diğer taraftan, çeşitli âyetlerden, Resulullah’ın sadece "nakilcilik" değil, naklettiğini "öğretme" görevinin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Meselâ o âyetlerden birisi şudur:

    "Andolsun ki, Allah, onlar arasından, âyetlerini okuyan, kendilerini kötülüklerden arındıran, onlara Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle, insanlara lütufta bulunmuştur." (2)

    Burada bu âyet üzerinde iki noktaya dikkat çekmek istiyoruz:

    Birincisi, âyette geçen hikmetin, Kur'ân dışında bir şey olduğu, âyete ilk bakışta açıkça anlaşılmaktadır. Demek ki, Peygamber Efendimiz, ümmetine Kur'ân'ın dışında başka bir şey öğretmektedir. Onun Kur'ân'ın dışında öğrettiği tek şey ise hadis ve sünnet olarak bilinen "hikmet" deryasıdır.

    Diğer bir husus, âyette; "Kitap ve hikmeti öğreten" buyurulmaktadır. Demek oluyor ki, Peygamber Efendimizin görevi, iddia edildiği gibi. sadece Kur'ân'ı nakletmek değil, aynı zamanda onu öğretmektir de. Resûlullah (s.a.v.) hem Kur'ân'ı tebliğ, hem de onu Öğretme vazifesini en güzel bir şekilde yaparak, âyetlerin kapalı yerlerini açıklamış, yanlış anlaşılan mânâları düzeltmiştir.

    Resûlullah’ın naklettiğini "öğretme" görevinin yanı sıra, bir de açıklama vazifesi vardır. Bunu da şu âyetlen öğreniyoruz: "(Kendilerine indirileni) onlara açıklaması için, Biz her peygamberi mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik." (3)

    Bir metni açıklama, o metinde bulunmayan bir takım ek bilgilerle yapılır. Nitekim Peygamberimiz de ümmetine, Kur'ân'ı açıklamıştır. Bu açıklamalar bâzı kelimelerin mânâları ile ilgili olabildiği gibi, Kur'ân'da farz kılınan namazın nasıl kılınacağı, orucun nasıl tutulacağı, zekâtın nasıl verileceği gibi hususlarla da ilgili olabilir.

    Netice, Resûlullah (s.a.v.) sadece bir "nakilci" diğer bir ifâdeyle "postacı" değildir. Zaten bir peygamberin tebliğ ettiği hükümleri sadece nakletmekle yetinmesini, onu öğretme ve açıklama görevinin olmamasını düşünmek, mümkün değildir. Onlar tebliğ ettikleri hükümleri öğretmişler, açıklamışlar, uygulamışlar, uygulamaları da kontrol etmişlerdir.

    Sünnetin Başlangıçta Yazılmamış Olması



    Hadislere şüphe iras etmek isteyenlerin üzerinde durdukları bir husus da, Peygamberimiz zamanında hadislerin yazılmadığı, hadislerin yazıya dökülmesinin çok geç tarihlerde gerçekleştiği iddiasıdır.

    Onlara göre hadisler gerçekten önemli olsa idi, Resûlullah (s.a.v.) Kur'ân'ı yazdırdığı gibi, hadislerin yazılmasına da karşı çıkmaz, yazı ile kayda geçirmez miydi?

    Mevdudî'nin böylelerine verdiği güzel bir cevabı iktibas etmek istiyoruz: "Hadisi inkar edenler, bu soruyu büyük bir tantana ile sorarlar ve bunun genellikle karşı tarafı cevapsız bırakacağını veya susturacağını sanırlar. Zannediyorlar ki, Kur'ân-ı Kerim, resmen yazdırıldığı için korunmuştur; hadisler ise bizzat Resûlullah (s.a.v.) tarafından kayda geçirilmediği için korunamamıştır. Ama ben kendilerine soruyorum, eğer Resûlullah (s.a.v.) Kur'ân'ı yazdırıp bıraksaydı ve binlerce kişi bunu ezberleyip sonraki kuşaklara aktarmamış olsaydı, yazılı belgeler, daha sonraki kuşaklar için Hz. Peygamber'in yazdırdığının aynısı olduğunun ispatı olabilir miydi? Gerçek şu ki, böyle bir şeyin ispatı, önemli bir problem olarak çıkardı. Çünkü, bir takım insanlar, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) bu kitabı gözlerinin önünde yazdırdığına dair şahitlik etmedikçe, bu yazılı kitabın güvenilir olması şüpheli olurdu…”

    "Bugün dünyada, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yazdırmış olduğu Kur'ân'ın tek bir nüshası dahi yoktur. Ama bu durum, kutsal kitabın güvenilir ve doğru olmasını zerre kadar etkilemez; zira sürekli ve kesintisiz şifahî rvayetlerden, güvenilir oluşu sabittir.”

    “Kaldı ki, Resûlullahın (s.a.v.) Kur'ân'ı bizzat yazdırmış olduğu da rivayetlerden (hadislerden) anlaşılmakta, bununla ilgili herhangi bir belge bulunmamaktadır. Böyle bir belge bulunsa bile, onu Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yazdırmış olduğu kesin olarak ispatlanamaz. Onun için bu beylerin yazılı bir belgeye bu kadar önem vermeleri yersizdir, hatta tamamen yanlıştır.”

    "Hz. Peygamber, kendi sünnetleri üzerinde bina edilmiş olan koca bir toplum meydana getirmişti. Ki, bu toplumun yaşantısının her yönünde kendi emir ve öğretilerinin damgası vardı. Bu toplumda Resûlullahın (s.a.v.) sözlerini dinlemiş, işlerini görmüş ve talimatına uygun olarak talim ve terbiyeden geçmiş binlerce kişi vardı. Bu toplum daha sonraki kuşaklara bu izleri aktardı ve aşamalı olarak onlardan bize geldi... Kaldı ki, hadislerin bütünüyle, kayda geçirilmediği de doğru değildir..." (4)

    Bilhassa, müsteşriklerden (Batılı araştırmacılar, bilim adamları) kaynaklanan bu iddiaya cevap olarak burada Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan'ın da bir değerlendirmesine yer vermek istiyoruz.

    Çakan, hadis ve sünnetin bir başka millette eşi ve benzeri görülmeyen bir kesinlikle tespit ve nakledilmiş olması, batılı ilim çevrelerini çok rahatsız ettiğini söyledikten sonra, sözlerine şöyle devam ediyor:

    "Hiç şüphesiz, doğru olarak anında kaydedilmiş ve iyi muhafaza edilmiş yazılı metinlere göre, şifahî rivayetler daha az emniyet telkin edecektir. Ancak bu, hiçbir zaman, yazılı beyanların her türlü tehlikeden uzaklığı garantisi olarak yorumlanamaz.”

    “Şifahî rivayetler için düşünülen güven kırıcı hususlara eş, yazılı vesikalar için de birçok noktadan endişe belirtmek mümkündür. Nitekim günümüz basını konuya ait duyulabilecek endişenin boyutlarına örnek vermektedir. Bu da göstermektedir ki, mesele rivayetin yazılı yada şifâhi olması değil, o rivayeti nakleden kişinin şahsiyeti, inanç değerleri ve mensup olduğu kültür çevresidir. Bu çok önemli noktalan görmezden gelerek, yada kasten dikkatten kaçırarak güveni, vesikaya bağlamak ve bu noktadan hareketle bir takım sonuçlara varmaya çalışmak ilmî dürüstlük ve ciddiyetle bağdaşmamaktadır."

    Daha sonra sünnetin yazılı olarak nakledildiğinin de birçok belgesi bulunduğuna dikkat çeken sayın Çakan, şifâhi rivayetlere güvenmenin sakıncalı taraflarını ortaya koyan Güstav Lö Bon'un bir itirafına yer veriyor. O da şudur:

    "Geçmiş zamanlara âit hadiselerin tefsirinde hata menbalarının (sebeplerinin) en mühimlerinden biri, müelliflerin o zamanların vak'alarını bugünün fikriyle izaha tevessül etmeleridir.

    Hz. Peygamber'in Kur'ân'dan Başka Mu'cizesi Olma*dığı Düşüncesi

    Bir kısım hadisleri kabul etmeyenlerin bir başka gerekçeleri de, Resûlullah’ın (s.a.v.) Kur'ân'dan başka mu'cizesinin olmadı*ğı iddiasıdır. Böyleleri, Allah'ın Peygamber Efendimize ihsan et*tiği yegâne mucizenin Kur'ân olduğunu, dolayısıyla, hadis ki*taplarındaki mu'cize haberlerinin sonradan uydurulduğunu iddia ederler. Bunlar iddialarına gerekçe olarak da şu âyeti gösterirler:

    "Kendilerine bir mu'cize geldiğinde ona iman edeceklerine dâir, var güçleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: 'Mu'cizeler Al*lah katındadır.' İstedikleri mu'cize kendilerine geldiğinde, yine iman etmeyeceklerinin siz farkında değil misiniz? (5)

    Oysa burada, mucizenin Allah katında olduğu ifâde edilmek*tedir. Elbette mucize, Ancak Allah'ın izni ile gösterilebilir. Bu âyet hiçbir zaman Resûlullah’ın Kur'ân dışında mu'cize göster*mediğine delil olamaz. Kaldı ki, Kur'ân, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Salih, Hz. Mûsâ, Hz. İsâ gibi, önceki peygamberlerin göster*dikleri mucize haberleri ile doludur. Mucize nübüvvetin bir ge*reği olduğuna, önceki peygamberler pek çok mu'cize gösterdik*lerine, Hz. Muhammed (sallahu aleyhi vessellem) Efendimiz de bir peygamber, hem de son peygam*ber olduğuna göre, onun Kur'ân dışında bir mucize göstermedi*ğine hükmederek, Resûlullahın mucizelerini bildiren hadisleri reddetmek, akılla ve insafla bağdaşmaz. Evet, Peygamberimiz bi*ne yakın mucize göstermiştir. Bunların birçoğu hadis kitapların*da manevî mütevatir şeklinde nakledilmiştir.

    Kaynaklar:

    1- Doç. Dr. Hayri Kırbaşlıoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet, 196.

    2- Al-i İmran Suresi, 3;164.

    3- İbrahim Suresi, 14;4.

    4- Mevdudi, Sünnetin Anayasal Değeri, 128, 129.

    5- En’** Suresi, 6;109.

  3. #58
    AdministratoR

    Standart Cevap: Hz.Muhammed (S.A.V.) Hakkında-Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hakkında

    AHİRETİN ZENGİNİ OLMAK



    Efendimizin (sav) güzel kokusu

    Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem güzel kokuyu çok severdi. Her hangi biri, güzel kokulu bir şeyi hediye gönderdiğinde hiç bir zaman geri çevirmezdi.

    Sahabe-i Kiram efendilerimiz radiyallahu anhum şöyle diyorlardı:
    “Allah Resulü, hangi sokaktan geçse, orası güzel kokuyla dolardı.” (Tirmizi)

    Efendimizin konuşması ve gülümsemesi

    Hz. Peygamber (sav)’in konuşması; son derece tatlı ve gönül okşayıcı idi. Tane tane konuşur, her cümlesini dinleyenler tarafından anlaşılması için ayrı ayrı kurgulardı. Vurgulamak istediği bir sözü, üçer kez söyleme adeti vardı. Konuşma sırasında, çoğunlukla gözlerini gökyüzüne çevirirdi. Sesi yüksekti.

    Hz. Hatice annemizin önceki kocasından Hind adında bir oğlu vardı. Çok güzel bir üslupta konuşurdu. Bir şeyi gözler önünde canlandırırcasına anlatırdı.

    Hz. Hasan bir gün ona: “Hazreti peygamber (sav) nasıl konuşurdu?” diye sorunca, şöyle cevap verdi: “Hz. Peygamber (sav) daima düşünen bir insan olarak görülürdü. Çoğu kez sessiz durur, hiçbir zaman gereksiz yere konuşmazdı. Her cümleyi ayrı ve net söylerdi. Eliyle işaret ederken bütün elini kaldırır, bir şeye hayret ettiğinde avucunun içini çevirir, konuşma sırasında bazen elini elinin üstüne vurur, bazen keyiflenir, sevindiğinde gözlerini yere çevirirdi. Çok az güler, güleceği zaman tebessüm ederdi. İşte bu onun gülmesi idi.” (Tirmizi)

    Abdullah b. Haris şöyle demiştir: “Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den daha çok tebessüm eden bir kimseyi görmedim.”

    Bilindiği gibi tebessüm sessiz olarak gülümsemek anlamına gelir.

    Peygamberimiz’in (sav) cömertliği

    Hz. Peygamber (sav)’in cömertliği, karakterinin ayrılmaz bir parçasıydı. Cömertlik hususunda Hazreti Peygamber gibisi yoktur. Nitekim, İbni Abbas (ra) şöyle demiştir: “Hz. Peygamber (sav) insanların, en cömerdi idi. Özellikle ramazan aylarında daha cömert olurdu. (Buhari)

    Abdullah bin Ömer de şöyle demiştir: “Hz. Peygamber (sav)’den daha cömert birini görmedim!”

    Peygamberimiz de cömertliğin her türlüsü; Allah yolunda, Allah’ın dinini açıklamak, Allah’ın kullarını doğru yola sevketmek, (ademoğlunun) açlarını doyurmak, cahillerini öğütlemek, haceti olanların hacetini görmek, yararlanacakları, her türlü yararlandırmak ve ağırlıklarına tahammül etmek gibi ilim, mal ve nefis cömertliğinin hepsi kendisinde mevcud idi.

    Ebu Zer radiyallahu anh şöyle anlatmıştır: Hz. Peygamber (sav)'le beraber Medine'de taşlık yerde dolaşıyorduk. Karşımıza Uhud dağının geldiği bir yerde:

    "Ebu Zer!" dedi. "Buyur Ya Resulallah!" dedim. Şöyle buyurdu: "Şu Uhud dağı kadar altınım olsa, borcumu ödemek için ayırttığımdan gerisini üç gün geçmeden, Allah'ın (fakir) kullarına böyle, böyle, böyle dağıtırım." dedi ve bunu derken de sağma, soluna ve arkasına işaret ediyordu. Biraz yürüdükten sonra da şöyle buyurdu: "Bu dünyada zengin olanlar kıyamet gününde fakirlerdir." Sağına, soluna ve arkasına işaret ederek: "Ancak böyle, böyle, böyle (fakirlere ve hayır yerlere) infak edenler, ahirette de zenginlerdir. Onlar da çok azdır." buyurdu. (Buhari, Müslim)

    Peygamberimizden bir şey istenildi mi, asla "Yok!" demezdi. Bir gün birkaç Ensarî Hz. Peygamber (sav)'den bir şeyler istemişti. Hz. Peygamber (sav) de verdi. Tekrar istediler. Hz. Peygamber (sav) tekrar verdi. Hz. Peygamber (sav) para bitinceye kadar vermeye devam etti. Ama onlardan biri buna rağmen gelip yine bir şeyler istedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav): "Bende bir şeyler kalmış olsaydı, onu senden esirgeyerek yanımda tutmazdım." buyurdu. (Buhari)

    Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in bunun gibi güzel huyları pek çoktur. Her müslümanın bunları öğrenmesi ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e mutabaat yapması gerekir. Böylece, dünyada ve ahirette felaketlerden, sıkıntılardan kurtulmak ve o iki cihan efendisinin şefaatine kavuşmak nasip olur. Cömertliğin zıddı olan cimrilik; Allah-u Zülcelal'in gazabına sebep olan çirkin bir sıfattır. Bu sıfat, sahibini hem dünyada hem de ahirette perişan eder.



    Efendimiz (sav)'in Allah sevgisi

    Sağlam rivayetlerde şöyle bildirilmektedir: "Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem geceleri o kadar uzun süre kıyamda dururdu ki, mübarek ayakları şişerdi. Bunu gören bazı sahabe: "Ey Allah Resul’ü, Allah seni zaten bağışlamıştır. Bu kadar eziyete niçin katlanıyorsunuz?" deyince Hz. Peygamber (sav): "Ben de Allah'a çok şükreden bir kul olmayayım mı?" buyurdu. (Buhari, Müslim)

    Bazı alimler şöyle demişlerdir: "İnsanlar, Hz. Peygamber (sav)'in o kadar fazla ibadet edişini Allah korkusundan sanıyorlardı. Çoğuna göre O, günahtan arındırılmış olduğu için böylesine ağır ibadetlere katlanmak zorunda değildi.
    Hz. Peygamber (sav) verdiği cevapla bu şüpheyi gidererek, bunun sebebinin Allah korkusu olmayıp, Allah sevgisi olduğunu bildirmiştir."

    Yine rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) geceleyin kalkar, ara sıra dua ve niyazda bulunur, bazen mezarlığa gider ve: "Gece yarısının sessizliğinde Allah Teala (rahmetiyle) dünya semasına iner." buyururdu. (Buharı, Müslim, İbn Mace)

    Hz. Peygamber çoğu zaman şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Senden sevgini ve seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine ulaştıracak ameli talep ediyorum. Allah'ım! Senin sevgini nefsimden, ailemden, malımdan, soğuk sudan daha sevimli kıl." (Tirmizi)

    İşte Hz, Peygamber (sav) böyle dua etmiş ve Allah-u Teala'dan sevgisini ve Allah'ı sevenlerin sevgisini talep etmiştir. Biz de Hz. Peygamber (sav)'e mutabaat yaparak, Allah-u Zülcelal’den sevgisini ve O'nu sevenlerin sevgisini istersek, inşallahu teala bizlere bu sevgiyi verecektir.

    Kaynak: Seyda Muhammed Konyevi (ks), Örnek İnsan ‘Hz. Muhammed (sav); Reyhani Yayınları, Konya.

  4. #59
    AdministratoR

    Standart Cevap: Hz.Muhammed (S.A.V.) Hakkında-Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hakkında

    Peygamberimiz (sav)'in Hıristiyan, Yahudi ve müşrik topluluklarla imzaladığı Medine Vesikası da önemli bir adalet örneğidir. Farklı inançlara sahip topluluklar arasında adaletin sağlanması ve her topluluğun çıkarlarının gözetilmesi için hazırlanan bu vesika sayesinde yıllarca düşmanlık içinde yaşayan topluluklara barış getirilmiştir. Medine Vesikası'nın en belirgin özelliklerinden biri inanç özgürlüğü sağlamasıdır. Bu konu ile ilgili madde şöyledir:

    "Ben-i Avf Yahudileri, müminlerle beraber aynı ümmettirler, Yahudilerin dinleri kendilerine, Müslümanların dinleri de kendilerinedir."14

    Medine Vesikasının 16. maddesinde ise, "Bize tabi olan Yahudiler, hiçbir haksızlığa uğramaksızın ve düşmanlarıyla da yardımlaşmaksızın, yardım ve desteğimize hak kazanacaklardır"15 diye bildirilmiştir. Peygamberimiz (sav)'den sonra da sahabeleri Peygamberimiz (sav)'in antlaşmaya koydurduğu bu hükme sadık kalmışlar ve aynı hükmü, Berberi, Budist, Brahman ve benzeri inançlara sahip kişiler için de uygulamışlardır.16

    Hacı Nazif Bey. Kuran'dan bir ayet yazılı; "... İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder." (Nisa Suresi, 58)

    Asr-ı Saadet döneminin barış, huzur ve güvenlik içinde geçmesinin en önemli nedenlerinden biri, Kuran ahlakına uyan Peygamberimiz (sav)'in adaletli tutumudur.

  5. #60
    AdministratoR

    Standart Cevap: Hz.Muhammed (S.A.V.) Hakkında-Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hakkında

    Peygamberimiz (sav)'in adaleti, Müslüman olmayan kişilerde de bir güven duygusu uyandırmıştır ve müşriklerden dahi Peygamberimiz (sav)'in himayesi altına girmek isteyenler olmuştur. Allah Kuran'da müşriklerin bu taleplerini bildirmiş ve aynı zamanda Peygamberimiz (sav)'e bu kişilere karşı nasıl davranması gerektiğini de vahyetmiştir:

    "Eğer müşriklerden biri, senden 'eman (himaye) isterse', ona eman ver; öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı yere ulaştır' Şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Allah, muttaki olanları sever." (Tevbe Suresi, 6-7)

    Günümüzde de, dünyanın dört bir yanında meydana gelen çatışmaların, kavgaların, huzursuzlukların tek çözümü Kuran ahlakına uymak ve Peygamberimiz (sav) gibi din, dil veya ırk ayrımı gözetmeksizin, adaletten hiçbir zaman ayrılmamaktır.

  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Hz.Muhammed (S.A.V.) Hakkında-Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hakkında


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 03.03.12, 16:52
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.05.11, 16:56
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 29.01.11, 17:58
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 31.10.10, 21:46
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24.03.09, 23:06

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.