Sponsorlu Bağlantı

1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Konu: Mardin Şiirleri

  1. #1
    Moderator
    Sponsorlu Bağlantı

    Standart Mardin Şiirleri

    Sponsorlu Bağlantı

    Mardin Şiirleri

    Mardin ile ilgili şiirler
    Mardin ili hakkında şiir
    Mardin şiiri

    Mardin'de Gece


    Gördüğüm tek güzellik

    Bana umut veren,huzur veren
    Sabrediyorum,sabretmek zorundayım
    Bitecek elbet,bitmek zorunda
    Geleceğim,döneceğim bekleyin
    Bu ayrılık bitmek zorunda
    Ağlamayacağım,yılmayacağım
    Dayanacağım
    Sevginle, hayalinle
    Geçecek elbet, geçmek zorunda
    Ve O gün geldiğinde bitti diyeceğim
    Bitti sonunda...!

    Hakan Ögeyik


    ZAMANIN BEŞİĞİ MARDİN


    Zamanı ezelden almış koynuna

    Sallar durur sonsuz uykusuna

    Her renk safran, ikindi vakti

    Ezan, çan, hazan söyler ninni

    Süryani, Mervani sürmüş ilk hükmü

    Süslemiş her yeri Artuk'lu mührü

    Önünden geçen nice kavmi üzmüş

    Anlı, şanlı krallar boyun bükmüş

    Dicle Zaza’ca sokulur kıyısına

    Hasrettir çağlarca Kral Kızına

    Biri yerin altında, biri yüzeyde

    Rüzgârın dilinde birer söylence

    Onların ahından sevdalar yanık

    Kavuşmayanlara çaresizlik tanık

    Kale gururlu, suskun hep ağlasa da

    Zamanı ezelden beri sallar koynunda

    Kurmanci, Daşi, Sorani ovayı işler

    Toprak kokulu, güneş yanığı yüzler

    Yaşatır dört mevsimlik şenliği

    Ezan, çan, hazan söyler birliği

    Ayten BAŞABAŞ-DİRİER


    Mardin - Kültürler Kavşağı


    Kusursuz bir işçilik.

    Aşkla, sevgiyle yontulup perdahlanmış,
    Belki de, acıyla yoğrulmuş,
    Emek ile, ter ile şekillenmiş,
    Büyük taş bloklar,
    İşlemeli kapılar...
    Yüzyılların sararttığı,
    Taş konaklarla süslü,
    Her taşın tanıklığında,
    Her evin ayrı bir hikayesi,
    Ayrı bir gizemi ve sırrı olan,
    Her taşı tarih kokan bir şehir,
    Bir taş yapı simgesi...
    Doğaya, taşa, toprağa ve güneşe saygılı,
    İklime ve insana dost,
    'Marduk' kuralları geçerli burada...
    Yazılı olmayan,
    Ama, Babil'den beri geçerli olan yaşam kuralları;
    Kimse,
    Kimsenin güneşini, havasını kesmez,
    Kimse,
    Kimsenin suyunu kirletmez...
    Zamana karşı bir direnişe tanık olursunuz,
    Zamanın durduğu bu kentte.
    Öykülerle bezeli bu kent...Mardin...

    Mezopotamya'da,

    Bir dağ yamacında kurulmuş,
    Kervan ve savaş yolları olmuş bin yıllarca.
    Timur, Kustus, İskender ve diğerlerinin,
    Hep ağzını sulandırmış...
    İçinde,
    Çeşitli dinlerin ve dillerin,
    Kapı komşu yaşadığı;
    Müslümanlar, Kameriler ve Museviler,
    Süryani, Ermeni, Keldani ve Yezidiler,
    Kürtler, Araplar, Çeçenler ve diğerleri
    Bir dinsel ve dilsel mozaik...
    Hiçbir din ve dil baskın olmamış diğerine,
    Yaşam damarını kesmemiş, gücü elinde bulundurduğunda...
    Sevgi, saygı ve hoşgörü bir gelenek buralarda,
    Nusaybin'de Zeynel Abidin Camii,
    Süryani bir usta ve oğulları tarafından inşa edilmiş...
    Deyru'z- Zafaran Manastırı'nın alt katında;
    Tavanı, 'Kilit Taşı' ile ayakta duran,
    Harçsız, dev taş bloklarla örülmüş Zerdüşti ateş ve güneş tapınağı,
    Rahatsız etmemiş bugünkü sahiplerini.
    Ve korumuşlar gözbebekleri gibi,
    Bu güne taşımışlar hiç gocunmadan,
    Binlerce yıllık bir kültür abidesini.
    Büyüleyici ve muhteşem bir insanlık mirası... Bu şehir Mardin...

    Sapsarı,

    Safran sarısı bir gün ışığında,
    Mor lacivert akşamlarda,
    Üzerine kurulduğu dağa yaslanıp,
    Mezopotamya ovasını seyre dalar.
    Yüzyılların yorgunluğunu;
    Aşağıda dalgalanan yeşil denize,
    Üzerinde yaşayan insanlara,
    Taşa toprağa ve tüm canlılara
    Sevgiyle, coşkuyla bakarak atmaya çalışır,
    Kentin yaşlıları gibi...

    Yaşlılar;

    Çarşıda,
    Kapı önlerinde,
    Kaldırımlara konulan,
    Alçak iskemlelerde oturur çoğu zaman.
    Bir yandan serinlenirken gölgede,
    Bir yandan da,
    Tespih çekilir, tütün sarılır,
    Geçmiş yad edilir,
    Doyulmamış yaşama,
    Ve,
    Yaşanmamış anlara derinden bir ahhh çekilir...
    Biraz sonra,
    Sıcak bir yağmur yağar,
    Ve yıkamaya başlar,
    Kentin,
    Dar ve biçimsiz sokaklarını,
    Yaşanmamış anlarla beraber...

    Dantel gibi işlenmiş evler;

    Çoğunun girişinde geniş merdivenler,
    Heybetli sütunlarla desteklenmiş sahanlıklar,
    İçerden açmak için,
    Bahçe kapısı mandalına bağlı uzunca ipler,
    Güneşi boylu boyunca alan,
    Dar ve uzun odalar,
    Seyrine doyum olmayan cumbalar,
    Yol veren abbaralar...
    Buralarda ne sevdalar,
    Ne acılar,
    Ne sevinçler yaşandı kim bilir..

    Güneş;

    Bütün ihtişamı ve tüm çıplaklığıyla,
    En güzel renklerini buraya taşır,
    Sarı, tüm tonlarıyla,
    Bir renk akustiği oluşturur dağda, ovada.
    Renk sıtmasına tutulur, toprak ve su.
    Debelleşir tatlı bir heyecanla,
    Bu sancının ürünü,
    Muhteşem bir doğum olur,
    Güneşin altın renginde,
    Üzüm, zeytin, incir ve nar...

    Geleneklerin belirlediği haşin bir yaşam.

    Kahve içmekten,
    Konak ağırlamaya,
    Düğünden ölüme
    Yaşama yön veren ritüeller,
    Uyulması zorunlu katı kurallar...
    Bazen de güçsüze, yurtsuza,
    Uçsuz bucaksız bir sığınak olur.
    Zamansız zamanlarda,
    Şiirsel zamansızlık,
    Çağlar ötesi kültürlerin harmanladığı,
    Kültürler kavşağı...

    Dirlik, düzen ve gücün sembolü,

    Siyah kıl çadırlarda düğün ve taziyeler;
    Sohbet, barış ve dostlukta,
    Bazen de ölümde Acı kahve 'Mırra',
    Büyük bir huşu ve saygıyla,
    Sunulur misafire.
    Konukseverlik;
    Buralarda bir ibadet gibi,
    Bir ayine hazırlanır gibi,
    İkrama hazırlanılır,
    Kurallarıyla, adetleriyle...
    Öyle ki;
    Kestiği hayvanın başı ve organları bile,
    Büyük tepsilerdeki yemeğin üstüne konur,
    Misafire saygı ifadesi olarak...

    İp atlayan,

    İstop, körebe, saklambaç oynayan çocuklar,
    Karanfil kokan kırık leblebi...
    Hafif is kokan mis gibi yoğurt,
    Toprak gibi kokan toprak,
    Damlarda beslenen keklikler,
    Taklabaz güvercinler,
    Gökyüzünün yorgan olduğu,
    Yıldızların şarkı söylediği yaz akşamları,
    Gündüzleri,
    Van Gogh'un resimlerindeki mutluluk güneşi,
    Akrep ve Yelkovanın koşmaktan yorulduğu,
    Zamanın durduğu,
    Dokunulmamış zamanlar;
    Geçmişin ve geleceğin o an yaşandığı,
    Çocuksu, özgür ve insancıl zamanlar...

    Tek bir dilin sözcükleri değildir,

    Burada konuşulanlar.
    Birkaç ayrı dil konuşulur şehrin sokaklarında,
    Ama herkes her sözcüğü anlar,
    Kendisine lazım olacak kadar...
    Bir yanda;
    Camilerde okunan ezan,
    Bir yanda;
    Aziz Petrus'tan bu yana,
    Zangoçun çaldığı çan,
    Diğer tarafta;
    Doğan güneşe saf tutan insanlar...
    Bu kadar baştan çıkarıcı,
    Sürükleyici,
    Davetkar,
    İnsanı başka alemlere götüren,
    Şaşırtan,
    Ağlatan,
    Güldüren bir mekan,
    Yeryüzünün hiçbir yerinde yoktur...

    Necat İltaş




  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Mardin Şiirleri


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Mardin İmsakiyesi - Mardin İftar ve Sahur Vakitleri - Mardin İftar Saatleri
    By Di@ßLeSsE in forum İmsakiye İftar Sahur Vakitleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 21.07.12, 00:45
  2. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 20.07.12, 23:17
  3. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 20.04.09, 21:00
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.03.09, 18:19
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.03.09, 16:02

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.