Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
Sayfa 3/8 İlkİlk 12345 ... SonSon
39 sonuçtan 11 ile 15 arası

Konu: Türkçe Kuran-ı Kerim Meali TÜM SURE VE AYETLER VERİLMİŞDİR

  1. #11
    Senior Member

    Standart Cevap: Türkçe Kuran-ı Kerim Meali

    Mülk Suresi
    Sınıfı: Mekki
    İsmin Anlamı: Mülk
    Başka isimleri: Tebareke, Münciye, Mücadele, Mani'a, Vakiye
    Sure numarası: 67
    Ayet Sayısı: 30
    Kelime Sayısı: 337
    Harf Sayısı: 1316
    Mülk Suresi (Arapça: سورة الملك)Kur'an-ı Kerim'in 67. suresidir.
    Mekke'de inmiştir. 30 ayetten ibarettir. Adını, birinci ayetinde geçen "el-Mülk" kelimesinden almıştır. Ayrıca Tebareke, Münciye, Mücadele, Mani'a, Vakiye adları ile de anılır.
    67-el-MÜLK







    Mekke'de nâzil olmuştur; 30 (otuz) âyettir. Adını, birinci âyetinde geçen "el-mülk" kelimesinden almıştır. Ayrıca Tebâreke, Münciye, Mücâdele, Mâni'a, Vâkiye adları ile de anılır. Bu sûreyi her gece okuyanın, pek büyük sevaba nâil olacağına ve sûrenin faziletlerine dair hadisler vardır.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter.
    2. O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.
    3. O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahmân olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?
    4. Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.
    5. Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
    6. Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. O, ne kötü dönüştür!
    7. Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.
    8. Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: Size, (bu azap ile) korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi? diye sorarlar.
    9. Onlar şöyle cevap verirler: Evet, doğrusu bize, (bu azap ile) korkutan bir peygamber gelmişti; fakat biz (onu) yalan saymış ve: Allah'ın bir şey gönderdiği yok; siz olsa olsa büyük bir sapıklık içindesiniz! demiştik.
    10. Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık! diye ilâve ederler.
    11. Böylece günahlarını itiraf ederler. Artık (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun, o alevli cehennemin mahkûmları!
    12. Fakat daha görmeden Rablerinden (azabından) korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem bağışlanma hem de büyük mükâfat vardır.
    13. Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerin içindekini bilmektedir.
    14. Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
    15. Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur. Şu halde yerin omuzlarında (üzerinde) dolaşın ve Allah'ın rızkından yeyin. Dönüş ancak O'nadır.
    16. Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır.
    17. Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? İşte (bu) tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz!
    18. Andolsun ki, onlardan öncekiler de (bunu) yalan saymışlardı; ama benim karşılık olarak verdiğim azap nasıl olmuştu!
    19. Üstlerinde kanatlarını aça-kapata uçan kuşları (hiç) görmediler mi? Onları (havada) rahmân olan Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi görmektedir.
    20. Rahmân olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir? İnkârcılar ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar.
    21. Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar.
    22. Şimdi (düşünün bakalım), yüz üstü kapanarak yürüyen mi (varılacak) yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?
    23. (Resûlüm!) De ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz!
    24. De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur; ancak O'nun huzuruna gelip toplanacaksınız.
    25. "Doğru sözlü iseniz (söyleyin), bu tehdit hani ne zaman (gerçekleşecek)?" derler.
    26. De ki: O bilgi, ancak Allah'a mahsustur. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.
    27. Ama onu (azabı) yakından gördükleri zaman, inkâr edenlerin yüzleri kararacak ve (kendilerine): İşte sizin isteyip durduğunuz budur! denecektir.
    28. De ki: Allah beni ve beraberimdekileri (sizin istediğiniz üzere) yok etse veya (öyle olmayıp da) bizi esirgese, (söyleyin bakalım) inkârcıları yakıcı azaptan kurtaracak kimdir?
    29. De ki: (Sizi imana davet ettiğimiz) O (Allah) çok esirgeyicidir; biz O'na iman etmiş ve sırf O'na güvenip dayanmışızdır. Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!
    30. De ki: Suyunuz çekiliverse, söyleyin bakalım, size kim bir akar su getirebilir?

    Tahrim Suresi
    Sınıfı: Medeni
    Sure numarası: 66
    Ayet Sayısı: 12
    Kelime Sayısı: 254
    Harf Sayısı: 1067
    Tahrim Suresi, (Arapça: سورة التحريم) Kur'an-ı Kerim'in 66. suresidir.
    Medine'de nazil olmuştur. Sure 12 ayetten oluşur. Sure ismini peygamberin bazı yiyecekleri kendisine yasaklamasını anlatan 1. ayetten alır.
    Tahrim Suresi'nde peygamberin hayatından, insanların kendilerini ve ailelerini kötülüklerden korumasının gereğinden, Allah’ın insanlara kafirlere ve peygamberlere hitabından ve bu hitap edilenlere verilen örneklerden bahsedilir.
    66-et-TAHRÎM






    Hicretten sonra nazil olmuştur. 12 (on iki) ayettir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
    2. Allah, (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı size meşru kılmıştır. Sizin yardımcınız Allah'tır. O, bilendir, hikmet sahibidir.
    3. Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber'e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: Bunu sana kim bildirdi? dedi. Peygamber: Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi, dedi.
    4. Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, (yerinde olur). Çünkü kalpleriniz sapmıştı. Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka verirseniz bilesiniz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve müminlerin iyileridir. Bunların ardından melekler de (ona) yardımcıdır.
    5. Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi kendini Allah a veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadef eden, oruç tutan, dul ve bâkire eşler verebilir.
    6. Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.
    7. Ey kâfirler! Bugün özür dilemeyin! Siz ancak işlediklerinizin cezasını çekeceksiniz, (denilir).
    8. Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nûrları aydınlatıp gider de, "Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin" derler.
    9. Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne de kötüdür!
    10. Allah, inkâr edenlere, Nuh'un karısı ile Lût'un karısını misal verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih kişinin nikâhları altında iken onlara hainlik ettiler. Kocaları Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara: Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin! denildi.
    11. Allah, inananlara da Firavun'un karısını misal gösterdi. O: Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun (kötü) işinden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar! demişti.
    12. İffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem'i de (Allah örnek gösterdi). Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O gönülden itaat edenlerdendi.

    Talak Suresi
    Sınıfı: Medeni
    İsmin Anlamı: Boşanma
    Sure numarası: 65
    Ayet Sayısı: 12
    Kelime Sayısı: 279
    Harf Sayısı: 1170
    Talak Suresi (Arapça: سورة الطلاق) Kur'an-ı Kerim'in 65. suresidir.
    Medine'de nazil olmuştur. Sure 12 ayetten oluşur. Sure boşanma konusunu ele aldığı için talak ismini almıştır.
    Talak Suresi'nde boşanma ile ilgili konulardan, nafakadan, Allah’ın kudretinden, Allah’a ve peygamberlerin bildirdiğine isyan eden kavimlerin durumundan, iyilik yapanların içinde ebediyen kalacakları cennete gideceklerinden bahsedilir.
    65-et-TALÂK






    "Talâk", boşama anlamına gelir. Sûre boşama konusunu ihtiva ettiği için bu ismi almıştır; Medine'de inmiştir. 12 (on iki) âyettir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir.
    2. İddet müddetlerini doldurduklarında onları ya meşru ölçüler içerisinde (nikâhınız altında) tutun veya onlardan meşru ölçülere göre ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın. İşte bu, Allah'a ve ahiret gününe inananlara verilen öğüttür. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.
    3. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.
    4. Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları)dır. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
    5. İşte bu, Allah'ın size indirdiği buyruğudur. Kim Allah'tan korkarsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükâfatını arttırır.
    6. Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun, onları sıkıştırıp (gitmelerini sağlamak için) kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hâmile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin için çocuğu emzirirlerse onlara ücretlerini verin, aranızda uygun bir şekilde anlaşın. Eğer anlaşamazsanız çocuğu, başka bir kadın emzirecektir.
    7. İmkânı geniş olan, nafakayı imkânlarına göre versin; rızkı daralmış bulunan da Allah'ın kendisine verdiği kadarından nafaka ödesin. Allah hiç kimseyi verdiği imkândan fazlasıyla yükümlü kılmaz. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.
    8. Rabbinin ve O'nun elçilerinin emrinden uzaklaşıp azmış nice memleketler vardır ki, biz onları (ahalisini) çetin bir hesaba çekmiş ve onları görülmemiş azaba çarptırmışızdır.
    9. Böylece onlar da yaptıklarının karşılığını tatmışlar ve işlerinin sonu tam bir hüsran olmuştur.
    10. Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. Ey inanan akıl sahipleri! Allah'tan korkun. Allah size gerçekten bir uyarıcı (kitap) indirmiştir.
    11. İman edip sâlih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah'ın apaçık âyetlerini okuyan bir Peygamber göndermiştir. Kim Allah'a inanır ve faydalı iş yaparsa Allah onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Allah o kimse için gerçekten güzel bir rızık vermiştir.
    12. Allah, yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Ferman bunlar arasından inip durmaktadır ki, böylece Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.

    Teğabun Suresi
    Sınıfı: Medeni
    İsmin Anlamı: Kar-zarar
    Sure numarası: 64
    Ayet Sayısı: 18
    Kelime Sayısı 242
    Harf Sayısı: 1066
    Teğabun Suresi (Arapça: سورة التغابن) Kur'an-ı Kerim'in 64. suresidir.
    Medine'de nazil olmuştur. Sure 18 ayetten oluşur. Sure ismini 9. ayette geçen ve kar-zarar anlamına gelen teğabun kelimesinden alır.
    Teğabun Suresi'nde Allah’ın kudretinden, Allah’ı inkar edn daha önceki kavilerin durumundan, Allah’ın her şeyden haberdar olduğundan, Allah’a inanıp iyilik yapanların cennete gideceklerinden, Allah’ı inkar edenlerin cehenneme gideceklerinden, Allah’tan başka ilah olmadığından, insanların affedici olması gereğinden bahsedilir.
    64-et-TEĞÂBÜN






    Medine'de inmiştir; 18 (on sekiz) âyettir. Adını, dokuzuncu âyette geçen ve aldanma, kâr-zarar manasına gelen "teğâbün" kelimesinden alır.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. O her şeye kadirdir.
    2. Sizi yaratan O'dur. Böyle iken kiminiz kâfir, kiminiz mümindir. Allah yaptıklarınızı görendir.
    3. Gökleri ve yeri yerli yerince yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş ancak O'nadır.
    4. Göklerde ve yerde olanları bilir. Gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı da bilir. Allah kalplerde olanı bilendir.
    5. Daha önce inkâr edenlerin haberi size ulaşmadı mı? İşte onlar (dünyada) yaptıklarının cezasını tattılar. Onlar için acı bir azap da vardır.
    6. (O azabın sebebi) şu ki, onlara peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi, fakat onlar: Bir beşer mi bizi doğru yola götürecekmiş? dediler, inkâr ettiler ve yüz çevirdiler. Allah da hiçbir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, hamde lâyıktır.
    7. İnkâr edenler, kesinlikle diriltilmeyeceklerini ileri sürdüler. De ki: Hayır! Rabbime andolsun ki mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allah'a göre kolaydır.
    8. Onun için Allah'a, Peygamberine ve indirdiğimiz o nûra (Kur'an'a) inanın. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
    9. Mahşer vaktinde sizi toplayacağı gün, işte o zarar günüdür. (Ancak) kim Allah'a inanır ve yararlı iş yaparsa, Allah onun kötülüklerini örter, onu (ve benzerlerini), içinde ebedî kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur.
    10. İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennem ehlidirler. Orada ebedî kalacaklardır. Ne kötü gidilecek yerdir orası!
    11. Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet isabet etmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.
    12. Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki, elçimize düşen apaçık bir duyurmadır.
    13. Allah; O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.
    14. Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
    15. Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır: Büyük mükâfat ise Allah'ın yanındadır.
    16. O halde gücünüz yettiğince Allah'a isyandan kaçının. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
    17. Eğer Allah'a (rızası uğruna) ödünç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah çok mükâfat verendir, ceza vermekte acele etmeyendir.
    18. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. Üstündür, hikmet sahibidir.

    Münafikun Suresi
    Sınıfı: Medeni
    İsmin Anlamı:Münafıklar
    Sure numarası:63
    Ayet Sayısı:11
    Kelime Sayısı:180
    Harf Sayısı:780
    Münafikun Suresi, (Arapça: سورة المنافقون) Kur'an-ı Kerim'in 63. suresidir.
    Medine'de inmiştir; 11 ayettir. Münafıkların davranışlarından söz ettiği için bu adı almıştır. Münafık; Müslümanolmadığı halde gerçek inancını gizleyen, müslüman olduğunu iddia eden, Müslüman gibi hareket edenlere denilmektedir.
    63-el-MÜNÂFİKÛN





    Medine'de inmiştir; 11 (on bir) âyettir. Münafıkların davranışlarından söz ettiği için bu adı almıştır.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah'ın Peygamberisin, derler. Allah da bilir ki sen elbette, O'nun Peygamberisin. Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarını bilmektedir.
    2. Yeminlerini kalkan yapıp Allah yolundan yan çizdiler. Gerçekten onların yaptıkları ne kötüdür!
    3. Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar.
    4. Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?
    5. Onlara: Gelin, Allah'ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin, denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların, büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün.
    6. Onlara mağfiret dilesen de, dilemesen de birdir. Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, yoldan çıkmış topluluğu doğru yola iletmez.
    7. Onlar: Allah'ın elçisinin yanında bulunanlar için hiçbir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler, diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar.
    8. Onlar: Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır, diyorlardı. Halbuki asıl üstünlük, ancak Allah'ın, Peygamberinin ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.
    9. Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.
    10. Herhangi birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın.
    11. Allah, eceli geldiğinde hiç kimseyi (ölümünü) ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

    Cum'a Suresi
    Sınıfı: Medeni
    Sure numarası: 62
    Ayet Sayısı: 11
    Cum'a Suresi, adını, 9. ayetinde geçen "cum'a" kelimesinden alır. Medine'de inmiştir; 11 ayettir. Münafıkların davranışlarından söz ettiği için bu adı almıştır.
    62-el-CUM'A





    Adını, 9. âyetinde geçen "cum'a" kelimesinden alır. Medine'de inmiştir; 11 (on bir) âyettir. Münafıkların davranışlarından söz ettiği için bu adı almıştır.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, azîz ve hakîm olan Allah'ı tesbih eder.
    2. Çünkü ümmîlere içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur. Kuşkusuz onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler.
    3. (Peygamberi) müminlerden henüz kendilerine katılmamış bulunan diğer insanlara da göndermiştir. O, azîzdir, hakîmdir.
    4. Bu, Allah'ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
    5. Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
    6. De ki: Ey yahudiler! Bütün insanlar değil de, yalnız, kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız, bunda da samimi iseniz, haydi ölümü temenni edin (bakalım)!
    7. Ama onlar, önceden yaptıklarından dolayı ölümü asla temenni etmezler. Allah, zalimleri çok iyi bilir.
    8. De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir.
    9. Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah'ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.
    10. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
    11. Onlar bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar. De ki: Allah'ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha yararlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Saff Suresi
    Sınıfı: Medeni
    İsmin Anlamı: Sıra, dizi
    Sure numarası: 61
    Ayet Sayısı: 14
    Kelime Sayısı: 226
    Harf Sayısı: 936
    Saff Suresi (Arapça: سورة الصف) Kur'an-ı Kerim'in 61. suresidir.
    Medine'de nazil olmuştur. Sure 14 ayetten oluşur. Sure ismini 4. ayette geçen ve sıra, dizi anlamına gelen saf kelimesinden alır.
    Saff Suresi'nde Allah’ın kudretinden, yapılamayacak işlerin söylenmemesi gereğinden, İsa ve Musa Peygamberler'in devirlerinden, Allah’a inananların ve Allah yolunda canlarıyla mallarıyla cihad edenlerin günahlarının bağışlanacağından ve bunların cennete gideceklerinden bahsedilir.
    61-es-SAFF





    Adını, müminlerin saf tutarak Allah yolunda savaştıklarını bildiren 4. âyetinden almıştır; Medine'de inmiştir; 14 (on dört) âyettir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ı tesbih eder. O, üstündür, hikmet sahibidir.
    2. Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?
    3. Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.
    4. Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.
    5. Bir zaman Musa kavmine: Ey kavmim! Benim, Allah'ın size gönderdiği elçisi olduğumu bildiğiniz halde niçin beni incitiyorsunuz? demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini saptırmıştı. Allah, fâsıklar topluluğunu doğru yola iletmez.
    6. Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir büyüdür, dediler.
    7. İslâm'a çağırıldığı halde Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.
    8. Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.
    9. Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O'dur.
    10. Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi?
    11. Allah'a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
    12. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.
    13. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.
    14. Ey iman edenler! Allah'ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu İsa havârîlere: Allah'a (giden yolda) benim yardımcılarım kimdir? demişti. Havârîler de: Allah (yolunun) yardımcıları biziz, demişlerdi. İsrailoğullarından bir zümre inanmış, bir zümre de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.

    Mümtehine Suresi
    Sınıfı: Medeni
    İsmin Anlamı:İmtihan eden
    Sure numarası:60
    Ayet Sayısı: 13
    Kelime Sayısı:352
    Harf Sayısı: 1519
    Mümtehine Suresi (Arapça: سورة الممتحنة) Kur'an-ı Kerim'in 60. suresidir.
    Medine'de nazil olmuştur. Sure 13 ayetten oluşur. Sure ismini 10. ayette geçen ve imtihan eden anlamına gelen mümtehine kelimesinden alır.
    Mümtehine Suresi'nde Allah’a düşmanlık edenlerin dost edinilmemesi gerektiğinden, ahiret gününde hiç kimsenin bir başkasına fayda sağlayamayacağından, Müslümanlarla savaşmayanlarla iyi geçinilmesi gerektiğinden, Allah’ın bağışlayıcı ve esirgeyici olduğundan bahsedilir.
    60-el-MÜMTEHINE







    Adını, 10. âyette geçen "imtehınû" kelimesinden alan bu sûre Medine'de inmiştir; 13 âyettir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişlerdir. Rabbiniz Allah'a inandığınızdan dolayı Peygamber'i de sizi de yurdunuzdan çıkarıyorlar. Ben, sizin saklı tuttuğunuzu da, açığa vurduğunuzu da en iyi bilenim. Sizden kim bunu yaparsa (onları dost edinirse) doğru yoldan sapmış olur.
    2. Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilecekler, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır. Zaten inkâr edivermenizi istemektedirler.
    3. Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah aranızı ayırır. Allah, yaptıklarınızı görendir.
    4. İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir." Şu kadar var ki, İbrahim babasına: "Andolsun senin için mağfiret dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez" demişti. (O müminler şöyle dediler) Rabbimiz! Ancak sana dayandık, sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.
    5. Rabbimiz! Bizi, inkâr edenler için deneme konusu kılma, bizi bağışla! Ey Rabbimiz! Yegâne galip ve hikmet sahibi, ancak sensin.
    6. Andolsun, onlar sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü arzu edenler için güzel bir örnektir. Kim yüz çevirirse şüphesiz Allah, zengindir, hamde lâyık olandır.
    7. Olur ki Allah sizinle düşman olduklarınız arasında yakında bir dostluk meydana getirir. Allah gücü yetendir. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
    8. Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever.
    9. Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.
    10. Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları, imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helâl değildir. Onlar da bunlara helâl olmazlar. Onların (kocalarının) sarfettiklerini (mehirleri) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarfettiğinizi isteyin. Onlar da sarfettiklerini istesinler. Allah'ın hükmü budur. Aranızda O hükmeder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
    11. Eğer eşlerinizden biri, sizi bırakıp kâfirlere kaçar, siz de (onlarla savaşıp) galip gelirseniz, eşleri gitmiş olanlara (ganimetten), harcadıkları kadar verin. İnandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının.
    12. Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
    13. Ey iman edenler! Kendilerine Allah'ın gazap ettiği bir kavmi dost edinmeyin. Zira onlar, kâfirlerin kabirlerdekilerden (onların dirilmesinden) ümit kestikleri gibi ahiretten ümit kesmişlerdir.

    Haşr Suresi
    Sınıfı: Medeni
    İsmin Anlamı: Sürgün
    Sure numarası: 59
    Geliş Zamanı: Uhud Savaşı'ndan sonra
    Ayet Sayısı: 24
    Kelime Sayısı: 447
    Harf Sayısı: 1913
    Haşr Suresi (Arapça : سورة الحشر) Kur'an-ı Kerim'in 59. suresidir.
    Medine'de Uhud Savaşı'ndan sonra nazil olmuştur. Sure 24 ayetten oluşur. Sure ismini 2. ayette geçen ve sürgün anlamına gelen haşr kelimesinden alır.
    Haşr Suresi'nde Allah’ın yüceliğinden, kamu mallarını sosyal adaleti ve refahı yaygınlaştırma yönünde kullanılması gereğinden, Müslümanların birbirine karşı kin tutamayacağından, münafıklarla Yahudilerin ilişkilerinden, Kur’an’da verilen misallerden insanların ibret alması gerektiğinden bahsedilir.
    59-el-HAŞR









    Medine'de inmiştir. 2 - 7. âyetlerinde yahudi kabilelerinden Nadîroğullarının sürülmeleri hakkında bilgi verdiği için bu adı almıştır. 24 (yirmi dört) âyettir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı tesbih etmektedir. O, üstündür, hikmet sahibidir.
    2. Ehl-i kitaptan inkâr edenleri, ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah (O'nun azabı), onlara beklemedikleri yerden geliverdi. O, yüreklerine korku düşürdü; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sahipleri! İbret alın.
    3. Eğer Allah onlara sürgünü yazmamış olsaydı, elbette onları dünyada (başka şekilde) cezalandıracaktı. Ahirette de onlar için cehennem azabı vardır.
    4. Bu, onların Allah'a ve Peygamberine karşı gelmelerinden dolayıdır. Kim Allah'a karşı gelirse bilsin ki Allah'ın cezalandırması çetindir.
    5. Hurma ağaçlarından, herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir.
    6. Allah'ın, onlardan (mallarından) Peygamberine verdiği ganimetler için siz at ve deve koşturmuş değilsiniz. Fakat Allah, peygamberlerini dilediği kimselere karşı üstün kılar. Allah her şeye kadirdir.
    7. Allah'ın, (fethedilen) ülkeler halkından Peygamberine verdiği ganimetler, Allah, Peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Böylece o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmaz. Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.
    8. (Allah'ın verdiği bu ganimet malları,) yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan, Allah'tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden fakir muhacirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır.
    9. Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
    10. Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!
    11. Münafıkların, kitap ehlinden inkâr eden dostlarına: Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız; sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız. Eğer savaşa tutuşursanız, mutlaka yardım ederiz, dediklerini görmedin mi? Allah, onların yalancı olduklarına şahitlik eder.
    12. Andolsun, eğer onlar çıkarılsalar, onlarla beraber çıkmazlar; savaşa tutuşmuş olsalar, onlara yardım etmezler; yardım etseler bile arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.
    13. Onların içlerinde size karşı duydukları korku, Allah'a olan korkularından daha şiddetlidir. Böyledir, çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.
    14. Onlar müstahkem şehirlerde veya siperler arkasında bulunmaksızın sizinle toplu halde savaşamazlar. Kendi aralarındaki savaşları ise çetindir. Sen onları derli toplu sanırsın, halbuki kalpleri darmadağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluktur.
    15. (Onların durumu) kendilerinden az önce geçmiş ve yaptıklarının cezasını tatmış olanların durumu gibidir. Onlara acıklı bir azap vardır.
    16. Münafıkların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana "İnkâr et" der. İnsan inkâr edince de: Ben senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım, der.
    17. Nihayet ikisinin de sonu, içinde ebedî kalacakları ateş olacaktır. İşte bu, zalimlerin cezasıdır.
    18. Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
    19. Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.
    20. Cehennem ehliyle cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli, isteklerine erişenlerdir.
    21. Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.
    22. O, öyle Allah'tır ki, O'ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.
    23. O, öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir.
    24. O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.



  2. #12
    Senior Member

    Standart Cevap: Türkçe Kuran-ı Kerim Meali

    Mücadele Suresi
    Sınıfı: Medeni
    Sure numarası: 58
    Ayet Sayısı: 22
    Kelime Sayısı: 475
    Harf Sayısı: 1991
    Mücadele Suresi (Arapça: سورة المجادلة) Kur'an-ı Kerim'in 58. suresidir.
    Medine'de Münafikun Suresi'nden sonra nazil olmuştur. Sure 22 ayetten oluşur. Sure ismini ilk ayette geçen ticadilu kelimesinden alır.
    Mücadele Suresi'nde aile hayatından zıhar denen eski geleneğin yanlışlığından Allah’ın yapılan her şeyden haberdar olduğundan, topluluk içinde gizli gizli fısıltı ile konuşulmaması gereğinden, bir meclise yeni gelenlere yer açılması gereğinden, Allah’a iman edenlerin ebediyen cennette kalacaklarından bahsedilir.
    58-el-MÜCÂDELE









    Medine'de inmiştir; 22 (yirmi iki) âyettir. Adını, ilk âyetinde geçen "tecâdilü" kelimesinden alır.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah, sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah işitendir, bilendir.
    2. İçinizden zıhâr yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar çirkin bir laf ve yalan söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır.
    3. Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
    4. (Buna imkân) bulamayan kimse, hanımıyla temas etmeden önce ardarda iki ay oruç tutar. Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurur. Bu (hafifletme), Allah'a ve Resûlüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar Allah'ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap vardır.
    5. Allah'a ve Resûlüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Biz apaçık âyetler indirmişizdir. Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır.
    6. O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir bir saymıştır. Onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir.
    7. Göklerde ve yerde olanları Allah'ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O'dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı mutlaka O'dur. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlaka O, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir.
    8. Gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o yasaklananı yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve Peygamber'e karşı gelmek hususunda gizlice konuşanları görmedin mi? Onlar sana geldikleri zaman seni, Allah'ın selamlamadığı bir şekilde selamlıyorlar. Kendi içlerinden de: Bu söylediklerimiz yüzünden Allah'ın bize azap etmesi gerekmez miydi? derler. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir. Ne kötü dönüş yeridir orası!
    9. Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı, düşmanlığı ve Peygamber'e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvâyı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun.
    10. Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu, iman edenleri üzmek içindir. Oysa şeytan, Allah'ın izni olmadıkça, müminlere hiçbir zarar veremez. Müminler Allah'a dayanıp güvensinler.
    11. Ey iman edenler! Size "Meclislerde yer açın" denilince yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size "Kalkın" denilince de kalkın ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
    12. Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, bilin ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
    13. Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekâtı verin Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
    14. Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler ne de onlardan. Bilerek yalan yere yemin ediyorlar.
    15. Allah onlara çetin bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların yaptıkları şey çok kötüdür!
    16. Onlar yeminlerini kalkan yapıp Allah'ın yolundan alıkoydular. Bu yüzden onlara küçük düşürücü bir azap vardır.
    17. Onların malları da oğulları da Allah'a karşı kendilerine bir fayda vermez. Onlar cehennem ehlidirler. Orada ebedî kalacaklardır.
    18. O gün Allah onların hepsini yeniden diriltecek, onlar da dünyada size yemin ettikleri gibi, O'na yemin edeceklerdir. Kendilerinin bir şey (hakikat) üzerinde olduklarını sanırlar. İyi bilin ki onlar gerçekten yalancıdırlar.
    19. Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine Allah'ı anmayı unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki şeytanın yandaşları hep kayıptadırlar.
    20. Allah'a ve Peygamberine düşman olanlar, işte onlar en aşağıların arasındadırlar.
    21. Allah: Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz, diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir.
    22. Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- Allah'a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allah'ın tarafında olanlardır.

    Hadid Suresi
    Sınıfı: Medeni
    İsmin Anlamı: Demir
    Sure numarası: 57
    Ayet Sayısı: 29
    Kelime Sayısı: 575
    Harf Sayısı: 2475
    Hadid Suresi (Arapça: سورة الحديد) Kur'an-ı Kerim'in 57. suresidir.
    Surenin ilk 9 ayeti Mekke’de diğer ayetleri Medine’de nazil olmuştur. Sure 29 ayetten oluşur. Sure ismini 25. ayetlerde geçen ve demir anlamına gelen hadid kelimesinden alır.
    Hadid Suresinde Allah’ın sıfatlarından ilim ve kudretinden, iman etmenin ve ihsanda bulunmanın gerekliliğinden müminler ile münafıkların ahiretteki durumlarından, dünya hayatının anlamından, Hıristiyanlıktaki ruhban anlayışından bahsedilir.
    57-el-HADÎD












    Arapça'da demir anlamına gelen "hadid" kelimesiyle isimlenen ve demirin önemine işaret ettiği için bu adı alan sûre Medine'de inmiştir; 29 (yirmi dokuz) âyettir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. O, azîzdir, hakîmdir.
    2. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O, diriltir, öldürür. O, her şeye gücü yetendir.
    3. O ilktir, sondur, zahirdir, batındır. O, her şeyi bilendir.
    4. O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'ın üzerine istivâ edendir. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.
    5. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Bütün işler ancak O'na döndürülür.
    6. Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. O, kalplerde olanı bilir.
    7. Allah'a ve Resûlü'ne iman edin. Sizi, üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı şeylerden harcayın. Sizden iman edip de (Allah rızası için) harcayan kimselere büyük mükâfat vardır.
    8. Peygamber sizi, Rabbinize iman etmeye çağırdığı halde niçin Allah'a inanmıyorsunuz? Halbuki O, sizden kesin söz de almıştı. Eğer inanırsanız.
    9. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
    10. Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlara eşit değildir. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı vâdetmiştir. Allah'ın yaptıklarınızdan haberi vardır.
    11. Kim Allah'a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da vardır.
    12. Mümin erkeklerle mümin kadınları, önlerinden ve sağlarından, (amellerinin) nurları aydınlatıp giderken gördüğün günde, (onlara): Bugün müjdeniz, zemininden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacağınız cennetlerdir, denilir. İşte büyük kurtuluş budur.
    13. Münafık erkeklerle münafık kadınların, müminlere: Bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık alalım, diyeceği günde kendilerine: Arkanıza dönün de bir ışık arayın! denilir. Nihayet onların arasına, içinde rahmet, dışında azap bulunan kapılı bir sur çekilir.
    14. Münafıklar onlara: Biz sizinle beraber değil miydik? diye seslenirler. (Müminler de) derler ki: Evet ama, siz kendi başınızı belaya soktunuz; fırsat beklediniz; şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah'ın emri gelip çattı!
    15. Bugün artık ne sizden ne de inkâr edenlerden bedel kabul edilir, varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Ne kötü bir dönüş yeridir!
    16. İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen Kur'an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
    17. Bilin ki Allah, ölümünden sonra yeryüzünü canlandırıyor. Düşünesiniz diye gerçekten, size âyetleri açıkladık.
    18. Sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara ve Allah'a güzel bir ödünç verenlere, verdiklerinin karşılığı kat kat ödenir ve onlara değerli bir mükâfat vardır.
    19. Allah'a ve peygamberlerine iman edenler, (evet) işte onlar, Rableri yanında sözü özü doğru olanlar ve şehitlik mertebesine erenlerdir. Onların mükâfatları ve nûrları vardır. İnkâr edip de âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdır.
    20. Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.
    21. Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberlerine inananlar için hazırlanmış olup genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun. İşte bu, Allah'ın lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
    22. Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.
    23. (Allah bunu) elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye açıklamaktadır. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.
    24. Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emrederler. Kim yüz çevirirse şüphesiz ki Allah zengindir, hamde lâyıktır.
    25. Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
    26. Andolsun ki biz, Nuh'u ve İbrahim'i gönderdik, peygamberliği de kitabı da onların soyuna verdik. Onlardan (insanlardan) kimi doğru yoldadır; içlerinden birçoğu da yoldan çıkmışlardır.
    27. Sonra bunların izinden ardarda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik; ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.
    28. Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve Peygamberine inanın ki O, size rahmetinden iki kat versin ve size ışığında yürüyeceğiniz bir nûr lütfetsin; sizi bağışlasın. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
    29. Böylece kitap ehli, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemeyeceklerini bilsinler. Lütuf bütünüyle Allah'ın elindedir, onu dilediğine bahşeder. Allah, büyük lütuf sahibidir.

    Vakı'a Suresi
    Sınıfı: Mekki
    İsmin Anlamı: Kıyamet
    Sure numarası: 56
    Ayet Sayısı: 96
    Kelime Sayısı: 379
    Harf Sayısı: 1692
    Vakı'a suresi (Arapça: سورة الواقعة) Kur'an-ı Kerim'in 56. suresidir.
    Mekke'de nazil olmuştur. Sure 96 ayetten oluşur. Sure ismini ilk ayetinde geçen ve kıyamet anlamına gelen vakı'a kelimesinden alır.
    Vakı'a Suresi'nde kıyamet günü olaylarından, cennete gideceklerden, cennetin nimetlerinden ve bu nimetlerin bitip eksilmeyeceğinden, cehenneme gideceklerin durumundan bahsedilir.
    56-el-VÂKIA









    Mekke'de inmiştir: 96 (doksan altı) âyettir. Adını ilk âyetinde geçen ve kıyamet olayını ifade eden "vâkıa" kelimesinden almıştır.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Kıyamet koptuğu zaman,
    2. Ki onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur;
    3. O, alçaltıcı, yükselticidir.
    4. Yer şiddetle sarsıldığı,
    5. Dağlar parçalandığı,
    6. Dağılıp toz duman haline geldiği,
    7. Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman,
    8. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
    9. Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!
    10. (Hayırda) önde olanlar, (ecirde de) öndedirler.
    11. İşte bunlar, (Allah'a) en yakın olanlardır,
    12. Naîm cennetlerinde .
    13. (Onların) çoğu önceki ümmetlerden,
    14. Birazı da sonrakilerdendir.
    15. Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler,
    16. Onların üzerlerinde karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.
    17. Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır;
    18. Maîn çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
    19. Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
    20. (Onlara) beğendikleri meyveler,
    21. Canlarının çektiği kuş etleri,
    22. İri gözlü hûriler,
    23. Saklı inciler gibi.
    24. Yaptıklarına karşılık olarak (verilir).
    25. Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
    26. Söylenen, yalnızca "selâm, selâm" dır.
    27. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
    28. Düzgün kiraz ağacı,
    29. Meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları,
    30. Uzamış gölgeler,
    31. Çağlayarak akan sular,
    32. Sayısız meyveler içindedirler;
    33. Tükenmeyen ve yasaklanmayan.
    34. Ve kabartılmış döşekler üstündedirler.
    35. Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık.
    36. Onları, bâkireler kıldık.
    37. Eşlerine düşkün ve yaşıt.
    38. Bütün bunlar sağdakiler içindir..
    39. Bunların birçoğu önceki ümmetlerdendir.
    40. Birçoğu da sonrakilerdendir.
    41. Soldakiler; ne yazık o soldakilere!
    42. İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
    43. Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar;
    44. Serin ve hoş olmayan.
    45. Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefahete dalmışlardı.
    46. Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı.
    47. Ve diyorlardı ki: Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?
    48. Önceki atalarımız da mı?
    49. De ki: Hem öncekiler hem de sonrakiler,
    50. Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır!
    51. Sonra siz ey sapıklar, yalancılar!
    52. Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
    53. Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.
    54. Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.
    55. Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
    56. İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur!
    57. Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi?
    58. Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir?
    59. Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
    60. Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz.
    61. Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir âlemde tekrar var edelim diye (ölümü takdir ettik).
    62. Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
    63. Şimdi bana, ektiğinizi haber verin.
    64. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
    65. Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.
    66. "Doğrusu borç altına girdik.
    67. Daha doğrusu, biz yoksul kaldık" (derdiniz).
    68. Ya içtiğiniz suya ne dersiniz?
    69. Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
    70. Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
    71. Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi,
    72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
    73. Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık.
    74. Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et.
    75. Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,
    76. Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.
    77. Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır,
    78. Korunmuş bir kitaptır.
    79. Ona ancak temizlenenler dokunabilir.
    80. O, âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
    81. Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
    82. Allah'ın verdiği rızka karşı şükrü, onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?
    83. Hele can boğaza dayandığı zaman,
    84. O vakit siz bakar durursunuz.
    85. (O anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.
    86. Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz,
    87. Onu (canı) geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz!
    88. Fakat (ölen kişi Allah'a) yakın olanlardan ise,
    89. Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
    90. Eğer o sağdakilerden ise,
    91. "Ey sağdaki! Sana selam olsun!"
    92. Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,
    93. İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır!
    94. Ve (onun sonu) cehenneme atılmaktır.
    95. Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir.
    96. Öyleyse ulu Rabbinin adını tenzih ile an.

  3. #13
    Senior Member

    Standart Cevap: Türkçe Kuran-ı Kerim Meali

    Rahman Suresi
    Sınıfı: Mekki
    Sure numarası: 55
    Ayet Sayısı: 78
    Kelime Sayısı: 352
    Harf Sayısı: 1585
    Rahman Suresi, (Arapça: سورة الرحمن) Kur'an-ı Kerim'in 55. suresi.
    Mekke'de nazil olmuştur. Sure, 78 ayetten oluşur. Sure ismini ilk ayetinde geçen ve aynı zamanda Allah’ın 99 isminden biri olan R-H-M Kökten türeyen "er-Rahman" kelimesinden alır. Elmalı'lı Muhammed Hamdi Yazır'ın Rahman suresi meali şiirsel meal açısından çok çarpıcı ve bir ilk örnektir.
    Rahman Suresi'nde Allah’ın kudretinden, cehennemden, cennetten, Allah’ın insanlara sunduğu nimetlerden bahsedilir. Bu nimetlerden bahsedildikten sonra sorumluluk sahibi varlıklara hitaben, "O halde rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyorsunuz?" anlamına gelen ayet sık sık tekrarlanır.
    55-er-RAHMÂN









    Mekke'de inmiştir. 78 (yetmiş sekiz) âyettir. İlk kelime olan "er-rahmân" sûreye ad olmuştur. Bu sûrede Allah'ın nimetleri sayılır. Bunlar sayılırken bütün şuurlu varlıklara hitaben "O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyorsunuz?" anlamına gelen ayet sık sık tekrar edilir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Çok merhametli(Allah)
    2. Kur'an'ı öğretti.
    3. İnsanı yarattı.
    4. Ona açıklamayı öğretti.
    5. Güneş ve ay bir hesaba göre (hareket etmekte) dir.
    6. Bitkiler ve ağaçlar secde ederler.
    7. Göğü Allah yükseltti ve mîzanı (dengeyi) O koydu.
    8. Sakın dengeyi bozmayın.
    9. Ölçüyü adaletle tutun ve eksik tartmayın.
    10. Allah, yeri canlılar için yaratmıştır.
    11. Orada meyveler ve salkımlı hurma ağaçları vardır.
    12. Yapraklı daneler ve hoş kokulu bitkiler vardır.
    13. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
    14. Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.
    15. Cinleri öz ateşten yarattı.
    16. O halde, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
    17. (O,) iki doğunun ve iki batının Rabbidir.
    18. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    19. İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir.
    20. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar.
    21. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
    22. İkisinden de inci ve mercan çıkar.
    23. Şimdi Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
    24. Denizde yüce dağlar gibi yükselen gemiler de O'nundur.
    25. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
    26. Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacak.
    27. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak.
    28. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    29. Göklerde ve yerde bulunan herkes, O'ndan ister. O, her an yaratma halindedir.
    30. O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    31. Ey insan ve cin! Sizin de hesabınızı ele alacağız.
    32. Hal bu iken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
    33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz.
    34. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    35. Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir de birbirinizi kurtaramaz ve yardımlaşamazsınız.
    36. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    37. Gök yarılıp da kızarmış yağ renginde gül gibi olduğu zaman,
    38. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    39. İşte o gün insana da cine de günahı sorulmaz.
    40. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
    41. Suçlular, simalarından tanınır, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.
    42. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    43. İşte bu, suçluların yalanladıkları cehennemdir.
    44. Onlar, cehennemle kaynar su arasında dolaşır dururlar.
    45. Şimdi Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
    46. Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır.
    47. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
    48. İki cennet de çeşit çeşit ağaçlarla doludur.
    49. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    50. İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır.
    51. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    52. İkisinde de her türlü meyveden çift çift vardır.
    53. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    54. Hepsi de örtüleri atlastan minderlere yaslanırlar. İki cennetin de meyvesinin devşirilmesi yakındır.
    55. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    56. Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş güzeller var ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.
    57. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    58. Sanki onlar yakut ve mercandırlar.
    59. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    60. İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?
    61. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    62. Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.
    63. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    64. Bu cennetler koyu yeşildirler.
    65. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    66. İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır.
    67. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    68. İkisinde de her türlü meyveler, hurma ve nar vardır.
    69. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    70. İçlerinde huyu güzel yüzü güzel kadınlar vardır.
    71. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    72. Otağlar içinde sahiplerine tahsis edilmiş hûriler vardır.
    73. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    74. Bunlara onlardan önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.
    75. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    76. Yeşil yastıklara ve hârikulâde güzel döşemelere yaslanırlar.
    77. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    78. Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir.

    Kamer Suresi
    Sınıfı: Mekki
    İsmin Anlamı: Ay
    Sure numarası: 54
    Ayet Sayısı: 55
    Kelime Sayısı: 342
    Harf Sayısı: 1438
    Kamer Suresi (Arapça: سورة القمر) Kur'an-ı Kerim'in 54. suresidir.
    Mekke devrinin ilk yıllarında Tarık Suresi'nden sonra nazil olmuştur. Sure 55 ayetten oluşur. Sure adını ilk ayetinde ayın iki parçaya bölünmesinden bahsedildiği için Arapça’da ay anlamına gelen kamer kelimesinden almıştır.
    Kamer Suresi'nde, kıyamet gününden, peygamberleri yalanlayan çeşitli kavimlerin cezalandırılmasından, inkarcılara yönelik ikazlardan, Allah’ın emirlerine uyanların cennete gideceklerinden bahsedilir.
    54-el-KAMER








    Ayın yarılması mucizesi bu sûrede anlatılır. Onun için bu adı almıştır. Mekke'de inmiştir, 55 (elli beş) âyettir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.
    2. Onlar bir mucize görürlerse hemen yüz çevirirler ve: Eskiden beri devam edegelen bir büyüdür, derler.
    3. Yalanladılar ve kendi heveslerine uydular. Halbuki her işin ulaşacağı yeri vardır.
    4. Andolsun onlara, kötülükten önleyecek nice önemli haberler gelmiştir.
    5. Bu büyük bir hikmettir. Fakat (yüz çevirene) uyarılar ne fayda verir!
    6. Çağıranın görülmemiş bir şeye çağırdığı gün, sen de onlardan yüz çevir.
    7. Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde kabirlerden çıkarlar.
    8. Dâvetçiye koşarlarken o esnada kâfirler: Bu, çok çetin bir gündür! derler.
    9. Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğunda ısrar ederek: O, delirdi, dediler. Ve (Nuh, davetten vazgeçmeye) zorlandı.
    10. Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı.
    11. Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık.
    12. Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. (Her iki) su, takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti.
    13. Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.
    14. İnkâr edilmiş olana (Nuh'a) bir mükâfat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
    15. Andolsun ki onu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
    16. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!
    17. Andolsun biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?
    18. Ad kavmi (Peygamberleri Hûd'u) yalanladı da azabım ve tehdidim nasılmış (gördüler).
    19. Biz onların üstüne, uğursuzluğu devamlı bir günde dondurucu bir rüzgâr gönderdik.
    20. O rüzgâr, insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.
    21. Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!
    22. Andolsun biz Kur'an'ı düşünüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?
    23. Semûd kavmi de uyarıcıları yalanladı.
    24. "Aramızdan bir beşere mi uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık etmiş oluruz" dediler.
    25. "Vahiy, aramızda ona mı verildi? Hayır o, yalancı ve şımarığın biridir" (dediler.)
    26. Yarın onlar, yalancı ve şımarığın kim olduğunu bileceklerdir.
    27. Gerçekten onları imtihan etmek için dişi deveyi gönderen biziz. Sen onları gözetle ve sabret.
    28. Onlara, suyun aralarında paylaştırıldığını haber ver. Her biri kendi içme sırasında gelsin.
    29. Arkadaşlarını çağırdılar, o da (bundan cür'et alarak) kılıcını kaptı ve deveyi kesti.
    30. (Bu azgınlara) azabım ve uyarılarım nasıl oldu!
    31. Biz onların üzerlerine korkunç bir ses gönderdik. Hemen hayvan ağılına konan kuru ot gibi oluverdiler.
    32. Andolsun biz Kur'an'ı, anlaşılıp öğüt alınması için kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alan yok mu?
    33. Lût'un kavmi de uyarıcı peygamberleri yalanladı.
    34. Biz de üstlerine taş (yağdıran bir fırtına) gönderdik. Ancak Lût ailesini seher vakti kurtardık.
    35.Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni işte böyle mükâfatlandırırız.
    36. Andolsun ki, Lût onları bizim şiddetli azabımızla uyardı. Fakat onlar bu tehditleri kuşkuyla karşıladılar.
    37. Onlar Lût'un misafirlerine karşı kötülük yapmayı planlamışlardı. Hemen biz onların gözlerini silme kör ettik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
    38. Bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.
    39. İşte azabımı ve uyanlarımı tadın! (denildi).
    40. Andolsun biz Kur'an'ı, öğüt almak için kolaylaştırdık. O halde düşünüp ibret alan yok mu?
    41. Şüphesiz Firavun'un kavmine de uyarıcılar gelmişti.
    42. Lâkin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları güç ve kudretimize lâyık bir şekilde yakaladık.
    43. Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan daha mı iyidirler? Yoksa kitaplarda sizin için bir berât mı var?
    44. Yoksa "Biz, intikam almağa gücü yeten bir topluluğuz" mu diyorlar?
    45. O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklardır.
    46. Bilakis kıyamet onlara vâdedilen asıl saattir ve o saat daha belâlı ve daha acıdır.
    47. Şüphesiz suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
    48. O gün yüzüstü ateşe sürüklendiklerinde "Cehennemin elemini tadın!" denir.
    49. Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.
    50. Bizim buyruğumuz, bir anlık bakış gibi, bir tek sözden başka bir şey değildir.
    51. Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helâk ettik. Düşünüp ibret alan yok mu?
    52. Yaptıkları her şey kitaplarda (amel defterlerinde) mevcuttur.
    53. Küçük büyük her şey satır satır yazılmıştır.
    54. Takvâ sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenarlarındadır.
    55. Güçlü ve Yüce Allah'ın huzurunda hak meclisindedirler.

    Necm Suresi
    Sınıfı: Mekki
    İsmin Anlamı: Yıldız
    Sure numarası: 53
    Ayet Sayısı: 62
    Kelime Sayısı: 359
    Harf Sayısı: 1405
    Necm Suresi (Arapça: سورة النجم) Kur'an-ı Kerim'in 53. suresidir.
    32. ayeti Medine’de diğer ayetleri Mekke'de nazil olmuştur. Sure 62 ayetten oluşur. Sure adını ilk ayetinde geçen ve yıldız anlamına gelen necm kelimesinden alır.
    Necm Suresinde Cebrail’in İslam peygamberi Muhammed'e ayetleri vahiy yoluyla bildirdiğinden Allah’ın affının bol olduğundan, herkesin kendi yaptığından sorumlu tutulacağından, Allah’ın kudretinden, Ad Semud ve Nuh Peygamber’in kavminin başına gelenlerden Allah’a kulluk edilmesinin gereğinden bahsedilir.
    53-en-NECM








    Mekke'de inmiştir. 62 (altmış iki) âyettir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Battığı zaman yıldıza andolsun ki;
    2. Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı.
    3. O,arzusuna göre de konuşmaz.
    4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.
    5. Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti.
    6. Ve üstün yaratılışlı(melek), doğruldu:
    7. Kendisi en yüksek ufukta iken.
    8. Sonra (Muhammed'e) yaklaştı,(yere doğru)sarktı.
    9. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
    10. Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.
    11. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
    12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
    13. Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü,
    14. Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında .
    15. Cennetü'l-Me'vâ da onun yanındadır.
    16. Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.
    17. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
    18. Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
    19. Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ'yı?
    20. Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı.
    21. Demek erkek size, dişi O'na öyle mi?
    22. O zaman bu, insafsızca bir taksim!
    23. Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
    24. Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır?
    25. Ahiret de dünya da Allah'ındır.
    26. Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah'ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz.
    27. Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.
    28. Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.
    29. Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.
    30. İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapanı daha iyi bilir; O, hidayette olanı da çok iyi bilir.
    31. Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Bu, Allah'ın, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir.
    32. Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.
    33. Gördün mü arkasını döneni?
    34. Azıcık verip sonra vermemekte direneni?
    35. Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu?
    36. Yoksa kendisine haber verilmedi mi? Musa'nın sahifelerinde bulunan,
    37. Ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in( sahifelerinde bulunan şu gerçekler):
    38. Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez.
    39. Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.
    40. Ve çalışması da ileride görülecektir.
    41. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.
    42. Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir.
    43. Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur.
    44. Öldüren de dirilten de O'dur.
    45. Şurası muhakkak ki erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı.
    46. (Rahime) atıldığı zaman nutfeden.
    47. Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.
    48. Zengin eden de yoksul kılan da O'dur.
    49. Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi de O'dur.
    50. Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti.
    51. Semûd'u da (O helâk etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı.
    52. Daha önce de çok zalim ve pek azgın, olan Nuh kavmini (helâk etmişti).
    53. Altüst olan şehirleri de o böyle yaptı.
    54. Onların başına getireceğini getirdi!
    55. Şimdi Rabbinin nimetlerinin hangisinde şüpheye düşersin.
    56. İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
    57. Yaklaşan yaklaştı.
    58. Onu (vaktini) Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur.
    59. Şimdi siz bu söze (Kur'an'a) mı şaşıyorsunuz?
    60. Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!
    61. Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız!
    62. Haydi Allah'a secde edip O'na kulluk edin!

    Tur Suresi
    Sınıfı: Mekki
    İsmin Anlamı: Musa'ya Tevrat'ın indiği dağın adı
    Sure numarası: 52
    Ayet Sayısı: 49
    Kelime Sayısı: 312
    Harf Sayısı: 1293
    Tur Suresi (Arapça: سورة الطور) Kur'an-ı Kerim'in 52. suresidir.
    Mekke'de nazil olmuştur. Sure 49 ayetten oluşur. Sure ismini ilk ayette geçen ve Musa’ya Tevrat’ın indiği Tur Dağı'ndan alır.
    Tur Suresinde Allah’a inanmayanların durumundan, Allah’a inananların cennete gideceklerinden, cennetin nimetlerinden bahsedilir.
    52-et-TÛR







    Mekke'de inmiştir. 49 (kırk dokuz) âyettir. Adını, birinci âyette geçen ve üzerinde Hz. Musa'ya Tevrat'ın indiği, böylece onun ilâhi hitaba mazhar olduğu Tûr dağından almıştır.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Tûr'a, andolsun ki,
    2. Satır satır yazılmış Kitab'a,
    3. Yayılmış ince deri üzerine,
    4. Beyt-i Ma'mûr'a,
    5. Yükseltilmiş tavana (göğe),
    6. Kaynatılmış denize (bunlara andolsun ki),
    7. Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.
    8. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.
    9. O gün gök sallanıp çalkalanır.
    10. Dağlar yürüdükçe yürür.
    11. Yalanlayanların vay haline o gün!
    12. Ki onlar daldıkları bâtıl içinde oyalanıp duranlardır.
    13. O gün cehennem ateşine itilip atılırlar:
    14. "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!" denilir.
    15. Bir büyü müdür bu, yoksa görmüyor musunuz?
    16. Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık sizin için birdir. Siz ancak yaptıklarınızın karşılığına çarptırılacaksınız.
    17. Şüphesiz (kötülüklerden) korunanlar cennetlerde ve nimet içindedirler.
    18. Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefâ sürerler, (Zira) Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.
    19. Onlara: Yaptıklarınıza karşılık âfiyetle yeyin, için (denilir).
    20. "Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak" Onları, ceylan gözlü hûrilerle evlendirmişizdir:
    21. İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.
    22. Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.
    23. Orada karşılıklı kadeh tokuştururlar, ama burada (içki yüzünden) ne saçmalama vardır ne de günaha girme.
    24. Hizmetlerine verilmiş, (kabuğunda) saklı inci gibi gençler etraflarında dönüp dolaşırlar.
    25. Cennettekiler birbirlerine dönüp sorarlar:
    26. Derler ki: "Daha önce biz, aile çevremiz içinde bile (ilâhî azaptan) korkardık."
    27. "Allah bize lütfetti de bizi vücudun içine işleyen azaptan korudu."
    28. "Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."
    29. (Resûlüm!) Sen öğüt ver. Rabbinin lütfuyla sen ne bir kâhinsin, ne de bir deli.
    30. Yoksa onlar: (O,) bir şairdir; onun, zamanın felâketlerine uğramasını bekliyoruz mu diyorlar?
    31. De ki: Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
    32. Onlara akılları mı bunu emreder, yoksa onlar, azgın bir topluluk mudur?
    33. Yahut "Onu kendisi uydurdu!" mu diyorlar? Hayır, onlar iman etmezler.
    34. Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz getirsinler.
    35. Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?
    36. Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır! Onlar bir türlü anlayıp inanmazlar.
    37. Yahut Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye hakim olan kendileri midir?
    38. Yoksa onların, üzerine çıkıp gizli sırları dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsinler.
    39. Yoksa kızlar O'nun, oğullar da sizin mi?
    40. Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında eziliyorlar mı?
    41. Yoksa gayba ait bilgiler kendi yanlarında da, onlar mı yazıyorlar?
    42. Yahut bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olanlar, inkâr edenlerdir.
    43. Veya onların Allah'tan başka bir tanrısı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
    44. Gökten düşen bir kütle görseler "Üst üste yığılmış bulutlardır" derler.
    45. Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hallerine bırak.
    46. O gün planları kendilerine hiçbir fayda vermez ve yardım da görmezler.
    47. Şüphesiz zulmedenlere, ondan başka da azap vardır. Fakat çokları bilmezler.
    48. Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et.
    49. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O'nu tesbih et.

    Zariyat Suresi
    Sınıfı: Mekki
    İsmin Anlamı: Rüzgarlar
    Sure numarası: 51
    Ayet Sayısı: 60
    Kelime Sayısı: 360
    Harf Sayısı: 1510
    Zariyat Suresi (Arapça: سورة الذاريات) Kur'an-ı Kerim'in 51. suresidir.
    Mekke devrinde nazil olmuştur. Sure 60 ayetten oluşur. Sure ismini ilk ayette geçen ve rüzgarlar anlamına gelen zariyat kelimesinden alır.
    Zariyat Suresi'nde Allah’a inananların durumundan, İbrahim ve Musa Peygamberler'den, Ad ve Semud kavimlerinden, Nuh Peygamber'in kavminden ve zalimlerden bahsedilir.
    51-ez-ZÂRİYÂT









    Mekke'de inmiştir. 60 (altmış) âyettir. İlk âyette geçen ve "rüzgârlar" anlamına gelen "zâriyât" kelimesi, sûrenin adı olmuştur.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Tozdurup savuranlara,
    2. Yükünü yüklenenlere,
    3. Kolayca süzülenlere,
    4. İşleri ayıranlara andolsun ki,
    5. Size vâdedilen, kesinlikle doğrudur.
    6. Ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.
    7. İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki,
    8. Siz çelişkili sözler söylüyorsunuz.
    9. Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).
    10. Kahrolsun o koyu yalancılar!
    11. Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.
    12. Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.
    13. O gün onlar ateşe sokulacaklardır.
    14. Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)
    15. Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar.
    16. Rablerinin kendilerine verdiğini alarak . Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.
    17. Geceleri pek az uyurlardı.
    18. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.
    19. Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.
    20. Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır.
    21. Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?
    22. Semada da rızkınız ve size vâdedilen başka şeyler vardır.
    23. Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.
    24. İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)
    25. Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, "Bunlar, yabancılar" demişti.
    26. Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,
    27. Onların önüne koyup "Yemez misiniz?" demişti.
    28. Derken onlardan korkmaya başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
    29. Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.
    30. Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler.
    31. (İbrahim) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
    32. "Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik."
    33. "Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik)."
    34. (Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).
    35. Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.
    36. Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.
    37. Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.
    38. Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.
    39. Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: "O, bir büyücüdür veya bir delidir" demişti.
    40. Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.
    41. Ad kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.
    42. Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.
    43. Semûd kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar faydalanın, denmişti.
    44. Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.
    45. Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.
    46. Bunlardan önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.
    47. Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.
    48. Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!
    49. Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.
    50. O halde Allah'a koşun. Çünkü ben, size O'nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
    51. Allah ile beraber başka bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O'nun tarafından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
    52. İşte böylece, onlardan öncekilere her hangi bir peygamber geldiğinde hemen: O, bir büyücüdür veya delidir, dediler.
    53. Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.
    54. Artık onlara aldırma. (Davete uymamalarından dolayı) sen kınanacak değilsin.
    55. Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.
    56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
    57. Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.
    58. Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.
    59. Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmişlerinin payı gibi (azaptan) bir payları vardır! O halde acele etmesinler!
    60. Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı vay o kâfirlerin haline!

    Kaf Suresi
    Sınıfı: Mekki
    İsmin Anlamı: Arap alfabesinde bir harf
    Sure numarası: 50
    Ayet Sayısı: 45
    Kelime Sayısı: 373
    Harf Sayısı: 1473
    Kaf Suresi (Arapça: سورة ق) Kur'an-ı Kerim'in 50. suresidir.
    Mekke'de Mürselat Suresi'nden sonra nazil olmuştur. Sure 45 ayetten oluşur. Sure ismini ilk ayetin başındaki Kaf harfinden alır.
    Kaf Suresinde müşriklerin kendilerine gönderilen peygamberleri ve ölümden sonra dirilmeyi yalanladıklarından, Allah’ın kudretinden, Kainatı yaratan Allah için ölümden sonra diriltmenin kolay olacağından, Peygamberi yalanlayan bazı kavimlerden, Ahiret hayatından, Allah’ın emirlerine uyanlara verilecek nimetlerden bahsedilir.
    50-KAF








    Mekke'de inmiştir. 45 (kırk beş) âyettir. "Kaf" harfi ile başladığı için bu adı almıştır.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun.
    2. Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da, kâfirler şöyle dediler: "Bu şaşılacak bir şeydir."
    3. "Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirileceğiz)? Bu, akla uzak bir dönüştür."
    4. Biz, toprağın onlardan neleri eksilttiğini kesinlikle bilmekteyiz. Yanımızda o bilgileri koruyan bir kitap vardır.
    5. Bilakis onlar, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.
    6. Üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve nasıl donatmışız! Onda hiçbir çatlak da yok.
    7. Yeryüzünü de döşedik ve ona sabit dağlar koyduk. Orada gönül açan her türden (bitkiler) yetiştirdik.
    8. Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunları yaptık).
    9. Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek daneler bitirdik.
    10. Kullara rızık olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik. Ve o su ile ölü toprağa can verdik. İşte hayata yeniden çıkış da böyledir.
    11. Kullara rızık olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik. Ve o su ile ölü toprağa can verdik. İşte hayata yeniden çıkış da böyledir.
    12. Onlardan önce Nuh kavmi, Res halkı ve Semûd da yalanlamıştı.
    13. Ad ve Firavun ile Lût'un kardeşleri de (yalanladılar).
    14. Eyke halkı ve Tübba' kavmi de. Bütün bunlar peygamberleri yalanladılar da tehdidim gerçekleşti!
    15. İlk yaratmada âcizlik mi gösterdik? Hayır, onlar yeni bir yaratma hususunda şüphe içindedirler.
    16. Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.
    17. İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar.
    18. İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.
    19. Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de: İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir, denir.
    20. Sûr'a üfürülür; işte bu, geleceği vâdedilen gündür.
    21. Herkes, yanında bir sürücü ve bir de şahitle beraber gelir.
    22. Andolsun sen bundan gaflette idin; derhal biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir (denir).
    23. Yanındaki arkadaşı: "İşte yanımdaki hazır" dedi.
    24. (İki meleğe şu emir verilir) "Haydi ikiniz her inatçı kâfiri, cehenneme atın!"
    25. "Hayra bütün gücüyle engel olanı, azgın şüpheciyi"
    26. "O ki Allah ile beraber başka ilâh edindi,bundan dolayı onu şiddetli azaba birlikte atın!"
    27. Müşrikin arkadaşı (şeytan) der ki: Rabbimiz! Ben onu azdırmadım. Fakat kendisi derin bir sapıklık içindeydi.
    28. O esnada (Allah) buyurur: Huzurumda çekişmeyin! Ben size daha önce uyarı göndermiştim!
    29. Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla zulmedici değilim.
    30. O gün cehenneme "Doldun mu?" deriz. O da "Daha var mı?" der.
    31. Cennet de takvâ sahiplerine yaklaştırılır; (onlardan) uzakta olmayacaktır.
    32. İşte size vâdedilen cennet! Ki o, daima Allah'a yönelen,(O'nun buyruklarını)koruyan,
    33. Görmeden Rahmân'a saygı gösteren ve(Allah'a) dönük bir kalp getiren herkesin (mükâfatı budur).
    34. Oraya selâmetle girin. İşte bu, ebedî yaşamanın başladığı gündür
    35. Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda dahası da vardır.
    36. Biz, onlardan önce kendilerinden daha güçlü olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri helâk etmişizdir. Kurtuluş var mı!
    37. Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.
    38. Andolsun biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk çökmedi.
    39. (Resûlüm!) Onların dediklerine sabret. Güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ile tesbih et.
    40. Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O'nu tesbih et.
    41. Seslenenin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver.
    42. O gün insanlar bu sesi gerçekten işiteceklerdir. İşte bu, çıkış günüdür.
    43. Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir.
    44. O gün yer yarılır, onların üzerinden süratle yarılıp açılır. Bu, bize göre kolay olan bir haşirdir.
    45. Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin. Tehdidimden korkanlara Kur'an'la öğüt ver.

    Hucurat Suresi
    Sınıfı: Medeni
    İsmin Anlamı: Hücreler
    Sure numarası: 49
    Ayet Sayısı: 18
    Kelime Sayısı: 353
    Harf Sayısı: 1493
    Hucurat Suresi (Arapça: سورة الحجرات) Kur'an-ı Kerim'in 49. suresidir.
    Mekke devrinin sonlarında nazil olmuştur. Sure 18 ayetten oluşur. Sure ismini 4. ayette geçen ve hücre kelimesinin çoğulu olan hucurat kelimesinden alır. Surede hücre kelimesi ile Mescid-i Nebevi’nin yanında peygamber ve ailesine ait odalar kastedilmektedir.
    Hucurat Suresinde iyi huylar ve faziletli davranışlarla ilgili emirlerden kötü huylar ve çirkin davranışlarla ilgili yasaklardan Peygamber’e uyulması gereğinden, duyulan her şeye inanılmaması gerektiğinden, güvenilmeyen kişilerin getirdiği haberlerin mutlaka araştırılması gerektiğinden bir biriyle çatışan iki Müslüman topluluğun barıştırılması gereğinden, insanları aşağılamanın, onlara küçültücü lakaplar takmanın onların kusurlarını araştırmanın kötülüğünden, Allah’ın emirlerine en çok uyanların Allah katındaki üstünlüğünden Allah’ın her şeyi bildiğinden bahsedilir.
    49-el-HUCURÂT








    Bu sûrede müminlere bazı görgü kuralları, Peygamber'e ve birbirlerine karşı nasıl davranacakları öğretilmektedir. Medine'de inmiştir. 18 (on sekiz) âyettir. Adını, dördüncü âyetteki "odalar" anlamına gelen "hucurât" kelimesinden alır.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Ey iman edenler! Allah'ın ve Resûlünün önüne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
    2. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.
    3. Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takvâ ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.
    4. (Resûlüm!) Sana odaların arka tarafından bağıranların çoğu aklı ermez kimselerdir.
    5. Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
    6. Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.
    7. Hem bilin ki, içinizde Allah'ın elçisi vardır. Şayet o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize sindirmiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.
    8. Bu, Allah'tan bir lütuf ve nimettir. Allah alîmdir, hakîmdir.
    9. Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever.
    10. Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.
    11. Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.
    12. Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
    13. Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.
    14. Bedevîler "İnandık" dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama "Boyun eğdik" deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah'a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
    15. Müminler ancak Allah'a ve Resûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.
    16. De ki: Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
    17. Onlar İslâm'a girdikleri için seni minnet altına sokuyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Eğer doğru kimselerseniz bilesiniz ki, sizi imana erdirdiği için asıl Allah size lütufta bulunmuştur.
    18. Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gizliliklerini bilir. Allah yaptıklarınızı görendir.

  4. #14
    Senior Member

    Standart Cevap: Türkçe Kuran-ı Kerim Meali

    Fetih Suresi
    Sınıfı: Medeni
    İsmin Anlamı: Fetih
    Sure numarası: 48
    Ayet Sayısı: 29
    Kelime Sayısı: 560
    Harf Sayısı: 2456
    Fetih Suresi (Arapça: سورة الفتح) Kur'an-ı Kerim'in 47. suresidir.
    Medine'de inmiştir. 29 ayettir. Sure, adını 1, 18 ve 27. ayetlerde geçen “fetih” kelimesinden almıştır. Surede başlıca, hicretin altıncı yılında Muhammed peygamber ile Mekke’li müşrikler arasında gerçekleşen Hudeybiye Antlaşması, cihad, savaştan geri kalan münafıklar ve Mekke’nin fethedileceği müjdesi konu edilmektedir.
    8-el-FETİH












    İçinde İslâm'ın elde edeceği fetih, başarı ve zaferden bahsedildiği için Fetih adını alan bu sûre, hicretin altıncı yılında Hudeybiye antlaşması dönüşünde Mekke ile Medine arasında inmiş ve Medine'de inen sûrelerden sayılmıştır; 29 (yirmi dokuz) âyettir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik.
    2. Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir.
    3. Ve sana şanlı bir zaferle yardım eder.
    4. İmanlarını bir kat daha arttırsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah bilendir, her şeyi hikmetle yapandır.
    5. (Bütün bu lütuflar) mümin erkeklerle mümin kadınları, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyması, onların günahlarını örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir kurtuluştur.
    6. (Bir de bunlar) Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah'a ortak koşan erkeklere ve ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Müslümanlar için bekledikleri kötülük çemberi başlarına gelsin! Allah onlara gazap etmiş, lânetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Orası ne kötü bir yerdir!
    7. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah azîzdir, hakîmdir.
    8. Şüphesiz biz seni, şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
    9. Ta ki (ey müminler!) Allah'a ve Resûlüne iman edesiniz, Resûlüne yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah'ı tesbih edesiniz.
    10. Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.
    11. Bedevîlerden geri kalmış olanlar, sana diyecekler ki: "Mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu. Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile." Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: Allah size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isterse O'na karşı kimin bir şeye gücü yetebilir? Kaldı ki, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
    12. Aslında siz Peygamberin ve müminlerin ailelerine bir daha dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu sizin gönüllerinize güzel göründü de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak etmiş bir topluluk oldunuz.
    13. Kim Allah'a ve Resûlüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.
    14. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
    15. Siz ganimetleri almak için gittiğinizde seferden geri kalanlar: Bırakın, biz de arkanıza düşelim, diyeceklerdir. Onlar, Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: "Siz asla bizim peşimize düşmeyeceksiniz! Allah daha önce sizin için böyle buyurmuştur." Onlar size: Hayır, bizi kıskanıyorsunuz, diyeceklerdir. Bilâkis onlar, pek az anlayan kimselerdir.
    16. Bedevîlerden (seferden) geri kalmış olanlara de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağırılacaksınız. Onlarla, teslim oluncaya kadar savaşacaksınız. Eğer emre itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır.
    17. Köre vebal yoktur, topala da vebal yoktur, hastaya da vebal yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değildirler.) Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır.
    18. Andolsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.
    19. Yine onları elde edecekleri birçok ganimetlerle de mükâfalandırdı. Allah üstündür, hikmet sahibidir.
    20. Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimet vâdetmiştir. (Bu ganimetlerden) işte şunları hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir ki bu, müminlere bir işaret olsun ve sizi dosdoğru yola iletsin.
    21. Henüz elde edemediğiniz başka ganimetler de vardır ki, onlar Allah'ın bilgi ve kudreti dahilindedir. Allah, her şeye kadirdir.
    22. Eğer kâfirler sizinle savaşsalardı, arkalarına dönüp kaçarlardı. Sonra bir dost ve yardımcı da bulamazlardı.
    23. Allah'ın, ötedenberi süregelen kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
    24. O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin içinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
    25. Onlar, inkâr eden ve sizin Mescid-i Haram'ı ziyaretinizi ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını menedenlerdir. Eğer (Mekke'de) kendilerini henüz tanımadığınız mümin erkeklerle mümin kadınları bilmeyerek çiğnemeniz sebebiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali olmasaydı (Allah savaşı önlemezdi). Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptırırdık.
    26. O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi, onların takvâ sözünü tutmalarını sağladı. Zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilendir.
    27. Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.
    28. Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter.
    29. Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vâdetmiştir.

    Muhammed Suresi
    Sınıfı: Medeni
    İsmin Anlamı: Muhammed
    Başka isimleri: Kıtal (Savaş)
    Sure numarası: 47
    Ayet Sayısı: 38
    Kelime Sayısı: 542
    Harf Sayısı: 2360
    Muhammed Suresi (Arapça: سورة محمد) Kur'an-ı Kerim'in 47. suresidir.
    Medine'de nazil olmuştur. Sure 38 ayetten oluşur. Sure ismini 2. ayette geçen Muhammed kelimesinden alır. Muhammed Suresi'nde kafirlerin ve müminlerin durumundan, hicretten, münafıkların durumundan bahsedilir.
    47-MUHAMMED












    Adını Peygamberimizin isminden alan bu sûreye aynı zamanda Kıtâl sûresi de denmiştir. Medine'de inmiştir, 38 (otuz sekiz) âyettir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. İnkâr edenlerin ve Allah yolundan alıkoyanların işlerini Allah boşa çıkarmıştır.
    2. İman edip yararlı işler yapanların, Rableri tarafından hak olarak Muhammed'e indirilene inananların günahlarını Allah örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.
    3. Bunun sebebi, inkâr edenlerin bâtıla uymaları, inananların da Rablerinden gelen hakka uymuş olmalarıdır. İşte böylece Allah, insanlara kendilerinden misallerini anlatır.
    4. (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz.
    5. Allah onları muratlarına erdirecek, gönüllerini şâdedecek .
    6. Onları, kendilerine tanıttığı cennete sokacaktır.
    7. Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.
    8. İnkâr edenlere gelince, onların hakkı yıkımdır. Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.
    9. Bunun sebebi, Allah'ın indirdiğini beğenmemeleridir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır.
    10. Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Allah onları yere batırmıştır. Kâfirlere de onların benzeri vardır.
    11. Bu, Allah'ın, inananların yardımcısı olmasından dolayıdır. Kâfirlere gelince, onların yardımcıları yoktur.
    12. Muhakkak ki Allah, inanıp iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar; inkâr edenler ise (dünyadan) faydalanırlar, hayvanların yediği gibi yerler. Onların yeri ateştir.
    13. Senin şehrinden -ki ora (halkı) seni çıkardı daha kuvvetli nice şehirleri yok ettik; onlara bir yardım eden de çıkmadı.
    14. Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan kimse, kötü işi kendisine güzel görünen ve heveslerine uyan kimse gibi olur mu?
    15. Müttakîlere vâdolunan cennetin durumu şöyledir: İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Orada meyvelerin her çeşidi onlarındır. Rablerinden de bağışlama vardır. Hiç bu, ateşte ebedî kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?
    16. Onların arasında, seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıkınca kendilerine bilgi verilmiş olanlara "Az önce ne demişti?" diye sorarlar. Bunlar, Allah'ın kalplerini mühürlediği, hevâ ve heveslerine uyan kimselerdir.
    17. Doğru yolu bulanlara gelince, Allah onların hidayetlerini arttırır ve sakınmalarını sağlar.
    18. Onlar, kıyamet gününün ansızın gelip çatmasını mı bekliyorlar? Şüphesiz onun alâmetleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar!
    19. Bil ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. (Habibim!) Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.
    20. İman etmiş olanlar: Keşke cihad hakkında bir sûre indirilmiş olsaydı! derler. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince, kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Onlara yakışan da budur!
    21. (Onların vazifesi) itaat ve güzel sözdür. İş ciddiye bindiği zaman Allah'a sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.
    22. Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabalık bağlarını kesmeye dönmüş olmaz mısınız?
    23. İşte bunlar, Allah'ın kendilerini lânetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.
    24. Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?
    25. Şüphesiz ki, kendilerine doğru yol belli olduktan sonra, arkalarına dönenleri, şeytan sürüklemiş ve kendilerine ümit vermiştir.
    26. Bunun sebebi; onların, Allah'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara: Bazı hususlarda size itaat edeceğiz, demeleridir. Oysa Allah, onların gizlediklerini biliyor.
    27. Ya melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken durumları nasıl olacak!
    28. Bunun sebebi, onların Allah'ı gazaplandıran şeylerin ardınca gitmeleri ve O'nu razı edecek şeylerden hoşlanmamalarıdır. Bu yüzden Allah onların işlerini boşa çıkarmıştır.
    29. Kalplerinde hastalık olanlar, yoksa Allah'ın, kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?
    30. Biz dileseydik onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki sen onları konuşma tarzlarından tanırsın. Allah işlediklerinizi bilir.
    31. Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.
    32. İnkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelenler, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allah onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır.
    33. Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın.
    34. İnkâr edip Allah yolundan alıkoyanları ve sonra da kâfir olarak ölenleri Allah asla bağışlamaz.
    35. Üstün durumda iken gevşeyip barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. O amellerinizi asla eksiltmeyecektir.
    36. Doğrusu dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve sakınırsanız Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden mallarınızı (tamamen sarfetmenizi) istemez.
    37. Eğer onları (tamamını) isteseydi ve sizi zorlasaydı, cimrilik ederdiniz ve bu da sizin kinlerinizi ortaya çıkarırdı.
    38. İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağırılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse, ancak kendisine cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir, artık onlar sizin gibi de olmazlar.

    Ahkaf Suresi
    Sınıfı: Mekki
    İsmin Anlamı: Yemen’de bir bölgenin adı
    Sure numarası: 46
    Ayet Sayısı: 35
    Ahkaf Suresi, Mekke döneminde inmiştir. 35 ayettir. Sure, adını 21. ayette geçen “Ahkaf” kelimesinden almıştır. Ahkaf, surede sözü edilen “Ad” kavminin yaşadığı Yemen’de bir bölgenin adı olup, uzun ve kıvrımlı kum yığınları demektir. Konusu itibariyle bir önceki surenin devamı niteliğindedir.
    46-el-AHKAF













    Âd kavminin yaşadığı bölgede rüzgârlar, "ahkaf" denen kum tepeleri meydana getiriyordu. İçinde bu kavmin yaşadığı bölge ve kum yığınlarından söz edildiğinden sûre Ahkaf adını almıştır; Mekke'de inmiştir; 35 (otuz beş) âyettir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Ha. Mîm.
    2. Bu Kitap aziz ve hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir.
    3. Gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları biz, şüphesiz yerli yerince ve belli bir süre için yarattık. İnkâr edenler, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.
    4. De ki: Söylesenize! Allah'ı bırakıp taptığınız şeyler yeryüzünde ne yaratmışlar; göstersenize bana! Yoksa onların göklere ortaklıkları mı vardır? Eğer doğru söyleyenlerden iseniz, bundan evvel (size indirilmiş) bir kitap yahut bir bilgi kalıntısı varsa onu bana getirin.
    5. Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapık kim olabilir? (Oysa) onlar, bunların tapmalarından habersizdirler.
    6. İnsanlar bir araya toplandıkları zaman (müşrikler) onlara (tapındıklarına) düşman kesilirler ve onlara kulluk ettiklerini inkâr ederler.
    7. Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman hakikat kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler.
    8. Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah tarafından bana gelecek şeyi savmaya gücünüz yetmez. O, sizin Kur'an hakkında yaptığınız taşkınlıkları çok daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O, bağışlayan, esirgeyendir.
    9. De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.
    10. De ki: Hiç düşündünüz mü; şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkâr etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerini görüp inandığı halde siz yine de büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız)? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
    11. İnkâr edenler, iman edenler hakkında dediler ki: "Bu iş bir hayır olsaydı, onlar bizi geçemezlerdi." Fakat onlar bununla doğru yola girmek arzusunda olmadıkları için "Bu eski bir yalandır" diyecekler.
    12. Ondan önce de bir rahmet ve rehber olarak Musa'nın kitabı vardır. Bu (Kur'an) da, zulmedenleri uyarmak ve iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap lisanıyla indirilmiş, doğrulayıcı bir kitaptır.
    13. "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
    14. Onlar cennet ehlidirler. Yapmakta olduklarına karşılık orada ebedî kalacaklardır.
    15. Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben müslümanlardanım.
    16. İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, kendilerine verilen doğru bir sözdür.
    17. Ana ve babasına: Öf be size! Benden önce nice nesiller gelip geçmişken, beni mi tekrar dirilmekle tehdit ediyorsunuz? diyen kimseye, ana ve babası Allah'ın yardımına sığınarak: Yazıklar olsun sana! İman et. Allah'ın vâdi gerçektir, dedikleri halde o: Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir, der.
    18. İşte onlar, kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş topluluklar içinde, haklarında azabın gerçekleştiği kimselerdir. Gerçekten onlar ziyana uğrayanlardır.
    19. Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Allah, onlara yaptıklarının karşılığını verir, asla kendilerine haksızlık yapılmaz.
    20. İnkâr edenler ateşe arzolunacakları gün (onlara şöyle denir): Dünyadaki hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı alçaltıcı bir azap göreceksiniz!
    21. Ad kavminin kardeşini (Hûd'u) an. Zira o, kendinden önce ve sonra uyarıcıların da gelip geçtiği Ahkaf bölgesindeki kavmine: Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum, demişti.
    22. "Sen bizi tanrılarımızdan çevirmek için mi bize geldin? Hadi, doğru söyleyenlerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir" dediler.
    23. Hûd da! Bilgi ancak Allah'ın katındadır. Ben size, bana gönderilen şeyi duyuruyorum. Fakat sizin cahil bir kavim olduğunuzu görüyorum, dedi.
    24. Nihayet onu, vâdilerine doğru yayılan bir bulut şeklinde görünce: Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur, dediler. Hayır! O, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde acı azap bulunan bir rüzgârdır!
    25. O (rüzgâr), Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Nitekim (o kasırga gelince) onların evlerinden başka bir şey görülmez oldu. İşte biz suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
    26. Andolsun ki, onlara da size vermediğimiz kudret ve serveti vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. Zira bile bile Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.
    27. Andolsun biz, çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. Belki doğru yola dönerler diye âyetleri tekrar tekrar açıkladık.
    28. Allah'tan başka kendilerine yakınlık sağlamak için tanrı edindikleri şeyler, kendilerine yardım etselerdi ya! Hayır, onları bırakıp gittiler. Bu onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.
    29. Hani cinlerden bir gurubu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'an'ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) "Susun" demişler, Kur'an'ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.
    30. Ey kavmimiz! dediler, doğrusu biz Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.
    31. Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun. Ona iman edin ki Allah da sizin günahlarınızı kısmen bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun..
    32. Allah'ın dâvetçisine uymayan kimse yeryüzünde Allah'ı âciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah'tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.
    33. Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini düşünmezler mi? Evet O, her şeye kadirdir.
    34. İnkâr edenlere, ateşe sunulacakları gün: Nasıl, bu gerçek değil miymiş? denildiğinde: Evet, Rabbimize andolsun ki gerçekmiş, derler. Allah: Öyleyse inkâr etmenizden dolayı azabı tadın! der.
    35. O halde (Resûlum), peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret. Onlar hakkında acele etme, onlar vâdedildikleri azabı gördükleri gün sanki dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Bu, bir tebliğdir. Yoldan çıkmış topluluklardan başkası helâk edilir.

    Casiye Suresi
    Sınıfı: Mekki
    İsmin Anlamı: Kıyamette diz üstü çökenler
    Sure numarası: 45
    Ayet Sayısı: 37
    Kelime Sayısı: 488
    Harf Sayısı: 2014
    Casiye Suresi (Arapça: سورة الجاثية ) Kur'an-ı Kerim'in 45. suresidir.
    Mekke döneminde indirilmiştir. Sure 37 ayetten oluşur; ismini, 28. ayette geçen ve kıyamette diz üstü çökenleri anlatan 'casiye' kelimesinden alır.
    Casiye Suresi'nde Allah’ın kudretinden, vahyin öneminden, vahye inanmanın gereğinden, yeniden dirilişi inkar edenlerin durumundan, Kıyamet Günü'nden, inananlar ve inanmayanların aynı değerde olmadığından bahsedilir.
    45-el-CÂSİYE










    Mekke'de inmiştir. 37 (otuz yedi) âyettir. Adını, 28. âyette geçen ve kıyamette diz üstü çökenleri anlatan "câsiye"den almıştır. Bu sûreye şerîat ve dehr sûresi de denilmiştir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Hâ. Mîm.
    2. Kitap, azîz ve hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir.
    3. Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için birçok âyetler vardır.
    4. Sizin yaratılışınızda ve (Allah'ın) yeryüzünde yaydığı canlılarda, kesin olarak inanan bir toplum için ibret verici işaretler vardır.
    5. Gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allah'ın gökten indirmiş olduğu rızıkta (yağmurda) ve ölümünden sonra yeri onunla diriltmesinde, rüzgârları değişik yönlerden estirmesinde, aklını kullanan toplum için dersler vardır.
    6. İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar Allah'ın âyetleridir. Artık Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?
    7. Vay haline, her yalancı ve günahkâr kişinin!
    8. O, Allah'ın kendisine okunan âyetlerini işitir de sonra büyüklük taslayarak sanki hiç onları duymamış gibi (küfründe) direnir. İşte onu acı bir azap ile müjdele!
    9. [O] âyetlerimizden bir şey öğrendiği zaman onlarla alay eder. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır!
    10. Ötelerinde de cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara hiçbir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.
    11. İşte bu Kur'an bir hidayettir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenlere gelince, onlara en kötüsünden, elem verici bir azap vardır.
    12. Allah o (yüce) varlıktır ki, emri gereğince içinde gemilerin yüzmesi ve lütfedip verdiği rızkı aramanız için ve de şükredesiniz diye denizi size hazır hale getirmiştir.
    13. O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katından (bir lütfu olmak üzere) size boyun eğdirmiştir. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.
    14. İman edenlere söyle: Allah'ın (ceza) günlerinin geleceğini ummayanları bağışlasınlar. Çünkü Allah her toplumu, yaptığına göre cezalandıracaktır.
    15. Kim iyi iş yaparsa faydası kendinedir, kim de kötülük yaparsa zararı yine kendinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.
    16. Andolsun ki biz, İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik. Onları güzel rızıklarla besledik ve onları dünyalara üstün kıldık.
    17. Din konusunda onlara açık deliller verdik. Ama onlar kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
    18. Sonra da seni din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin isteklerine uyma.
    19. Çünkü onlar, Allah'a karşı sana hiçbir fayda vermezler. Doğrusu zalimler birbirlerinin dostlarıdır; Allah da takvâ sahiplerinin dostudur.
    20. Bu (Kur'an), insanlar için basiret nurları, kesin olarak inanan bir toplum için hidayet ve rahmettir.
    21. Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
    22. Allah, gökleri ve yeri yerli yerince yaratmıştır. Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez.
    23. Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâla ibret almayacak mısınız?
    24. Dediler ki: Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder. Bu hususta onların hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar.
    25. Onlara açıkça âyetlerimiz okunduğu zaman: Doğru sözlü iseniz atalarımızı getirin, demelerinden başka delilleri yoktur.
    26. De ki: Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet gününde biraraya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.
    27. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyametin kopacağı gün var ya, işte o gün bâtıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır.
    28. O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağırılır, (onlara şöyle denilir) "Bu gün, yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız!"
    29. "Bu, yüzünüze karşı gerçeği söyleyen kitabımızdır. Çünkü biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk."
    30. İnanıp iyi işler yapanlara gelince, Rableri onları rahmetine kabul eder. İşte apaçık kurtuluş budur.
    31. Ama inkâr edenlere gelince onlara: Âyetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir toplum olmuştunuz, değil mi? denilir.
    32. "Allah'ın vâdi gerçektir, kıyamet gününde şüphe yoktur" dendiği zaman: Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz onun bir tahminden ibaret olduğunu sanıyoruz, (onun hakkında) kesin bir bilgi elde etmiş değiliz, demiştiniz.
    33. Yaptıklarının kötülükleri onlara görünmüş, alay edip durdukları şey onları kuşatmıştır.
    34. Denilir ki: Bu güne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unuturuz. Yeriniz ateştir, yardımcılarınız da yoktur!
    35. Bunun böyle olmasının sebebi şudur: Siz Allah'ın âyetlerini alaya aldınız, dünya hayatı sizi aldattı. Artık bugün ateşten çıkarılmayacaklardır ve onların (Allah'ı) hoşnut etmeleri de istenmeyecektir.
    36. Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
    37. Göklerde ve yerde azamet yalnız O'nundur. O, azîzdir, hakîmdir.

    Duhan Suresi
    Sınıfı: Mekki
    İsmin Anlamı: Duman
    Sure numarası: 44
    Ayet Sayısı: 59
    Kelime Sayısı: 346
    Harf Sayısı: 1439
    Duhan Suresi (Arapça: سورة الدّخان) Kur'an-ı Kerim'in 44. suresi.
    Mekke devrinin sonlarında nazil olmuştur. 60 ayettir. Sure ismini 10. ayetinde geçen ve duman anlamına gelen duhan kelimesinden alır.
    Duhan suresinde kitaba ve peygamberlere inanmanın öneminden, inanmayanların dünya hayatında uğrayacağı sıkıntılardan ve ahiret hayatında çekecekleri azaptan bahsedilmektedir. Ayrıca iman edip kötülükten sakınanların ebedi mutluluğa erecekleri ifade edilmektedir.
    44-ed-DUHÂN








    Mekke'de inen bu sûre 59 (elli dokuz) âyettir. Adını, onuncu âyette geçen ve duman manasına gelen "duhan" kelimesinden almıştır.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Hâ. Mîm.
    2. Apaçık olan Kitab'a andolsun ki,
    3. Biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır.
    4. Her hikmetli işe o gecede hükmedilir.
    5. (Yani)katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz, peygamberler göndermekteyiz.
    6. Senin Rabb'inin acıması gereği olarak (gönderdiyimiz elçilere o gece emirlerimizi bir bir açıklar,vahiylerimizi bildiririz) .Doğrusu o işitendir ,bilendir.
    7. Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.
    8. O'ndan başka ilâh yoktur. (Her şeyi O) diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
    9. Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
    10. Şimdi sen, göğün, açık bir duman çıkaracağı günü gözetle.
    11. Duman insanları bürüyecektir. Bu, elem verici bir azaptır.
    12. (İşte o zaman insanlar) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler).
    13. Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.
    14. Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğretilmiş bir deli! dediler.
    15. Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz.
    16. Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.
    17. Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi geldi.(Şöyle diyerek)
    18. "Allah'ın kulları! Bana gelin! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir resûlüm"
    19. Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum.
    20. Ben, beni taşlamanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
    21. Eğer bana inanmazsanız, hiç değilse yanımdan uzaklaşın.
    22. Bunun üzerine Musa: Bunlar suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arzetti.
    23. Allah, O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz, buyurdu.
    24. Denizi açık halde bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
    25. Onlar geride nice şeyler bıraktılar; bahçeler,çeimeler,
    26. Ekinler, güzel konaklar,
    27. Ve zevkü sefa sürdükleri nice nimetler!
    28. İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık.
    29. Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
    30. Andolsun biz, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan kurtardık.
    31. Yani Firavun'dan. Çünkü o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi.
    32. Andolsun biz İsrailoğullarına, bilerek, (kendi zamanlarında) âlemlerin üstünde bir imtiyaz verdik.
    33. Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan işaretler verdik.
    34. Onlar (müşrikler) diyorlar ki:
    35. "İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
    36. " Doğru söylüyorsanız, atalarımızı getirin."
    37. Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları yok ettik, çünkü onlar suçlu idiler.
    38. Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
    39. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
    40. Şüphesiz (hakkı bâtıldan ayıran) hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı gündür.
    41. O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez.
    42. Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir.
    43. Şüphesiz zakkum ağacı,
    44. Günahkârların yemeğidir.
    45. O, karınlarda maden eriyiği kaynar.
    46. Sıcak suyun kaynaması gibi .
    47. (Allah zebânilere emreder): Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin!
    48. Sonra başına azap olarak kaynar su dökün!
    49. (Ve deyin ki) Tat bakalım. Hani sen kendince üstündün, şerefliydin!
    50. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir.
    51. Müttakîler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar.
    52. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
    53. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.
    54. İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hûrilerle evlendiririz.
    55. Orada, güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler.
    56. İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur (sürekli hayata kavuşmuşlardır).
    57. (Bunlar) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir). İşte büyük kurtuluş budur.
    58. Biz onu (Kur'an'ı), öğüt alalar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.
    59. (Yine de inanmayanların başlarına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.

    Zuhruf Suresi
    Sınıfı: Mekki
    İsmin Anlamı: Altın ve mücehver
    Sure numarası: 43
    Ayet Sayısı: 89
    Kelime Sayısı: 837
    Harf Sayısı: 3508
    Zuhruf Suresi (Arapça: سورة الزخرف) Kur'an-ı Kerim'in 43. suresidir.
    Mekke'de inmiştir. 89 ayettir. Zuhruf, altın ve mücehver anlamına gelir. Surede bunlardan söz edildiği ve Allah'ın insana sahip olduğu altın ve mücehverlerle değil, inanç ve davranışlarına göre değer verdiği anlatıldığı için sure bu adla anılmıştır.
    43-ez-ZUHRUF

















    Zuhruf, altın ve mücevher anlamına gelir. Sûrede bunlardan söz edildiği ve Allah'ın insana sahip olduğu altın ve mücevherle değil, inanç ve davranışlarına göre değer verdiği anlatıldığı için sûre bu adla anılmıştır. Mekke'de inmiştir ve 89 (seksen dokuz) âyettir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Hâ. Mîm.
    2. Apaçık Kitab'a andolsun ki ,
    3. Biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an kıldık.
    4. O, katımızda bulunan Ana Kitap'ta (levh-i mahfuzda) mevcut, yüce ve hikmetle dolu bir kitaptır.
    5. Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur'an'la uyarmaktan vaz mı geçelim?
    6. Daha önceki milletlere nice peygamberler göndermiştik.
    7. Onlar, kendilerine gelen her peygamberi mutlaka alaya alırlardı.
    8. Biz bunlardan daha zorba olanları da helâk ettik. Nitekim öncekilerde örneği geçmiştir.
    9. Andolsun ki, onlara gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan; "Onları şüphesiz güçlü olan, her şeyi bilen Allah yarattı" derler.
    10. O, size yeri beşik kılmış ve doğru gidesiniz diye yeryüzünde size yollar yaratmıştır.
    11. Gökten bir ölçüye göre suyu indiren O'dur. Biz onunla (kupkuru), ölü memlekete hayat veririz. İşte siz de böylece (mezarlarınızdan) çıkarılacaksınız.
    12. Bütün çiftleri O yaratmıştır. Ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar vâr etti.
    13. Ki,böylece onların sırtına binip üzerlerine yerleşince, Rabbinizin ni'metini anarak: Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik, diyesiniz.
    14. Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz (demelisiniz).
    15. Ama onlar, kullarından bir kısmını, O'nun bir cüzü kıldılar. Gerçekten insan apaçık bir nankördür.
    16. Yoksa Allah, yarattıklarından kızları kendisine aldı da oğulları size mi ayırdı?!
    17. Onlardan biri, Rahmân'a isnat ettiği kız çocuğuyla müjdelenince, hiddetlenerek yüzü simsiyah kesilir.
    18. Süs içinde yetiştirilip savaş edemeyecek olanı mı istemiyorlar? (Onları Allah'ın parçası mı sayıyorlar?)
    19. Onlar, Rahmân'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Acaba meleklerin yaratılışlarını mı görmüşler? Onların bu şahitlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
    20. Ve dediler ki: Rahmân dileseydi biz onlara tapmazdık. Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.
    21. Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı tutunuyorlar?
    22. Hayır! "Sadece, biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izinde gidiyoruz" derler.
    23. Senden önce de hangi memlekete uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklıları: Babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız, derlerdi.
    24. Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz (din)den daha doğrusunu getirmişsem (yine mi bana uymazsınız)? deyince, dediler ki: Doğrusu biz sizinle gönderilen şeyi inkâr ediyoruz.
    25. Biz de onlardan intikam aldık. Bak, yalanlayanların sonu nasıl oldu?
    26. Bir zaman İbrahim, babasına ve kavmine demişti ki: Ben sizin taptıklarınızdan uzağım.
    27. Ben yalnız beni yaratana taparım. Çünkü O, beni doğru yola iletecektir.
    28. Bu sözü, ardından geleceklere devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ki, insanlar (onun dinine) dönsünler.
    29. Doğrusu bunları da atalarını da kendilerine hak ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar geçindirdim.
    30. Fakat kendilerine hak gelince: Bu bir büyüdür, biz onu tanımıyoruz, dediler.
    31. Ve dediler ki: Bu Kur'an iki şehirden bir büyük adama indirilse olmaz mıydı?
    32. Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.
    33. Şayet insanların küfürde birleşmiş bir tek ümmet olması (tehlikesi) bulunmasaydı, Rahmân'ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık.
    34. Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da (hep gümüşten yapardık).
    35. Ve onları zinetlere boğardık. Bütün bunlar sadece dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret ise, Rabbinin katında, Allah'ın azabından sakınıp rahmetine sığınanlara mahsustur.
    36. Kim Rahmân'ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.
    37. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.
    38. O şeytan dostu kimse, en sonunda bize gelince arkadaşına: Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, ne kötü arkadaşmışsın! der.
    39. Zulmettiğiniz için bugün (nedâmet) size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü siz, azapta ortaksınız.
    40. (Resûlüm!) Sağırlara sen mi işittireceksin; yahut körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi ileteceksin?
    41. Biz seni onlardan alıp götürsek de yine onlardan intikam alırız.
    42. Yahut onlara vâdettiğimiz azabı, sana gösteririz. Çünkü bizim onlara gücümüz yeter.
    43. Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen, dosdoğru yoldasın.
    44. Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız.
    45. Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize (ümmetlerine) sor! Rahmân'dan başka tapılacak tanrılar (edinin diye) emretmiş miyiz?
    46. Andolsun biz Musa'yı âyetlerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına göndermiştik de Musa: Ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim, demişti.
    47. Onlara âyetlerimizi getirince, bunlara gülüvermişlerdi.
    48. Onlara gösterdiğimiz her bir âyet (mucize) diğerinden daha büyüktü. Doğru yola dönsünler diye onları azaba uğrattık.
    49. Bunun üzerine dediler ki: Ey büyücü! Sana verdiği ahde göre bizim için Rabbine dua et; çünkü biz artık doğru yola gireceğiz.
    50. Fakat biz onlardan azabı kaldırınca, sözlerinden dönüverdiler.
    51. Firavun kavmine seslendi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! Mısır mülkü ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Hâla görmüyor musunuz?"
    52. "Yoksa ben, kendisi zayıf ve neredeyse söz anlatamayacak durumda bulunan şu adamdan daha hayırlı değil miyim?"
    53. "Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardımcı melekler gelmeli değil miydi?"
    54. Firavun kavmini aldattı; onlar da kendisine boyun eğdiler. Onlar yoldan çıkmış bir kavimdir.
    55. Böylece bizi öfkelendirince onlardan intikam aldık, hepsini suda boğduk.
    56. Onları, sonradan gelenlerin geçmişi ve bir ibret örneği kıldık.
    57. Meryem oğlu İsa, bir misal olarak anlatılınca senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar.
    58. Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa o mu? dediler. Bunu sana ancak tartışmak için söylediler. Doğrusu onlar kavgacı bir toplumdur.
    59. O, sadece kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
    60. Eğer dileseydik, içinizden, yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.
    61. Şüphesiz ki o (İsa), kıyametin (ne zaman kopacağının) bilgisidir. Ondan hiç şüphe etmeyin ve bana uyun; çünkü bu, dosdoğru yoldur.
    62. Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
    63. İsa, açık delillerle geldiği zaman demişti ki: Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyleyse Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
    64. Çünkü Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na ibadet edin. İşte bu, doğru yoldur.
    65. Ama aralarından çıkan guruplar, bir ihtilâfa düştüler. Acı bir günün azabı karşısında vay o zulmedenlerin haline!
    66. Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?
    67. O gün, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar (bile) birbirlerine düşman kesilirler.
    68. Ey kullarım! Bugün size korku yoktur. Sizler üzülmeyeceksiniz de.
    69. Onlar âyetlerimize inanan ve müslüman olan (kullarım)idiler.
    70. Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz!
    71. Onlara altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canlarının istediği, gözlerinin hoşlandığı her şey vardır. Ve siz, orada ebedî kalacaksınız.
    72. "İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur."
    73. " Orada sizin için bol bol meyveler vardır, onlardan yersiniz" denilir.
    74. Şüphesiz suçlular cehennem azabında devamlı kalacaklar.
    75. Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde kurtuluştan ümit kesmişlerdir.
    76. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zalim kimselerdir.
    77. Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin! diye seslenirler. Mâlik de: Siz böyle kalacaksınız! der.
    78. Andolsun biz size hakkı getirdik, fakat çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.
    79. Yoksa (müşrikler) bir işe kesin karar mı verdiler? Doğrusu biz de kararlıyız!
    80. Yoksa onlar, bizim kendilerinin sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz (hafaza melekleri de) yazmaktadırlar.
    81. De ki : Eğer Rahmân'ın bir çocuğu olsaydı, elbette ben (ona) kulluk edenlerin ilki olurdum!
    82. Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın da Rabbi olan Allah onların vasıflandırmalarından yücedir, münezzehtir.
    83. Sen bırak onları, kendilerine söz verilen günlerine kavuşuncaya kadar bâtıla dalsınlar, oynaya dursunlar.
    84. Gökteki İlâh da, yerdeki İlâh da O'dur. O, hakîmdir, her şeyi bilendir.
    85. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine ait olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek de O'na mahsustur. Siz O'na döndürüleceksiniz.
    86. Allah'ı bırakıp da taptıkları putlar, şefâat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.
    87. Andolsun onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette "Allah" derler. O halde nasıl (Allah'a kulluktan) çeviriliyorlar?
    88. (Resûlullah'ın) "Yâ Rabbi! Bunlar, iman etmeyen bir kavimdir" demesini de( Allah biliyor)
    89. Şimdilik sen onlardan yüz çevir ve size selam olsun de. Yakında bilecekler! buyurdu.
    Konu DERF tarafından (05.12.08 Saat 13:44 ) değiştirilmiştir.

  5. #15
    Senior Member

    Standart Cevap: Türkçe Kuran-ı Kerim Meali

    Şura Suresi
    Sınıfı: Mekki
    İsmin Anlamı: Konsey, meclis, kurul, encümen, danışma kurulu, divan
    Sure numarası: 42
    Ayet Sayısı: 53
    Kelime Sayısı: 860
    Harf Sayısı: 3431
    Şura Suresi (Arapça: سورة الشورى) Kur'an-ı Kerim'in 42. suresidir.
    23. ve 26. ayetleri Medine’de diğer ayetleri Mekke'de nazil olmuştur. Sure 53 ayetten oluşur. Sure ismini 38. ayette geçen ve Müslümanlar'ın aralarında danışarak işlerini yapmaları gereğini bildiren şura kelimesinden alır. Şura, danışma ya da toplu denetim anlamında ülkemizde tercüme edilirken, bu sözcük İngilizce'de (council) konsey, meclis, kurul, encümen, danışma kurulu, divan, şura, heyet anlamında tercüme edilmiştir.
    Şura Suresi'nde Allah’ın bağışlayıcı ve esirgeyici olduğundan, Kur’an’ın Arapça vahiy edildiğinden, Allah’ın kudretinden, insanlara doğru yolu bildirmek için görevlendirilen peygamberlerden, kıyamet gününden, kötülüklere karşı sabredilmesinden, affedici olmanın gereğinden, herkesin Allah’a döneceğinden bahsedilir. İniş sırasına göre 62. suredir.
    42-eş-ŞÛRÂ
















    Mekke'de nâzil olan bu sûre 53 (elli üç) âyettir. Yalnız 23 - 26. âyetleri Medine'de inmiştir. Adını 38. âyette geçen ve müslümanların, işlerini aralarında danışma ile yapmalarının gereğini bildiren Şurâ kelimesinden almıştır.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Hâ. Mîm.
    2. Ayn. Sîn. Kaf.
    3. Azîz ve hakîm olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder.
    4. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O yücedir, uludur.
    5. Neredeyse yukarılarından gökler çatlayacak! Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yerdekiler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
    6. Allah'tan başka dostlar edinenleri Allah daima gözetlemektedir. Sen onlara vekil değilsin.
    7. Şehirlerin anası (olan Mekke'de) ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik. (İnsanların) bir bölümü cennette, bir bölümü de çılgın alevli cehennemdedir.
    8. Allah dileseydi onları bir tek millet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine kavuşturur; zalimlerin ise hiçbir dostu ve yardımcısı yoktur.
    9. Yoksa onlar Allah'tan başka dostlar mı edindiler? Halbuki dost yalnız Allah'tır. O ölüleri diriltir, her şeye kadirdir.
    10. Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a mahsustur. İşte, bu Allah, benim Rabbimdir. O'na dayandım ve O'na yönelirim.
    11. O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.
    12. Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğine rızkı bol verir, dilediğinden de kısar. O, her şeyi bilendir.
    13. "Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı. Fakat kendilerini çağırdığın bu (din), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine (peygamber) seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.
    14. Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süreye kadar Rabbinden bir (erteleme) sözü geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba vâris kılınanlar da onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.
    15. İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O'nadır. (Âyette Hz. Peygamber in insanları davet edeceği prensipler açıklanırken, uyacağı esaslar da beyan edilmiştir. Buna göre davete devam edilecek, inanma yanların teklifve ısrarları dinlenmeyecektir.)
    16. Daveti kabul edildikten sonra, Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri, Rableri katında boştur. Onlar için bir gazap, yine onlar için çetin bir azap vardır.
    17. Kitab'ı ve mizanı hak olarak indiren Allah'tır. Ne biliyorsun, belki de kıyamet saati yakındır!
    18. Ona inanmayanlar, onun çabuk kopmasını isterler. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
    19. Allah kullarına lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, güçlüdür.
    20. Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kârını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.
    21. Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği bir dini getiren ortakları mı var? Eğer erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz zalimlere can yakıcı bir azap vardır.
    22. Yaptıkları şeyler başlarına gelirken zalimlerin, korkudan titrediklerini göreceksin. İman edip iyi işler yapanlar da cennet bahçelerindedirler. Rablerinin yanında onlara diledikleri her şey vardır. İşte büyük lütuf budur.
    23. İşte Allah'ın, iman eden ve iyi işler yapan kullarına müjdelediği nimet budur. Deki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik işlerse onun sevabını fazlasıyla veririz. Şüphesiz Allah bağışlayan, şükrün karşılığını verendir.
    24. Yoksa onlar, (senin için) Allah'a karşı yalan uydurdu mu derler? Allah dilerse senin kalbini de mühürler. Ve Allah bâtılı yok eder; sözleriyle hakkı ortaya koyar. Şüphesiz O, kalplerde olanları bilendir.
    25. O, kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.
    26. Allah, iman edip iyi işler yapanların tevbesini kabul eder, lütfundan onlara, fazlasını verir. Kâfirlere gelince, onlara da çetin bir azap vardır.
    27. Allah kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde azarlardı. Fakat O, (rızkı) dilediği ölçüde indirir. Çünkü O, kullarının haberini alandır, onları görendir.
    28. O, (insanlar) umutlarını kestikten sonra, yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O, hakiki dosttur, övülmeye lâyık olandır.
    29. Gökleri, yeri ve bunların içine yayıp ürettiği canlıları yaratması da O'nun delillerindendir. O dilediği zaman bunları biraraya toplamaya da kadirdir.
    30. Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.
    31. Yeryüzünde (O'nu) âciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz ve bir yardımcınız da yoktur.
    32. Denizde dağlar gibi akıp gidenler (gemiler) de O'nun (varlığının) delillerindendir.
    33. Dilerse O, rüzgârı durdurur,da onun (denizin) üstünde kalakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
    34. Yahut yaptıkları yüzünden onları helâk eder. Birçoğunu da affeder (kurtarır).
    35. Böylece âyetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
    36. Size verilen şey, yalnızca dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha iyi ve daha süreklidir. Bu mükâfat iman edenler ve Rablerine dayanıp güvenenler içindir.
    37. Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.
    38. Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar.
    39. Bir haksızlığa uğradıkları zaman, yardımlaşırlar.
    40. Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.
    41. Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, artık onlara yapılacak bir şey yoktur.
    42. Ancak insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere ceza vardır. İşte acıklı azap bunlaradır.
    43. Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.
    44. Allah kimi saptırırsa, bundan sonra artık onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zalimlerin: Dönecek bir yol var mı? dediklerini görürsün.
    45. Ateşe arz olunurlarken onların, zilletten başlarını öne eğerek göz ucuyla gizli gizli baktıklarını göreceksin. İnananlar da: İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır, diyecekler. Kesinlikle biliniz ki, zalimler, sürekli bir azap içindedirler.
    46. Onların Allah'tan başka kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur. Allah kimi saptırırsa artık onun kurtuluşa çıkan bir yolu yoktur.
    47. Allah'tan, geri çevrilmesi imkânsız bir gün gelmezden önce, Rabbinize uyun. Çünkü o gün, hiçbiriniz sığınacak yer bulamazsınız, itiraz da edemezsiniz.
    48. Eğer yüz çevirirlerse, bilesin ki biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen sadece duyurmaktır. Biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinir. Ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse, işte o zaman insan pek nankördür!
    49. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları, dilediğine de erkek çocukları bahşeder.
    50. Yahut onları, hem erkek hem de kız çocukları olmak üzere çift verir. Dilediğini de kısır kılar. O, her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir.
    51. Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hakîmdir.
    52. İşte böylece sana da emrimizle Kur'an'ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.
    53. (O yol) göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın yoludur. Dikkat edin, bütün işler sonunda Allah'a döner.

    Fussilet Suresi
    Sınıfı: Mekki
    İsmin Anlamı: Ayrıntıları ile açıklanmış
    Sure numarası: 41
    Ayet Sayısı: 54
    Kelime Sayısı: 796
    Harf Sayısı: 3282
    Fussilet Suresi (Arapça: سورة فصّلت) Kur'an-ı Kerim'in 41. suresidir.
    Mekke devrinin sonlarına doğru Mirac olayının ardından Mümin Suresi'nden sonra nazil olmuştur. Sure 54 ayetten oluşur. Sure ismini 3. ayette geçen ve ayrıntıları ile açıklandı anlamına gelen fussilet kelimesinden alır.
    Fussilet Suresi Kur’an’ın bağışlayan ve esirgeyen Allah tarafından indirildiğinden, Allah’a inananların mükafatlandırılacaklarından, Allah’ın kudretinden, Allah’ı inkar eden kavimlerin dünyadaki ve ahretteki durumlarından kötülüğün iyilikle önlenmesinden, Kur’an’ın özelliklerinden bahsedilir.
    41-FUSSILET















    Adını, 3. âyette geçen "fussılet" kelimesinden almıştır. Secde, Hâ, Mîm ve Mesâbih adları ile de anılan bu sûre, Mekke'de inmiştir. 54 (elli dört) âyettir.

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
    1. Hâ. Mîm.
    2. (Kur'an) rahmân ve rahîm olan Allah katından indirilmiştir.
    3. (Bu,) bilen bir kavim için, âyetleri Arapça okunarak açıklanmış bir kitaptır.
    4. Bu kitap müjdeleyici ve uyarıcıdır. Fakat onların çoğu yüz çevirdi. Artık dinlemezler.
    5. Ve dediler ki: Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. Bizimle senin aranda bir perde bulunmaktadır. Onun için sen (istediğini) yap, biz de yapmaktayız!
    6. De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilâhınızın bir tek İlâh olduğu vahy olunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan mağfiret dileyin. Ortak koşanların vay haline!
    7. Onlar zekâtı vermezler; ahireti inkâr edenler de onlardır.
    8. Şüphesiz iman edip iyi iş yapanlar için tükenmeyen bir mükâfat vardır.
    9. De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.
    10. O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti.
    11. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dediler.
    12. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, azîz, alîm Allah'ın takdiridir.
    13. Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: İşte sizi Ad ve Semûd'un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırgaya karşı uyarıyorum!
    14. Peygamberler onlara: Önlerinden ve arkalarından gelerek Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, dedikleri zaman, "Rabbimiz dileseydi elbette melekler indirirdi. Onun için biz sizinle gönderilen şeyleri inkâr ediyoruz" demişlerdi.
    15. Ad kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve: Bizden daha kuvvetli kim var? dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah'ın, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi (mucizelerimizi) inkâr ediyorlardı.
    16. Bundan dolayı biz de onlara dünya hayatında zillet azâbını tattırmak için o uğursuz günlerde soğuk bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azabı elbette daha çok rüsvay edicidir. Onlara yardım da edilmez.
    17. Semûd'a gelince onlara doğru yolu gösterdik, ama onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Böylece yapmakta oldukları kötülükler yüzünden alçaltıcı azabın yıldırımı onları çarptı.
    18. İnananları kurtardık. Onlar (Allah'tan) korkuyorlardı.
    19. Allah'ın düşmanları, ateşe sürülmek üzere toplandıkları gün, hepsi bir araya getirilirler.
    20. Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şahitlik edecektir.
    21. Derilerine: Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? derler. Onlar da: Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu. İlk defa sizi o yaratmıştır. Yine O'na döndürülüyorsunuz, derler.
    22. Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz, yaptıklarınızdan çoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.
    23. Rabbiniz hakkında beslediğiniz zan var ya, işte sizi o mahvetti ve ziyana uğrayanlardan oldunuz.
    24. Şimdi eğer dayanabilirlerse, onların yeri ateştir. Ve eğer (tekrar dünyaya dönüp Allah'ı) hoşnut etmek isterlerse, memnun edilecek değillerdir.
    25. Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cinler ve insanlar için (uygulanan) azap onlara da gerekli olmuştur. Kuşkusuz onlar hüsrana düşenlerdi.
    26. İnkâr edenler: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız, dediler.
    27. O inkâr edenlere şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
    28. İşte bu, Allah düşmanlarının cezası, ateştir. Ayetlerimizi inkâr etmelerinden dolayı, orada onlara ceza olarak ebedî kalacakları yurt (cehennem) vardır.
    29. Kâfirler cehennemde: Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de aşağılanmışlardan olsunlar diye onları ayaklarımızın altına alalım! diyecekler.
    30. Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin! derler.
    31. Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız.Orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır.
    32.Gafûr ve rahîm olan Allah'ın ikramı olarak.
    33. (İnsanları) Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve "Ben müslümanlardanım" diyenden kimin sözü daha güzeldir?
    34. İyilikle kötülük bir olmaz, Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.
    35. Buna (bu güzel davranışa) ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.
    36. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işiten, bilendir.
    37. Gece ve gündüz, güneş ve ay O'nun âyetlerindendir. Eğer Allah'a ibadet etmek istiyorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin!
    38. Eğer insanlar büyüklük taslarlarsa (bilsinler ki) Rabbinin yanında bulunan (melekler) hiç usanmadan, gece gündüz O'nu tesbih ederler.
    39. Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah'ın âyetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçip kabarır. Ona can veren, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.
    40. Åyetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp eğriliğe sapanlar bize gizli kalmaz. O halde, ateşin içine atılan mı daha iyidir, yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Dilediğinizi yapın! Kuşkusuz O, yaptıklarınızı görmektedir.
    41. Kendilerine Kitap geldiğinde onu inkâr edenler (şüphesiz bunun sonucuna katlanacaklardır). Halbuki o, eşsiz bir kitaptır.
    42. Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir.
    43. (Resûlüm!) Sana söylenen, senden önceki peygamberlere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Elbette ki senin Rabbin, hem mağfiret sahibi hem de acı bir azap sahibidir.
    44. Eğer biz onu, yabancı dilden bir Kur'an kılsaydık, diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalı değil miydi? Arab'a yabancı dilden (kitap) olur mu? De ki: O, inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara uzak bir yerden bağırılıyor (da Kur'an'da ne söylendiğini anlamıyorlar.)
    45. Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik, onda da ayrılığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hükmedilirdi (işleri bitirilirdi). Onlar Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler.
    46. Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.
    47. Kıyamet gününün bilgisi, O'na havale edilir. O'nun bilgisi dışında hiçbir meyve (çekirdeği) kabuğunu yarıp çıkamaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Allah onlara: Ortaklarım nerede! diye seslendiği gün: Buna dair bizden hiçbir şahit olmadığını sana arzederiz, derler.
    48. Böylece önceden yalvarıp durdukları onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır.
    49. İnsan hayır istemekten usanmaz. Fakat kendisine bir kötülük dokunursa hemen ümitsizliğe düşer, üzülüverir.
    50. Andolsun ki, kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet tattırırsak: Bu, benim hakkımdır, kıyametin kopacağını sanmıyorum, Rabbime döndürülmüş olsam bile muhakkak O'nun katında benim için daha güzel şeyler vardır, der. Biz, inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve muhakkak onlara ağır azaptan tattıracağız.
    51. İnsana bir nimet verdiğimiz zaman (bizden) yüz çevirir ve yan çizer. Fakat ona bir şer dokunduğu zaman da yalvarıp durur.
    52. De ki: Ne dersiniz, eğer o (Kur'an), Allah tarafından ise siz de onu inkâr etmişseniz o zaman (haktan) uzak bir aynlığa düşenden daha sapık kim vardır?
    53. İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kur'an'ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, yetmez mi?
    54. Dikkat edin; onlar, Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. Bilesiniz ki O, her şeyi (ilmiyle) kuşatmıştır.

+ Cevap Ver
Sayfa 3/8 İlkİlk 12345 ... SonSon
  • Bu konuyu beğendiniz mi?

    Türkçe Kuran-ı Kerim Meali TÜM SURE VE AYETLER VERİLMİŞDİR

    Güncel Beğeni


    Değerlendirme: Toplam 2 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi 5,00 puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Kuran-ı Kerim'de Peygamberimizle İlgili Ayetler
    By cohndoe in forum Kur'an-ı Kerim
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.06.12, 15:57
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.03.12, 13:01
  3. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 12.11.10, 23:38
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.11.10, 01:36
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 31.10.10, 23:51

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.