Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Konu: Osmanlı Döneminde Tıp - Osmanlı Döneminde Tıp Bilimi Hakkında

  1. #1
    ModeratoR
    Sponsorlu Bağlantı

    Standart Osmanlı Döneminde Tıp - Osmanlı Döneminde Tıp Bilimi Hakkında

    Sponsorlu Bağlantı

    Osmanlı Döneminde Tıp - Osmanlı Döneminde Tıp Bilimi Hakkında


    Tıp alanında da benzer biçiminde Osmanlı’nın ilk dönemindeki tıbbi etkinlik İslam tıp anlayışı çerçevesinde ortaya çıkmış ve çok uzun süre bu niteliğini korumuştur. Diğer yandan Osmanlı Devleti’nin, Anadolu Selçuklunun mirasçısı olması nedeniyle Selçuklu dönemindeki sağlık hizmet ve kurumsal yapılanma Osmanlı’ya intikal etmiş; İslam tıbbının özellikleri çerçevesinde, Selçuklu dönemindeki tıp anlayışı Osmanlı döneminde varlığını sürdürmüştür. Özellikle darüşşifaların, yani hastanelerin, Osmanlı yönetimine geçtiği ve hizmetlerini sürdürdükleri açıktır
    Osmanlı İmparatorluğu’ndaki hekim eğitimi, önceki İslami dönemlerdeki gibi usta-çırak ilişkisi şeklinde kendini gösteriyordu. Hekimler, hastane ya da özel muayenehanelerinde yanlarında çırak şeklinde hekim yetiştiriyorlardı. Bu tür bir eğitim kurumsal niteliği olmayan, sistemli bir okul eğitimi değildir. Osmanlı’da sistemli tıp eğitimi bilindiği gibi 19. yüzyılda Askeri Tıp Okulu’nun açılmasıyla başlayacaktır. Başta Süleymaniye Medresesi olmak üzere Osmanlı’da “resmi” anlamda hekim yetiştirilen medreselerdeki eğitim ise tıbba özel değil genel eğitim şeklindedir. Buradaki eğitimde yetişen hekimlerin diplomaları okul adına değil medreseyi yöneten hocanın adına verilirdi. Çok geniş topraklar üzerinde kurulan ve çok uluslu bir İmparatorluk olan Osmanlı İmparatorluğu’nda hekim olan ihtiyacın giderilmesi çeşitli kaynaklardan hekim teminini gerek kılıyordu. 19. yüzyıla gelindiğinde ordunun hekim ihtiyacı kendini önemle hissettirdi.
    Böylece ilk tıp okulu açılır. Bu Askeri Tıp Okulu (Mektebi Tıbbıye-i Şahane) 14 Mart 1827 tarihinde açılır. Bu tarih bugün Tıp bayramı olarak kutlanmaktadır. Günümüzde ele geçen Okula ait bulunan mermer bir levhada okulun aslında bir “medrese” anlayışı içinde kurulduğu sonucu çıkartılabilir. Okulun eğitim anlayışı o zamanki çağdaş tıp eğitimi seviyesine henüz tam ulaşamıyordu. Bu nedenle Okulun başına 1839’da Viyanalı hekim Ambrois Bernard (1810–1844) getirilir. Bu suretle Osmanlı’daki eğitimin niteliğinde önemli bir adım atılmış olur.
    Her ne kadar bu okuldan mezun olan hekimlerin sayısı ordu için bile yetersiz geliyorsa da buna karşın Osmanlı’da sivil halka hizmet vermesi için hekimler yetiştirecek hiçbir tıp okulu bulunmuyordu. İşte bu ihtiyaç doğrultusunda 1867 yılında ilk Sivil Tıp Okulu (Mektebi Tıbbiye-i Mülkiye) eğitime açıldı. 1908 yılında Sivil Tıp Okulu “Fakülte”ye dönüştürülmüş ve bir yıl sonra da her iki okul Sivil Tıp Okulu çatısının altında birleştirilmiştir. Ülkemizde “14 Mart Tıp Bayramı”, ülkemizde söz konusu ilk tıp okulunun kuruluşu olan 14 Mart 1827 tarihine istinaden kutlanmaktadır.
    Osmanlı Darüşşifaları

    Yukarıda belirttiğimiz gibi Türk-İslam dünyasındaki hastaneler, “darüşşifa” kelimesi ile birlikte “bimeristan”, “maristan” isimleri yanında “darülsıhha, darulafiye, darulmerza, şifaiyye bimarhane, tımarhane” gibi isimlerle anılıyordu. Osmanlı İmparatorluğu döneminde de banzer adlar kullanılmıştır. En onunda da 19. yüzyılda “hastane” kelimesi ötekilerin yerini almıştır. 19. yüzyıl Osmanlısında, hastane kuruluşu açısından gerçekten hareketli bir dönem yaşanmıştır. Bu yüzyıla gelene kadar darüşşifaların sayısından yola çıkılırsa bu dönemin farkı kolayca anlaşılabilir. Bu hareketliliğin, nedenlerinin askeri alandaki hastane ihtiyacının karşılanmaya çalışılması gelmektedir.

    19. yüzyıla gelene kadar, İstanbul’da son hastane (darüşşifa) 1617 yılında açılmıştır. Bundan sonra İstanbul’da yaklaşık 200 sene yeni bir hastane hizmete girmemiştir. Buna karşın 1905 yılında İstanbul dışında, asker ve azınlık hastanelerini saymazsak 40’ı bulan sayıda hastane bulunmaktadır. Karantina, yerel ve özerk (azınlık hastaneleri vd.) yönetimdeki hastaneler dışında devlet teşkilatında çalışan hekimlerin sayısı 405 kadardır.
    “Gureba” kelimesi “garib” kelimesinin çoğuludur ve kimsesizler anlamına gelmektedir. Osmanlı’da, 19, yüzyılda bu isim altında kurulan hastaneler günümüz açısınden devlet hastanesi anlamını taşımaktadır.
    Ülkemizde bugünkü anladığımız anlamda ilk eczanenin 1757 yılında İstanbul, bahçakapı’da semtinde açılan İki kapılı Eczane olduğu bilinmektedir. 1880’li yıllarda Doğu’da (Erzurum, Van, Trabzon gibi şehirlerin herbirinde 3–4 eczane bulunmaktadır ve bunları yönetenlerin çoğu diplomasız kişilerdir.
    Hekimler

    Hekim olarak mesleğine sürdüren kişilerin Osmanlı toplumu içindeki varlığı hakkında tarihsel kaynaklar önemli bilgiler vermektedir. Osmanlı’nın ilk yüzyıllarında gerek tıbba özgü bir okul eğitiminin olmaması gerekse ülke denetleme ve yönetimi mekanizmalarının özellikleri göz önüne alındığında hekimlerin büyük bir serbestlik içerisinde mesleklerini icra edebildiklerini bilmekteyiz. Çokuluslu bir imparatorluk olarak Osmanlı ülkesinde değişik yerlerden gelen hekimlerin mesleklerini rahatlıkla yerine getirmeleri için son derece müsait bir ortam bulunmaktadır. Hem askeri amaçlar hem de halkın tıbbi ihtiyaçları hekim gereksinimini ortaya çıkartıyordu.

    Hekimlik, Osmanlı yönetimi için üzerinde önemle durulmuş bir alandır. Hekimlikle ilgili resmi evraklarda birçok ayrıntılı bilgilere rastlamak mümkündür. Darüşşifa başhekimleri Saray tarafından atanmakta ve Osmanlı yönetimi Süleymaniye Tıp Medresesi’ndeki eğitimle ilgili gelişmeleri yakından takip ederdi. Saray hekimliğine atananların birçoğu darüşşifa hekimlerinden ve Süleymaniye Medresesinden mezun olanlar arasından seçilir; atamalarda liyakata dikkat edilirdi (Sarı, 1995).
    Darüşşifalara hekim tayininde iyi ve tecrübeli hekimden beklenen özelliklerden bazıları şunlardı: Teşhis ve tedavi sırasında dört humor (unsur) teorisini uygulamakta tecrübeli olmalı, hasta mizacını belirleme ve ona göre ilaçlarını vermede ustalaşmış, teoriyi pratiğe, pratikten öğrendiklerini tecrübesine katan, diğer bilimlere de hakim vb. Hasta muayenesi son derece basit bir şekilde gerçekleştiriliyordu. Hastanın yüzüne doğru bir bakış ve birkaç sorudan sonra nabız kontrolu muayenenin aslını teşkil ediyordu. Nabız bilmek bir hekim için en önemli bir şeydi. Nabzın hızlanması hararete, yavaşlaması soğukluğa, genişliği rutubete ve vücutta cerahat çokluğunu anlamlara geliyordu.
    Hekimlerin mesleklerini icra edecekleri yerlerin bir yandan hastane türü bir toplumsal niteliği olan kurumsal yapılar olabilirken diğer yandan da her hekimin kendi başına çalıştığı kendisine özel mekanlar da olabilmektedir. Günümüzde, hekimlerin kendi özel işyeri diyebileceğimiz muayenehane niteliğindeki yerlere Osmanlı döneminde de rastlıyoruz. İşte, eskiden Osmanlı’da hekimlerin açtıkları bu muayenehanelere “dükkan” ismi verilirdi. Cerrahlar da “Cerrah dükkanı” denen yerlerde hasta bakıyorlardı. Hekim dükkanlarından başka “fıtıkçı karhanesi”, frengi dükkanı”, “çıkıkçı dükkanı” gibi çeşitli hastalıklar için dükkanlar da bulunmaktaydı.
    1700 yılına ait bir başka belgenin gösterdiğine göre İstanbul’daki hekimler ve cerrahlar Hekimbaşı’nın başkanlığında bir heyet tarafından imtihan edilmişlerdir ve çalışabileceklerine dair bir izin belgesi verilmiştir. O sırada İstanbul’da 21 hekim dükkanı ve 4 dükkansız hekim bulunmaktadır. Ayrıca 27 dükkanı olan cerrah ile bir de dükkansız olan cerrah bulunduğunu görüyoruz. Yani o zamanki İstanbul’da tıp ve cerrahi alanında serbest çalışan hekimlerin toplam sayısı yalnızca 53’dür.
    Hekimbaşılık
    Osmanlı İmparatorluğu’nda, devlet yönetimi içerisinde sağlık alanındaki en yüksek mevki “Hekimbaşılık”tı. Bu kurumun Osmanlı yönetimi içerisine hangi tarihten itibaren yerleştiği konusunda net bir şey söylenememektedir. Tarihsel kaynakların verileriyle Osmanlı Padişahları ile hekimler arasındaki ilişkiler 15. yüzyılın başlarından itibaren izlenebilmektedir. Bir kurum olarak hekimbaşılığa ait ilk belgeleri II. Beyazıt döneminden itibaren tespit edilebilmektedir.
    Hekimbaşılar birkaçı dışında medreseden mezun, ilmiye sınıfından tıp sanatına vakıf tanınmış kişiler arasından seçilirdi. Hekimbaşılar, birlikte çalıştığı Padişahın ölümünden sonra yeni gelen görevden uzaklaştırılırlardı. Bunun nedeni tedavide başarısız olduğu inancıydı. Yüksek ücret alan hekimbaşılar ayrıca arpaılık ve bahşişleri de yüksek bir bir gelir düzeyine sahiptiler. Bunlardan başka çeşitli gelir ve hediyeleri de vardı.
    Hekimbaşılar her şeyden önce padişahı ve ailesinin sağlığından sorumlu kişilerdi. Gerekli olduğunda başka hekimler de tedavi için çağrılabilirlerdi. Hanım sultanların hastalıklarında, onları muayene ve tedavi ederdi. Bu sırada odada Padişahın cariyelerinden biri bulunurdu. Muayene hastanın başından ayağına kadar kıymetli ince bir şal örtülerek tüller üzerinden yapılırdı. Her sene, yeni yılın başında Nevruz’da hekimbaşı tarafından Nevruziye adı verilen ve çeşitli maddelerden oluşan özel macunlar hazırlanırdı. Macunları devletin üst kademelerindeki kişilere takdim edilen hekimbaşı karşılığında hediyeler alırdı. Hekimbaşı savaşta padişahın yanında olur ve savaşa gidecek hekim ile eczacıları da belirlerdi. 19. yüzyılda askeri teşkilatın ilaç imali, satın alınması ve dağıtımı konusuyla da hekimbaşılar ilgilenmişlerdir. Padişahın isteği üzerine İstanbul’da çalışan yerli ve yabancı hekimlerin sınav ve teftişini yapar; icazetnamelerini verirdi. Sınavlarda başarısız olanların dükkanları (muayenehane) kapatılırdı. İstanbul’un sağlık işlerinden hekimbaşılar sorumluydu. Darüşşifa hekimlerinin tayini de hekimbaşılar tarafından yapılırdı. Padişah Abdülmecit döneminde, 1850 yılında hekimbaşılık. Hekimbaşılar yalnızca Padişahın ve yakınlarının hekimi (sertibba) olarak varlıklarını sürdürürler.


    Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın, ölüme erken sevgiye geç,
    Yine gecikmişim bağışla sevgilim, sevgiye on kala ölüme beş..

    )̲̅ζø̸√̸£ ч̸ø̸µ



  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Osmanlı Döneminde Tıp - Osmanlı Döneminde Tıp Bilimi Hakkında


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.02.11, 01:28
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 18.01.11, 22:19
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.04.10, 22:13
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.03.10, 23:06
  5. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 17.03.10, 21:58

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.