Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Konu: AÖF Sosyal Politika Dersi Konu Özetleri (1. ünite, 2. ünite, 3. ünite, 4. ünite 5, 6, 7, 8. Ünite)

  1. #1
    ModeratoR
    Sponsorlu Bağlantı

    Yeni AÖF Sosyal Politika Dersi Konu Özetleri (1. ünite, 2. ünite, 3. ünite, 4. ünite 5, 6, 7, 8. Ünite)

    Sponsorlu Bağlantı

    SOSYAL POLİTİKA
    1.ÜNİTE ÖZETİ
    SOSYAL POLİTİKA: Devletin ülke insanının refahına yönelik olarak aldığı kararlar ve sürdürdüğü uygulamaların bütününe SOSYAL POLİTİKA denir.

    DAR ANLAMDA SOSYAL POLİTİKA: Sanayi devriminin ortaya çıkardığı kötü çalışma koşullarına karşı işçileri ve emeği sermayeye karşı korumak ve bu yolla toplumdaki sınıf çalışmalarını önleyerek toplumun ve devletin varlığını sürdürmesini sağlamaya yönelik uygulamalara DAR ANLAMDA SOSYAL POLİTİKA denir.

    SOSYAL POLİTİKA UNSURLARI 1-Sosyal adalet 2-Adil gelir dağılımı 3-Ekonominin işleyişinde ki aksaklıkları düzeltici, toplumsal dengedir.

    BARIŞ VE DENGE BİLİMİ OLARAK TANIMLANMASI: Kapitalist ekonomik sistemin devamının sağlanmasının ekonomik büyümeyi kalkınmayı ve refahı temsil etmesi ve bu sistemin devamının da korunacak denge ile mümkün olduğuna duyulan inanç dar anlamda sosyal politikayı barış ve denge bilimi olarak tanımlar.

    GENİŞ ANLAMDA SOSYAL POLİTİKA : Amacı sosyal adalet ve sosyal refahı sağlamak olan kapsamı sosyal sorunlar ile paralel olan, ekonomiye sosyal boyut katmak ve ekonominin işleyişindeki aksaklıkları düzeltici politikaların oluşmasını sağlayarak sosyal dengeyi gözetmek amacıyla hümaniter bir bilim dalı olarak yapılan tanım GENİŞ ANLAMDA SOSYAL POLİTİKA denir.Geniş anlamda sosyal politikanın varlığı LİBERAL DEVLET anlayışına dayanır.

    DAR ANLAMDA SOSYAL POLİTİKA İLE GENİŞ ANLAMDA SOSYAL POLİTİKA ARASINDAKİ FARKLAR - Dar anlamda sosyal politika sanayi devrimi ile ortaya çıkan sosyal sorunları ele alırken Geniş anlamda sosyal politika sanayi devriminden önceki sosyal sorunlardan günümüzdeki sosyal sorunlara kadar uzanan geniş bir çevreyi ifade eder. -Dar anlamda sosyal politika çalışma hayatındaki sosyal politikalara emek sermaye bağlamında yaklaşırken, Geniş anlamda sosyal politika sosyal sorunlara bakış açısını sınıf perspektifinden daha geniş bir şekilde uygular. -Dar anlamda sosyal politika ekonomi sistemi kapitalist ekonomik sistem olarak kabul eder ve temel amacı bu sistemi sürdürmektir. Geniş anlamda sosyal politika ise ekonomi politikalarının sadece liberal politikalardan oluştuğunun varsaymaz. -Dar anlamda sosyal politika temeline işçileri alırken, Geniş anlamda sosyal politikanın kapsamı bağımlı çalışanlarında içinde olduğu geniş toplum kesimleridir.

    FRANSIZ İHTİLALİ: Sosyal politikanın ortaya çıkışına neden olan ilk olaydır.

    SANAYİ DEVRİMİ: Sosyal politikanın bir bilim dalı olarak ortaya çıkışının sebebidir.

    SOSYAL POLİTİKANIN KİŞİ BAKIMINDAN KAPSAMI Sosyal sorunların farklılaşmasına paralel olarak dinamik bir gelişim göstermiştir. Sanayileşmenin ortaya çıkarttığı bir sınıf olan işçi sınıfı sosyal politikanın kişi bakımından kapsamını oluşturan tek kesimdi. Çalışma yaşamının değişimi kamu kesimi ve hizmetler sektörünün gelişimi ile birlikte kamu görevlileri de kapsama girmiştir. Sosyal adaletin ve sosyal barışın sağlanması açısından özel bir önem taşıyan ekonomik yönden güçsüzler yanında özel olarak korunması gereken toplum kesimleri de sosyal politikanın kapsamını belirlemede önemli yere sahip olmuştur.


    SOSYAL POLİTİKANIN KİŞİ BAŞINA KAPSAMI İÇİNE ALDIĞI SINIFLAR

    -İşçiler- Bağımlı statü içinde çalışanlar,- Ekonomik yönden güçsüzler,-Özel olarak korunması gereken kesimler.

    BAĞIMLI STATÜDE ÇALIŞANLAR -İşçiler -Sözleşmeli çalışanlar -Kamu görevlileri -Memurlar -Başka statüler altında bağımlı olarak çalışanlar

    TEKNİK BAĞIMLILIK: Çalışanın işverene işin yapılması ve yürütülmesi yöntemi ve koşulları bakımından bağlı olması bağımlı statüde çalışmanın unsurları içinde yer alan teknik bağımlılıktır.

    HUKUKİ BAĞIMLILIK: Çalışanın işverenin emir ve otoritesine tabi olmasını ve işin yürütülmesi ile ilgili olarak işverene denetim ve yaptırım anlamında bağlı olması.

    EKONOMİK BAĞIMLILIK: Yaptığı iş karşılığında düzenli ve sürekli bir gelir elde etmesini ve ekonomik yönden işverene bağımlı olması.

    EKONOMİK YÖNDEN GÜÇSÜZ KESİMLER: Toplumda yeterli düzenli ve sürekli bir gelir güvencesinden yoksun kesimler ekonomik yönden güçsüz kesimler kabul edilir. İşsizler, sermayeleri olmayan yada sınırlı olan küçük esnaflar bir sanatı ve becerisi olmasına rağmen yeterli kaynağa sahip olmayan ve gerekli pazara ulaşamayan sanatkarlar, topraksız köylüler veya yeterli arazisi olmayan çiftçiler.

    ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKENLER
    1-Çocuklar 2-Yaşlılar 3-Tüketiciler 4-Özürlüler 5-Eski hükümlüler

    6-Gençler 7-Kadınlar 8-Göçmenler ÇOCUKLAR: Topluma uyum sağlama noktasında eğitimleri ve çalışma hayatındaki koşullar dolayısıyla özel olarak korunması gereken kesim çocuklardır.

    YAŞLILAR: Çalışma yaşamından ayrıldıkları anda ekonomik olarak bakım ve gözetim olanakları itibari ile sosyal anlamda özel olarak korunması gereken kesim yaşlılardır.TÜKETİCİLER: Doğru bilgilendirme zorluklarına bağlı olarak ekonomik anlamda özel olarak korunması gereken tüketicilerdir.

    ÖZÜRLÜLER: Yetersizlikleri dolayısıyla toplumla bütünleşmelerini zorlaştıracak her konuda özel olarak korunması gereken kesim özürlülerdir.

    ESKİ HÜKÜMLÜLER:Topluma uyumları noktasında özel olarak korunması gereken kesim eski hükümlülerdir.

    GENÇLER: İşgücü piyasasına girişleri anlamında ve eğitimleri noktasında özel olarak korunması gereken kesim gençlerdir.

    KADINLAR: Fiziksel durumları nedeni ile hiçbir ayrımcılığa uğratılmamaları konusunda özel olarak korunması gereken kesim kadınlardır.


    SOSYAL POLİTİKANIN İLK KONULARI: 1-Koruyucu iş hukuku mevzuatının oluşturulması 2-Örgütlenme özgürlüğünün elde edilmesi 3-Çalışma hayatındaki risklere karşı sosyal sigortaların oluşturulması 4- Ücretin korunması

    GÜNÜMÜZDE SOSYAL POLİTİKASININ İLGİLENDİĞİ KONULAR 1-İşsizlik 2-Çalışma koşullarının iyileştirilmesi 3-Sosyal dışlanma 4-Gelir dağılımındaki adaletsizlikler 5-Düzgün iş 6-Yoksulluk, yoksunluk ve göç 7-Çevre sorunları ve konut sorunu 8-Ayrımcılık 9-Çocukların ve yaşlıların bakımı 10-Kadınlara karşı ayrımcılığın her türünün önlenmesi 11-Çok uluslu şirketler 12-Irkçılık ve tüm bu riskleri önleyecek bir sistemin kurulması 12- Örgütlenme özgürlüğünün elde edilmesi

    DEVLET: Sosyal politika kamuya ait politikadır ve yürütücüsü DEVLETTİR.Sosyal politika devlet tarafından uygulanır ve denetlenmesi de devletin sorumluluğundadır.

    DEMOKRATİK SİYASAL REJİMİN BENİMSEDİĞİ ÜLKELERDE POLİTİKALARIN OLUŞTURMA AŞAMALARI:

    1-Meslek kuruluşları 2-Sivil toplum örgütleri 3-Sendikalar 4-Üniversiteler 5-Sosyal örgütlenmeler

    DESTEKLEYİCİ VE GÜÇLENDİRİCİ NİTELİKLER 1- Yerel yönetimler 2- Kar amacı gütmeyen kuruluşlar 3- Toplumdaki örgütlü tüm kurumların sosyal nitelikli faaliyetleri

    SOSYAL POLİTİKA TEDBİRLERİ: Sosyal politika tedbiri olarak değerlendirilmesi için düzenli sürekli olması ve bununla beraber tesadüfi ve bir defalık olmaması gerekir. Bu nedenle zekat, fitre, sadaka sosyal politika tedbirleri olarak değerlendirilmezler

    ULUSAL NİTELİĞE YÖN VEREN İÇ ETKENLER 1-Yönetim biçimi 2-Hukuk düzeni 3-Ekonomik düzen 4-Demografik yapı ve özellikleri 5-Sosyo kültürel özellikler 6- Endüstri ilişkileri sistemi 7-Sosyal güvenlik sistemi

    SOSYAL POLİTİKALARIN EVRENSEL NİTELİĞİ ANLAMINDA İLK ÖRNEKLER Sosyal güvenlik sistemindeki farklılıkların önüne geçilmesi ve bireylerin emeklilik hakkında sahip olmalarını engelleyici düzenlemelerin ortadan kaldırılmasına yönelik ikili anlaşmalardır.


    SOSYAL ADALET: Bütün insanların bağımlı olmadan yaşamalarını sürdürebilmesi kendilerini geliştirebilme ve sosyal hizmetlere ulaşmasında eşit fırsata sahip olabilmesi sosyal politika hedeflerinden sosyal adalet sistemidir.

    SOSYAL REFAH: Toplumun bir bütün olarak sahip olduğu refah düzeyi sosyal imkanlar ve ekonomik anlamdaki zenginliklerinin bütünü olarak ifade edilen kavram sosyal refah kavramıdır.

    SOSYAL REFAHIN AMAÇLARI: Eğitim, sağlık, barınma, sosyal güvenlik alanlarında daha çok kişinin daha yüksek seviyede yararlanması sosyal refah kavramı amaçlarındandır.

    SOSYAL POLİTİKALARIN GELİŞMİŞLİK DÜZEYİNİ YANSITAN ÖNEMLİ GÖSTERGE:Sosyal harcamaların gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH)içindeki paydır.

    NORVEÇ VE DANİMARKA: İnsani gelişmişlik endeksinde üst sırada yer alırlar. OECD üyesi ülkelerin insani gelişmişlik endeks ortalaması %19.2 dir. TÜRKİYE’DE insani gelişmişlik endeks ortalaması %10.4 dür. NOT:2011 OECD istatistikleri ve insani gelişmeler raporuna göre Türkiye insani gelişmeler endeksinde 92.sırada yer almaktadır. EKONOMİ BİLİMİ: İnsan davranışlarını sadece ekonomik yönüyle

    YASAL DÜZENLEMELER: Anayasa, kanunlar, tüzükler, yönetmenlikler, yönergeler yapı kararlarıdır.Kamunun sosyal sorunları gidermede kullandığı en önemli araç yasal düzenlemelerdir.

    SOSYAL POLİTİKA BAKANLIKLARI -Aile ve sosyal politikalar bakanlığı -Çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı -Milli eğitim bakanlığı -Sağlık bakanlığı

    İŞ KANUNU: Türkiye’de sosyal politikanın temel yasal düzenlemeleri içerisinde İŞ KANUNU ilk sırada yer almaktadır.

    SENDİKA: Kolektif kendi kendine yardım araçlarının en önemlisi SENDİKALARDIR. Türkiye’de ilk defa 1961 Anayasası ile sendikal özgürlükler kazanmıştır.

    VAKIFLAR: Varlık ve güç sahibi insanların varlıklarını ve güçlerini yardım amaçlı ve ebedi olarak tahsis etmesi ile oluşan verdikleri burslar yaptıkları nakdi ve ayrı yardımlar ile tipik bir kolektif kendi kendine yardım aracı vakıflardır.

    VAKIFLARIN VARLIK NEDENLERİ 1-Toplumda özel olarak korunmaya muhtaç kesimlerin korunması 2-Doğal hayatın korunması 3-Çevrenin korunması 4-Sosyal dışlanmaya en kolay uğrama ihtimali olan kesimlerin korunması

    KOOPERATİFLERİN AMAÇLARI: Mensuplarının küçük tasarruflarının değerlendirilmesi KOOPERATİFLERİN amaçlarıdır.

    ULUSLAR ARASI SOSYAL POLİTİKA ARAYIŞLARINA YÖNELİK İLK ADIMLAR: -İngiltere’de Robert Owen -Fransa’da Danıel Le Grand çabalarıyla atılmıştır.



    SOSYAL POLİTİKA 2.ÜNİTE ÖZETİM
    SOSYAL POLİTİKANIN TARİHSEL GELİŞİMİ
    -Modern anlamda sosyal politikanın doğuşu ve gelişimi 18.yy olarak ifade edilir.

    KÖLECİ TOPLUM DÜZENİ: İlkel topluluklardan sonra oluşan ve iktisadi faaliyetlerin emek unsurunun köleler tarafından yerine getirdiği toplum düzenine denir.

    FEODALİTE: Mülkiyet ve egemenliğin birbirine katıldığı siyasal iktidar ile ekonomik iktidarın aynı kişide birleştiği ve dönemin üretim yapısı kadar yönetim yapısını da ifade eden kavramdır.

    FEODAL DÜZEN: Geçerliliğini 10. ve 15. yy arası sürdürmüşlerdir.

    FEODAL EKONOMİK DÜZEN: Genel olarak kapalı tarım ekonomisi olarak tanımlanmıştır.
    FEODAL İLİŞKİLER SİSTEMİ: Egemen olduğu yapılar Kilise, Toprak sahipleri, Gelenekler ve kutsallıklardır.

    LONCA: Aynı bölgede yaşayan esnaf ve zanaatkarların örgütlendiği ortaçağ üretim ve iş gücü yapısının temelini oluşturan meslek organizasyonlarına denir.

    SERF: Feodal dönemde senyör, şövalye, derebeyi gibi adlarla ifade edilen kişilerin egemenliği altında daha çok tarımsal faaliyetlerde çalışanlara denir.

    KORPORASYON: Aynı meslek ve sanat dalında faaliyet gösterenlerin üretim birlikleri şeklinde oluşturdukları yapıya denir.

    NOT: Fabrikalaşma sanayinin gelişimi öncelikle DOKUMA sektöründe oluşmuştur.

    PARATONER: FRANKLİN tarafından 1752 tarihinde bulunmuştur.

    HAYREAVES: Dokuma sanayisinde büyük bir dönüşüm yaratan otomatik mekik mekanizmasını üretime uyarlayan kişidir.

    BUHAR MAKİNASI: Sanayi üretiminde kullanılmaya başladığı yıl 1769 yılıdır. Buhar makinesi JAMES WATT tarafından geliştirilmiştir.

    ADAM SMİTH: Milletlerin zenginliği adlı ünlü yapıtı olan Liberal Doktrini açıklayan ünlü iktisatcıdır.

    DOĞAL HAKLAR: Burzuvazinin kendi gelişimini sürdürmek için üretimde ve ticarette serbestlik talep etmesi ve ekonomik gücünün siyasal güce dönüştürme yollarını aramasına doğal haklardan yararlanmıştır.

    İŞÇİLER: Sanayi devriminin oluşturduğu çalışma ilişkilerin ilk ve en önemli öğesi işçilerdir.

    SEFALET ÜCRET: Emek sahiplerinin elde ettiği ücret gelirinin temel ihtiyaçlar düzeyini karşılayamadığı en düşük ücret düzeyine denir.

    BİRİNCİ ENTERNASYONEL: Sanayileşen tüm ülkelerde dağınık bir yapıda başlayan işçi hareketlerinin uluslar arası karakterini ortaya çıkaran Birinci Enternasyonel 1864 tarihindeLONDRADA ortaya çıkmıştır.

    LİBERALİZM: Temel felsefesini tabiatçılık ve bireysellik üzerine kurulan düşünce Liberalizmdir. Toplumu devletin ve diğer kuruluşların müdahalesinden kurtarmayı amaçlayan ve bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler, diyen düşünce akımı Liberalizmdir.

    KAPİTALİZM: Sanayi devrimi sürecinde teknolojik gelişmenin iktisadi liberalizm üzerindeki en önemli etkisi liberalizmin kapitalizme dönüşümü olmuştur.

    DOĞAL AYIKLANMA: Fakirlere yapılacak yardımları reddederek toplumsal yaşama uyum sağlayanların yok olmasını ifade eden doğal ayıklanma sürecini savunan iktisatcılar SPENCER ve MALTHUS tur.

    KLASİK LİBERALİZM: Piyasa mekanizması ve fiyatlar sistemi her türlü ekonomik ve sosyal sorunu kendiliğinden çözümleyen gizli bir el işlemi ile ifade edilen ikdisadi düşünce akımı Klasik Liberalizmdir.
    SOSYAL LİBERALİZM: Bireyin topluma ve diğer bireylere karşı sorumluluğunu ifade eden sosyal liberalizmin popüler hale gelmesi 1929 ekonomik bunalımın ardından KEYNES tarafından dile getirilmiştir.
    NEO LİBERALİZM: Liberal gelenekteki sosyal liberalizm ve refah devleti sapmalarına karşın liberal tezlerin yeniden canlanmasını ifade eden iktisat teorisinin bir restorasyonu ve aslına dönüş hareketi olarak ifade edilen iktisadi düşünce akımıdır.
    UTOPİK SOSYALİSTLER: Üretim araçlarının ortak kullanımına dayanan bir ekonomik sistemi hedefleyen ve ideal toplumu şiddet ve ihtilal yolu ile değil ikna ve eğitim yöntemi ile gerçekleştirmeyi amaçlayan düşünce sistemidir. Her türlü savaşı ve sınıf diktatörlüğü reddeden SAİNT SİMON, CHARLES FOUND, ROBERT OWEN gibi temsilcileri buluna bir akımdır.

    KOMÜNİZM: Bilimsel sosyalizm olarak da ifade edilen ve 1948 yılında Marks ve Engels tarafından yazılan Komünizm Manifestosu adlı eserin düşünce sisteminin temelini teşkil eden düşünce akımı Marksizm ya da Komünizm dir.

    BEVERİDGE RAPORU: 1942 yılında İngiliz hükümetine hazırlanan işsizliği azaltmayı ulusal bir sağlık sistemi kurmayı ve asgari bir ücreti garanti etmeyi hedefleyen günümüz sosyal güvenlik sisteminin de temelini oluşturan belgedir.

    REFAH DEVLET: Piyasa dengesizliklerinden oluşan eşitsizlikleri giderek sosyal adalet hedefine uygun ve sosyal amaçlarla uyumlu müdahalelerde bulunan devlet anlayışıdır. Refah devlet ilk olarak ALMANYADA kullanılmıştır.
    MODERN REFAH DEVLETİ:Geniş kapsamlı bir vatandaşlık anlayışı ve sosyal haklar temelinde edindiği amaçlar arasında eğitim,sağlık,istihdam ve gelir dağılımı yer almaktadır.
    NOT:Birçok Avrupa ülkesi ve ABD de refah devleti uygulamalarına hız kazandıran dünya ekonomik bunalımı 1929 tarihinde yaşanmıştır.

    Refah Devletinin Altın Çağı : Altın çağ olarak ifade edilen dönem 1945-1975 yılları arasını kapsamaktadır.Keynes tarafından geliştirilmiş olan ekonomik ve soysal açıdan etkin bir devlette ekonomik büyümenin zorunluluklarıyla daha fazla sosyal adalet gerekliliği dengesine dayanan dönem refah devletinin altın çağı olarak ifade edilir.
    TIMAR: Köylülerin kiracı olarak işledikleri topraklarda elde ettikleri ürünün bir kısmını toprağın sahip olan devlete vermeleri şeklinde işleyen Osmanlı Toprak Sistemine TIMAR adı verilir.
    VAKIF :Bir hizmetin gerçekleştirilmesi amacı ile kişinin sahip olduğu malın özel mülkiyetten çıkarılarak toplumsal mülkiyete aktarılmasına ve orada tutulmasına VAKIF adı verilir.
    AHİ TEŞKİLATI:Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu da yaşayan Müslüman halkın sanat,ticaret ve ekonomi gibi mesleki alanlarda yetişmesini sağlayan dini ,ticari ve mesleki örgütlenmelere denir.
    AMACI:
    1-Ahi Teşkilatının Başlıca Amacı :Karşılıklı dayanışma ve yardımlaşma düşüncesinin oluşturulması ve yaygınlaştırılmasıdır.
    2-Yoksula ve yabancıya ve misafire sofra kurup onu beslemek ahi ideolijisinin temelini karekterize etmektedir.
    3-İlk olarak usta ,kalfa ,çırak şeklinde kurulan mesleki hiyeraşi ahi teşkilatı içinde yapılandırılmış mesleki ve ahlaki temele dayalı güçlü bir niteliğe sahip olmuştur.
    4-Mesleki eğitim usta,kalfa,çırak eğitimi içinde gerçekleşmiş ve keyfi davranışlar önlenmiştir.
    NOT:15.yy.ikinci yarısından itibaren güç kaybetmeye başlayan ahi teşkilatı yerine merkezi yetci politikaya ayak uydurabilen yönetimin gözetim ve denetimine açık lonca teşkilatının doğmaya başlandığı ve güçlendiği görülmüştür.
    POLİS NİZAMI :Beldede düzenin halkın ve belde sahiplerinin güvenliğinin sağlanması için bir takım genel kuralların bir araya getirilmesinden oluşan POLİS NİZAMI 1845 tarhinde çıkartılmıştır.
    MEVADD-I MADENİYEDE NİZAM NAĞMESİ:Maden işlerine ilişkin esasları belirlemeye çalışan madenlerin işletilmesinde kullanılan girdilerin ve istihdam edilen insan gücünü kullanılmasında idareye ve maden mühendislerine bir takım yükümlülükler getiren nizam nağme 1863 tarihinde çıkartılmıştır.
    DİLAVER PAŞA NİZAMNAĞMESİ :Tanzimat dönemi şartları bakımından oldukça ileri bir sosyal politika düzenlenmesi şeklinde olan işçilerin korunmasını ve huzur içinde çalışacakları iş şartlarının oluşturulmasını hükme bağlayan nizamnağme 1865 tarihinde çıkartılmıştır.
    MAADİN NİZAMNAĞMESİDİR:İş güvenliği ilkesi üzerinde ısrarla duran ve akit serbestçisi ilkesini tanımlamaya çalışan 1869 tarihi düzenleme MAADİN NİZAMNAĞMESİDİR.
    MECELLE: İlk Türk Medeni Kanunudur.Ahmet Cevdet paşa başkanlığındaki bir bilim kurulu tarafından hazırlanmış ve 1877 yılında sultan Abdülhamit tarafından uygulanmaya başlanmıştır.İş ilişkilerini dönemin anlayışına uygun olarak insan kirası şeklinde ele almıştır.
    İşçi işveren ilişkilerine liberal ve bireyci görüşle yaklaşan işçi ve iş verenin tam bir özgürlük içersinde iş ilişkilerini düzenlemelerini kabul etmiştir.
    PATERNALİZM: Yönetimde hiyararşik bir yapının varlığını ve alınacak kararlarında ideal kişi ya da kişiler tarafından alınması gerektiğini savunan yönetim biçimidir.
    İZMİR İKTİSAT KONGRESİ: Temel ekonomi politikalarının belirlendiği işçi işveren ve meslek gruplarından temsilcilerin davet edilmesi sanayileşme düşüncesini ortaya konulması bakımından önem taşıyan bir organizasyondur.
    UMUMİ HIFZISIHHA KANUNU: Ülke ve halkın sağlığını korumasını amaçlayan özellikle çocuk ve kadınların çalışma şartlarına ilişkin getirdiği hükümler ile geniş kapsamlı sosyal politika tedbirlerini içeren bir kanundur.
    3008 SAYILI İŞ KANUNU: Sosyal nitelikleri ağır basan ve çalışma hayatında döneminin ihtiyaçlarına cevap veren T.C.’nin ilk iş kanunu ‘dur.
    NOT: Ülkemizde sendikacılık hareketlerinin gelişmesini sağlayan Prof. Dr.Gerhard Kessler Çalışma bakanlığının oluşumunda katkı sağlamıştır.

    İTHAL İKAME MODELİ: Yurtdışından ithal edilmekte olan malların sağlanan destek ve teşviklerle yurtiçinde üretiminin sağlanmasına dayalı sanayileşme modelidir.

    AMELEPERVER CEMİYETİ: Türkiye’de sendikacılık hareketinin doğuş döneminin başlangıcı olarak ifade edilen Ameleperver Cemiyeti 1871 tarihinde kurulmuştur.

    TATİL-İ EŞGAL: 1. ve 2. Meşrutiyetin sağladığı haklar çerçevesinde yaygınlık kazanan grev eylemlerini yasaklayan mevcut sendikaları feshederek sendikaların kurulmasını yasaklayan düzenlemedir.

    TÜRK İŞ SENDİKASI: İlk işçi sendikası konfederasyonu olan Türk İş 1952 tarihinde kurulmuştur.

    TÜRKİYE DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKASI(DİSK): 1967 tarihinde kurulmuştur.

    MADENİ EŞYA SANAYİCİLERİ SENDİKASI(MESS): Koç grubunun önderliğinde kurulmuştur.

    İSTANBUL İŞVERENLER SENDİKASI: 15 Ekim 1961 tarihinde çeşitli sektörlerden gelen işverenler MESS ile birlikte İSTANBUL İŞVERENLER SENDİKASINI kurmuşlardır. İstanbul İşverenler sendikası 2. olağan genel kuruluda örgütlenmenin ülke düzeyinde yapılması ve birliğin adının da Türkiye İşveren sendikaları Birliği olması kararını 1962 tarihinde karara bağlamışlardır.

    NOT: 274 sayılı sendikalar kanunu 1963 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türk sendikacılık hareketinin bölünmüşlük yasal sınırlamalar ve değişen ekonomi politikaları çerçevesinde zor bir döneme girdiği yıllar 1980 sonrası dönemi kapsar.













































    SOSYAL POLİTİKA
    3.ÜNİTE ÖZETİM
    İSTİHDAM, İŞSİZLİK, ÜCRETLER VE ÇALIŞMA KOŞULLARI

    İSTİHDAMLA İLGİLİ İFADELER
    - İstihdam doğrudan insana odaklanması sebebiyle sosyal politikanın ilgi alanına girer
    - İstihdam, üretimi gerçekleştiren ve ekonomik değer yaratan emek unsurunu ele alması açısından iktisadın ilgi alanına girmektedir.
    - Sosyal politikacılar istihdamı bir amaç olarak kabul edilir.
    - İstihdam iktisatçılar için gelir hedefine ulaşmanın bir aracı olarak kabul edilir.
    - İstihdam sadece iktisatçıların değil aynı zamanda sosyal politikayı da ilgilendiren bir konudur.

    GENİŞ ANLAMDA İSTİHDAM:
    -Üretim faktörleri olan emek, sermaye, doğal kaynaklar ve müteşebbisin üretime sevk edilmesi yani çalışması veya çalıştırılması olarak tanımlanan kavramdır.
    - Üretim faktörlerinin genellikle bir yıl gibi belirli bir dönem içerisinde kullanılma derecesi olarakda ifade edilebilir.

    DAR ANLAMDA İSTİHDAM: Üretim faktörlerinin tamamının değil de sadece emeğin üretiminde kullanılması ya da gelir sağlamak amacıyla çalışması ya da çalıştırılması olarak tanımlanan kavramdır.

    ÜRETİM FAKTÖRLERİ: Üretimin gerçekleştirilmesi için gerekli olan unsurlar ifade edilen Emek, Sermaye, Müteşebbis ve Doğal kaynaklardan oluşan unsurlara üretim faktörleri denir.

    MİLLİ GELİR: Bir ekonominin belirli bir dönemde ürettiği mal ve hizmetlerin toplamına Milli Gelir denir.

    TAM İSTİHDAM:
    - Bir ekonomide üretim faktörlerinin tümünün üretime katıldığı ekonomide atıl yada çalışmayan kapasitenin bulunmadığı durumuna tam istihdam denir.
    - Tam istihdam düzeyine yaklaşıldıkça istihdam düzeyindeki artışlar Milli gelirde daha düşük oranda artışlara neden olmaktadır.
    - Mevcut çalışma koşullarında çalışmak isteyen herkesin iş bulduğu istihdam düzeyi olarak ifade edilir.

    DOĞAL İŞSİZLİK: Geçici konjonktürel ve yapısal faktörler sebebiyle bir iş gücü piyasasında %100 istihdam sağlanamaması ve iş gücünün %3-5 gibi küçük bir bölümünün işsiz olma durumu olarak tanımlayan işgücü piyasasının etkinliğini ölçmede kullanılan teorik araç doğal işsizliktir.

    EKSİK İSTİHDAM:
    - Bir ülkede mevcut üretim faktörlerinin tamamının talep yetersizliği nedeniyle kullanılmaması durumuna denir.
    - Üretim faktörleri içinde yalnızca emek faktörü dikkate alındığında istihdam edilmete olan bireyin çalışma gücü ve arzusu olduğu halde halihazırda çalıştığından daha fazla çalışamaması veya başka bir mesleğe geçmesi halinde verimliliğin artması nedeniyle ifade edilen kavram eksik istihdam kavramıdır.

    GÖRÜLEBİLEN EKSİK İSTİHDAM: Daha çok gelişmiş ülkelerde görülen normal çalışma sürelerinin altında çalışmayı ve istihdam edilen bireylerin arzu etmedikleri halde kısmi süreli çalıştığı istihdam görülebilen istihdam eksik istihdamdır. Daha çok gelişmiş ülkelerde görülmektedir.

    GÖRÜLEMEYEN EKSİK İSTİHDAM:
    Gizli eksik istihdamda olarak da adlandırılan istihdam görülemeyen eksik istihdamdır. Çalışma sürelerinde bir kısıtlama olmadığı halde istihdam edilen işgücünün çalışma karşılığında elde ettiği gelirin düşük olması ya da çalışan işin niteliğinin bireyin kapasitesini eğitim düzeyini ve vasıflarını tam olarak kullanılmasına olanak vermesine görülemeyen eksik istihdam denir.Daha çok gelişmekte olan ülkelerde görülür.

    AŞIRI İSTİHDAM: Bir ülkedeki mevcut emeğin tamamı kullanılmasına rağmen talebin karşılanamaması durumuna aşırı istihdam adı verilir.

    İŞSİZLİK:
    - Toplum açısından işsizlik ücreti kaynakların bir bölümünün kullanılamaması anlamına gelir.
    - Birey açısından işsizlik çalışma isteğinde gücünde ve çalışmaya hazır durumda olan bireyin cari ücret ve mevcut çalışma koşullarında belirli sürelerle iş aramasına rağmen bulamaması durumudur.
    - Uluslar arası çalışma örgütü(ILO) ya göre işsizlik tanımında 3 temel unsurlar, iş sahibi olmama, iş arama, işe başlamaya hazır olmadır.

    ÇALIŞMA HAKKI: Çalışma hakkı çerçevesinde düzenlenen sosyal politika tedbirleri yaterli istihdam imkanlarının yaratılması iş arayanlar ile işgücü arayanların buluşturulması iş sağlığı ve güvenliği koşullarının iyileştirilmesi yaşam boyu öğrenme perspektifi içinde mesleki eğitim yoluyla insan gücü kaynağının niteliklerinin geliştirilmesi olarak sıralanır.

    ASGARİ ÜCRET: İşçi ve ailesinin günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre insanca yaşamasını sağlayacak insanlık onuruyla bağdaşacak bir ücreti ifade eden ve ücretin alt sınırını oluşturan ücrete asgari ücret denir.

    BİREYSEL SENDİKA ÖZGÜRLÜĞÜ: Çalışanların serbestçe sendika kurma ve kurulmuş sendikalara üye olabilme özgürlüklerini ifade eden diğer bir yandan bireylerin sendikalara girmeme veya sendikalardan özgürce ayrılma haklarını da kapsayan sendika özgürlüğüne denir.

    KOLEKTİF SENDİKA ÖZGÜRLÜĞÜ: İşçi ve işverenlerin kurdukları sendikaların yasal olarak tanınması ve faaliyetlerinin güvence altına alınması anlamına gelen sendika özgürlüğüne kollektik sendika özgürlüğü denir.

    SOSYAL RİSK: Ne zaman ortaya çıkacağı bilinmemekle birlikte ileride gerçekleşmesi muhtemel ya da muhakkak olan ve buna maruz kalan kişinin mal varlığında eksilmeye neden olan tehlikeye denir. Sosyal riskler arasında yer alan fizyolojik riskler; hastalık, analık, sakatlık ve ölümdür.


    İŞSİZLİĞİN BİREYSEL ETKİSİ:
    - İşsiz kalan bireyin tembelliğe alışması ve kendini işe yaramaz hissetmesi
    - Bireyin işsiz kalması bireyin ve ailesinin hayat standartlarını düşürür.
    - Bireyin işsiz kalması vasıflarını ve entelektüel yeteneklerini kaybetmesine yol açar
    - İşsiz kalan birey umutsuzluğa ve çaresizliğe düşer, özgüvenini yitirir.
    - Topluma katkısı olmayan birey moral yönünden çöküntüye uğrar ve topluma olan aidiyet duygusu azalır.
    İŞSİZLİĞİN EKONOMİK ETKİLERİ
    - İşsizliğin artması çalışan sayısı ve işletme karlarının olumsuz yönde etkilendiğinde vergi gelirleri azalması işsizliğin ekonomik etkisidir.
    - İşsizlik ekonomik etkinliğin bir göstergesidir.
    - İşsizlik oranının yükselmesi bir ekonominin daha fazla üretebilme gücü olduğu halde bunu değerlendiremediğini ortaya koymaktadır.
    - İşsizlik gelir dağılımı eşitsizliğini ve yoksulluğu artırır.
    - İşsizliğin artması ekonomideki tasarruf eğiliminin azalmasına ve yatırımların düşmesine neden olur.

    İŞSİZLİĞİN TOPLUMSAL ETKİLERİ
    - İşsizlik sosyal dışlanmaya neden olur.
    - İşsizlik sosyal, ahlaki ve ailevi pek çok değerin kaybolmasına neden olur.
    - İşsizlik toplumda huzur, güven ve istikrarı bozar.
    - İşsizlik toplumsal çözülmeleri ve sosyal gerginlikleri artırır.

    SOSYAL DIŞLANMA: Toplum ve bireyin bütünleşmesini sağlayan ekonomik sosyal siyasal ve kültürel sistemlerin bütününden kısmen ya da tamamen yoksun olma sürecine sosyal dışlanma denir.

    İSTİHDAM EDİLEBİLİRLİK: Bireyin istihdama girmesini ve çalışma yaşamı boyunca istihdamda kalmasını iş güvencesini sağlayacak bilgi beceri ve yeteneklerdeki gelişimi ifade eden kavramdır.

    AKTİF İSTİHDAM: Emek arzı ve talebi açısından işsizliğin sebeplerini ortadan kaldırmaya çalışan ve genellikle belirli grupların hedeflendiği istihdamdır. Aktif istihdamın hedef kitlesi uzun dönemli işsizler kadınlar gençler ve engelliler yer alır.
    AKTİF İSTİHDAM POLİTİKALARININ KAMUNUN EŞLEŞTİRME DANIŞMANLIK HİZMETLERİ
    - İşsizler bölgesel olarak pazarlanabilir niteliklerinin belirlenmesi
    - İşsizlerin iş bulabilmesi için yeniden eğitimin gerekli olup olmadığına karar verilmesi
    - İşsizlerin meslek eğitim programına ve iş arama seminerlerine yönlendirilmesi
    - Açık işler ile iş arayanların özgeçmişlerinin karşılaştırılarak uygun eşleşmenin gerçekleşmesi
    - Aktif istihdam politikaları içinde en pahalı olanı Mesleki eğitim programlarıdır.

    PASİF İSTİHDAM:
    - İşsizliğin birey ailesi ve toplum üzerindeki olumsuz etkilerinin giderilmesine denir.
    - Erken emeklilik pasif istihdam politikası içinde yer alır.
    - Çalışma paylaşımı işsizlikte mücadelede pasif istihdam politikası araçlarıdır.
    - Çalışma sürelerinin kısaltılması pasif istihdam politikası araçlarıdır.
    - İşsizlik sigortası
    - İşsizlik yardımı

    İŞSİZLİK SİGORTASI: Kendi iradesi dışında işini kaybeden kişilerin karşılaştıkları gelir kaybını geçici süre veya yeni bir buluncaya kadar gidermeyi amaçlayan ve sigortacılık tekniği ile faaliyet gösteren bir sigorta dalı ve sosyal politika aracı olan pasif istihdam politikası aracı işsizlik politikasıdır. İşsizlik sigortasının finansmanı Devlet işçi, işveren primleridir.

    İŞSİZLİK YARDIMI: İşsizlik sigortası belli bir süre ile sınırlıdır. İşsizlere muhtaçlık durumu devam ettiği sürece yardım yapılmakta olan politika işsizlik yardımıdır. İşsizlik yardımının finansmanı sadece devlettir.

    ÜCRET VE İSDİHDAM SÜBVANSİYONU: OECD ülkeleri ve ABD de işsizlikle mücadelede yaygın olarak kullanılan talep yönlü aktif istihdam politikası ücret ve istihdam sübvansiyonudur.

    GENİŞ ANLAMDA ÜCRET: İnsan emeğinin bir bedeli olarak ifade edilen kavram geniş anlamda ücret kavramıdır.

    GENEL ANLAMDA ÜCRET: İşletmelerin kar ve zararına bağlı olmayan işveren tarafından emek sahibine üretilen malın satışı beklenmeden ödenen, miktarı önceden belirlenmiş gelir olarak tanımlanan kavramdır.

    ÜCRET HADDİ: Emeğin belirli bir zaman veya üretim birimi başına elde ettiği para miktarını ifade eden kavramdır.

    TRUCK SİSTEMİ: Çalışan ücretlerinin standart para yerine mal veya para yerine geçen kağıt kuponlar şeklinde ödendiği sistemdir.

    SOSYAL DAMPİNG: Bir ülkenin daha düşük işgücü maliyetleri ve daha az kısıtlayıcı iş hukuku kuralları aracılığıyla diğer ülkelere karşı rekabet gücünü artırarak istihdam yaratıcı yatırımı kendine çekmesine denir.

    ÜCRET SİSTEMLERİ
    - Zaman esasına dayalı ücret sistemi
    - Miktar esasına dayalı ücret sistemi
    - Verimlilik esasına dayalı ücret sistemi
    - Bireye dayalı ücret sistemi dir

    ZAMAN ESASINA DAYALI ÜCRET SİSTEMİ: Çalışanın verimliği eğitim düzeyi, kıdemi gibi unsurları dikkate almaksızın kararlaştırılan ödemenin belirli bir süre çalışılması sonuna hak edildiği ücret sistemidir.

    MİKTAR ESASINA DAYALI ÜCRET SİSTEMİ: Üretim faaliyetinde bulunulduğu zaman dikkate alınmaksızın üretilen parça sayısına ücretin hesaplandığı ücret sistemine denir.

    VERİMLİLİK ESASINA DAYALI ÜCRET SİSTEMİ: Çalışanın performansının belirleyici unsur olduğu ve ortalama bir verimin üzerinde çalışılması durumunda asıl ücrete ek olarak pirim ödemeleri yapılmasını esas alan sistemdir.

    BİREYE DAYALI ÜCRET SİSTEMİ: Çalışanın sahip olduğu beceri ve yetkinlikleri esas alan ücret sistemidir.

    ÜCRETİN UNSURLARI:
    - Bir iş karşılığında ödemesi
    - İşveren tarafından ödenmesi
    - Para ile ödenmesi
    - Üçüncü kişiler tarafından ödenmesi

    NOMİNAL ÜCRET:
    - Para ile ifade edilen ücret miktarıdır.
    - Cari ücret, nakdi ücret, parasal ücret ve itibari ücret olarak da isimlendirilir.
    - İşletmeler bakımından önemli olan ücrettir.
    - Ücretin ödendiği ülkenin cari para cinsinden yapılan ödemeyi ifade eder.

    REEL ÜCRET:
    - Çalışan bakımından önemli olan ücrettir.
    - Hakiki ücret olarak da ifade edilir.
    - Parasal ücretin satın alma gücünü gösterir.
    - Nominal ücretin tüketici fiyatları endeksine bölünmesi ile elde edilir.

    AYNİ ÜCRET: Ücretin iktisadi değeri olan mal ve hizmetler şeklinde sağlanan kısmını ifade eden ücret türüdür.

    TÜKETİCİ FİYATLAR ENDEKSİ: Belirli bir dönemde belirli bir kitle tarafından tüketici mal ve hizmetlerine ödenen parakende fiyatlardaki değişikliklerin ölçüsüne denir.

    ÜCRET GELİRİ: İş ya da çalışma süresi veya üretim miktarı ile ücret haddinin çarpımı olarak belirlenen kavramdır.

    GERÇEK ÜCRET: Her iş için iş verimliği esasına göre tespit eden kavramdır.

    NET ÜCRET: İşçinin cebine giren para miktarını ifade eder.

    NOT: Sanayi Devrimi sonrasında devletin çalışma hayatına müdahalesi;
    - 1929 ekonomik bunalımı
    - Uzun çalışma süreleri
    - Liberalizm katı anlayışı
    - Kadın ve çocukların fabrika yaşamına girmesi rol almıştır.

    NOT: İngiltere dokuma sanayinde çalışan çocuk işçilerin günlük iş sürelerini 12 saat ile sınırlandıran ve iş hukuku alanında dünyada atılan ilk adım olan kanun 1802 tarihinde gerçekleşmiştir.

    DÜZGÜN İŞ: Çalışanların onur eşitlik ve özgürlük temelinde uygun ve üretken bir iş elde edebilmeleri için desteklenmesi fikrinden hareketle ortaya çıkan DECENT WORK kavramı ülkemizde düzgün iş ismiyle ifade edilmektedir.

    TEMEL HEDEFLERİ:
    - Sosyal diyalogun ve üçlü katılımcılığın güçlendirilmesi
    - Sosyal korumanın kapsamı
    - Etkinliğin herkes için arttırılması
    - Temel hak ve prensiplerin işyerlerinde hayata geçirilmesi
    - Uygun istihdam
    - Gelir elde etmeleri için daha fazla fırsat
















    SOSYAL POLİTİKA
    ÜNİTE 4 ÖZETİM
    GELİR DAĞILIMI VE YOKSULLUKLA MÜCADELE
    GELİR DAĞILIMI: Bir ülkede belirli bir dönemde üretilen gelirin kişiler, gruplar yada üretim faktörleri arasındaki dağılımına gelir dağılımı denir.

    GELİR DAĞILIMI TÜRLERİ
    - Kişisel gelir dağılımı
    - Fonksiyonel gelir dağılım
    - Bölgesel gelir dağılımı
    - Sektörel gelir dağılımı
    - Birincil gelir dağılımı
    - İkincil gelir dağılımı

    KİŞİSEL GELİR DAĞILIMI:
    - Bir ekonomide belirli bir dönemde üretilen milli gelirin kişiler, aileler ya da nüfus grupları arasındaki dağılıma kişisel gelir dağılımı denir.
    - Geliri elde edenlerin bu geliri hangi üretim faktörleri sıfatıyla elde ettiklerinin dikkate alınmadığı gelir dağılımına kişisel gelir dağılımı denir.
    - Elde edilen gelirin kaynağının ve bileşiminin önemli olmadığı, miktarının önemli olduğu görüşüne dayanan gelir dağılımı kişisel gelir dağılımıdır.
    - Hanelerin sosyal ve ekonomik yapılarında zaman içinde meydana gelen değişikliklerin belirlenmesi ve uluslar arası karşılaştırmalar açısından oldukça önemli olan gelir dağılıma kişisel gelir dağılımı denir.

    FONKSİYONEL GELİR DAĞILIMI:
    - Milli gelirin onu üretim faktörleri arasındaki dağılımı olarak ifade edilen gelir dağılımı fonksiyonel gelir dağılımı.
    - Milli gelirin emek sahipleri sermaye sahipleri toprak sahipleri ve girişimciler yani üretim faktörleri arasındaki dağılımını ifade eden gelir dağılımına fonksiyonel gelir dağılımı denir.
    - Mili gelirin ücret faiz rant ve kar arasında nasıl dağıldığını gösteren gelir dağılımı fonksiyonel gelir dağılımı denir.

    BÖLGESEL GELİR DAĞILIMI:
    - Bir ülkede yaratılan toplam gelirin coğrafi olarak dağılımına bölgesel gelir dağılımı denir.
    - Gelir dağılımı adaletini sağlamak için bölgenin gelir ve istihdam yapılarının analiz edilerek her bölgenin kendi yapısal özelliklerine göre çözüm üretmesinin gerektiği gelir dağılımı bölgesel gelir dağılımı denir.

    SEKTÖREL GELİR DAĞILIMI
    - Bir ülkede yaratılan toplam gelirin üretim sektörlerine göre dağılımını ifade eden kavramdır.
    - Tarım, sanayi ve hizmet gibi başlıca üretim sektörlerinin ulusal gelire hangi oranda katkıda bulunduğunu gösteren gelir dağılımına sektörel gelir dağılımı denir.

    BİRİNCİL GELİR DAĞILIMI:
    Üretim sürecine katılan üretim faktörleri tarafından yaratılan gelirin serbest piyasa ekonomisine hiçbir müdahale olmaksızın dağılımına birincil gelir dağılımı denir.

    İKİNCİL GELİR DAĞILIMI:
    - Devletin belli bir dönem içerisinde serbest piyasada oluşan gelire çeşitli yollarla müdahale etmesi sonucu oluşan gelir dağılımı ikincil gelir dağılımı denir.
    - Gelirin yeniden dağılımı olarak da ifade edilen gelir dağılımı ikincil gelir dağılımı denir.

    GELİRİN YENİDEN DAĞILIMI:
    Devletin birincil gelir dağılımındaki eşitsizlikleri azaltmak amacıyla ekonomik ve sosyal tedbirler uygulayarak piyasa ekonomisinin işleyişine müdahale etmesine gelirin yeniden dağılımı denir.

    LONERZ EĞRİSİ: Kişisel gelir dağılımında eşitsizliğin boyutunun saptanması için kullanılan kişisel gelir dağılımındaki eşitsizliğin derecesini gösteren eğrinin adı Lonerz eğrisi denir.

    GİNİ KATSAYISI:
    - Kişisel gelir dağılımındaki eşitsizliğin derecesini ölçen katsayıya Gini katsayısı denir.
    - Gini katsayısının 1’ yaklaşması gelir eşitsizliğinin arttığını göstermektedir.
    - Gini katsayısının 0’a yaklaşması gelir eşitsizliğinin azaldığını göstermektedir.

    GELİR DAĞILIMINDA SOSYAL POLİTİKA ÖNLEMLERİ
    - Günümüzde sosyal politika önlemleri büyük ölçüde gelir dağılımı politikasına ilişkindir.
    - Sosyal politikanın gelir dağılımına yaklaşımı düzeltici niteliktedir.
    - Herkes için en az yaşama düzeyinin güvence altına alınmasıdır.
    - Gelirler arası farklılıkların azaltılmasıdır.

    GELİR DAĞILIMINI BELİRLEYEN FAKTÖRLER
    - Demografik faktörler
    - Piyasa yapısı
    - Teknolojik gelişme düzeyi
    - Üretim faktörlerinin niteliği
    - Servet dağılımı
    - Enflasyon ve ekonomik krizler
    - Bölgesel gelişmişlik farklılıkları
    - Kamusal mal ve hizmetlerin dağılımı
    - Küreselleşme

    KAYIT DIŞI İSTİHDAM: Çalışanların ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına hiç bildirilmemesi ya da eksik bildirilmesi nedeniyle vergi ve sosyal güvenlik primleri gibi yasal yükümlülüklerden kaçınılmasına kayıt dışı istihdam denir.

    DEMOGRAFİK FAKTÖRLER
    - Gelir dağılımını belirleyen demografik faktörlerden birisi nüfus artışıdır.
    - Özellikle gelişmekte olan ülkelerde nüfus artışı ile birlikte işsizlik ve kayıt dışı istihdam artmaktadır.
    - Nüfus artış hızının yüksek olduğu ülkelerde özellikle alt gelir grupları eğitim ve sağlık hizmetlerinden yeterli düzeyde yaralanamazlar.
    - Gelir dağılımını belirleyen demografik faktörlerden biriside göçtür.

    TEKNOLOJİK GELİŞME DÜZEYİ
    - Teknolojik gelişme düzeyinin yetersiz olduğu ülkelerde gelir dağılımında adaleti sağlamak kolay değildir.
    - Sermaye yoğun teknolojilerin yaygınlaşmasının sonucu olarak üretimde emeğin özellikle niteliksiz emeğin payı azalmaktadır.
    - Sermaye yoğun teknolojilerin yaygınlaşmasının doğal sonucu olarak üretimde sermayenin payı hızla artmaktadır.
    - Teknolojik gelişme nitelikli işgücünün verimliliğini artırmaktadır.

    ENFLASYON VE EKONOMİK KRİZLER
    - Gelir dağılımını etkileyen temel unsurlardan biri istikrarsız bir ekonominin göstergesi olan enflasyondur.
    - Enflasyon sermaye gelirleri ile emek gelirleri arasında emek aleyhine dengesizliğe yol açmasıdır.
    - Ekonomik krizler işsizliğin artmasına yatırım ve istihdam olanaklarının daralmasına neden olur.
    - Ekonomik krizler istihdam olanaklarını daralttığı için gelir dağılımı üzerinde olumsuz etkiler yaratır.

    BÖLGESEL GELİŞMİŞLİK FARKLILIKLARI
    - Gelişmiş ülkelerde istihdam olanakları fazla ve ücretler yüksektir.
    - Geri kalmış bölgelerde işsizlik oranı çok yüksek ücretler düşüktür.
    - Geri kalmış bölgelerde mevcut işletmeler daha çok yöreye hitap eden işletmelerdir.
    - Bölgeler arası gelişmişlik farkı kişisel gelir farklılıklarının en önemli nedenlerinden birini oluşturmuştur.

    KÜRESELLEŞME
    - Küreselleşme sürecinde ülkeler dünya ekonomisi ile giderek daha fazla bütünleşmektedir
    - Küreselleşme süreci ticaretin ve yatırımın önündeki engellerin kaldırılması sürecini de beraberinde getirir.
    - Küreselleşme ile dünya ekonomisiyle bütünleşmede mal ve hizmetlerin yanı sıra teknolojiler, finansal akımlar, emek, bilgi ve kültürel akımlar öne çıkmaktadır.
    - Küreselleşme ile uluslar arası sınırları aşma yeteneğine sahip olan kesimler lehine gelir dağılımı değişir.

    GELİR DAĞILIMI POLİTİKASI ARAÇLARI:
    - İşgücü piyasası
    - Ücret politikaları
    - Fiyat politikası
    - Gelirler politikası
    - Servet politikası
    - Maliye politikası
    - Eğitim politikası
    - Sosyal güvenlik politikası

    NOT: Devletin tarım ürünlerine yönelik fiyat destekleri FİYAT POLİTİKASI kapsamına girmektedir.

    GELİRLER POLİTİKASI: Gelir dağılım politikaları arasında yer alan bütün gelirlerle ilgili gelişmelere bu gelirlerin doğuşu esnasında doğrudan etki etmeyi amaçlayan hükümet politikalarına gelirler politikası denir.

    SATIN ALMA GÜCÜ PARİTESİ: Ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılaşmasını ortadan kaldıran para birimi dönüştürme oranına satın alma gücü paritesi denir.

    NOT:
    - Kişi başına düşen milli gelir açısından dünyanın en zengin ülkesi NORVEǒ tir.
    - Kişi başına düşen milli gelir açısından dünyanın en yoksul ülkesi BURUNDİ’ dir.

    MUTLAK YOKSULLUK:
    - Kişilerin ya da hane halkının asgari geçim düzeyinin altında olma durumu mutlak yoksulluk olarak ifade edilir.
    - Sosyal ya da kültürel ihtiyaçlara değil beslenme, giyinme, barınma temel ihtiyaçlara vurgu yapan yoksulluk türüdür.

    GÖRELİ YOKSULLUK:
    - İnsanın toplumsal bir varlık olmasından hareketle yoksulluğu sadece mutlak anlamda bir yaşamı sürdürme meselesi olarak görmeyen yoksulluk kavramı göreli yoksulluktur.
    - Kişi ya da hane halkının sahip olduğu gelir düzeyinin içinde yaşadıkları toplumdaki ortalama gelir düzeyinin belirli bir yüzdesi ile karşılaştırılması esasına dayanan ve karşılaştırılan gelir düzeyinin gerisinde kalma durumu ile açıklanan kavramdır.
    -

    OBJEKTİF YOKSULLUK: Alınması gereken günlük kalori miktarı yada yapılan tüketim harcamaları gibi tespit edilebilir ve doğruluğu kanıtlanabilir bir standardın ya da standartlar setinin aşağısında kalma durumuna denir.

    GELİR YOKSULLUĞU: Kişilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri ya da asgari bir yaşam standardında yaşayabilmeleri için ihtiyaç duydukları temel gereksinimlerini karşılayacak gelire sahip olmamaları durumudur. Gelir yoksulluğu hesaplanırken yoksulluk sınırı asgari bir yaşam düzeyini sağlamak için gerekli olan gelirdir.

    DOLAYLI YAKLAŞIM: Yoksullukla mücadelede ekonomik büyümenin eğitim, sağlık gibi temel hizmetlerin sunumunu ve istihdam olanaklarını artıracağı esasına dayanan yaklaşımdır.

    DOLAYSIZ YAKLAŞIM: Yoksullukla mücadelede radikal reform kamu harcamaları ve yoksullukla mücadelede programlarını kapsayan yaklaşıma denir.

    RADİKAL REFORM: Kaynakların kötü bir biçimde yeniden dağıtımı yoluyla eşitsizliklerin giderilerek yoksulluğun azaltılmasına olanak sağlayan dolaysız yaklaşıma radikal reform denir.

    SUBJEKTİF YOKSULLUK: Alınması gereken günlük kalori miktarı yada yapılan tüketim harcamaların gerekli ya da yeterli düzeyin altında olma konusunda kişilerin kendi değerlendirmelerine dayana yoksulluk türüdür.

    MİKRO KREDİ: Resmi finans kuruluşlarına erişim olanağı bulunmayan yoksul ailelerin üretici faaliyetlere girişmelerine ve tüketimlerini istikrarlı hale getirmelerine yardımcı olmak amacıyla çok küçük meblağlarda sağlanan krediye denir.

    NOT:
    - Dünyada satın alma gücü paritesine göre günde 1,25 $ ın altında gelir elde edenlerin toplam nüfusa oranı en düşük olan ülkeler ORTADOĞU VE KUZEY AFRİKADIR.
    - Dünyada satın alma gücü paritesine göre günde 1,25 $ ın altında gelir elde edenlerin toplam nüfusa oranı en yüksek olan ülkeler ALT-SAHRA AFRİKADIR

    - Dünyada satın alma gücü paritesine göre günde 2 $ ın altında gelir elde edenlerin toplam nüfusa oranı aynı oran olan ülkeler LATİN AMERİKA ve KARAYİPLER ile ORTADAĞU ve KUZEY AFRİKADIR.
    - Dünyada satın alma gücü paritesine göre günde 2 $ ın altında gelir elde edenlerin toplam nüfusa oranı en yüksek olan ülkeler GÜNEY ASYADIR.
    - Dünyada satın alma gücü paritesine göre günde 2 $ ın altında gelir elde edenlerin toplam nüfusa oranı en düşük olan ülkeler AVRUPA ve MERKEZ ASYADIR.

    İNSANİ YOKSULLUK: İnsani gelişme ve insani yaşam işçin parasal olanakların yanı sıra temel ihtiyaçların karşılanabilmesi için ekonomik, sosyal ve kültürel bazı olanaklara sahip olmanın da gerekli olduğu fikre dayanan görüştür.
    İnsani yoksulluğu ölçmek için geliştirilen insani yoksulluk endeksinde yer alan kriterler;
    - Yaşam süresinin kısalığı
    - Temel eğitim hizmetlerinden mahrumiyet
    - Kamusal ve özel kaynaklara erişememedir.

    KAFA SAYISI ENDEKSİ: Yoksulluğun ölçümün de. Yoksulluk çizgisi altındaki kişilerin toplam nüfusa oranı şeklinde belirlenen yoksulluğun ölçülmesinde en yaygın kullanılan endeks Kafa Sayısı endeksidir.

    YOKSULLUĞUN NEDENLERİ
    - Kişilerin çalışmaya istekli olmamaları, yeterince çaba sarfetmemeleri ya da sorumluluk almamaları gibi kişisel nedenler
    - Başta ekonomik politikaları olma üzere ücretler, yetersiz eğitim ve istihdam olanakları ayrımcılık gibi yapısal etmenlerle ilişkilendirmektedir.
    - Yeterince üretim yapılamaması ve üretilerek yaratılan değerin kişiler, bölgeler ve sektörler arasında dengeli biçimde paylaştırılamaması.
    - Yoksulluğun nedenleri içinde yaşanılan zamana ve ülkeye, hatta ülke içindeki, farklı bölgelere göre değişmektedir.

    SOSYAL DEVLET: Sosyal ve ekonomik yaşamı yönlendirerek güçsüzleri, yoksulları, yardıma muhtaç kişileri koruyan ve onlara gerekli imkanları sunmak için sosyal ve ekonomik kurumları tesis eden devlet anlayışıdır.

    BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KALKINMA PROGRAMI: Bir ülkenin başarısının ya da bireyin refahının sadece para ile değerlendirilemeyeceğinin evrensel olarak kabul etmiştir. Küresel Gelişme Raporunu bu kuruluş yayınlamıştır.

    ULUSLAR ARASI ÇALIŞMA ÖRGÜTÜ: Yoksulluğun azalmasında ekonomik büyümenin zorunlu ancak yeterli koşul olmadığı belirtilen yoksulluğun azaltılmasında istihdam merkezli kalkınma stratejisinin kapsayıcı bir perspektifte sahip sosyal güvenlik ağlarının ve sosyal transferlerin öneminin vurgulandığı Düzgün iş ve Yoksulluğu Azaltma Stratejisi Uluslar arası Çalışma Örgütü tarafından yayımlanmıştır.


    Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın, ölüme erken sevgiye geç,
    Yine gecikmişim bağışla sevgilim, sevgiye on kala ölüme beş..

    )̲̅ζø̸√̸£ ч̸ø̸µ



  2. #2
    ModeratoR

    Standart Cevap: AÖF Sosyal Politika Dersi Konu Özetleri (1. ünite, 2. ünite, 3. ünite, 4. ünite 5, 6, 7, 8. Ünite)

    SOSYAL POLİTİKA 5. ÜNİTE
    SOSYAL GÜVENLİK VE SOSYAL SİGORTALAR
    SOSYAL GÜVENLİK KAVRAMI
    TERİM OLARAK SOSYAL GÜVENLİK
    İlk olarak 1935 tarihinde Amerikan sosyal güvenlik kanununda kullanılmıştır. Sosyal kelimesi bir topluluğa ait toplumsal, toplum düzenine ilişkin gibi anlamı yanında birlik, eşitlik, dayanışma esasına dayanan bir zihniyeti ve iktisaden zayıf durumda olan ve korunması gereken grupları ifade etmek içinde kullanılır. Kelime anlamlarından hareket ederek bir tarif yapmak gerekirse sosyal güvenlik; toplumu oluşturan bütün fertlerin uğrayacakları tehlikelerin zararlarından kurtarılma garantisi demektir.
    DAR VE GENİŞ ANLAMDA SOSYAL GÜVENLİK
    Sosyal güvenlik garantisinin sağlanmasının temelinde gelir transferi yatar. İnsanlar, genç, sağlıklı ve çalışabildikleri dönemlerde elde ettikleri gelirin bir kısmını tüketmeyip yaşlı, hasta ve çalışamadıkları dönemlerde kullanmak üzere tasarruf ederler. Bu açıdan sosyal güvenlik, gençlik döneminden yaşlılık dönemine, sağlıklı dönemden hastalıkla karşılanan dönemlere yapılan gelir transferidir.
    Geniş anlamda sosyal güvenlik;
    - Fertlere ve ailelerine ekonomik güvence sağlamak
    - Önlemek ödemekten ucuzdur anlayışına uygun olarak sosyal güvenliğin önleyici fonksiyonunu güçlendirmek
    - Kişiliğin serbestçe geliştirilmesi ve insan mutluluğunun artması amaçlarını da kapsamına almış tedbirler bütünüdür.
    Tehlikelerle mücadele ve sosyal güvenlik
    Tehlike, kaçınılması ve uzak durulması gereken, eğer mümkünse hiç karşılaşılmak istenmeyen bir durum olmakla birlik de bazı tehlikeler insanlar için kaçınılmaz olarak hayatın bir parçasıdır. kaynağı bakımından tehlike dört ana gruba ayrılır. bunlar;
    Fizyolojik tehlikeler: insan fizyolojisinin doğasında kaynaklanan ve insanların bede ve ruh bütünlüğüne yönelik zararlar veren hastalık, yaşlılık, analık ve ölüm gibi tehlikelerdir.
    Tabii afetlerden kaynaklanan tehlikeler:deprem, fırtına, su baskını, toprak kayması ve iklim değişiklikleri gibi insanların kontrol edemediği can ve mal kaybına yol açan tehlikelerdir.
    Sosyo ekonomik tehlikeler: iktisadi ve sosyal hayatın işleyişinde meydana gelen dalgalanmalara bağlı olarak çıkan krizlerin yarattığı işsizlik, işyerini kaybetme ve sosyal hayatın devamlılığına yönelik uyumsuz gelişmelerin boşanma veya aile reisinin ölümüne bağlı olarak dul ve yetim kalma gibi sonuçları olan tehlikelerdir.
    İnsanların sebep olduğu tehlikeler: insan bizzat kendisi en büyük tehlikedir. Bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeden gasp, hırsızlık, öldürme, yaralama, sakat bırakma gibi sonuçlar yaratan her türlü fiziki şiddet bu gruba girer. Yukarıda sayılan bireysel zararların yanında savaşlar, insanoğlunun toplu olarak kendi cinsine yönelik en büyük tehlikeyi oluşturur.
    Tehlikeler sosyal güvenlik ihtiyacı doğuran zararları bakımından da sınıflandırılablinir. Buna göre tehlike meydana geldiği zaman:
    - Çalışma gücünün kaybedilmesi
    - Gelir kesilmesine veya azalmasına
    - Gider artışına
    - Mal varlığının kaybedilmesine yönelik zararlar verebilir.
    Sosyal güvenlik teknikleri ve yöntemleri (kurumsal yapı)
    İnsanlar sosyal güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak için zaman içinde teknikler ve yöntemler geliştirmişlerdir. Bugün gelinen nokta itibarıyla sosyal güvenlik için geliştirilen teknikleri ve kullanılan yöntemleri sınıflandırmak gerekirse;
    - Geleneksel sosyal güvenlik yöntemleri (sosyal yardımlar)
    - Modern (günümüz) sosyal güvenlik yöntemleri
    Geleneksel sosyal güvenlik yöntemleri
    Geleneksel yöntemler, esas olarak bireysel tasarruflar ve her türlü sosyal yardımlardan oluşan yöntemlerdir. Bireysel tasarruflar aile içi yardımlaşma, tanıma bilme faktörüne bağlı sosyal yardımlar, dini sosyal yardımlar ve kurumsallaşma (teşkilatlı) sosyal yardımlar geleneksel yöntemleri oluşturur.
    Bireysel tasarruflar: ilk ve temel geleneksel sosyal güvenlik yöntemini oluşturur. Fertler, gönüllü veya zorunlu olarak tasarruf yapabilecekleri gibi tasarruflarını ayni veya nakdi olarakda yapabilirler. Fertlerin gelir seviyesi, tasarruf bilinci, tehlikesiz geçen süre ve tehlikenin zararları gibi faktörler bireysel tasarrufları sosyal güvenlik garantisi sağlamak fonksiyonunu belirler.
    Aile içi yardımlaşma: en temel geleneksel sosyal güvenlik yöntemidir. Birden fazla kuşağın bir arada yaşamasından oluşan geniş aile daha etkin bir sosyal güvenlik garantisi sağlarken, şehirleşme ile küçülen ve çekirdek aileye dönüşen yapının sosyal güvenlik fonksiyonu zayıflamıştır.
    Tanıma bilme faktörüne bağlı yardımlaşma: bir arada yaşama kültürünün bir ürünü aidiyet duygusu ile gelişmiştir. Komşuluk ve akrabalığa bağlı yardımlaşma bu yöntemin en yaygın olanıdır. Kırsal kesimde ve kentlerin gecekondu bölgelerinde daha etkindir. Türk toplumuna has olmak üzere hemşerilik duygusu ile geliştirilen yardımlaşma yöntemleridir.
    Dini sosyal yardımlar: her toplumda ve her dönemde diğer yardımlaşma şekillerini de etkileyen ene kapsamlı geleneksel yöntemleri oluştururlar. Bütün dinlerin özünde zayıf ve güçsüzleri korumaya yönelik yardımlaşma esasları vardır. İslam dini birçok ibadeti sosyal güvenlik fonksiyonu görecek hale gelmiştir. Kurban, fitre ve zekatın yanı sıra oruç ve hac da uygulama da birey sosyal güvenlik sağlayan dini ibadet haline gelebilmektedir.
    Kurumsallaşmış sosyal yardımlar: sanayi devrimi öncesinde esnaf ve sanatkarların hastalanan, sakatlanan, işi bozulan vb. durumlarda ihtiyaçlarının karşılanması için loncalar oluşturulmuştur. Osmanlı zamanında bu yardıma vakıflar örnek verile bilir.
    Modern sosyal güvenlik yöntemleri
    *Sosyal sigorta yöntemi: sigortacılık tekniği esas alınarak geliştirilen bir yöntemdir ve esas olarak aynı nitelikteki tehlikelerin tehdit ettiği insanların, karşılaşacakları zararları eşitlemek amacıyla bir araya gelmeleri esasına dayanmaktadır.
    *Devletçe korunma yöntemi: devlet çeşitli sebeplerle muhtaç duruma düşen vatandaşlarının sosyal güvenlik garantisini bir kamu görevi olarak, karşılıksız ve vergi gelirlerinden ayrılan paylarla karşılamasıdır.
    Tamamlayıcı sosyal güvenlik yöntemleri: başta sosyal sigortalar olmak üzere kamu sosyal güvenlik programlarınca sağlanan sosyal güvenlik garantisinin seviyesini yetersiz bulun, daha yüksek bir korunma garantisi talep edenler tamamlayıcı nitelikte olmak üzere ilave yöntemlere başvurabilir. Örnek verilecek olursa; yaşlılık, malullük, hastalık ve işsizlik gibi…
    Günümüzde sosyal güvenlik.
    İkinci dünya savaşından sonra şekillenen siyasi, sosyal ve iktisadi gelişmelerin belirleyici şartlerı altında şekillenmiştir. Bm insan hakları evrensel bildirgesinde 22. Ve 25. Maddelerinde ve ILO 1952 tarih ve 102 sosyal güvenliğin asgari normları sözleşmesi ile somut norm ve standartları belirlenmiştir
    Sosyal sigortaların özellikleri ve özel sigortalar:
    Zorunluluk, sigortacılık, finansmana katılım, gelirin yeniden dağılımını sağlama ve özerk yönetim ilkeleri ile tarif edilen özellikler ana başlıkları ile şunlardır;
    *sosyal sigortalar devlet tarafından kurulan kamu sigorta programlarıdır. Taraflar arasındaki ilişkiler kamu hukuku çerçevesinde düzenlenir.
    *devlet sosyal sigortaların garantörüdür. Sistem performans problemi ile karşılaştığı zaman açıklar devlet tarafından kapatılır.
    *sosyal sigortaların kapsamına girmek zorunludur.
    *sosyal sigortalar ilgili tarafların ödediği primlerle finanse edilir.
    *sosyal sigortalar devlet tarafından kurulmasına rağmen diğer kamu kurumlarından farklı olarak yönetimine sosyal taraflar da katıla bilir.
    *sosyal sigortalarda ödenen primlerle sağlanan haklar arasında bir bağlantı vardır.
    Sosyal sigortalarla özel sigortalar arasındaki farklar şunlardır;
    - Sosyal sigortalarda devlet kurucu ve garantördür, özel sigortada devlet düzenleyici ve denetleyicidir.
    - Sosyal sigortalara katılmak zorunlu, fakat özel sigortalarda isteğe bağlıdır.
    - Sosyal sigortalarla kapsama alınanlar arasındaki ilişkiler kanunla belirlenir. Özel sigortalarda ise serbestisi (özgürlüğü) ilkesine göre çalışır.
    - Sosyal sigortalar çalışma gücü kaybı, gelir kesilmesi ve hastalık dolasıyla gider artışlarını karşılarken özel sigortalar genelde mal varlığı kaybını karşılar.
    - Sosyal sigortalının yanı sıra işveren ve bazı durumlarda devlet bile prim öderken özel sigortada sadece sigortalı prim öder.
    - Sosyal sigortalarda koruma birimi olarak aile alınır. Özel sigortalar da ise fertler birim alınır.
    - Sosyal sigortalarda kişinin risk ve gelir durumuna bakılmazken özel sigortalarda risk fazla ise (yaşı, cinsiyeti vb..) sigorta kapsamına almaz.
    - Sosyal sigortalarda meslek hastalıkları, iş kazaları ve sağlık sigortalarında sigorta kolları için ödenen primlerle sağlanan haklar arasındaki ilişki son derce zayıfken özel sigortalarda ödenen primlerle sağlanan haklar arasında birebir ilişki vardır.
    Kişiler bakımından sosyal sigortaların kapsamı: sosyal sigortalar, çalışan ve prim ödeyenleri aktif sigortalı olarak sigortalıların bakma yükümlü olduğu eş, çocuk ve ana, babalarını bağımlı nüfuz olarak kapsamına alır. Sosyal sigorta sigorta kurumlarından gelir ve aylık alanlarda pasif sigortalı olarak koruma kapsamına alınır. Pasif sigortalılarla birlik de onların geçindirmekle yükümlü olduğu eş, çocuk ve ana, babaları da pasif sigortalı bağımlıları olarak koruma kapsamına alır.
    sosyal sigortaların hangi nüfus kesimi ve çalışan grubundan başlayarak kimleri öncelikle kapsama altına alacaklarını ihtiyaç, mali imkanlar, idari imkanlar ve baskı grubu faktörleri beliler.
    - İhtiyaç faktörleri: kendini tehlikelerin zararlarından koruma da en zayıf ve güçsüz durum da olan grubun öncelikle kapsama altına alınmasını gerektirir.
    - Mali imkanlar (ödeme gücü) faktörü: sosyal sigortalar kendi gelirini kendilerini sağlayan kurumlar olduğu için sistemin gelir ayağını güçlendirmek için ödeme gücü yüksek olanlar öncelikle kapsama alınır.
    - İdari imkanlar faktörü: sosyal sigortaların sağlıklı işlemesi için özellikle uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalıların çalışma gün sayıları ve ödedikleri primlerle ilgili olarak uzun dönemli düzenli ve güvenilir kayıtlar tutulması gerektiğinde şehirlerde büyük iş yerlerinde ve sürekli statüde çalışanlar özellikle kapsama alınır.
    - Baskı grubu (politik) faktör: yukarıda sayılan objektif faktörlere karşı, siyasi iktidarın şekillenmesine göre bazı çalışan grupları örgütleri vasıtasıyla sosyal talepleri siyasi karar mekanizmalarına daha etkin şekilde iletebildikleri için öncelikle sosyal sigorta kapsamına alır.
    Sigorta kolları (tehlikeler) itibariyle kapsam
    Genel olarak
    Sosyal sigorta sistemleri bütün sosyal risklere karşı kotuma garantisi sağlamalıdır. Sigorta kolları itibarıyla kapsam bakımından gözlenen gelişmeler;
    - Gelişme seviyesi ne olursa olsun hemen hemen her ülkede uzun vadeli sigorta kolları olrak bilinen malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının kurulduğu görülmektedir.
    - İş kazaları ve meslek hastalıkları sigortasıda hemen hemen her ülkede sigorta kolu olarak dikkat çekmektedir.
    - Hastalık sigortası bütün toplum kesimlerinin ihtiyaç duyduğu ancak kurulması ve hayat geçirilmesi organizasyon ve mali bakımdan ciddi kaynaklar gerektiren bir sigorta koludur.
    - İşsizlik sigortasının kurulması ile iktisadi gelişme seviyesi ve sanayileşme arasında doğrudan bir bağlantı vardır. 2009 itibariyle oluşturulan 85 ülke tek tek incelenirse tamamına yakınının gelişmiş ülke olduğu görülür.
    - Aile ödenekleri sigortası iktisadi gelişme seviyesi yanında ülkelerin izlediği sosyal politika ile de yakından ilgilidir.
    Sosyal sigorta kolları ve sosyal güvenlik garantisi
    Sosyal güvenlik sistemlerinin sosyal risk tanımı ve sağlanan sosyal güvenlik garantisi kolları itibariyle ana hatları ile aşağıda özetlenmiştir.
    *hastalık: herkes için bi evrensel risktir. İnsanların beden ve ruh bütünlüğüne yönelik vücut uyumunu bozar. İyilik halinden uzaklaşma hali olarak tarif edilebilir.
    İş kazaları ve meslek hastalıkları: çalışan kişinin iş yerinde işini yaparken ve iş verenin otoritesi altında iken meydana gelen bir olay dolasıyla kazaya uğraması veya iş yerindeki çalışma şartlarından dolayı ortaya çıkan hastalık sebebi ile beden ve ruh bütünlüğünün zarar görmesi halidir.
    Analık: bir çok ülkede ayrı bir sigorta kolu oluşturmaksızın hastalık sağlık sigortası içinde kapsama alınan analık hali çalışan kadın sigortalı için doğumdan önce ve sonra belirli bir süre çalışma gücü kaybı ve gelir kesilmesi yaratan bir sosyal risk olarak kabul edilmektedir. Ayrıca gebelik döneminde doğum sırasında ve doğum sonrası dönemde anne ve çocuk sağlığı ile ilgili koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin temin edilmesi de analık sigortası kapsamındadır.
    Malullük: sigortalının çalışma gücü, bedenen ve ruhen bir daha iyileşemeyecek şekilde sürekli olarak ve belirli oranın üzerinde kaybetmesi bir daha çalışamaması hali olarak tarif edilir.
    Yaşlılık: bir çok kişi için sosyal güvenlik iki sosyal riski çağrıştırır. Hastalık ve yaşlılık. Hastalık, herkesin mutlaka karşılaşacağı kaçınılmaz bir sosyal risk, yaşlılık ise o yaşa kadar hayatta kalma ve ertelenmiş taleplerin gerçekleştirilme dönemini ifade ettiği için bir sosyal riskden öte pozitif bir anlamı da vardır.
    Ölüm: diğer sosyal risklerden farklı olarak ölüm, insan hayatının sona ermesidir. Sosyal güvenlik de temel koruma birimi aile olduğu için bu sigorta kolu kişinin kendisine değil ölmeden önce geçimini sağlamakla yükümlü olduğu sosyal güvenlik garantisi sağlar.
    İşsizlik: en geç kurulan ve diğer sigorta kollarına göre daha az sayıda ülkede oluşturulan sosyal sigorta koludur. Bir sosyal risk olarak işsizlik çalışma arzu ve iradesine sahip olup, ücret seviyesi, çalışma süresi ve diğer çalışma şartları bakımından yaşadığı ülkede geçerli şartlarla iş bulamama hali olarak tarif edilir.
    Kişiye verilecek olan işsizlik ödeneği işsiz kalmadan önceki geliri esas alınarak belirlenir. İşsizlik ödeneğinden faydalanmak içi aranan şartlar genel olarak şunlardır.
    - İşsizlik sigortaları fon esasına göre kuruldukları için işsiz kalmadan önce belirli bir süre prim ödemiş olması şartı aranır.(bu süre asgari 1 yılla 3 yıl arasında değişir)
    - İşsizlik ödeneğinden faydalana bilmek için kendi istek ve iradesi dışında işden çıkmış olması gerekir. İş veren tarafından işden çıkarılma sağlık sebepleri veya işden ayrılmak için haklı ve geçerli bir sebebi olmak genellikle aranan şartlardır.
    - İşsizlik ödeneği sigortalının prim ödediği süre dikkate alınarak 6 ay ile 2 yıl arasında değişebilir. Bu süreye rağmen iş bulamayanlar genellikle sosyal sigorta sistemi dışında sağlanan işsizlik yardımlarından faydalanırlar.
    - İşsizlik sigortasının insanları tembelliğe sevk etmemesi için ödenek oranları düşük tutulur. Çok zaman işsizlik ödeneği alma süresi uzadıkça ödeneğin miktarı da azalır.
    Aile ödenekleri: diğer sosyal risklerden farklı olarak aile ödenekleri (aile yardımları, çocuk parasıdır), çocuk sahibi olanların çocukların bakım ve eğitim giderlerinin dolayısıyla aile gelirinin yetersiz kalması ve yoksulluk riskini ortaya çıkışı ile ilgilidir.
    Bakım sigortası: bakım ihtiyacı aile fertlerinden biri veya bir kaçının bedeni ve akli sağlık durumundaki yetersizlik dolayısıyla temel insani ihtiyaçlarını ve toplumsal hayata katılımı kendi yetenekleri ile karşılayamaması durumu olarak tarif edilmektedir ve bu durumda ortaya çıkan bakıma ihtiyaç duyma durumuda bir sosyal risk olarak tarif edilmiştir. Bu sigorta kolundan sağlanan haklar,
    - bakıma muhtaç kişilerin ihtiyaç duyduğu periyodik bakım hizmetlerinin uzman kişilerce sağlanması
    - bakım ihtiyacının satın alınarak temin için bakım ihtiyacının derecesine göre bakım parası altında ödeme yapılması
    - bakım ihtiyacının diğer aile fertlerince sağlanması halinde gerçekleştirenlere bakım parası ödenmesi
    - bakıma muhtaç kişinin sürekli bakımını gerçekleştiren kişinin geçici sürelerle ayrılması halinde geçici süre ile bakım hizmeti sunması
    - bakım ihtiyacının evde gerçekleştirilememesi halinde sağlık kurumlarında gerekirse yatılı olarak gündüz gece bakım hizmetlerinin sunulması
    - bakım ihtiyacı duyan kişinin bakımını kolaylaştıracak araç ve gereç yardımı yapılması olarak sıralana bilir. Nüfusun yaşlanması ve yaşlı nüfusun artan bakım ihtiyacı çekirdek aileye geçiş ve aile içi bakımın güçleşmesi tek ebeveynli ailelerin artışı çoğunlukla kadınlar tarafından yerine getirilen il içi bakım hizmetlerinin kadın çalışma hayatına katılımının artması ile zayıflaması günümüz toplumlarında bakım sigortasına olan ihtiyacı artırmıştır.




    6 ÜNİTE (DURSUN DAL’A ÇOK TŞKLER)

    SOSYAL POLİTİKA
    ÜNİTE-6 / SOSYAL DIŞLANMA –AYRIMCILIK
    Sosyal Dışlanma Tanımları : 1-Sivil,siyasi,ekonomik ve sosyal vatandaşlık haklarından mahrum olma.
    2-Toplumla bireyin bütünleşmesini sağlayan sosyal ekonomik siyasi sistemlerin tümünden kısmen ya da tamamen yoksun olma dinamik sürecidir.
    3-Belirli bireylerin-grupların yapısal-kişisel nedenlere mekansal olmasa da sosyal katılım anlamında-tamamen-kısmen toplum dışında kalmaları ve üretim tüketim tasarruf siyasi ve sosyal eylemlere katılamamalarıdır.
    Sosyal dışlanma kavramı ilk kez Fransa’da kullanılmıştır.1960’larda yoksullardan ideolojik dışlanmışlar diye sözetmişlerdir.
    Rene Lenoir dışlanmışları “ekonomik büyümeden yararlanamayanlar “ olarak tanımlamıştır.Lenoir’e göre ;zihinsel-fiziksel özürlüler , hasta-bakıma muhtaç yaşlılar , bağımlılar suçlular intihar eğilimliler tek ebeveynli-sorunlu aileler istismar edilen çocuklar asosyal-marjinal kişiler sosyal dışlamışları oluşturur.Lenoir’e göre Fransız toplumunun %10’u dışlanmıştır.
    Sosyal dışlanmanın Fransa’da sorun kabul edilmesi 1970 ekonomik bunalımıyla oldu.
    Anglo- sakson geleneği bu kavrama BİREY , Kara Avrupa’sı ise SOSYAL GRUP açısından bakar.
    ABD’de dışlanmışlar için SINIFALTI kavramı kullanılır.Sınıfaltı ; yasadışıcılık , işsizlik , uyuşturucu kullanımı , evlilik dışı çocuk ve okulda başarısızlığı anlatır.
    ABD’de bundan en çok ; siyahlar , Orta-Latin Amerikalılar , Asyalı , Güneydoğu Asyalı ve Kuzey Amerika yerlileri etkilenmiştir.
    Asya , Afrika , Latin ülkerinde dışlanma yoksulluk ; Arap ülkelerinde marjinalite olarak görülür.Sosyal dışlanmanın temelinde yoksulluk vardır.
    SOSYAL DIŞLANMANIN NEDENLERİ
    İngiltere Sosyal Dışlanma Birimi’ne göre sosyal dışlanmanın nedenleri iki gruptur;
    1)sosyal-ekonomik nedenler:
    a-Endüstriyel yeni yapılanma
    b-Aile yapısında değişim
    c-Toplumsal parçalanma ve değişim.
    2)Hükümet başarısızlığından kaynaklanan nedenler:
    1-Mülkiyetin belirsizliği
    2-Sosyal yardım ve sübvansiyon çokluğu
    3-Kamu politikalarının ters etkileri
    4-kurumlar arası eşgüdüm yetersizliği
    5-Sektörler arası işbirliği yetersizliği
    6-Veri toplama-analiz yetersizliği
    7-Haklar ve sorumluluklar arası bağlantının kesilmesi
    SOSYAL DIŞLANMANIN AB KOMİSONUNA GÖRE NEDENLERİ
    1-İşgücü piyasasındaki değişim , küreselleşme , teknolojik gelişmeler
    2-Bilgi teknolojisindeki gelişmeler ve bilgi toplumunun genişlemesi
    3-Nüfusun yaşlanması , doğum oranının düşmesi , aile ve toplum yapısındaki değişim , iç-dış göç , etnik farklılık
    4-Ekonomik ve sosyal gelişmeleri ve bölgesel ve coğrafi önyargıların kutuplaşması
    Aktinson ve Kitrea’ya Göre Sosyal Dışlanma Nedenleri
    a)Kentsel bütünleşmenin teşvikinde kullanılan demokratik hukuk sistemindeki yetersizlikler
    b)İktisadi bütünleşmenin gelişimine destek veren işgücü piyasalarının yetersizliği
    c)Sopsyal bütünleşmeyi destekleyen sosyal refah sistemi yetersizliği
    d)Kişiler arasında bütünleşmeyi sağlayan aile ve topluluk yetersizliği
    Ekonomik , Sosyal , Siyasal Kaynaklı Nedenler
    1-Fordist üretimden esnek üretime geçiş
    2-İşgücü piyasasındaki köklü değişim
    3-İstihdam , gelir dağılımı , sağlık hizmetleri , siyasi , kültürel faaliyetlere katılımdaki eşitsizlikler
    4-İç ve dış göç artışı , hukuki aksaklıklar
    5-Yaş , cinsiyet , etnik ayrımcılık ve aile yapısındaki değişim
    GENELDE DIŞLANMA RİSKİ YÜKSEK GRUPLAR:İşsiz , vasıfsız işçi , yoksullar , toprağı olmayanlar , özürlüler , suçlular , kadın , çocuk , göçmen , mülteci , azınlık , okuma-yazma bilmeyenler , diplomasız gençler ve tek ebeveynli aileler.
    DIŞLANMADAN ENÇOK ETKİLENENLER:Siyahlar , yaşlı , kadın , özürlüler , ırk-din-dil-etnik köken gibi ayrımcılığa uğrayanlar.Avrupa’da etnik olarak dışlanmada Romanlar başta gelir.
    Uzun süreli işsizlikten En fazla genç , kadın , göçmen ve azınlıklar etkilenir.
    SOSYAL DIŞLANMA BİÇİMLERİ
    1-)Ekonomik Dışlanma: Kişilerin temel gereksinimlerini giderecek gelirden yoksun olmalarıdır.
    2-)Kültürel Dışlanma: Din , mezhep , etnik köken ve farklı cinsel yönelime sahip olmak neden olur.
    3-)Siyasi Dışlanma : Vatandaşlık hakları , özellikle siyasi ve hukuki hakları tam olarak kullanamama , siyasi yaşama katılımın doğrudan yada dolaylı olarak engellenmesidir.
    4-)Mekansal Dışlanma: Toplumun kişiyi yaşadığı coğrafya nedeniyle dışlaması ve kişinin bireysel kaynaklar bakımından bağımsız , yaşadığı yerdeki kamu hizmetlerinin niteliği ve niceliği nedeniyle toplumsal yaşama katılamaması.
    SOSYAL İÇERME POLİTİKALARI
    Bu alandan çeşitli çalışmalar yapan örgütler ; ILO , WHO , UNESCO VE BM KALKINMA PROGRAMI UNDP dir.Sosyal dışlanma İLK kez Maastricht Anlaşması ‘nda resmiyet kazanmıştır.Sosyal dışlanmanın önlenmesinin AB’nin açık hedefi olduğu Amsterdam Anlamasın’da belirtilmiştir.
    Gerçek anlamdaki AB sosyal içerme stratejisi 2000 yılında yapılan Lizbon Zirvesin’de başlamıştır.2000’deki Nice Zirvesi’nde AB Temel Haklar Şartı kabul edildi.
    Sosyal dışlanmanın önlenmesine yönelik en dikkat çekici politika güvenceli asgari gelir(asgari gelir güvencesi) ‘dir. Güvenceli asgari gelirin Fransız hukukundaki şekli Asgari Tutunma Geliri’dir.ABD ve Avusturalya’da kişinin yardıma hak kazanabilmesi için ilgili kumrun göstereceği işte çalışması zorunludur.Bu uygulamaya workfare (çalıştırma) denir.İtalya’da muhtaç olmak yeterlidir.Neoliberal politikalar sosyal güvenlik sisteminin kapsamının genişletilmesini önler.STK’lar tarafından yalpan yardım pasif niteliktedir.
    AYRIMCILIK
    Kavram olarak ilk kes Anglo-sakson hukukunda ve bir mahkeme kararında kullanılmıştır.
    Ayrımcılık; Din , dil i ırk , etnik köken , özürlülük , cinsel yönelim , yaş gibi faktörler temelinde birey ya da gruplara yöneltilen eşitsiz davranışlardır.
    Ortaya Çıkış Biçimine Göre Ayrımcılık Türleri
    1- Doğrudan Ayrımcılık: Kişiye başka birine göre daha az olumlu davranılmasıdır.Örneğin ; Zencilerin ve Romanların bir yere girmesini önlemek.
    2-Dolaylı Ayrımcılık: Kişiye özgü özel bir durum nedeniyle kişiyi diğerlerine göre dezavantajlı duruma sokan görünüşte tarafsız olan kriter ve uygulamalardır.Örneğin; kadınların işte yükselmesini önlemek için B grubu ehliyet şart koşma.
    3-Dolayısıyla Ayrımcılık: Birinin kendisiyle bağlantılı başka biri yüzünden ayrımcılığa uğramasıdır.Beyazın siyahla evlenmesi , müslümanın hristiyanla evli olması gibi.
    4-Pozitif Ayrımcılık: Ayrımcılıktan kaynaklanan eşitsizliği dezavantajlı gruplar lehine sorunun kaynağına göre bazı haklar vererek çözmeye çalışmaktır.bu konuna uygulana en yaygın yöntem kota yöntemidir.
    5-Sistematik Ayrımcılık: Belirli gruplara karşı kurumsallaşmış politikalar , uygulamalar ve geleneklerdir.En önemli örneği Güney Afrika’da 1990’larda zencilere yapılan ırk ayrımcılığıdır.
    6-Çoklu-Kesişen Ayrımcılık: Birden fazla konuda yapılan ayrımcılıktır.Zenci kadının hem rengi hem de ekadın olması nedeniyle ayrımcılığa uğraması buna örnektir.
    7-Ters Yönlü Ayrımcılık: Dezavantajlı gruba uygulanan olumlu ayrımcılığın uzun süre uygulanmasıyla bu defa genel grubun ayrımcılığa uğraması durumudur.
    TACİZ: Irk , din , cinsel yönelim , engelli olma , nedenlerinde dolayı kişinin onurunu zedeleme , küçük düşürme , düşmanca aşağılayıcı saldırgan bir ortam yaratmak için istenmeyen bir fiili gerçekleştirmektir.
    CİNSEL TACİZ: Kendi rızası olmadan kişiye karşı fiziksel ve ya sözlü sarkıntılık yapmaktır.
    Çalışma Hayatında Ayrımcılık
    Ayrımcılık en çok çalışma hayatında görülür. Verimliliği aynı olan kişililere sadece ebeli bir gruba ait olduklarından ve ya özelliklerinden dolayı istihdam ve iş imkanı açısından eşit davranılmamasıdır.
    ILO’ya göre ; İstihdam ve meslek alanında fırsat eşitliğini bozma etkisi olan ırk , renk , cinsiyet , din , siyasi görüş … vs her türlü ayrılık gözetme , dışlama durumudur.
    NEDENLERİ: Ekonomik koşullar , sosyo-kültürel yapı , hukuki yapı ve işgücü piyasalarının gelişmemiş olmasıdır.
    İŞYERİ FAKTÖRLERİ: Politika ve stratejiler , örgüt kültürü , insan kaynakları sistemi , önyargı , örgütsel çalışma , iletişim ve işçilerin bireysel tutum ve davranışlarıdır.
    SONUÇLARI: Motivasyon ve verimliliğin azalması , işyerinde güç dengelerinin bozulması , adalet duygusunun ve iletişimin zayıflaması , vasıflı iş gücünün ayrılması , işyeri ve ülke imajının bozulması , işçi devir hızının artması.
    Çalışma Hayatında Ayrımcılık Türleri
    1-Cinsiyet ayrımcılığı
    2-Özürlü ayrımcılığı
    3-Yaş ayrımcılığı (Bu konuda ilk düzenleme 1967’de ABD’de 40 yaş üstü insanlar için yapılmıştır.)
    4-Irk , renk , soy , köken , din ve siyasi görüşe dayalı ayrımcılık



    7. ÜNİTE (DURSUN DAL’A TŞK)

    SOSYAL POLİTİKA
    ÜNİTE-7 / ÖZEL OALRAK KORUNMASI GEREKEN GRUPLAR(DEZAVANTAJLI GRUPLAR)
    KAVRAMSAL AÇIDAN ÖZEL OLARKA KORUNMASI GEREKEN GRUPLAR
    Özel olarak korunması gereken gruplar; Sosyal risk grupları , Dezavantajlı gruplar , Handikaplı gruplar olarak da adlandırılır.
    Özel Olarak Korunması Gereken Gruplar : Yetersiz yaşam koşullarına sahip , demografik değişkenlere bağlı olarak farklı nicelik-nitelik gösteren ; ekonomik , fizyolojik , psikolojik , sosyal siyasal açıdan çağdaş yaşam koşullarına ulaşmak için devlet sorumluluğunda toplumsal korumaya ihtiyaç duyan gruplardır.
    ÇALIŞMA YAŞAMINDA ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKENLER
    1-)KADINLAR
    Kadınlar çalışma hayatına sanayi devrimiyle girdiler. Kadınların Çalışma Hayatına Girme Nedenleri : ekonomik nedenler , teknolojik gelişme , dokuma sektöründe daha çok tercih edilmeleri önemli rol oynamıştır.
    Kadınların düşük ücret , uzun çalışma süresi ve ağır konuşlarda çalışmaları tepki çekmiş ve bu alanda İLK düzenlemeyi İngiltere yapmıştır.Özel olarak korunması gereken grupların içinde EN geniş kesim kadınlardır.
    Kadın çalıştırma 19. YY sonunda Metalürji , Kimya ve Araba sektöründe sınırlandırılmıştır.
    Kadınların İşgücüne Katılımını Artıran Nedenler:
    1)Gelişmiş ülkelerdeki demografik gelişmeler
    2)Kamu ve hizmet sektörünün gelişmesi
    3)Eğitim olanaklarının artması
    4)Çekirdek ailenin yaygınlaşması
    5)Evlenmenin azalması boşanmanın artması
    6)Toplumun kadın işgücüne bakışının değişmesi
    6)Çocuk , yaşlı , özürlü bakımı konusundaki gelişmeler
    7)Ev işlerini kolaylaştıran teknolojik gelişmeler
    8)Üretim ve hizmet sektöründe kullanılan ileri teknoloji kadının üş gücüne katılımını artırmıştır.
    Küreselleşme , Neoliberal politikalar ve esnekleştirme çalışmaları kadının işgücüne katılımını artırmıştır.
    TÜRKİYE AÇISINDAN; 1840’tan itibaren gayri Müslim kadınlar , 1860’tan itibaren Müslüman kadınlar dokuma fabrikalarında çalışmaya başlamıştır.Türkiye’de kadın istihdamının düşük olmasında ; din , gelenek , eğitim düzeyi , cinsiyete dayalı iş bölümü , ailenin ekonomik durumu , iş hayatındaki ayrımcılık etkilidir.
    Çalışma Hayatında Kadına Yönelik Cinsiyet Ayrımcılığı ; Eğitimde , meslek seçiminde , işe alma , iş sırasında , isten ayrılma , kariyer ve ücret belirleme alanlarında ortaya çıkıyor.
    Özel Sektörde; Evlilik ve çocuk nedeniyle ara verme , kanunlardaki koruyucu hükümlerin ek maliyet getirmesi dezavantaj oluşturur.Evlilik , hamilelik , doğum ve ekonomik krizler kadının işini kaybetmesine neden olur.
    Aile-İş Hayatını Dengelemedeki Sorunun Etkileri ;Kadının iş hayatından çekilmesine , kısmi-geçici çalışma şeklerine yönelmesine , kayıt dışı çalışmasına , geç evlenmesine , geç ve az çocuk yapmasına neden olur.
    AB Önlemleri : Kadınların geleneksel sorumluluğunun azaltılması , ebeveyn izni , çocuk bakım hizmeti .


    KADIN AYRIMCILIĞINI ÖNLEMEYE YÖNELİK ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMELER VE ÇALIŞMALAR
    BM ÇALIŞMALARI:
    1-İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi
    2-Ekonomik Sosyal Ve Kültürel Haklar Sözleşmesi
    3-Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi
    4-Kadına Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi
    ILO ÇALIŞMALARI:
    A)Analığın Korunması Sözleşmesi
    B)Gece Çalışması Sözleşmesi
    C)Eşdeğerde İŞ İçin Kadın Erkek Ücret Eşitliği Sözleşmesi
    D)İstihdam ve Meslek Alanında Ayrımcılık Sözleşmesi
    E)Aile Sorumluluğu Olan Kadın-Erkek İşçilere Eşit Davranılması Sözleşmesi
    AB ÇALIŞMALARI:
    1)Temel Haklar Şartı
    AB çalışma yaşamında kadın erkek eşitliği hakkında ilk düzenleme 1957 ROMA ANLAŞMASI ile yapılmıştır.
    TÜRKİYEDE:
    Kadın işçileri korumaya yönelik ilk düzenleme 1930’da 1593 Sayılı UMUMİ HIFZISIHHA KANUNU ile yapılmıştır.Bu konudaki en ayrıntılı çalışma 2003’de 4857 Sayılı İş Kanunu’dur.Ebeveyne iznine yönelik Türk hukukunda düzenleme yoktur.Gebe ve emziren kadınların çalışma şartlarıyla emzirme odaları ve çocuk bakım yurtlarına dair düzenleme 2004 yılında yapıldı.
    2)ÇOCUKLAR VE GENÇLER
    ILO İstihdama Kabul Asgari Yaş Sözleşmesinde en az çalıştırma yaşını 15 kabul etmiştir.Gelişmiş ülkelerde alt sınır zorunlu eğitimin sona erdiği yaştır.BM ve Avrupa’da 15-24 yaş arası , “genç işçi” olarak tanımlanır.Çocuk ve gençlerin işçi statüsünde çalışmaları sanayi devrimiyle başlar.
    Uluslar arası alanda İLK olarak 1890 BERLİN KONFERANSINDA : çalıştırılma yaşı , çalışma süresi , iş sağlığı ve güvenliğine yönelik kararlar alındı.
    Çocuk ve Gençlerle İlgili Uluslar arası Belgeler Ve AÇlışmalar:
    BM Çalışmaları:
    1-İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi
    2-Ekonomik sosyal Kültürel Haklar Sözleşmesi
    3-Çocuk hakları bildirisi
    4-Çocuk hakları sözleşmesi
    ILO çalışmaları:
    A)İstihdama Kabulde Asgari Yaşa İlişkin Sözleşme
    B)Çok Kötü Biçimlerde Çocuk İşçiliğinin Önlenmesi Acil Eylem Planı
    ILO çocuk işçiliğiyle mücadele etmek için 1992’de Çocuk Çalıştırılmasının Ortadan kaldırılması Projesini (IPEC) başlattı.

    TÜRKİYEDE ; Çocukların iş yaşamında korunmasıyla ilgili ilk düzenleme 1921’de yapıldı.En ayrıntılı düzenleme 4857 sayılı İş Kanununda bulunur.15 yaşını doldurmayan çocukların çalıştırılması yasaktır.
    Ancak 4857 Sayılı İş Kanunu; Ev hizmetlerinde , tarımda aileye yardım amaçlı çalışan çocukları ve çırakları kapsamaz.
    3-YAŞLILAR
    Yaşlılık ; Biyolojik , fizyolojik , kronolojik , fonksiyonel , sosyal ve duygusal yaşlılık diye sınıflandırılır.Çalışma ekonomisinde 65 yaş yaşlılık başlangıcı sayılır.
    Dünyada yaşlılara yönelik sosyal politikalar ; Yaşlılık sigortası , Sosyal güvenlik garantisi olmayanlara belli bir gelir bağlanması , temel ihtiyaçların karşılanması için geçici yardım , sağlık ve sosyal hizmetler sunulmuştur.Bu sosyal hizmetler kurumsal bakım hizmetleridir.
    Kurumsal Bakım Hizmetleri: Huzurevi , bakımevi , sokak yaşlıları yardım evi , yaşlı apartmanları , yaşlı köyleri dir.
    Evde Bakım Hizmetleri: Evde takip , ev sağlı hizmetler, , süreli bakım , evlere yemek servisi , evlere bakım ve onarım hizmetleridir.
    Yaşlılara yönelik sosyal politikaların oluşturulmasında öneli rol oynayan etmenler:
    Yaşlı nufusun artması
    Çekirdek aile yapısına geçiş
    Emeklilik ödemlerinin artması
    Yaşlı bağımlılık oranının artması
    İşgücü arzının azalması riski
    TÜRKİYE’DE: yaşlılara yönelik en önemli sosyal politika “YAŞLILIK SİGORTASI”DIR.İlk evde bakım projesi 1993’de 4 büyük ilde uygulandı ama başarısız olundu.Halen Ankara ve İBB evde bakım hizmeti vermektedir.
    4)ÖZÜRLÜLER
    BM Özürlü Hakları Bildirgesinde özürlü: Doğumla veya değil , zihinsel veya fiziksel yetersizliğe sahip , bireysel veya sosyal yaşamın gereklerini tek başına sağlayamayan kişidir.BM’ye göre dünyanın %10’u özürlüdür.Özürlülerin %80’i gelişmekte olan ülkelerde yaşar
    Özürlülere yönelik sosyal politikaların temel amaçları :
    1-Çalışma hakkı tanımak
    2-İşgücü niteliği olmayan bakıma muhtaç özürlüleri sosyal güvenlik hizmetine almaktır
    Özürlü istihdamını saylamak için:
    A)Belli sayıda işçi çalıştıranlara belli sayıda özürlü çalıştırma zorunluluğu (Kota)
    B)Bazı iş ve mesleklerin ülke çapında sadece özürlülere ayrılması (Tahsis)
    C)Bazı iş ve mesleklerin iş yerleri çalışma kolu ve mevkileri için özürlülere ayrılması (Sınırlı tahsis)
    D)İşe girmekte öncelik ve tercih olanağı verilemesi (Öncelik ve Tercih Tahsisi)
    E)İşverenlerin zorunlu bildirimi sonucu kurumun boş işlere özürlü yerleştirmesi
    F)Özürlü çalıştıran işverenlere tazminat ve vergi muafiyeti
    G)Evde çalışma , tele çalışma gibi çalışma yöntemlerinin teşvik edilmesi.
    Korumalı İşyerinin Özellikleri
    1-Birden fazla özre sahip olunması halinde uygulanır.
    2-Mesleki rehabilitasyon uygulanır
    3-Teknik ve mali açıdan devlet tarafından desteklenir
    4-Özürlüye göre özel olarak dizayn edilir
    TÜRKİYE’DE ; Özürlü çalıştırma zorunluluğu ilk kez 1967’de Deniz İŞ Kanunu ile getirilmiştir.Özürlülere yönelik en önemli düzenleme 2005’de 5378 sayılı hakkında kanun ile yapılmıştır.4857 sayılı İş Kanunu 30. Madde:50 ve üstü işçi çalıştıran özel sektör işyerlerinde %3 , kamuda %4 özürlü çalıştırmayı zorunlu kılar.
    5-ESKİ HÜKÜMLÜLER
    En önemli sorunları işsizliktir.Çalıştırılma zorunluluğu sadece kamuda vardır ve o da %2’dir.,eski hükümlü istihsamı için KOTA sistemi ve ya işverenleri özendirici tedbirler getirilmektedir.Kendi işyerlerini kurmaları için de maddi ayni teknik destek sağlanmaktadır.
    6-GÖÇMENLER
    BM Göçmenlik tanımı:Kendi vatandaşı olduğu ülkeden başka bir ülkede 1 yıl ve ya daha fazla kalan kişidir.
    BM Cenevre Sözleşmesine Göre Mülteci: Irkı , dini , milliyeti , belli bir sosyal gruba aidiyeti yada siyasi düşüncesi nedeniyle zulüm gören ve bu yüzden yurdundan ayrılan , geri dönmeyen kişidir.
    Sığınmacı: Henüz göçmen statüsü verilmemiş kanuni işlemleri devam eden kişidir.
    Beyin Göçü: Yüksek eğitimli ve nitelikli işgücünün daha iyi yaşam ve çalışma olanakları için başka bir ülkeye göçmesi.
    Göçmen İçi:Vatandaşı olmadığı bir devlette ücret ödenen bir faaliyete çalışan kişidir.
    İnsanları Göçe Zorlayan Faktörler: Ekonomik , siyasi , demografik , coğrafik nedenlerdir.
    2050 de dünyanın %2,6 sı yan 230 milyon kişinin göçmen olacağı tahmin ediliyor.
    Ülkelerin Uluslar arası Göç Politikaları
    Ekonomik , sosyal , istihdam , sağlık ticaret , kültür ve güvenlik çerçevesinde belirlenir.
    Genel Olarak Ülkelerin Uluslar arası Göç Politikaları
    Göç alma ,göç verme , ülkedeki göçmenler , göç verilen ülkelerdeki vatandaşlarla ilgili düzenlemeleri kapsar.

    TÜRKİYE’DE: Türkiye’de göçmenlik İskan Kanunu ile düzenlenmiştir Kanuna göre göçmen: Türk soyundan ve Türk kültürüne balı olup , yerleşmek için Türkiye’ye gelip bu kanun gereğince kabul olunan kişidir.
    Yabancılara çalışma izni Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca verilir.izin , süreli süresiz istisnai ve bağımsız olmak üzere dört türdür.





    Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın, ölüme erken sevgiye geç,
    Yine gecikmişim bağışla sevgilim, sevgiye on kala ölüme beş..

    )̲̅ζø̸√̸£ ч̸ø̸µ

  3. #3
    ModeratoR

    Standart Cevap: AÖF Sosyal Politika Dersi Konu Özetleri (1. ünite, 2. ünite, 3. ünite, 4. ünite 5, 6, 7, 8. Ünite)

    ///8.ünite /// (YAĞMUR GÜLESE’YE TŞKLER)


    KÜRESELLEŞME
    Giriş
    Küreselleşme terimi 1980’leri takip eden 20 yılık dönemde uluslararası düzeyde meydana gelen bütün iktisadi, sosyal, siyasi ve kültürel gelişmeleri izah etmek için referans olarak kullanılan bir “fenomen” hâline gelmiştir. Herkesin kendi dünyası ile ilgili bütün olaylarda “sebepleri” veya “sonuçları” açıklamak için küreselleşmeyi referans olarak kullanmaya başlaması küreselleşmeyi; karmaşık, sınırları çizilmesi güç ve anlaşılması zor bir terim hâline getirmiştir. Küreselleşme; “lehinde veya aleyhinde”; “karşıt” veya “taraftar”; “olumlu veya olumsuz değerlendiren” herkesin göz ardı edemeyeceği, hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bir olgu, bir süreçtir.
    Küreselleşme Nedir?
    Küreselleşmenin ortak bir tanımı yoktur. Çünkü:
    • Küreselleşme iktisadi alanda ortaya çıkan bir olgu olarak başlamakla birlikte zaman içinde sosyal, politik ve kültürel boyutu ile öne çıkmıştır.
    • Küreselleşmenin politik ve kültürel boyutu, küreselleşme ile ilgili ideolojik görüş farklılıklarına yol açmıştır.
    • Dünyanın neresinde olursa olsun, gelişme seviyesi ve siyasi rejimi ne olursa olsun, zengin-fakir, büyük-küçük bütün ülkeleri yakından ilgilendiren bir öneme sahip olmuştur (UN, 2001: 3).

    İngilizce global (küresel) kelimesinden türetilen küreselleşme (globalisation), “dünya çapında, herkesi ilgilendiren, evrensel, bütünle ilgili” bir değişim-dönüşüm sürecini ifade etmek için kullanılmaktadır.
    İktisadi alanda ortaya çıkan gelişmeleri ifade etmek için kullanılan küreselleşmenin zaman içinde sosyal, politik ve kültürel boyut kazanması, çok farklı kişilerin çok farklı süreçleri açıklamak için küreselleşmeyi belirleyici değişken olarak kullanması herkes tarafından paylaşılan ortak bir tanım yapma imkânını ortadan kaldırmıştır. Bu tanımlardan sıklıkla rastlananları şunlardır:

    • Küreselleşme, ekonomik, sosyal, teknolojik, kültürel, politik ve ekolojik denge açılarından global bütünleşmenin, entegresyon ve dayanışmanın artması anlamındadır. Bir durumu açıklamaktan ziyade bir akım veya zihniyeti ifade etmek için kullanılmaktadır
    • Küreselleşme, insanlar arasındaki karşılıklı bağımlılığın artmasıdır. Ancak bu yalnızca ekonomik açıdan değil, kültürün, teknolojinin ve yönetimin global düzeyde bütünleşme sürecidir. • Küreselleşme değişimi ifade etmek için kullanılan “sihirli” bir sözcük, parolaya dönüşmüş moda bir deyimdir.
    • Genel anlamda küreselleşme; özellikle bilginin, haberleşmenin, kültürel etkileşimin, sermayenin ulusal sınırları aşıp uluslar üstü nitelik kazandığı; ekonomi, kültür, siyaset, yönetişim vb. birçok düzeyde ülkeler arasındaki bağımlılığın arttığı bir süreci yansıtır.
    • Küreselleşme, sadece ya da öncelikle ülkelerin ekonomik açıdan karşılıklı bağımlılıkları anlamına gelmemekte, içinde yaşanılan dönemde zaman ve mekânın dönüşümü anlamına gelmekte, mekân olarak uzakta meydana gelen olayların bu olaylarla ilgisi olmayan kişileri doğrudan ve anında etkilemesidir.

    Küreselleşme; iktisadi, sosyal ve siyasi hayatın bütün aktörlerinin 1980′ler sonrası dönemde yaşadıkları sorunların gerekçelendirilmesinden, gelecek dönem projeksiyonlarının yapılmasına kadar kendilerini ilgilendiren bütün alanlarda sebep sonuç veya belirleyici faktör olarak dikkate aldıkları bir referans olmuştur.

    • Küreselleşme; uluslararası mal ve hizmet ticaretinin artması, doğrudan yabancı yatırım ve kısa dönemli sermaye hareketlerinin serbestleşmesi, çok uluslu işletmelerin oynadıkları rolün değişmesi, üretim ağlarının uluslararası çapta yeniden organizasyonu, teknolojik yeniliklerin, özellikle bilgi teknolojisinin ivme kazanması ve yaygınlaşması, kuralsızlaştırmanın benimsenmesi ile dünya ekonomisinin bütünleşmesi süreci olarak tanımlanabilir.
    • Bir fenomen olarak küreselleşme; uzun süreçli ancak başlangıcı olmayan fakat teolojik de olmayan, düzen ve düzensizlik, işbirliği ve mücadele, bütünlük ve ayrılık üreten güçlerin son derece karmaşık bir etkileşimidir
    • Küreselleşme, küresel bağlılıkların genişlemesi, sosyal hayatın küresel ölçekte organizasyonu, küresel bilinç ve duyarlılıktaki artışa bağlı olarak bütün dünyanın bütünleşme sürecidir
    • Küreselleşme, bugün kimsenin yok varsayamayacağı bir gerçeklik olarak geleceğe yönelik bütün okumalara yön veren bir süreçtir. Hiç kimsenin tam olarak anlamadığı ancak herkesin etkilerini üzerinde hissettiği yeni bir düzenin adıdır.
    • Sanayi kapitalizminin yükselişiyle yaşanan kitlesel değişimler ve bu değişimlere bağlı olarak yaşanan dönüşüm sürecidir. Batı’nın sınırsızlaşması (ulus devletin çöküşü) ve Brezilyalaşması (kayıt dışı emek piyasalarının yükselişi) gibi dönüşümleri içerir.
    Küresel ölçekte ekonomik sistemi düzenlemekle görevli IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların küreselleşme sürecini yönettiği ve yönlendirdiği görüşü yaygın bir kabul görmektedir.
    • Dünya Bankasına (World Bank-WB) göre küreselleşme, insanlık tarihinin kaçınılmaz olarak yaşanacak bir safhasıdır. Dünya çapında ekonomilerin ve toplumların bütünleşme sürecini ifade eder. Haberleşme teknolojisi ve bilgi paylaşımı ile bilgi, enformasyon ve kültürün de bütünleşmesi sürecidir
    • Uluslararası Para Fonu (İnternational Monetary Fund-IMF), küreselleşmeyi; gelişme seviyesi ve siyasi sistemi ne olursa olsun bütün ülkelerin vatandaşlarına daha yüksek bir hayat standardı sağlamak için (refah seviyelerini artırmak için) gerçekleştirmek zorunda oldukları istikrarlı bir ekonomik büyüme hedefini birlikte gerçekleştirme sürecidir. Kıt kaynaklarla sonsuz ihtiyaçların karşılanması hedefinin gerçekleştirilmesi için en uygun yoldur
    IMF’ye göre geniş anlamda küreselleşme: Ekonomik göstergelerle ilgili değişimin yanı sıra küreselleşmenin kültürel, siyasal ve çevre ile ilgili boyutlarını da kapsamaktadır.
    • Ekonomik Kalkınma ve iş birliği Örgütü (Organisation for Economic Cooperation and Development-OECD) küreselleflmeyi; mal ve hizmet piyasaları ile birlikte mali piyasaların da bütünleştiği, ulusal ekonomilerin birbirlerine bağımlılıklarının arttığı çok yönlü bir ekonomik bütünleşme sürecidir.
    • Birleşmiş Milletlere (United Nations-UN) göre küreselleşmeyi; küresel bütünleşmenin ve karşılıklı bağımlılığın artmasıdır ve iktisadi, siyasi, sosyal ve kültürel boyutları olan çok yönlü bir olgudur.
    •Uluslararası Çalışma Örgütü (International Labour Organisation-ILO küreselleşmenin ileri sürülen olumlu sonuçlar yanında toplumlar ve ülkeler arası eşitsizlikleri artıran, sosyal sorunları derinleştiren etkileri de olan bir süreç olarak tanımlamıştır.
    ILO’ya göre küreselleşmeden beklenen olumlu sonuçların alınması sürece
    müdahale edilerek iyi yönetilmesi ile mümkün olacaktır. Küreselleşme, kendiliğinden olumlu sonuçlar doğuracak bir süreç değildir. (ILO, 2004: x-xi).
    Küreselleşme terim olarak herkes için aynı anlamı ifade eden “tarafsız-nötr” bir terim değildir.
    Bugün gelinen noktada küreselleşme hâlâ çok yönlü tartışmaların konusudur ve “hastalıklı-ayıplı” bir kavram olmaktan kurtulamamıştır (UN, 2001: 7).
    KÜRESELLEŞMENİN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ
    İlk görüş: kendi içinde küreselleşmeyi toplumlar ve ülkeler arası ilişkilerin başladığı en eski zaman dilimlerinden başlatanlar yanında farklı dönemleri başlangıç tarihi olarak alanlar da vardır. Küreselleşmeyi; 15. yüzyılda Colomb ve De Gama’nın keşiflerini takip eden dönemde yeni dünyaya artan mal ticaretini esas alanlar yanında Sanayi Devrimi ve bunu takip eden 19. yüzyıldaki sömürge anlayışına uygun ticaret artışının gerçekleştiği dönemi başlangıç olarak alanlar da vardır. Bu görüş içinde daha yaygın olan görüşe göre küreselleşme 19. yüzyılın son çeyreği ile Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemler arasındaki 50 yıllık sürede ortaya çıkan hızlı üretim ve ticaret artışına bağlı gelişmelerin sonucudur. Bütün bu görüşler, bir yandan haberleşmedeki hızlanma (kıtalararası telgraf ağı kurulması), diğer yandan özellikle buharlı gemilerin mal taşımacılığındaki kullanımının artışının etkilerini esas almışlardır.
    Daha fazla taraftar bulan ikinci görüşe göre küreselleşme 1980’li yıllarda başlamıştır. Ancak, 1980’li yıllarda başlayan küreselleşme sürecinin gerisinde;
    • İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde yaşanan hızlı ve sürekli ekonomik büyümenin sağladığı üretim artışı,
    • 1970’li yıllarda yaşanan ekonomik krizi takip eden dönemde başta ABD olmak üzere Almanya, İngiltere gibi ülkelerde iktidar olan yeni sağ ve takip ettikleri neoliberal ekonomik politikalar,
    • Haberleşme teknolojisindeki hızlı gelişme, televizyon yayıncılığının artışı ve İnternet kullanımının yaygınlaşması,
    • Soğuk savaş döneminin sona ermesi ve Doğu Bloku ülkelerinin “geçiş ekonomileri” anlayışı ile Batı ile bütünleşme faaliyetlerini hızlandırması,
    • Ulus devletlerin mal ve hizmet ticaretini engelleyen veya sınırlayan kurallarının yerine uluslar üstü kuralların hakim kılınması,
    • Gelişme ve büyüme isteğinin ulus devletleri yabancı sermaye yatırımlarını ülkelerine çekmek için takip ettikleri serbestleşme politikaları,
    • Haberleşme teknolojisindeki gelişmenin uluslararası bankacılık ve finans işlemlerini kolaylaştırması, piyasaları bütünleştirmesi,
    • İktisadi hayattaki serbestleşmeyi takip eden sosyal ve kültürel hayattaki serbestleşmenin toplumlar arası ve ülkeler arası bilgi-enformasyon hareketliliğini artırması,
    • Avrupa Birliği gibi bölgesel bütünleşme hareketlerinin uluslar üstü ortak kurallar belirleme geleneğini güçlendirmesi,
    • Güneydoğu Asya ülkelerinin hızlı kalkınma çabaları,
    • Hong Kong’un Çin’e devri ve Çin’in uluslararası ekonomiye entegre olmasına yönelik ideolojik yaklaşım değişikliği gibi çok sayıda ve birbiri ile iç içe geçmiş, birbirini hızlandıran faktörlerle gerçekleşmiştir. Bir bakıma, yukarıda sayılan faktörler küreselleşmenin alt yapısını oluşturmuştur. Bu görüş taraftarları, ilk görüşten farklı olarak küreselleşmeyi yalnızca mal ve hizmet ticareti artışına bağlı “kantitatif-sayısal” bir değişim olarak görmemekte politik, sosyal ve kültürel boyutuna da vurgu yapmaktadırlar. Bu dönem, önceki dönemlerden farklı olarak üretimin bir ülkede gerçekleştirildiği diğerlerine ticaret yolu ile transfer edildiği bir dönem değildir. Bir mal veya hizmetin üretimi birden fazla ülkede, birbirini bütünleyecek şekilde adeta “montaj” ürün olarak gerçekleşmektedir ve bu uluslararası üretim ağları oluşturmuştur (OECD, 2010: 11).
    Yeni üretim ağı; mal ve hizmet üretimi ile temel stratejilerin sermayenin ana vatanı olan ülkede belirlenmesi, üretimin parçalı olarak farklı ülkelerde yapılması ve nihayet nihai üretimin “montaj” olarak son ülkede yapılması anlamına gelmektedir. Bu yapı, önceki dönemlerin aksine mal ve hizmet akımını gelişmiş-üreten ülkeden gelişmekte olan-tüketen ülkeye doğru olan yönünü değiştirmiş, gelişmekte olan ülkeler de üreten ve satan konumuna geçmiştir. Küreselleşmeyi 1980’li yıllarda başlatan görüş taraftarlarına göre, küreselleşme piyasa faktörlerinin etkisi ile kendiliğinden, doğal bir süreç sonucunda ortaya çıkmamıştır. Teknolojik alandaki gelişmelerin mal ve hizmet ticareti ile sermaye hareketlerini uluslararasılaştıran etkisi ve uluslararası rekabeti teşvik eden “açık pazar” politikaları ile küreselleşmeyi tetiklemiştir (OECD, 2005: 16).
    IMF, Dünya Bankası ve OECD gibi kuruluşların uluslararası yeni bir ekonomik-sosyal düzen oluşturma konusundaki çabalarının da küreselleşme sürecinin seyrine önemli katkısı olmuştur. Bugünkü anlamda küreselleşme ne zaman başlamıştır?
    Farklı Yaklaşımlara Göre Küreselleşme
    Sosyal bilimlerde hiçbir şeyin “ yalnızca ak ve kara gibi belirgin, farklı iki rengi yoktur” gerçeğinden hareketle küreselleşme konusunda da farklı görüşlerin olduğunu söylemek mümkündür.

    Literatürde, çok benimsenen kabule göre küreselleşme ile ilgili yaklaşımlar 3 ana başlıkta toplanmıştır;
    Aşırı Küreselleşmeciler (hyperglobalist),
    • Şüpheciler (skeptical),
    • Dönüşümcüler (transformationalist).
    Aşırı küreselleşmecilere göre; küreselleşme geleneksel kavramlarla açıklanamayan “yeni bir çağın” adıdır. Dönemin belirgin özellikleri; mal, hizmet ve sermaye hareketlerinin daha önce hiçbir dönemde gerçekleşmeyen ölçüde hem hacim olarak artması hem de bütün dünya ülkelerini kapsayacak şekilde bir ağ oluşturması; ulus devlet ekonomik hayatla ilgili yetki ve otorite alanlarının önemli bir kısmını uluslararası hukuka bırakmakla kalmamış, kendi ulusal kurallarını da bu hukuka uygun olarak düzenlemeye başlamıştır. Ancak aşırı küreselleşmeci grup içinde küreselleşme sürecine olumlu yaklaşan ve sürecin herkesin refahını artıracağını ileri sürenlerin (destekleyenler-olumlular) yanında, bu yeni düzenin “herkes için değil, elit bir azınlığın” yararına olduğunu iddia edenler de (karşıtlar) vardır.

    Küreselleşme sürecine temkinli yaklaşan şüpheciler, küreselleşmenin ekonomik boyutu üzerinde yo¤unlaflmakta ve bu açıdan sürecin yeni değil, Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemle benzerlik gösterdiğini ileri sürmektedirler. Bu görüş taraftarlarına göre, 1890-1914 yılları arasındaki dönemde dünya, bugün olduğundan daha açık ve bütünleşmiş bir ekonomik yapıya sahipti. şüphecilere göre küreselleşme ekonomik bakımdan bütün ülkeleri kapsayan dünya çapında bütünleştirici bir sonuç doğurmamıştır.Dünya ekonomisinin % 80’ine 33 üyesi bulunan OECD ülkeleri hakimdir. Küreselleşme sürecinin başta gelen aktörlerinden AB, küresel değil bölgesel bir bütünleşmeyi temsil etmektedir. Şüphecilerin küreselleşme sürecine yönelik eleştirel görüşlerinin kaynağını, sürecin ülkeler arasında olduğu kadar ülkelerde de toplumsal sınıflar arasında eşitsizlikleri artırmasıdır. Küreselleşme, olumsuz sosyal sonuçlar yaratmanın yanı sıra ulus devlet ve ulus devletin geliştirdiği sosyal devleti de zayıflatmaktadır. Sosyal devletin zayıflaması sürece ideolojik bir boyut kazandırmaktadır.
    Küreselleşme sürecine daha çok tarafı ve dengeli bir bakış açısına sahip olan dönüşümcüler, küreselleşmeyi nimetleri ve külfetleri; fırsatları ve tehditleri ve nihayet olumlu ve olumsuz sonuçları ile birlikte değerlendirmek gerektiğini ileri sürmektedirler. Küreselleşmeye, kaçınılmaz teslim olunması gereken bir süreç olarak değil, ortaya çıkaracağı olumsuz sonuçların giderilebilmesi için müdahale edilmesi, yönlendirilmesi ve yönetilmesi gereken bir süreç olarak bakmaktadırlar. Küreselleşmeyi yalnızca mal, hizmet ve sermaye hareketlerindeki istatistiki büyüklüklerle değil, insani boyutları ile de değerlendirmek gerekir. Ulus devleti ve sosyal devletin ortadan kaldırılmasını değil, ulus devletin küreselleşme sürecinin dinamiklerine daha iyi cevap verecek ve sorunlarını çözebilecek yeni bir yapıya kavuşturulması gerektiğini ileri sürmektedirler.
    Küreselleşme, dünya genelinde toplam üretim artışı sağlamış görünmekle birlikte bu artışın bölgeler, ülkeler ve toplumlar arasındaki paylaşımı adil olmamıştır.
    Küreselleşme yaklaşımlarını taraftarlarının dünya görüşlerinden hareketle açıklamak gerekirse; aşırı küreselcilerin neoliberal ve Marksist görüş taraflarınca temsil edildiği; şüpheciler tarafında piyasa mekanizmasına karşı çıkan sol görüş taraftarları ile ulus devlete önem veren milliyetçi/sağ eğilimlilerin yer aldığı; üçüncü grupta yer alan dönüşümcülerin ise “reel-politik”e yakın duran uygulamacılar ve entelektüellerden oluştuğu dikkat çekmektedir.

    Küreselleşmenin Göstergeleri
    • Uluslararası mal ve hizmet ticaretinin artması,
    • Uluslararası sermaye hareketleri ve yatırımların artışı,
    • Haberleşme ve ulaşım maliyetlerinin düşmesi ve iletişimin artışı,
    • Çok uluslu şirketlerin büyümesi olarak gösterilmektedir. Bu faktörler dışında ulus devletin dönüşümü, yeni sosyal ağlar, küresel üretim zinciri, kuralsızlaştırma; işgücü hareketliliği, istihdamın değişen yapısı, bilgi toplumu gibi unsurlar da küreselleşme sürecini açıklamak için kullanılan diğer bazı unsurları oluşturmaktadır.

    Uluslararası Mal ve Hizmet Ticaretinin Artması
    Küreselleşmenin en somut göstergesi, ülkeler arasındaki mal ve hizmet ticaretindeki artıştır. Artışı ölçmek için kullanılan uluslararası mal ve hizmet ticareti hacminin gayrisafi millî gelire (millî gelir) oranındaki değişmedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde uluslararası ticareti engelleyen ve sınırlayan yüksek gümrük tarifeleri ve yasaklar, Savaş sonrası dönemde 1947 yılında kurulan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Antlaşması (GATT) ile başlayan süreçte OECD’nin katkıları ile büyük ölçüde kaldırılmıştır.
    Uluslararası mal ve hizmet ticaretinin hacmi ülkelerin dünya ile bütünleşmesinin bir göstergesi olarak kabul edilir (OECD; 2010:60).
    Bu bakımdan ihracat ve ithalat toplamının GSYİH’ye oranı bütünleşmenin derecesini gösteren bir ölçü gibi kullanılır. Bu açıdan gelişmiş ancak küçük ülkelerin (Lüksemburg, Belçika, İrlanda gibi) dünya ile daha fazla bütünleştiğini göstermektedir. Esas küreselleflmenin başladığı 1980’ler sonrası ise Japonya başta olmak üzere Uzak Doğu ve nihayet Çin merkezli Doğu Asya ülkelerine doğru kaymıştır. Uluslararası ticaret başlangıçta mal ticareti ağırlıklı iken özellikle 1990’lı yıllardan sonra yeni dönem küreselleşmenin de belirgin özelliği olarak hizmet ticareti daha hızlı artmıştır.
    Dünya mal ticareti artışından bütün ülkeler için dengeli şekilde pay almamış yeni dünya düzeninde oluşan 3 büyük bölgesel kutup (Batı Avrupa-AB; Kuzey Amerika ve Doğu Asya Ülkeleri) etrafında yoğunlaşmıştır.
    Hizmet ihracat ve ithalatı bakımından lider ülke ABD’dir ve mal ticaretinin aksine hizmet ticareti 105 milyar dolar ticaret fazlası vermiştir. Hizmet ticareti bakımından ABD’yi İngiltere takip etmekte, ABD ve İngiltere’yi Almanya ve Japonya takip etmiştir. OECD üyesi olmayan Çin, Rusya ve Hindistan dünya hizmet ticaretinde giderek artan bir pay ve öneme sahip olmaktadırlar (OECD, 2010: 46).
    Küreselleşme, mal ve hizmet ticaretinin uluslararasılaşması ve artışı olarak iki ayaklı bir süreç
    olarak açıklanmasına rağmen, sürecin hizmet ticaretine yönelik ayağı daha zayıf kalmıştır.
    Uluslararası Sermaye Hareketleri ve Yatırımların Artışı
    Uluslararası sermaye 1980’li yıllarda yaşanan krizden sonra nitelik değiştirerek doğrudan yabancı yatırımlara doğru kaymıştır. Küreselleşme sürecinde mal ve hizmet ticareti ile sermaye hareketleri bakımından bir karşılaştırma yapıldığı zaman, Bretton Woods sistemi ile İkinci Dünya sonrası 1950-70 arasındaki 20 yıllık dönemde mal ve hizmet ticareti büyük ölçüde serbestleştirilirken ulus devletin hükümranlık haklarının korunması endişesiyle finansal piyasalar bu serbestleşme politikasının gündemi dışında kalmıştır (ILO, 2008; 27).
    Küresel krizler, küreselleşmenin yönünü de etkilemektedir. Kriz dönemleri doğrudan yabancı yatırımların yöneldiği bölgeler ve ülkeleri değiştirmekte, bundan da en fazla gelişmekte olan ülkeler etkilenmektedir.

    HABERLEŞME VE ULAŞIM MALİYETLERİNİN DÜŞMESİ VE İLETİŞİMİN ARTIŞI
    Küreselleşmeyi 1980’li yıllarda başlatan yaklaşımın temel gerekçelerinden biri, daha önceki dönemlerden farklı olarak teknolojik gelişmeye bağlı olarak ulaşım ve haberleşme maliyetlerindeki hızlı düşüştür. Uluslararası mali piyasaların birbiri ile bağlantısını güçlenmiş, teknolojinin yarattığı “elektronik para” daha önceki dönemlerde bir engel olarak ortaya çıkan farklı ulusal paraların dönüşümüne gerek kalmaksızın piyasaların bütünleşmesini sağlamıştır
    Haberleşme süresinin kısalması ve maliyet düşüşü bilgi transferini hızlandırdığı ölçüde ticaretin de bütünleşmesini kolaylaştırmaktadır. Bilgisayar teknolojisindeki gelişmeye paralel olarak maliyetlerindeki “dramatik” düşüşler ve internet teknolojisindeki gelişmeler bugün için birçok alanda haberleşmenin maliyetini sıfıra indirmiştir. Son yıllarda OECD üyesi olmayan ülkelerde bu alandaki gelişme daha hızlı olmuştur (OECD; 2010: 118). Nitekim Çin, son dönemde OECD üyesi olmayan ülkeler içinde % 54’lük payla ar-ge harcamalarına en fazla katkı yapan ülke olmuştur. Çin’in ar-ge harcamalarının 2000-2007 arasında yıllık ortalama artış hızı % 22,1 gibi yüksek bir oranda geçekleşmiştir (OECD; 2010; 118). Bu konuda bir başka dikkat çekici gelişme de ar-ge harcamalarının GSYİH’ye oranı bakımından en yüksek payı ayıran ülke % 3,7 ile israil olup bu değer OECD ülkeleri ortalamasının 2 katıdır.
    ÇOK ULUSLU İŞLETMELERİN BÜYÜMESİ
    Çok uluslu işletmeler (şirketler) küreselleşmenin “alamet-i farikası”, yani en önemli göstergesi olarak kabul edilebilir. Ülkeler arasında gerçekleştiği kabul edilen mal ve hizmet ticareti uluslararası işletmeler (ulus ötesi işletmeler) üzerinden ve onların aracılığı ile yürütülmektedir. Küreselleşme çok uluslu işletmeleri büyütürken, çok uluslu işletmeler de üretimin küresel düzeyde yeniden örgütlenmesini, yeni üretim ağları oluşmasını sağlamışlardır. Çok uluslu şirketlerin dikkat çeken özelliği birçoğunun ülke ekonomilerinden daha güçlü hâle gelmiş olmasıdır. 2000 yılı verilerine göre dünyanın 100 büyük ekonomisinden 63 ülke, kalan 37’sini çok uluslu işletmeler oluşturmaktadır. Bir başka karşılaştırmaya göre 500 çok uluslu şirket, dünya çapında tüm doğrudan yatırımların % 80’ini kontrol etmektedir.
    Çok uluslu şirketlerin % 90’a yakını ABD; AB ve Japonya kökenlidir. 2000 yılı itibariyle en büyük 10 çok uluslu şirketin 5’i ABD, 2’si Japonya, 1’i İngiltere, 1’i Alman-ABD, diğeri de İngiliz-Hollanda kökenli şirkettir. Bilinen ülkeler dışında ilk 20 içinde yer alan tek Rus çok uluslu şirketi “Gazprom”dur.
    Çok uluslu işletmeler bankacılık, petrol, otomotiv, elektronik, perakende satış ve ilaç sanayi gibi belirli alanlarda faaliyetlerini yoğunlaştırmışlardır.
    Ancak, otomotiv sanayi gibi bazı üretim alanları var ki nerede ise bütün dünya üretimi bu şirketler tarafından gerçekleştirilmektedir. Birkaç örnek vermek gerekirse; Slovakya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan’da otomotiv üretiminin % 90’dan fazlası; İrlanda ve İsveç’de ilaç sanayinin % 90’dan fazlası çok uluslu şirketlerin kontrolü altındadır. Gıda sektörünün % 40-50 si de uluslararası şirketlerin kontrolündedir.
    Öte yandan, krizler çok uluslu şirketlerin sıralamasını değiştirebilmektedir. 1970’li yıllarda petrol şirketleri ön sıralarda iken sonraki yıllarda otomotiv ve elektronik öne geçmiştir. 2000’li yıllardan sonra Rus Gazprom şirketi gibi doğal gaz alanında faaliyet gösteren şirketlerin öne çıkması da bu sebeple gerçekleşmiştir.
    Küreselleşme sürecinin en somut ve görünen yönünü çok uluslu işletmeler oluşturur. Bu şirketlerin ekonomik büyüklükleri küreselleşme sürecini ve boyutlarını anlatmak için sıklıkla kullanılan referans alanlarından birini oluşturur.
    KÜRESELLEŞME VE SOSYAL POLİTİKA
    Küreselleşmenin Sosyal Boyutu
    Küresel ekonomik krizler, küreselleşmenin sosyal boyutunu ve olumsuz sosyal sonuçlarını daha belirgin ve görünür hâle getirmiştir.
    1990’lı yıllardan itibaren daha sık ve kısa aralıklarla yaşanmaya başlanan iktisadi krizler, küreselleşmenin sosyal boyutunun öne çıkmasına neden olmuştur. 2001 ve 2008 yıllarında yaşanan finans kaynaklı küresel krizler, küreselleşmenin gelir dağılımının bozulması ve işsizliğin artışı gibi sosyal sorunları küreselleştirdiğini ortaya koymuştur. 2008 son çeyreği ile 2009’un ilk yarısında yaşanan finansal kriz borsalarda % 43-59 daralma yaratırken etkileri
    yalnızca finansal piyasalarla sınırlı kalmamış birkaç ülke dışında bütün dünyada üretim daralmış ve büyüme hızı negatif olarak gerçekleşmiştir. 1929 krizinden sonra yaşanan en büyük daralma olarak yaşanan kriz, istihdamı da olumsuz etkilemiş işsizlik artmıştır.ILO yaflanan krizlere bağlı olarak bütün dünyada toplam işsiz sayısının artacağını, bazı ülkelerde bu artışın daha yüksek oranlarda gerçekleşeceğini belirtmiştir. (ILO, 2004: 40).
    Küreselleşmenin sosyal boyutu ile ilgili en önemli eleştiriyi eşitsizlikleri artırdığı iddiası oluşturmaktadır. Küreselleşmenin en belirgin etkilerini gösterdiği 1980-2000 arasındaki 20 yıllık dönemde küreselleşme sürecinin olumsuz sosyal sonuçlar doğurduğu BM tarafından hazırlanan İnsani Gelişme Raporları ile doğrulanmıştır. Eşitsizliklerin artışı başta olmak üzere küreselleşmenin sosyal boyutuna yönelik eleştiriler küreselleşmenin yarattığı ileri sürülen pozitif getirilerden (nimetlerden-fırsatlardan) faydalanma konusunda bütün ülkelerin ve insanların aynı şansa sahip olmadığı görüşünden kaynaklanmaktadır. 1990’lı yıllar küreselleşmenin en büyük savunucuları ve kural koyucuları konumundaki Dünya Bankası ve IMF, Birleşmiş Milletler önderliğindeki sosyal zirvelerin destekçisi olmuştur. Bu bakımdan dönüm noktası BM tarafından 1995 yılında Kopenhag’da düzenlenen “Dünya Sosyal Gelişme Zirvesi”dir. Bu zirvede hükümetlere “insan merkezli bir ekonomik politika izlenmesi, ekonomik uyum politikalarının olumsuz sosyal sonuçlarını giderici tedbirler almaları ve bir bütün olarak yoksulluğu azaltacak etkin politikalar takip etmeleri” tavsiye edilmiştir.Küreselleşme sürecinin sürdürülebilirli¤i, yol açtığı sosyal sorunların giderilmesi ve potansiyel faydalarından faydalanmada fırsat eşitliğinin yaratılması ile mümkün olabilecektir. Küreselleşmenin sosyal hayata ve sosyal politika uygulamalarına yönelik olumsuz etkilerinin kaynağı doğrudan ve dolaylı etkiler olmak üzere iki başlıkta toplanabilir. Küreselleşmenin ulus devleti ve buna bağlı olarak da sosyal (refah) devleti değiştirmesi ve dönüştürmesinden sosyal politikaya yönelik dolaylı etkilerinin kaynağını oluştururken Dünya Bankası, IMF ve OECD gibi kuruluşların belirlediği mal, hizmet ve sermaye hareketlerine yönelik “uluslararası yeni düzen ve bu düzenin işleyiş kuralları” ile çok uluslu şirketlerin yatırım yaptıkları ülkelerdeki işyerlerinde izledikleri istihdam, ücret ve örgütlenme politikaları doğrudan etkilerini oluşturmaktadır.
    Küreselleflmenin yol açtığı sosyal politika problemleri; insanlar, ülkeler ve bölgeler arasında ve içindeki eflitsizlikleri artırması, yoksulluğun artışı ve derinleşmesi, sosyal korumanın zayıflaması ve artan güvencesizlik ile istihdam piyasalarında yarattığı belirsizlik olarak özetlenmektedir. Küreselleşme bu
    genel etki alanları yanında genel olarak endüstri iliflkileri sisteminin aktörleri (sendikalar) ve işleyişi üzerinde de (toplu pazarlık süreci) etkilerde bulunmaktadır.
    Dünya Bankası, IMF ve OECD gibi uluslararası ekonomik kuruluşların uluslar arası mal, hizmet ve sermaye hareketlerini düzenlemek için belirledi¤i kurallar sosyal politika uygulamalarını doğrudan etkilemektedir.
    Küreselleşme, Ulus Devlet ve Sosyal Devletin Değişimi

    Küreselleşme süreci, paradoksal olarak ulus devletin kendine ait yetki alanlarını daraltması, kendini zayıflatacak düzenlemeleri hayata geçirmesi ile gerçekleşmektedir.

    Ulus devletin bazı yetkilerinden vazgeçmesi küreselleflmenin gerçekleşmesi için yeterli olmamakta, ilaveten bizzat ulus devlet küreselleşme sürecini hızlandıracak tedbirleri alarak aktif rol üstlenmesi gerekmektedir.

    Küreselleşme ile ulus devlet arasında, zıt yönlü ancak iç içe geçmiş, karmaşık ilişkiler vardır. Sosyal (refah) devlet, ulus devletin sosyal politika uygulamaları ile ortaya çıkan bir devlet anlayışını oluşturduğu için küreselleşme ulus devleti değiştirdiği ölçüde sosyal devleti de değiştirmektedir.
    Küreselleşme ancak ulus devletin öncülü¤ü ile gerçekleşebilecek bir süreçtir. Ancak, ulus devletin bir anlamda kendini sonlandıracak böyle bir çaba içine girmesi; bir görüşe göre küreselleşmenin kaçınılmaz olarak gerçekleşecek bir aşama olması ve hiçbir ulus devletin bu zorunlu dönüşüm sürecinin dışında kalamaması, diğer görüşe göre de değişim ve dönüşüme direnen, kendini yenileyemeyen devletlerin kendi halkı nezdinde itibar kaybetmeleri, meşruiyetlerinin zayıflamasıdır.
    Mal ve hizmet ticaretini engelleyen veya sınırlandıran düzenlemelerin terk edilmesi, ulusal üretici ile yabancı üretici arasında rekabet avantaj veya dezavantajı yaratan gümrük politikalarından vazgeçilmesi, gümrük vergisi ve tarifelerinin yeniden düzenlenerek serbestleşmesi ilk değişiklik alanlarını oluşturmaktadır. Ulus devletin terk ettiği alanlarda Dünya Bankası, IMF ve OECD gibi uluslararası kuruluşların ve AB gibi bölgesel kuruluşların belirlediği “evrensel” kurallarla yer değiştirecektir.
    Ancak küreselleşme yalnızca ulus devletin bazı yetkilerinden vazgeçmesi ile kendiliğinden gerçekleşecek bir süreç değildir.

    Paradoksal olarak ulus devletin küreselleşme sürecini hızlandırmak, küresel sistemin uluslararası kurallarının ulus devlet sınırları içinde uygulanmasına imkân vermek üzere;
    -Ülke sınırları içinde geçerli olan mülkiyet ve yatırım politikalarını değiştirmesi,

    -Ülke vatandaşı olmayanların ve yabancı sermayenin bu alanlarda faaliyet göstermesine izin verecek düzenlemeleri yapması ve eğer varsa sınırlamaları kaldırması gerekecektir.

    -Özelleştirme, yabancılara mülk satışı, yatırım izni verilmesi, kamuya ait bazı faaliyet alanlarının (iletişim, ulaşım, sağlık vb) yerli ve yabancı özel sektöre açılması,

    -Bankacılık sisteminin ve sermaye piyasasının yabancı sermaye giriş-çıkışını kolaylaştıracak şekilde düzenlenmesi, para ve kâr transferlerine imkân verilmesi ulus devletin süreç içinde gerçekleştireceği düzenleme alanlarından ilk akla gelenlerini oluşturmaktadır.

    -Ulus devletin küreselleşme sürecini hızlandıran, özellikle doğrudan yabancı sermaye yatırımları için vergi muafiyetleri sağlanması ve hatta teşviklerinin uygulanması, sabit sermaye yatırımı yapacaklar için karşılıksız veya çok düşük bedelle yer temini, enerji fiyatlarında indirim gibi teşvik edici politikalar küreselleşme sürecini hızlandırıcı etki yapacaktır. Yatırımların geleceğine yönelik garantiler verilmesi, teminatlar sağlanması, ciro ve kârlılık garantileri verilmesi de bu politikalar içinde yer alacaktır.

    Sosyal politikanın altın çağı olarak bilinen 1945-1975 arasındaki 30 yıllık dönemde sosyal devlet yaklaşımı ile ortaya çıkan tablo ana hatları ile aşağıdadır:
    • Devletin ekonomik büyümeye yönelik politikaları tam istihdam hedefi ile birlikte yürütülmüştür.
    • Devlet, özellikle kamu iktisadi kuruluşlarında yüksek ücret politikası izlemiş ve çalışanlara geniş sosyal haklar vermiştir.
    • Sendikacılığın teşviki ve örgütlenmenin yaygınlaşması, toplu pazarlık mekanizması aracılığıyla birçok sektörde çalışanlar lehine gelir dağılımını iyileştiren ücret ve sosyal haklar getirmiştir.
    • Devlet, başta ILO olmak üzere uluslararası sözleflmelerle sağlanan temel haklara yönelik kurumsal yapılar oluşturmuş (iş ve işçi bulma kurumları, sosyal sigorta kurumları gibi) ve koruyucu bir sosyal hukuk (iş ve sosyal güvenlik kanunları gibi) oluşturmuştur.
    • Devlet, temel sosyal hakların geniş toplum kesimlerine yaygınlaştırılması için doğrudan ve dolaylı gelir transferlerini artırmış, sosyal harcamaları millî gelirin % 30’ları seviyesine yükselmiştir.
    • Gelecek nesiller için yarın endişesi duyulmayacak, sağlık başta olmak üzere emeklilik dönemlerini kapsayan yaygın ve kapsamlı bir sosyal koruma sistemi oluşturulmuştur.
    • Yalnızca gelişmiş ülkeler değil, gelişmekte olan ülkeler de ILO sözleflmeleri ile belirlenen çalışma hayatına yönelik kurumlar ve mevzuatı kendi sosyal hayatlarının düzenlenmesi konusunda referans olarak almışlardır.
    1973 petrol fiyatlarındaki artışla başlayan ancak kısa sürede yapısal sebeplere dayandığı anlaşılan kriz altın çağı sona erdirirken sosyal devlet anlayışının da krizi olmuştur. Krizden çıkış için uygulanmaya başlanan neoliberal politikalarla başlayan küreselleşme süreci sosyal devleti ortadan kaldıramamış ancak gelişme seyrini olumsuz etkilemiş, yön değiştirmesine sebep olmuştur.
    Küreselleşme sürecinin sosyal devlet anlayışına yönelik etkileri:
    • Küreselleşmenin hâkim ekonomi politikasını oluflturan liberalizm, ulus devletin sosyal devlet anlayışı ile izlediği sosyal politika alanlarını daraltmış, bir kısmından vazgeçilmesine bir kısmında da geriye gidişlere yol açmıştır.
    • Özelleştirme uygulamaları başta olmak üzere kamu kesimini küçültmeye yönelik ekonomi politikaları, kamunun uyguladığı cömert ücret politikaları, güçlü sendikacılık, genifl sosyal haklar ve iş güvencesi uygulamalarından oluflan sosyal devlet uygulamalarını zayıflatmıştır.
    • Kamunun sosyal harcamalarındaki artış durmuş, geldiği en yüksek olan %30 lar seviyesinde sabitlenmiştir. Ancak, gelişmekte olan ülkeler bu seviyelere gelmeden sosyal harcamalarda kısıntılara başlamışlardır.
    Sosyal devlet (sosyal refah devleti) İkinci Dünya Savaşı sonrası 1945-1975 yılları arasındaki 30 yıllık
    dönemde, ulus devletlerin uyguladığı kapsamlı sosyal politika uygulamalarının sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
    • Sanayi toplumu çalışma hayatını düzenlemek için oluşan sosyal hukukun çok katı olduğu, küreselleşme sürecini engellediği iddiası ile “esneklik” taleplerine cevap verecek şekilde yeniden düzenlenmiş, belirsizlik ve güvencesizlik doğuran yeni bir çalışma hukuku oluşturulmaya başlanmıştır.
    • Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını çekmek ve çok uluslu şirketleri kalıcı kılmak için sosyal hukuk yeniden düzenlenmiş, birçok gelişmekte olan ülke için ücretler ve çalışma şartlarını düzenleyen kurallar yabancı sermayeyi cazip kılma araçları olarak kullanılmıştır.
    • Kamu sosyal güvenlik programlarının sağladığı koruma garantisinin kapsamı daraltılmış, seviyesi düşürülmüş, ilave garanti isteyenler için özel sosyal güvenlik sistemleri önerilmiştir.
    • Çalışma hayatında pazarlık gücünü emek lehine değiştiren toplu ilişkiler ve sözleşmelerin yerini bireysel ilişkiler ve sözleşmeler almaya başlamıştır.

    Küreselleflmenin sosyal devlet üzerindeki etkilerini bütünüyle olumsuz olarak değerlendirmek yanlış ve eksik olacaktır. Küreselleşme sürecinin taşıdığı çelişkili (paradoksal) yapı, sosyal politika uygulamalarını dönüştüren hatta güçlendiren uygulamaları da beraberinde getirmiştir. Siyasal ve kültürel alanda nasıl küreselleşme ile yerelleşme eş zamanlı olarak ortaya çıkmış ise sosyal politika alanında da benzer bir gelişme yaşanmıştır. Ekonomik hayatı liberalleştirmeye yönelik politikalar, bu politikaların yaratacağı sosyal sorunları dengeleyecek yeni sosyal politika uygulamalarını da beraberinde getirmiştir. Bu de¤iflim önce ulus devlet içinde, sonra uluslararası kurulufllar aracılığı ve öncülüğünde küresel ölçekte ortaya çıkmıştır. Özelleştirme uygulamalarının ortaya çıkaracağı işsizlik sorununu çözmek üzere yüksek kıdem ve iş kaybı tazminatları uygulanmalı, işgücünün başta kamu kurumları olmak üzere diğer alanlara kaydırılarak istihdam garantisinin sağlanması veya daha az güvenceli olmakla birlikte yeni istihdam statülerinin yaratılması, işsizlere ve aileye yönelik uzun dönemli sosyal destek programlarının başlatılması ve kamu sosyal güvenlik harcamalarının artışı ile iş kurma kredilerinin verilmesi gibi uygulamalar bunlardan bazılarını oluşturmaktadır. Benzer bir gelişme küresel alanda da yaşanmış, küreselleşmenin yarattığı sosyal sorunları gidermeye yönelik küresel ölçekte sosyal politikalar geliştirilmeye başlanmıştır.
    Küreselleşme sürecinde ulus devletin değişimi, sosyal devletin de de¤iflimini beraberinde getirmiş ancak bu değişim sosyal devlet anlayışından geriye gidiş şeklinde ortaya çıkmıştır.
    Küreselleşme ve Sosyal Politika Sorunları
    Küreselleşme sürecinin hakim olduğu 1980 sonrası dönemde belirginleşen sosyal politika sorunları küreselleşme ile ilişkilendirilecektir. Özellikle küreselleşmenin hakim felsefesi“liberalleşme-serbestleşme”yi sağlamaya yönelik düzenlemeler dolayısıyla vazgeçilen sosyal politika uygulamaları için bu ilişki daha güçlü şekilde kurulacaktır.
    Küreselleşme, Eşitsizliklerin Artışı ve Yoksulluk
    Küreselleşme eşitsizlikleri ilk defa ortaya çıkaran değil, var olan eşitsizlikleri artırmakta, derinleştirmektedir.
    Küreselleşmenin yarattığı eşitsizlik her bölge ve ülke için aynı derecede olumsuz olmamıştır. Güney Doğu Asya ülkeleri bu süreçte küreselleşmenin nimetlerinden en çok yararlanan ve eşitsizliklerin azaldığı ülkeler olmuştur.

    Eşitsizlik söz konusu olunca, dünya zaman içinde coğrafi olarak Doğu-Batı ülkeleri ve Kuzey-Güney yarım küre ülkeleri gibi ayırımlarla sınıflandırılmış, bu ayırımda Batı ve Kuzey bölgeleri (bu bölgelerdeki ülkeler ve ülke halkları) gelişmiş, katma değerden çok pay alan, Doğu ve Güney bölgeleri ise geri kalmış, katma değerden az pay alan, yoksullar sınıfında yer almıştır.
    Bugün çok daha yaygın olan ayırım iktisadi büyüklükleri esas alarak yapılan gelişmiş-gelişmekte olan bölgeler veya ülkeler ayırımıdır.
    Küreselleşmeden beklenen sağlanacak bütünleşmenin “herkesin kazandığı, eşitsizlikleri azaltan” bir gelişmeyi sağlaması, küresel üretimin paylaşılması bakımından gelişmiş ülke toplumları ile gelişmekte olan ülke toplumları arasındaki farkı azaltması idi.
    Küreselleflmeye yönelik ilk hayal kırıklıkları bu bakımdan olmuş, artan uluslararasılaşma süreci ülkeler arasındaki eşitsizlikleri azaltmamış, aksine artırmıştır.
    Dünya Bankasına göre dünyanın en zengin ülkeleri en fakir ülkeleri arasında kişi başına düşen gelir bakımından var olan fark 1970’lerde 30 kat iken 1990’lı yıllarda 70 katın üzerine çıkmıştır.
    BM’ye göre ise insanların en zengin % 20’si ile en yoksul % 20’si arasındaki fark 140 kata ulaşmıştır. En zengin ülkeler ile en yoksul ülkeler arasındaki ekonomik eflitsizlik, 1913 ile 1973 yılları arasındaki 60 yıllık dönemde 33 kat artmışken küreselleşme olgusunun başladığı 1973-2005 arasındaki 32 yıllık dönemde önceki 150 yılda meydana gelen eşitsizliğe denk bir eşitsizlik artışı olmuştur. 2005 yılı itibarıyla eşitsizlik 94 kat artmıştır.

    Doğu ve Güney Doğu Asya ülkeleri son dönemde gerçekleştirdikleri yüksek büyüme hızlarına bağlı olarak yoksulluk oranlarında dikkate değer düşme sağlarken Batı Asya ülkelerinde yoksulluk 1990-2005 döneminde 2 kat artmıştır

    Küresel krizler, eşitsizlikleri artıran ve derinleştiren bir başka faktör olarak ortaya çıkmıştır. Son yirmi yıllık dönemde dünyanın en zengin % 20’lik nüfusu toplam gelirin % 70’inden fazlasını alırken en fakir % 20’lik diliminin aldığı pay sadece % 2’dir (ILO, 2011: 21).

    Ülke içindeki eşitsizlik artışı yalnızca gelişmekte olan ülkeler has bir problem olmayıp 1980’lerin ikinci yarısında itibaren AB üyesi gelişmiş ülkelerde de ortaya çıkan bir problemdir (ILO, 2011: 21).
    Yoksulluk ve eşitsizlikle ilgili bazı temel göstergeler aşağıdadır:
    • 2005 yılı itibarıyla gelişmekte olan ülkelerde yaşayan toplam nüfusun 1/4 üne tekabül eden yaklaşık olarak 1.4 milyar insan günlük 1.25 ABD dolarının altında bir açlık sınırında yaşamaktadır.
    • 2000-2005 arasında dünya ekonomisindeki hızlı büyüme dünyadaki yoksulluğu 1990’yılındaki % 46 seviyesinden 2005 yılında % 27’ye düşürmesine rağmen son 2008 krizi ile birlikte 64 milyon kişi daha bu sınırın altına itilmiştir.
    • Sahra Altı Afrika ülkelerinde en düşük gelire sahip % 20’lik nüfus kesiminin toplam gelirden aldığı pay yalnızca % 3’dür.
    • 925 milyon kifli kronik açlık tehlikesi altında yaşamaktadır.
    • 796 milyon kifli okuma-yazma bilmemektedir.
    • Her yıl 5 yaşın altındaki 8.8 milyon çocuk koruyucu ve önleyici sağlık hizmetleri yetersizliğinden ölmektedir.
    Küreselleşme, İşgücünün Yapısındaki Değişme, İstihdam, İşsizlik ve



    Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın, ölüme erken sevgiye geç,
    Yine gecikmişim bağışla sevgilim, sevgiye on kala ölüme beş..

    )̲̅ζø̸√̸£ ч̸ø̸µ

  4. #4
    ModeratoR

    Standart Cevap: AÖF Sosyal Politika Dersi Konu Özetleri (1. ünite, 2. ünite, 3. ünite, 4. ünite 5, 6, 7, 8. Ünite)

    Enformel Sektör
    Tarım sektöründen sanayi ve hizmetler sektörüne hızlı bir işgücü göçü gerçekleşmiştir. İşgücünün yapısındaki değişme, ülkelerin küreselleşme sürecinde üstlendikleri role bağlı olarak
    değişmektedir. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde hizmet sektörünün büyümesi
    şehirlerde kadın işgücünün daha yüksek oranlarda iflgücüne katılmasını beraberinde getirirken esnek çalışma şekilleri ve atipik istihdam da artmıştır.
    -Atipik çalışma, alışılmış, düzenli, güvenceli, sürekli istihdam dışında kalan, düzensiz çalışmayı, gelir güvencesizliğini, kısmi süreli istihdamı içerisinde barındıran istihdam şeklini ifade etmektedir.
    Atipik çalışma özellikle hizmet sektöründeki işlerin özelliği gereği kısa süreli ve esnek zamanlı çalışmak isteyen kadınların, öğrencilerin ve engellilerin tercih ettiği istihdam şekli olarak gelişmiştir.
    Küreselleşme dolayısıyla artan rekabet endişesi, gelişmekte olan ülkelerde düşük ücretli, güvencesiz, sosyal hukukun kapsamı dışındaki işleri artırmıştır.

    -İnformel-kayıtdışı sektör, gelişmekte olan ülkelerde geçici süreli değil, kalıcı ve hatta en büyük sektör haline gelmiştir. Kayıtdışı sektör büyüdükçe sosyal politika uygulamalarının da kapsamı
    daralmıştır.

    ILO’nun yaptığı bir çalışma kapsamındaki 54 ülkenin 42’sinde informel sektör vardır ve bu 42 ülkeden 17’sinde bu sektörde istihdam edilenlerin yarıdan fazlası informel sektörde istihdam edilmektedir. Bazı Afrika ülkelerinde kayıt dışı sektörde istihdam % 70’lere ulaşmıştır.

    İnformel-kayıt dışı sektör, ilk defa 1970’li yıllarda literatüre girmiştir.
    İnformel-kayıt dışı sektör, genel olarak verimliliği düşük işler olduğu için çalışanlar için ücretlerin düşük, çalışma sürelerinin uzun, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin yetersiz, iş güvencesinin olmadığı işlerde çalışmak anlamına gelmektedir.
    ILO’nun insana yakışır iş (decent work) için belirlediği standartların hiç olmadığı veya çok yetersiz olduğu işlerdir. Çalışanların sosyal güvencesi yoktur, devletin de bu eksiklikleri denetleme imkânları yetersizdir. Küçük, dağınık ve merdiven altı sektör olarak anılan işyerleri çalışanlar için korunmasız işyerleridir (ILO, 2002: 59-62). Çalışanların herhangi bir sosyal güvenlik garantisi yoktur. İnformel sektör, çalışan yoksul üreten sorunlu bir sosyal politika alanıdır.
    Dünyada toplam işgücü 3,3 milyar olup toplam iflsiz sayısı 197 milyondur. Gelişmekte olan ülkelerde iflgücü içinde bulunan 900 milyon kifli günlük 2 doların altında bir gelirle yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır.
    Kriz dönemleri genç iflsizliğin arttığı dönemler olarak dikkat çekmektedir. Genç işsizliği, toplumlarda geleceğe yönelik güven duygusu yaratma ve toplumsal huzurun sağlanmasına yönelik en ciddi tehdit kaynağını oluşturmaktadır.
    Yeni küresel ekonomik yapının istihdam bakımından dikkat çeken bir başka özelliği, “istihdam yaratmayan bir büyüme” gerçekleştirmesidir.
    İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde özellikle Avrupa merkezli gelişmiş ülkenin işgücü açığını gidermek için izinli ve kontrollü emek talebi ile başlayan işgücü göçü, 1970’li yıllardan sonra gelişmekte olan ülkelerdeki yetersizlik ve itici faktörler dolayısıyla emek göçü insan göçüne dönüşmüştür.
    Küreselleşme süreci ile emek göçü hızla insan göçüne dönüşmüştür.
    Çalışan gruplar arasında en dezavantajlı grubu oluflturan göçmenler ILO’nun özellikle 2004 yılından sonra ağırlıklı ilgi alanlarından birini oluşturmaya başlamıştır.
    KÜRESELLEŞME, ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ SİSTEMİ VE SENDİKALAŞMA
    Küreselleşme sürecinde sendikaların zayıflaması endüstri ilişkileri sisteminin işleyişini çalışanlar aleyhine değiştirmiş toplu pazarlık sisteminin etkinliği azalmıştır.
    Endüstri ilişkileri sistemleri yapısı gereği dinamiktir zamana ve mekâna göre değişim ve dönüşüm gösterir. Bu sebeple, diğer alanlarda olduğu gibi endüstri ilişkileri sisteminde yaşanan değişimi yalnızca küreselleşmeye bağlamak veya küreselleşme ile açıklamak mümkün değildir. Küreselleşme sürecinin diğer faktörlerin yanı sıra, onlarla birlikte ve bazen de onlardan bağımsız olarak endüstri iliflkileri sistemini etkilediği bir gerçektir. Bu etkileri ve sonuçlarını aşağıdaki başlıklar altında toplamak mümkündür:
    • Başta iş hukuku olmak üzere çalışma hayatını düzenleyen sosyal hukukun küresel rekabet endiflesiyle değiştirilmesi veya uluslararası sermayeyi-yatırımları ülkeye çekmek için değiştirilmesi endüstri ilişkileri sistemini doğrudan etkiler.
    • Yüksek ücret, istihdam güvenceli ve sendikalı-toplu sözleşmeli kamu iflyerlerinin özelleştirilmesi sendikalaşma oranlarını ve toplu sözleşme kapsamındakilerin sayısını düşürür.
    • Kamu ve özel sektördeki taşeronlaşma uygulamaları doğrudan sendikalaşma ve toplu pazarlık sistemini olumsuz etkiler.
    • Çok uluslu şirketlerin ulusal düzeyde örgütlenmiş sendikalara karşı toplu pazarlık masasına oturması toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde güç dengesini işverenler lehine değiştirir. Özellikle üretimi başka ülkelere kaydırma tehdidi veya diğer ülkelerdeki üretim birimleri ile grev tehdidini ortadan kaldırma sendikaları güçsüzleştirir.
    • Esnek çalışma şekillerinin benimsenmesi ve a-tipik istihdam biçimlerinin
    yaygınlaşması önce sendikalaşmayı zayıflatır, sonra toplu ifl sözleflmelerinin
    kapsamında olanları daraltır.
    Değişen işgücü yapısına da bağlı olarak toplu iş sözleşmelerinin yerini bireysel iş sözleşmelerinin alması endüstri ilişkileri sistemlerini zayıflatmıştır.
    Sendikalaşma oranlarındaki dramatik kabul edilebilecek yüksek oranlı düşüşlerin 1985-1995 döneminde yaşandığını, bu yıllardan sonra da düşüşün devam ettiğini ve birçok ülkede sendikalaşmanın adeta “dip yaptığını” göstermektedir.
    Sendikaların zayıflaması, sivil toplum örgütü olarak üyelerine ve toplumun dezavantajlı diğer gruplarına yönelik hizmetlerinin azalması geniş toplum kesimlerinin demokratik karar süreçlerine katılımlarını ortadan kaldırmaktadır.
    Küreselleşme ve Sosyal Güvenlik Sistemleri
    1970’li yıllarda yaşanan kriz, sosyal devletin en kapsamlı uygulaması olan sosyal güvenlik sistemlerini eleştirilerin odak noktası hâline getirmiştir.
    21. yüzyılın ilk on yılında dünya nüfusunun yalnızca % 20’si yeterli sosyal güvenlik garantisine sahip iken dünya nüfusunun yarısından fazlasının ise en temel insan haklarından biri olan sosyal güvenlik bakımından hiçbir güvencesi yoktur.

    Sanayi toplumu, Almanya’da Bismark tarafından 1881 yılında başlatılan sosyal sigorta sistemi ile önce çalışanlara, daha sonra bütün nüfusa kapsamlı bir sosyal güvenlik garantisi sağlamış, zaman içinde sosyal güvenlik sistemleri sosyal devletin en önemli sosyal politika pratiğini oluşturmuştur.
    İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde gelişmiş ülkeler, bütün çalışanları bütün sosyal risklere karşı koruyan sosyal sigorta rejimleri kurmuşlar, sosyal sigortaların bıraktığı kapsam boşlukları da devletin sosyal refah harcamaları ile kapatılmıştır.
    İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile temel ve vazgeçilmez insan haklarından biri olarak tarif edilen sosyal güvenlik hakkının gereklerinin yerine getirilmesinin devlet görevi olarak kabul edilmesi siyasi yelpazenin sağında veya solunda olduğuna bakmaksızın bütün ülkelerde sosyal güvenlik için yapılan harcama artışının büyük bir konsensus içinde gerçekleşmesini sağlamıştır.

    1970’li yıllarda yaşanan krizle birlikte neoliberal politikaları benimseyen siyasi görüşün eş zamanlı olarak Almanya, İngiltere, ABD ve Fransa gibi gelişmiş ülkelerde iktidara gelmesi sosyal güvenlik harcamalarının mercek altına alınmasına yol açtı. Nüfusun yaşlanması, sağlık harcamalarındaki artış, yüksek oranlı ve kronik hâle gelmiş işsizlik ile birlikte toplumsal yapıdaki değişmeler sanayi toplumu sosyal güvenlik sistemlerine yönelik değişim taleplerini güçlendirdi. Sosyal güvenlik garantisi sağlama yükümlülüğü devletten bireylere aktarılacak, devlet ancak kendi imkânları ile bu garantiyi sağlayamayacak olanlara “asgari seviyede” koruma garantisi sağlamayı amaçlayan gelir transferleri yapacaktı.
    Kamu bütün nüfusa yönelik asgari seviyede sosyal güvenlik garantisi sağlayacak sistemleri oluşturma görevini üstlenirken, daha yüksek sosyal güvenlik garantisi talep edenlerin bu isteklerini karşılayacak sistemlerin gönüllülük veya yarı kamusal kurumlar aracılığı ile yapılması benimsendi. Dünya Bankası tarafından “çok ayaklı sosyal güvenlik sistemleri” olarak adlandırılan bu yeni yapının orta ve uzun dönemde hayata geçirilmesi planlandı (World Bank, 1994). 1980’li yıllardan sonra bireysel emeklilik sistemlerinin teşvik edilmesine yönelik düzenlemeler bu yeni kurumsal yapıyı yerleştirmeye yönelik politikalar içinde gerçekleştirilmiştir.
    ILO ve Küresel Sosyal Politikalar

    ILO küreselleflmenin sosyal sorunlarını gidermeye yönelik sosyal politika tedbirlerini temel ilkelerinden vazgeçmeden oluşturmaya çalışmıştır.
    1995 yılında Kopenhag’da toplanan Dünya Sosyal Gelişme Zirvesi, bir yandan uluslararası camianın küreselleşmenin sosyal sorunlarına ilgisini artırırken diğer yandan ILO’da süreçle ilgili görev alanları ve sorumluluklarını belirlemiştir (Kapar, 2009: 64). ILO’nun küreselleşme ile ilgili ilk ve en kapsamlı faaliyeti, Örgüt tarafından oluşturulan “Küreselleşmenin Sosyal Boyutu” komisyonunun hazırlamış olduğu 2004 tarihli “Herkes için Fırsatlar Yaratan Adil Bir Küreselleşme” raporu olmuştur. Rapor, ILO’nun küreselleşme sürecine bakışını, tespitlerini, yaklaşımlarını ve politika önerilerini içermektedir.
    ILO, küreselleşme sürecinin formel ve informal sektör arasındaki farkı büyütmesinin, informal ekonomi şartlarında yaşamak zorunda kalan geniş toplum kesimlerinin adil ve eşitlikçi bir küreselleşme sürecinin dışında bırakılarak dışlandığını, sürecin “kazananlar ile kaybedenler” ayrışmasını derinleştirdiğini, zengin ve fakir ülkeler arasındaki farkın açıldığını, global ekonomik düzenin işleyişinin ve kurallarının sosyal düzenin işleyişini ve kurallarını belirleyici etkiye sahip olduğunu ileri sürmektedir (ILO, 2004: 3-4).
    ILO, sosyal yönü güçlü, adil, kapsayıcı, demokratik olarak yönetilebilir, bütün ülkeler ve insanlara nimetlerinden adil şekilde faydalanmak için eşit fırsatlar sunan bir küreselleşme sürecinin gerçekleştirilebilmesi gerekli şartları şu başlıklarda toplamıştır :
    • İnsan haklarına ve kültürel farklılıklara saygılı, insana yaraşır iş, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, cinsiyet eşitliğine dayalı bir sosyal hayat oluşturma önceliklerine önem veren insan merkezli bir küreselleşme anlayışının varlığı.
    • Küresel ekonomi ile bütünleşirken halkının sosyal ve ekonomik fırsatlardan faydalanması imkânlarını geliştirecek demokratik ve etkin işleyen bir devletin varlığı.
    • Ekonomik gelişme ile sosyal gelişmeyi bütünleştiren yerel, bölgesel ve küresel düzeyde çevrenin korunmasını sağlayan sürdürülebilir bir gelişmenin varlığı.
    • Teşebbüs hürriyeti ve fırsat eşitliğine imkân veren etkin ve adil işleyen piyasaların varlığı.
    • Ülkelerin gelişme seviyeleri, imkânları ve kapasitelerinin farklılığını dikkate alarak bütün ülkelere eşit fırsatlar sunan adil kuralların varlığı.
    • Ülke içinde ve ülkeler arasındaki eşitsizlikleri azaltacak, karşılıklı yardımlaşma ve iş birliğine dayalı bir dayanışmacı küreselleşme anlayışının varlığı,
    • Küreselleşme sürecinde yer alan aktörler arasında (uluslararası örgütler, hükümetler, parlamentolar, işçi ve işveren örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve diğerleri) diyalog ve iş birliğini sağlayacak mekanizmaların varlığı.

    ILO’nun 2008 yılındaki 97. toplantısında kabul ettiği; “Adil Bir Küreselleşme için Sosyal Adalet Bildirgesi-The ILO Declaration on Social Justice For a Fair Globalisation” Örgütün küreselleflmeye yönelik sosyal politika yaklaşımının temel esaslarını yansıtmaktadır.Bildirge’de; küreselleşmenin adil olmayan sosyal sonuçlar ortaya çıkardığı, bu sonuçları ortadan kaldırmaya yönelik politikalar belirlemenin ILO’nun temel görevi olduğu vurgulanmıştır. ILO’nun 1990’lı yıllardan itibaren geliştirdiği ve bütün sosyal politika amaçlarını birleştirerek kavramsallaştırdığı
    “insana yakışır iş” amacı ve amaçla ilgili stratejik hedeflere (istihdamın desteklenmesi, sürdürülebilir bir sosyal koruma sisteminin oluşturulması, sosyal diyalogun desteklenmesi ve güçlendirilmesi ve çalışma hayatına ilişkin temel hakların kullanılmasına imkân verecek şartların oluşturulması) Bildirge’de yer verilmiştir.
    ILO’nun küreselleşmenin sosyal boyutuna yönelik olarak yakın zamanda gerçekleştirdiği son faaliyeti “Adil ve Kapsayıcı Bir Küreselleşme için Asgari Sosyal Koruma -Social Protection Floor For a fair and Inclusive Globalisation” Raporu olmuştur. Rapor’un hazırlanmasında, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), BM Kalkınma Örgütü (UNDP), BM Çocuklara Yardım Örgütünün (UNICEF), yanı sıra IMF ve G20’nin de desteği olmuştur. Rapor, esasen ILO’nun küresel “Herkes için Sosyal Güvenlik” kampanyası doğrultusunda hazırlanmış, öncelikle herkesin
    asgari seviyede sosyal korumaya kavuşturulması (yatay kapsam hedefi), bu hedefi takiben zaman içinde ILO standartlarına uygun olarak koruma kapsamının seviyesinin yükseltilmesi (dikey kapsam hedefi) amaçlanmıştır. ILO’yu bu kapsamlı çalışmaya iten önemli faktör; mevcut sosyal koruma tedbirlerinin 2008 ekonomik krizinin güçsüz toplum kesimlerine yönelik olumsuz etkilerini gidermede tampon fonksiyonu görmesi ve makro ekonomik istikrarın sağlanmasına katkıda bulunması olmuştur.


    KENDİMİZİ SINAYALIM
    1. Bugünkü anlamda küreselleşme ne zaman başlamıştır?
    a. 15. yüzyılda, Colomb ve De Gama’nın keşifleri
    ile başlamıştır.
    b. 18. yüzyılda sanayi devrimi ile başlamıştır.
    c. Buharlı gemilerin inflasına bağlı 1870’li yıllarda
    başlamıştır.
    d. Birinci Dünya Savaşı öncesi Sömürge anlayışının hakim olduğu dönemde başlamıştır.
    e. 1970’li yılların ortasında yaşanan krizi takiben 1980’li yıllarda başlamıştır.
    2. Aşağıdakilerden hangisi küreselleşme ile ilgili bir tanım yapılırken mutlaka yer alması gereken bir özellik değildir?
    a. Çok uluslu işletmelerin varlığı.
    b. Haberleşme ve ulaşım maliyetlerinin düşüşü.
    c. Olimpiyatlar gibi küresel düzeyde organize edilen uluslararası sportif faaliyetlerin artışı.
    d. Mal ve hizmet ticaretinin artışı.
    e. İnternet kullanımının yaygınlaşması.
    3. Küreselleşmeyi açıklamaya yönelik farklı yaklaşımlar kaç ana grupta toplanabilir?
    a. 2
    b. 3
    c. 4
    d. 5
    e. 6
    4. Aşağıdaki siyasi-askeri olaylardan hangisi küreselleşmeyi hızlandıran faktörlerden biri olarak etkisini göstermiştir?
    a. ABD’nin Afganistan’a askeri müdahalesi.
    b. Ruanda’da yaşanan soykırım.
    c. İran ve Irak arasında yaşanan Körfez Savaşı.
    d. Doğu Bloğunun yıkılması ve iki bloklu dünyanın çözülmesi.
    e. Yugoslavya’da yaşanan iç savaş.
    5. Aşağıdakilerden hangisi küreselleşmenin yol açtığı sosyal politika sorunlarından biri olarak değerlendirilemez?
    a. Bazı bölgeler, ülkeler ve toplumlarda eşitsizliklerin artışı.
    b. Uluslararası kaçak insan ve işgücü göçünün artması.
    c. Sendikalaşma oranlarının düşüşü ve toplu pazarlığın kapsamının daralması.
    d. Sosyal hukuku esnekleştirici düzenlemeler
    e. Gelişmiş ülkelerde nüfusun yaşlanması ve işgücüne katılım oranlarının düşmesi
    6. Aşağıdakilerden hangisi, küreselleşmenin sosyal devlet anlayışını-uygulamalarını değiştiren etkilerinden biri olarak kabul edilemez?
    a. Sosyal hukuku esnekleştirmeye yönelik değişikliklerin yapılması.
    b. Yabancı sermayeyi teşvik etmek için sermaye piyasasının yeniden düzenlenmesi.
    c. Kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi.
    d. A-tipik istihdam biçimlerinin yaygınlaşması.
    e. Özel sosyal güvenlik kurumlarının yaygınlaşması.
    7. Aşağıdakilerden hangisi küreselleflmenin endüstri iliflkileri sistemine yönelik etkilerinden biri olarak kabul edilemez?
    a. Memur sendikalarının kurulması.
    b. Sendikalaşma oranlarının düşmesi.
    c. Toplu iş sözleşmesi kapsamındakilerin daralması.
    d. Toplu pazarlık görüflmelerinde çok uluslu şirketlerin yer alması.
    e. informel-kayıtdışı sektörün büyümesi.
    8. Aflağıdakilerden hangisi küreselleşmenin sosyal güvenlik sistemlerine yönelik bir etkisi olarak kabul edilebilir?
    a. Nüfusun yaşlanması,
    b. Sağlık harcamalarının artışı.
    c. Emekli aylıklarının düşüşü.
    d. Bireysel emeklilik sistemlerinin teşvik edilmesi.
    e. Eğitim süresinin uzaması ve işgücüne katılım yaşının yükselmesi.


    Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın, ölüme erken sevgiye geç,
    Yine gecikmişim bağışla sevgilim, sevgiye on kala ölüme beş..

    )̲̅ζø̸√̸£ ч̸ø̸µ

  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    AÖF Sosyal Politika Dersi Konu Özetleri (1. ünite, 2. ünite, 3. ünite, 4. ünite 5, 6, 7, 8. Ünite)


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. 12.Sınıf Dil ve Anlatım Dersi 3. Ünite : Masal Konusu
    By MaqiwoL in forum İlköğretim & Lise
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.12.12, 02:23
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.01.12, 22:52
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.06.11, 07:14
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.01.11, 21:24
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.01.11, 02:34

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.