Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
Sayfa 3/6 İlkİlk 12345 ... SonSon
26 sonuçtan 11 ile 15 arası

Konu: Osmanlıca Sözlük (F Harfi)-Osmanlıca Sözlük (F Harfi)İle İlgili Osmanlıca Kelimeler..

  1. #11
    Administrator

    Standart Cevap: Osmanlıca Sözlük (F Harfi)-Osmanlıca Sözlük (F Harfi)İle İlgili Osmanlıca Keli

    RE: Osmanlıca Sözlük (F Harfi) FERRUC
    (C: Ferâric) Tavuk pilici.

    FERRUH
    f. Mübarek, kutlu, uğurlu.

    FERRUH-FÂL
    f. Bahtı açık, şanslı, talihli, uğurlu.Ferruhî : f. Mübareklik, uğurluluk, meymenet.

    FERRUH-ZÂD
    f. Mübarek evlât, uğurlu çocuk. * Hayırlı, kutlu, mübarek.

    FERS
    Dağıtmak. Saçmak. * Ciğer parçalamak. * Hurma çekirdeğinin kabuğunu soymak. * Atın pisliği. Fışkı.

    FERS
    Yırtmak. * Parçalamak. * Katletmek, öldürmek. * Boyunlamak.

    FERSA
    f. Mahveden, yoran, aşındıran manasına kelimelere bitişir. Meselâ: Tahammül-fersa $ : Tahammül bırakmayan. Tâkat-fersa $ : Tâkatsız düşüren, tâkat bırakmayan.

    FERSAH
    Uzunluk ölçüsü birimidir, iki çeşittir: Deniz fersahı: 5555 m. Kara fersahı: 4444 m. * İki şey arasındaki açıklık. * Sükun ve hareket arasındaki vakit. * Zaman. Saat. * Dâimî ve çok olup aslâ kesilmeyen şey.

    FERSAH FERSAH
    (Uzaklık için) Çok çok. Çok fazlaca uzak.

    FERSAN
    f. Derisi kürk yapımında kullanılan bir sansar cinsi.

    FERSE
    İnsanın boynunda ve arkasında olan ve gittikçe zaaf verip boynunu ve belini eğip, helâk eden yel.

    FERSENDAC
    f. Ümmet.

    FERSENG
    (Bak: Fersah)

    FERSUD(E)
    f. Eskimiş, yıpranmış. * Eski, yırtık.

    FERSUDE-GÎ
    f. Eskilik, yıpranış, fersudelik.

    FERŞ
    Yer. Yeryüzü. * Döşeme. Döşeyiş. Yaymak. Yayılmak. Döşenmiş şey. * Küçük develer.

    FERŞEHA
    İki ayak arasını açmak.

    FERTUT(E)
    f. Pir, çok ihtiyar. * Bunak, kocamış.

    FERTUTE
    Kadın esirler hakkında kullanılan tâbirlerdendir. Esir edilen kadınlar hakkındaki diğer tâbirler şunlardır: Mâriye, ümmülveled, acuze, duhter, yekdest, yekçeşm, mâyube. (O.T.D.S.)

    FERTUTÎ
    f. İhtiyarlık, pirlik, bunamışlık, bunaklık.

    FERUKA
    Böğürün yağı. * Korkak kişi.

    FERVE
    (C: Füre\'-Firâ) Baş derisi. * Bir parça toplanmış kuru ot. * Servet, zenginlik. * Kürk.

    FERVE
    f. Bazı hayvanların makbul olan derileri. Kürk.

    FERY
    İyi iş işlemek. * Meşin dikmek. * Yaramaz iş. Bir nesneyi ıslah için kesmek.

    FERYAD
    f. Bağırıp çağırma. Yüksek sesle medet istemek. Figan.

    FERYAD-I ANDELİB
    Bülbülün feryâdı, ötmesi. * Yirmiiki martta olan bir fırtına.

    FERYAD-BAHŞA
    f. Feryâd ettiren, bağırttıran.

    FERYAD-HAN
    f. Yardım isteyen.

    FERYAD-RES
    f. Feryâd edenin imdâdına koşan, yardımına gelen.

    FERZ
    Çukur yer. * Düz yer. * Ayırmak.

    FERZA'
    Pamuk çekirdeği.

    FERZAH
    Akrep isimlerinden bir isim.

    FERZAN
    İlim ve hikmet.

    FERZANE
    f. Bilgili kimse. Hakîm, feylesof. * Tas: Nefsanî alâkalardan sıyrılmış kimse.

    FERZANE-GÎ
    f. Üstünlük, rüçhaniyet. * Bilgi.

    FERZEND
    (C.: Ferzendân) f. Yavru. Çocuk. Veled.

    FERZENDÂNE
    Evlâd gibi. Evlâda yakışır surette.

    FE'S
    İki yüzlü balta. * Balta ile vurmak.

    FESA
    Eskimek. * Vurmak.

    FESA
    Bıçak.

    FESAD
    Bozuk ve fenalık. Karışıklık. Haddi tecavüz edip zulmetmek. (Zıddı: Salâh\'tır.)( $ Evet fıskla bozulan bir adam, bataklığa düşüp çıkamayan bir şahıs gibi çokların da o bataklığa düşmelerini istiyor ki, maruz kaldığı o dehşetli hâlet, bir parça hafif olsun. Çünkü musibet umumi olursa, hafif olur. Ve keza, bir şahsın kalbinde bir ihtilal, bir fenalık hissi uyanırsa; yüksek hissiyatı, kemalâtı sukut etmeye başlar; kalbinde tahribata, fenalığa bir meyil, bir zevk peyda olur. Yavaş yavaş o meyil kalbinde büyür; sonra o şahıs; bütün lezzetini, zevkini tahribatta, fenalıkta bulur. İşte o vakit, o şahıs, tam mânasiyle arzda yırtıcı bir hayvan, ihtilali çıkarıp büyüten bir belâ, fesadı durmayıp karıştıran bir âfet kesilir. İ.İ.)

    FESAD-I AHLÂK
    Ahlâk bozukluğu.

    FESAD-I DİMAĞ
    Akıl bozukluğu, delilik.

    FESAD-I Mİ'DE
    Mide fesadı, mide bozukluğu.

    FESAD-I TE'LİF
    Edb: Bir cümlede yapılan tertibin mâna çıkmayacak derecede bozuk ve karışık oluşu.

    FESAD-AMİZ
    f. Oyunbozanlık eden, fesat karıştıran.

    FESADAT
    (Fesad. C.) Bozukluklar. Kötülükler. Karışıklıklar.

    FESAD-ENGİZ
    Fesad koparan. Fesad çıkaran. Karışıklık çıkaran.

    FESAFİS
    Kesmez kılıç.

    FESAHAT
    (Bak: Fasahat)

    FESAKÎ
    (Fıskıyye. C.) Fıskiyeler. * Çocukların oynadıkları su püskürten oyuncaklar.

    FESALE
    (Füsule) Alçak ve asılsız olmak.



  2. #12
    Administrator

    Standart Cevap: Osmanlıca Sözlük (F Harfi)-Osmanlıca Sözlük (F Harfi)İle İlgili Osmanlıca Keli

    RE: Osmanlıca Sözlük (F Harfi) FESANE
    f. Asılsız hikâye. Masal. (Bak: Efsane)

    FESAR
    f. Yular.

    FESC
    Her nesnenin boşu.

    FESDA'
    (Bak: Sada\')

    FES'E
    Sâkin olmak, sâkin etmek.

    FESEKA
    (Fâsık. C.) Fâsıklar. (Bak: Fâsık)

    FESH
    Bozmak. Hükümsüz bırakmak. Kaldırmak. * Zayıf olmak. * Bilmemek. Cehil. * Re\'y ve tedbiri ifsad eylemek. * Zaif-ül akıl. Zaif-ül beden. * Tembellik yüzünden gayesine erişemeyen. * Unutmak. * Tıb: Beden âzalarının mafsallarını yerinden çıkarıp ayırmak.

    FESH-İ MUKAVELE
    Mukavelenin bozulması, anlaşmanın feshedilmesi.

    FESH
    Genişletmek.

    FESÎH
    (Füshat. den) Açık, geniş.

    FESİL
    (C: Efsâl-Fisâl) Adi, yaramaz kimse. * Bağ çubukları dikmek.

    FESÎL
    (C: Füslân) Hurma ağaçlarının küçüğü. * Her nesnenin kemi ve yaramazı.

    FESÎT
    Tırnak kesintisi, tırnak parçası.

    FESK
    Yola gitmek. * Kan döküp adam öldürmek.

    FESR
    Beyan etmek, açıklamak. * Tabibin suya bakması.

    FESS
    Kıtlık günlerinde tohumundan ekmek yapılan bir ot.

    FESTAT
    (Bak: Fustât)

    FESTEMİ'
    (Fe-istemi\') Dinle, işit (anlamında bir kelimedir.) (Fe) ile (İstemi\') emr-i hazırından ibarettir.

    FESTİVAL
    Fr. Çeşitli sebeplerle yapılan ve birkaç gün süren şenlik.

    FE-SÜBHANALLAH
    Allah (C.C.) ne güzel yaratmış; Allah Sübhândır, bütün noksanlıklardan münezzehtir; Her şey kendine tesbih eder (anlamında olup hayret ve taaccübü ifâde için söylenir.) (Bak: Sübhân)

    FESV
    (Fesüvv) Yellenmek.

    FEŞ'
    Böğürtlen ağacına benzer bir ağaç.

    FEŞAFEŞ
    f. Hışıltı. * Atılan okun, havada giderken çıkardığı ses.

    FEŞAK
    Sürur, neşe, sevinç, neşat.

    FEŞAN
    f. Saçma. Neşretme. * Yayıcı. Serpici olan.

    FEŞAR
    f. Sıkıcı. Sıkan. Sıkıp suyunu çıkaran.

    FEŞC
    Ayağını ayırıp apışmak.

    FEŞEL
    (C: Efşâl) Korkak olmak.

    FEŞFAŞ
    Yassı kılıç.

    FEŞFEŞE
    Uykudan uyandırmak.

    FEŞG
    Dağıtmak. * Vurmak.

    FEŞGA
    Pamuk parçası.

    FEŞGA
    Dağılmış; münteşir.

    FEŞH
    Başına el ile vurmak.

    FEŞİL
    (C.: Efşâl) Korkak, cesaretsiz, yüreksiz.

    FEŞK
    Kırmak.

    FEŞŞ
    Eritmek. * Süt sağmak. * Çıkarmak. * Yabani olan keçiboynuzu ağacının yemişi.

    FETA
    (C.: Fitye, Fityan veya feteyân) Genç. Delikanlı. * Cömert.

    FETA
    (Fetâne) (C: Eftâ) Yassı ve çökük burunlu olmak.

    FETAH
    Yumuşak.

    FETAK
    Fıtık. Kasığı şişmiş olan kimse.

    FETAKE
    Gadretmek, öldürmek.

    FETANET
    (Bak: Fatânet)

    FETASE
    Yassı çökük burunlu olmak. * Büyük boncuk.

    FETAT
    Kuvvetli, genç kadın.

    FET'E
    Zikretmek.

    FETEHAT
    (Fetha. C.) Fethalar, arapçadaki üstün işaretinin adı.

    FETEL
    Devenin iki kollarının, yanlarından uzak olması.

    FETEVA
    (Fetva. C.) Fetvalar. Ehliyet sâhibi bir din âliminin bir mes\'ele hakkında müsbet veya menfî haber ve malûmatları. (Bak: Fetva)

    FETH
    Açma, başlama. * Zaptetme. Ele geçirme. Zafer. Nusret. * Faydalı şeyleri elde etmek için yolları açmak. Muğlak şeyleri açmak. Bu iki suretle olur. Biri, basâr ile idrâk olunur. Gam ve kederi gidermek gibi. İkinci de: İki nevi olup birincisi; dünya işlerinde olur. Sürur vermekle gamı izâle etmek, bir değerli şey vermekle fakirliği kaldırmak gibi. İkincisi; kapalı, muğlak bilgilerin keşif ve izharında kullanılır. Bu da iki türlüdür; Birisi; zâhirî ve müsbet ilimleri çoğaltmak ve mânalarını tahkik etmekle olur. Diğeri; ilm-i ledün âlemine dalmakla olur. (L.R.)

  3. #13
    Administrator

    Standart Cevap: Osmanlıca Sözlük (F Harfi)-Osmanlıca Sözlük (F Harfi)İle İlgili Osmanlıca Keli

    RE: Osmanlıca Sözlük (F Harfi) FETH-İ BAB
    Kapı açmak.

    FETH-İ BİLAD
    Beldelerin istilâsı, şehirlerin zabtı.

    FETH-İ İSLÂM
    Tuna nehri üzerinde Kladova kasabası yakınlarındaki bir kalenin adı. * İslâmların fethetmesi.

    FETH-İ KELÂM
    Söze başlama.

    FETH-İ KOSTANTİNİYYE
    İstanbul\'un Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethi.

    FETH-İ MEYYİT
    Ölüm sebebini anlamak için cesedin açılarak muâyene edilmesi, otopsi.

    FETH-İ MÜBİN
    Açık ve parlak zafer. Hakkı, bâtılın tahakkümünden kurtaran veya birbirine zıd olan hak ile batılın karışıklığını ayırarak hakkı galip kılan feth ve zafer Bu zafer, harp ile olabileceği gibi harpsiz de olur. (Hakikatın ve ilmin galebesi gibi.)Fetih suresinin birinci âyetinde geçen "Feth-i mübin"in ifade ettiği manâlardan biri: Sahih-i Buharî muhtasarının beyanına göre çok İslâmî fetihlerin mebdei olan Hudeybiye sulhudur. Ulemanın ekserisine göre ise; Biat-ı Rıdvan\'dır.Kur\'anın hitabı umum asırlara baktığı için, bu gibi fetih ve zafer manâlarından her asırdaki Âlem-i İslâm hissedardır.

    FETH-İ SUVER
    Suretlerin meydana çıkışı. Her mahlûkun Allah\'ın ilim, irade ve kudretiyle en münasib şekilde suretlerinin açılışı.

    FETİH SURESİ
    Kur\'an-ı Kerim\'in 48. suresi.

    FETHA
    Gr. Arabçada harfleri (E, A) diye okutan işâret, üstün.

    FETHA (FETAHA)
    (C.: Füteh-Fütuh-Fethât) Kaşı olmayan halka yüzük. * Büyük yüzük. * Tavşancıl kuşu.

    FETHÎ
    Fetih ile alâkalı. Fethe âit. * Ferahlık verici.

    FETİH
    (Bak: Feth)

    FETİK
    Dülger. * Sabah. * Parlayıcı nesne, parlak olan şey.

    FETÎL(E)
    Yaralara konulan tiftik. * Lâmba fitili. * Deriden çıkan kir. * Örgü.

    FETÎR
    Taze nesne. * Cıvık hamur. * Acele anlaşılan.

    FETÎS
    Büyük çekiç.

    FETİŞİZM
    Fr. Küçük putlara ve heykellere tapma âdeti. Putçuluk. Kadın resimlerine veya heykellere fazlaca sevgi beslemek hastalığı.

    FETÎT
    Terit altına konulan ekmek parçaları.

    FETİYLE
    Yanmış fitil ucu. * Bükülmüş ince sicim. * İki parmak arasındaki kir.

    FETK
    Şak etme. Ayırma. Yarma. Yarılma. * Tıb: Dikilmiş bir şeyi söküp ayırmak. * Kasık yarığı, kasık zarının yarılması ile barsakların torba içine dolmasından ibaret sakatlık. Fıtık hastalığı. * Şafak sökmesi. Fecir ağarması. * Parçalanıp birbirine düşmüş cemaat.

    FETK
    Zamanını gözeterek açıktan adam öldürmek. * Yaralamak. * İnadetmek.

    FETKELÎN
    Belâ. Zahmet.

    FETL
    Bükmek. * Yüz döndürmek.

    FETN
    Yakmak, ihrak etmek.

    FETRET
    Uyuşukluk, zayıflık. * Vahy ve semavî hükümlerin sükûn zamanı olduğu için, iki peygamber-i zişan devirleri arasındaki zaman. * Vukuu âdet halinde olan şeyin kesilme zamanı veya kesilmesi. * İki vakıa arasındaki geçen zaman. Terakki ve teâli devirleri arasındaki hareketsiz, sükûnetli geçen devir. * Tıb: İki ateşli hastalık arasındaki geçen zaman.(Suâl ediyorsunuz ki: Zaman-ı fetrette, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm\'ın ecdadı bir din ile mütedeyyin mi idiler?Elcevab: Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm\'ın, bilâhare gaflet ve mânevi zulümat perdeleri altında kalan ve hususi bâzı insanlarda cereyan eden bakıye-i dini ile mütedeyyin olduğuna rivâyât vardır. Elbette Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm\'dan gelen ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm\'ı netice veren bir silsile-i nuraniyeyi teşkil eden efrad, elbette, din-i hak nurundan lâkayd kalmamışlar ve zulümat-ı küfre mağlub olmamışlar. Bil\'ittifak, teferruattaki hâtiatlarından muâhezeleri yoktur. İmam-ı Şâfiî ve İmam-ı Eş\'arîce, küfre de girse, usul-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünki teklif-i İlahî irsal ile olur ve irsal dahi, ıttıla\' ile teklif takarrur eder. Mâdem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-i sâlifenin dinlerini setretmiş; o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. İtaat etse sevab görür, etmezse azab görmez. Çünki mahfî kaldığı için hüccet olamaz. M.)

    FETŞ
    Sorup aratmak.

    FETT
    Kırmak, kesr.

    FETTAH
    (Fetih. den) En iyi, en çok fetheden. Darlıktan kurtaran. Her şeyi en iyi cihetten açan. Her şeyi açan. Zabteden Allah (C.C.)

    FETTAHİYYET
    Fethedicilik. Her şeye lâyık bir şekil açmak ve suret vermek sıfatı. (Yâni, Fettah isminin tecellisi ile basit bir maddeden ayrı ayrı çeşit çeşit, hadsiz muntazam suretlerin, beraber, her tarafta bir ânda, bir fiil ile açılmasıdır. Ş.)

    FETTAK
    (Fetk. den) Kanlı katil, çok sayıda insan öldürmüş kimse.

    FETTAN
    Fitneci. Kurnaz. Fitne çıkaran. Karıştıran. * Hırsız. * Şeytan. * Altın eriten kuyumcu.

    FETTANE
    Mehenk taşı. Altun ve gümüşü muâyeneye yarıyan taş.

    FETTE
    Açmak. * Yardım. * Hüküm.

    FETUR
    Oruç açacak nesne. * Yaratmak. * Yarmak. * İki parmağıyla kaşımak.

    FETUT
    Ekmek parçaları.

    FETVA
    Bir hâdise, bir muâmele hakkındaki hükm-ü şer\'îyi ehli olanın haber vermesi ve o hükme dair verilen mâlumat, bilgi.

  4. #14
    Administrator

    Standart Cevap: Osmanlıca Sözlük (F Harfi)-Osmanlıca Sözlük (F Harfi)İle İlgili Osmanlıca Keli

    RE: Osmanlıca Sözlük (F Harfi) FETVA EMİNİ
    Şeyhülislâm kapısındaki Fetvahane\'nin başında bulunan zata verilen ünvandır. Şeyhülislâma sorulan şer\'i meselelerin fetvalarını hazırlamak, istida ile vukubulan suallere cevap vermek ve şer\'iyye mahkemelerinden verilen ilâmları tetkik etmek vazifeleriyle mükellefti. Maiyyetinde Fetvaemini muavini, İlâmat müdür ve mümeyyizi, başmüsevvit, müsevvit gibi ulema ve fukahadan müteaddit memurlar vardı.Fetva eminleri, en yüksek ilim sahipleriyle beraber memuriyetlerinin unvanlarına münasib olarak emin, fakih ve müteşerri\' kimseler arasından seçilirlerdi. Fetva eminlerinden, şeyhülislâm olanlar da vardır.Fetva eminliği Kanuni Sultan Süleyman\'ın saltanatından sonra ihdas edilmiştir. İstanbul\'un fethinden evvel, Bursa Kadıları bu işi gördükleri gibi, İstanbulun fethinden sonra İstanbul Kadısı olan Hızır Bey, fetva eminliği vazifesini görürdü. Bu müessese Osmanlı saltanatının sonuna kadar devam etmiştir. (O.T.D.S.)

    FETVA-PENAH
    Fetvaya sığınan Şeyhülislâm.

    FE'V (FE'Y)
    Yarmak. * Koparmak. * İki dağ aralığı.

    FEVAHİŞ
    (Fâhiş. C.) Fâhiş işler. Bozuk işler. Kötü ve haram olan işler, ameller.

    FEVÂİD
    (Fayda. C.) Faydalar. Faydalı şeyler.

    FEVÂİD-İ ME'MULE
    Umulan faydalar.

    FEVAİH
    (Fâih. C.) Meyve ve çiçek kokuları.

    FEVAİT
    (Fevt. C.) Fevt olmuş şeyler. * Vaktinde kılınmamış namazlar.

    FEVAK (FÜVÂK)
    İki sağım arasında devenin memesinde sütün birikmesi. * Rahat. * Rücu. * Uzun boyunlu bir nevi su kuşu.

    FEVAKİH
    (Fâkihe. C.) Meyveler, yemişler, fâkiheler.

    FEVARİS
    (Fâris. C.) Atlılar, biniciler.

    FEVASIL
    (Fâsıla. C.) Fâsılalar. (Bak: Fâsıla)

    FEVATİH
    (Fâtiha. C.) Fâtihalar. Başlangıçlar. * Son vermeler. * Bir kitabın mukaddemeleri.

    FEVAZIL
    (Fâzıla. C.) (Bak: Fâzıl)

    FEVC
    Dalga. Bölük. İnsan kalabalığı. Cemaat. Takım. * Koşmak. Sür\'at etmek. * İyi kokunun dağılıp yayılması.

    FEVC FEVC
    Dalga dalga, kısım kısım, takım takım, akın akın, cemaat cemaat.

    FEVC-Â-FEVC
    Akın akın, takım takım.

    FEVD
    Bir işi veya emri başkasına teslim etmek.

    FEVD
    Tavşancıl kuşunun kanadı. * Ölmek. * Canip, taraf, yön.

    FEVDEC
    (C: Fevâdic) Mahfe.

    FEVEHAN
    (Fevh. C.) Güzel kokular.

    FEVEHAT
    (Fevha. C.) Güzel kokular.

    FEVERÂN
    Maddi ve manevi kaynayıp fışkırmak. * Köpürmek. * Coşmak. * Kokunun etrafa yayılması. * Depreşmek. * Şiddet.

    FEVERÂN-I ÂB
    Suyun fışkırması.

    FEVERÂN-I DEM
    Kan fışkırması.

    FEVG
    şişman olmak.

    FEVGA'
    İri vücutlu, şişman kadın.

    FEVH
    Yaradan kan fışkırması. * Bolluk, genişlik. * Güzel kokunun yayılması. * Kaynamak.

    FEVH
    Kokmak.

    FEVH
    Ağız büyüklüğü.

    FEVHA
    (C.: Fevehât) Güzel koku.

    FEVHED
    Semiz oğlan, şişman çocuk.

    FEVK
    Üst. Üst taraf. Yüksek derece. Yukarı.

    FEVKALÂDE
    Âdetin fevkinde. Ayrıca, hususi surette. Bilinenlerin üstünde. Müstesna ve yüksek bir surette.

    FEVKALBEŞER
    (Fevk-al beşer) İnsan gücünün üstünde, insanüstü.

    FEVKALGAYE
    Son derecede.

    FEVKALHAD
    (Fevk-al had) Huduttan ileride. Sınırsız. Hudutsuz.

    FEVKALKANUN
    Kanun üstü. Kanunun kabul etmediği. Kanunun karışmadığı.

    FEVKALKÜLL
    (Fevk-al kül) Hepsinin fevkinde. Bütününün üstünde.

    FEVKALME'MUL
    (Fevk-al me\'mul) Ümidin fevkinde, Umulandan ziyade. Ümid edilmedik şekilde. Beklenmedik bir anda.

    FEVKALMU'TÂD
    (Fevk-al mu\'tâd) Her zamankinden üstün. Âdetin fevkinde.

    FEVKANÎ
    Üst, üst tarafta, üstteki.

    FEVKATTAHAMMÜL
    (Fevk-at tahammül) Tahammülün üstünde, tahammül edilmez, dayanılmaz, dayanılması imkânsız.

    FEVR
    Hemen. Birdenbire. Acele. Sür\'at. * Bir adamın geldiği semt ve cihet. * Suyun kaynayıp fışkırması.

    FEVREN
    Birdenbire, sür\'atle, çarçabuk.

    FEVRES
    Buğday, hınta.

    FEVRÎ (FEVRİYYE)
    Düşünmeden ve âni olarak yapılan hareket.

    FEVT
    Ölüm, mevt. * Kaybetme. Elden çıkarma. Kaçırma. Bir şeyin bir daha ele geçmiyecek şekilde elden çıkması.

    FEVT-İ FURSAT
    Fırsat kaçırma. Fırsatı değerlendirememe. Ele geçen bir imkânı kullanamama.

    FEVVARE
    Fıskıye, su fışkırtan şey.

    FEVZ
    Kurtuluş. Zafer. Necat. Muvaffakiyet. Selâmet.

    FEVZ
    Ölmek, mevt.

    FEVZÂ
    Kargaşalık. Anarşi. * Karışmış, muhtelit.

    FEVZÂ-YI ÂRÂ
    Fikirlerin karmakarışık olması. Fikre ait anarşi. Fikrî anarşi.

    FEVZAÎ
    Anarşist. Hiç bir din ve nizam tanımayan. * Kargaşalık ve anarşi ile alâkalı.

    FEVZAİYE
    Fls: Anarşik. Kanun ve nizam tanımayan hal ve hareket.

    FEVZÎ
    Kurtuluşa, fevze âit ve müteallik.

    FEVZİYE
    Yeniçeri Ocağı\'nın kaldırılması üzerine II.Sultan Mahmud tarafından eski odalar mevkiine verilen isimdir. Yeniçeri Ocağı\'nın kaldırılması esnasında, yeni odalar Kara Cehennem\'in attığı yağlı paçavralarla yanmış, eski odalar da ocağın ilgasından birkaç gün sonra yıktırılmıştır. Gerek yanan ve gerekse yıkılan yerlerin vaziyetlerinin tâyini hakkında Sadrazam Selim Mehmed Paşa\'nın, Padişaha arzettiği telhis üzerine, Sultan Mahmud, yeni odaların bulunduğu yere Ahmediye, eski odalar mevkiine de Fevziye adının verilmesini emretti (O.T.D.S.)

    FEY'
    Ganimet. Harbde elde edilen mal. * Rücu\'. * Haraç. * Zeval vaktinden sonraki gölge. (Bak: Fey-i zeval)

  5. #15
    Administrator

    Standart Cevap: Osmanlıca Sözlük (F Harfi)-Osmanlıca Sözlük (F Harfi)İle İlgili Osmanlıca Keli

    RE: Osmanlıca Sözlük (F Harfi) FEY' (FEY'A)
    Her nesnenin evveli.

    FEYA
    Yahu... gibi mânaya gelir, hayret ifade eder.

    FEYAC
    Söz, kelam.

    FEYAFÎ
    (Feyfâ. C.) Çöller, sahralar.

    FEYALİLACEB
    (Fe-yâ lil\'aceb) Hayret ve taaccüb ifâdesi için söylenir.

    FEYAYİH
    (Feyhâ. C.) Genişlikler, enginlikler, boşluklar.

    FEYC
    (C: Füyuc-Feycân) Haber getiren peyk.

    FEYCEN
    Sedef dedikleri ot.

    FEYD
    Sallanmak.

    FEYDUM
    Bir nevi mâcun.

    FEYEZAN
    f. Suyun çok olup taşması, çoşması. * Bolluk, fazlalık, feyiz.

    FEYFA'
    (C.: Feyâfi) Büyük çöl, sahra.

    FEYFA-NEVERD
    f. Çöl yolcusu. Çöllerde yol alıp ilerliyen.

    FEYH
    Sıcağın şiddetlenmesi. * Koku yayılmak. * Kazan kaynamak. * Yara kanamak.

    FEYHA
    Geniş ve büyük olan. Engin.

    FEYHA
    Bir nevi toprak çanak. * Genişlik, vüs\'at.

    FEYHAK
    Geniş nesne.

    FEYHEC
    İçki ölçülen bardak. Şarab. Hamr. Bâde.

    FEY-İ ZEVAL
    Güneşin garba doğru dönmesinin başlaması, Güneş tam ortada gibiyken yerde dikili olan şeylerin gölgeleri batıdan doğuya dönüp kısalmakta son bulduğu zamandır. Bundan sonra öğle namazı vakti başlar.

    FEYK
    Tavuğun gıdaklaması. * Uzun boylu erkek. * İyi olmak.

    FEYL
    Hamile kadının sütü.

    FEYLAK
    Büyük adam. * Çok asker. Kolordu. * (C: Feyâlik) İpek böceği ve kozası.

    FEYLEKUN
    Kandıra dedikleri hasır otu.

    FEYLEKUS
    Fil kulağı dedikleri büyük yassı yapraklı ot.

    FEYLEM
    Geniş, büyük nesne.

    FEYLEMANÎ
    Cüssesi büyük olan.

    FEYLESOF
    Felsefe ile uğraşan, felsefeci. (İlm-i hikmetle meşgul olan mütefennin. Dinle münasebeti olmayan gayr-ı müslim. L.R.) (Bak: Hükemâ)(İ\'lem Eyyühel-Aziz! Bir şeyden uzak olan bir kimse, yakın olan adam kadar o şeyi göremez. Ne kadar zeki olursa olsun o şeyin ahvâli hakkında ihtilâfları olduğu zaman yakın olanın sözü muteberdir. Binaenaleyh, avrupa feylesofları, maddiyatta şiddet-i tevaggulden dolayı iman, İslâm ve Kur\'anın hakaikından pek uzak mesafelerde kalmışlardır. Onların en büyüğü, yakından hakaik-ı İslâmiyeye vukufu olan âmi bir adam gibi de değildir. Ben öyle gördüm; nefs-ül emir de benim gördüğümü tasdik eder. Binaenaleyh şimşek, buhar gibi fenni meseleleri keşfeden feylesoflar, hakkın esrârını, Kur\'an nurlarını da keşfedebilir diyemezsin. Zira onun aklı gözündedir. Göz, kalb ve ruhun gördüklerini göremez. Çünki kalblerinde can kalmamıştır. Gaflet, o kalbleri tabiat bataklığında çürütmüştür. M.N.)

    FEYLULE
    İkindiden akşama kadar olan ve mekruh addedilen uyku. (Bak: Kaylule)

    FEYNAN
    Güzel uzun saçlı kişi.

    FEYNE
    Zaman. Saat.

    FEYRUZEC
    Piruze dedikleri kıymetli taş.

    FEYŞE (FEYŞELE)
    (C: Feyâşil-Fiyeş-Fiyâş) Zeker başı.

    FEYTEK
    Dülger.

    FEYYAD
    Erkek baykuş. * Çok yiyen adam.

    FEYYAL
    Fil çobanı. File bakan kimse.

    FEYYAZ
    Çok feyz veren. Çok bereket ve bolluk veren. (Bak: Feyz)

    FEYYAZ-I MUTLAK
    Mutlak ve sonsuz feyiz ve bolluk sahibi. Allah.(Kader herşeye bir miktar ve o miktara göre bir kalıp vermiştir. Feyyaz-ı Mutlak\'tan aldığı feyze olan kabiliyeti, o kalıba göredir. M.N.)

    FEYYAZ-I MÜTEÂL
    Çok feyz ve bereket veren. Müteâl olan Allah (C.C.)

    FEYYİH
    Şiddetli adam.

    FEYYİL
    Zayıf hüküm.

    FEYZ
    Ölmek.

    FEYZ
    (C.: Füyuz) Bolluk, bereket. * İlim, irfan. Mübareklik. * Şan, şöhret. * İhsan, fazıl, kerem. Yüksek rütbe almak. * Suyun çoğalıp çay gibi taşması. Çok akar su. * Bir haberi fâş etmek. * İçindeki düşüncesini izhar etmek.(Hakaik-ı imaniye ve esasat-ı Kur\'aniye, resmî bir şekilde ve ücret mukabilinde dünya muamelâtı suretine sokulmaz. Belki bir mevhibe-i İlâhiye olan o esrar, hâlis bir niyet ile ve dünyadan ve huzuzat-ı nefsaniyeden tecerrüd etmek vesilesiyle o feyizler gelebilir. M.)

    FEYZ-İ SAFÂ
    Neşenin feyzi, safânın bolluğu.

    FEYZ Ü RİF'AT
    İlerleme, bolluk ve yükseklik.

    FEYZA FEYZ
    Feyiz ile dolu, bol.

    FEYZ-AVER
    f. Feyz getiren. Feyiz veren. * Bolluk veren.

    FEYZ-BAHŞ
    f. Feyiz ve bereket veren, feyiz bağışlayan.

    FEYZ-DAR
    f. Feyizli, bol, bereketli, gür.

    FEYZ-EFZA
    f. Feyiz artıran, bollaştıran.

    FEYZÎ
    Bolluk ve berekete ait ve müteallik. Feyze mensub.

    FEYZ-NAK
    f. Feyizli, bereketli, bol.

    FEYZ-RESAN
    f. Bolluk ve bereket getiren, feyiz bahşeden.

    FEYZ-YAB
    f. Bollaşan, feyiz bulan. Feyze nâil olan.

    FEZA
    Yıldızlar arasındaki geniş boşluk. Gökyüzü. * Yer geniş olmak. * Açık sahra. * Saha. * Yerde akan su.

    FEZÂ-YI FEYZ
    Feyiz sahası, feyzin fezası.

    FEZÂ-YI ITLÂK
    Hudutsuz gökyüzü. Nihayetsiz feza.

    FEZA
    Rahim içinden çıkan su.

    FEZA'
    Korku. Havf. * Sığınma, dehalet. * Uykuda şiddetli korku ile uyanmak.

    FEZA
    (Efzâ) f. Artıran, ziyadeleştiren, çoğaltan (mânâlarına gelip, kelime sonlarına getirilerek birleşik kelime yapılır.) Meselâ: Can-feza $ : Can verici. Hayret-feza $ : Çok hayret verici. Ruh-feza $ : Ruh verici.

    FEZAA
    Yolda ve tarlada yapılan ve höyük denilen suret.

+ Cevap Ver
Sayfa 3/6 İlkİlk 12345 ... SonSon
  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Osmanlıca Sözlük (F Harfi)-Osmanlıca Sözlük (F Harfi)İle İlgili Osmanlıca Kelimeler..


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 25.05.09, 13:33
  2. Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 24.05.09, 23:06
  3. Cevaplar: 70
    Son Mesaj: 24.05.09, 22:57
  4. Cevaplar: 49
    Son Mesaj: 24.05.09, 21:57
  5. Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 22.05.09, 01:48

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.