Sponsorlu Bağlantı

6 sonuçtan 1 ile 6 arası

Konu: Destek Ve Hareket Sistemi Hastalıkları Ve Tedavi Yöntemleri

  1. #1
    Moderator
    Sponsorlu Bağlantı

    Yeni Destek Ve Hareket Sistemi Hastalıkları Ve Tedavi Yöntemleri

    Sponsorlu Bağlantı

    Destek Ve Hareket Sistemi Hastalıkları Ve Tedavi Yöntemleri


    OLUMSUZ HAREKETLER
    1-Tek kolla yuk kaldırmak
    2-Kambur durmak
    3-Dizleri bukmeden yuk kaldırmak
    4-Dik yurumemek
    5-Yetersiz ve dengesiz beslenmek

    OLUMLU HAREKETLER
    1- Dengeli beslenilmelidir
    2- İskelet ve kasların gelişmesi için yaşa uygun spor yapılmalıdır
    3- Kemiklerin ve dişlerin gelişmesi için kalsiyum ve fosfor içeren (et, süt, yumurta ve peynir gibi) besinlerle birlikte D vitamini alınmalıdır (D vitamini eksikliğinde çocuklarda raşitizm, büyüklerde osteomalizi denilen kemik erimesi hastalığı oluşur)
    4- Kemiklerin gelişmesi için yeterince (D vitamininin görev yapabilmesi için) güneş ışığı alınmalıdır
    5- Sivri burunlu, dar ve yüksek topuklu ayakkabılar giyilmemelidir
    6- Ağır yük taşınmamalıdır
    7- Aşırı kilolardan ve spordan kaçınılmalıdır (Kemiklerde şekil bozukluğu oluşur)
    8- Duruş ve oturuş biçimlerin dikkat edilmelidir (Sandalyeye dik oturulmalıdır, kambur durulmamalıdır) (Kemiklerde şekil bozukluğu oluşur)
    9- Dik yürünmelidir
    10- Yük taşınırken veya kaldırılırken dengeli (iki elle) tutulmalıdır (Çanta tek omuzda taşınmamalıdır, yükler dizleri bükmeden kaldırılmamalıdır) (Kemiklerde şekil bozukluğu oluşur)
    11- Kasların güçlenmesi için protein içeren besinler alınmalıdır
    12- Kırık, çıkık ve burkulmalarda (çıkıkçıya ve kırıkçıya değil) doktora gidilmelidir

    NOT : 1- D vitamini eksikliğinde çocuklarda raşitizm, büyüklerde osteomalizi denilen
    kemik erimesi hastalığı oluşur
    2- Hareketsizlikten dolayı eklem yerlerinde kireçlenme ve buna bağlı olarak ağrılar yani romatizma hastalığı oluşur
    3- Tetanos bakterisi, istemsiz kasılmalara yol açar Tetanos iğnesi yaptırılmalıdır
    4- Ani bir darbe ya da zorlamalarda kemikler kırılabilir Kırıklar genelde kemiğin zarar gören kısmı alçıya alınarak tedavi edilir
    Teknolojiye bağlı olarak platin çubuklarla kemiklerin kaynaştırılması, doku mühendisliği uygulamaları ile kırık bölgenin kemik yamalarla onarımı ile de kırılan kemikler iyileştirilebilir
    Teknolojiye bağlı olarak geliştirilen uygulamalardan biri de protez kullanımıdır Engelli kişiler protez kol veya bacak sayesinde günlük yaşantılarına devam edebilirler

    Destek ve Hareket Sistemi Hastalıkları

    Raşitizm: D vitamini eksikliğinde çocuklarda
    •Osteomalizi: D vitamini eksikliğinde büyüklerde kemik erimesi hastalığı oluşur
    •Romatizma:Hareketsizlikten dolayı eklem yerlerinde kireçlenme ve buna bağlı olarak ağrılar

    Boşaltım Sistemi Hastalıklar :

    •Böbrek İltihapları :Böbreğin öz bölgesinde veya havuzcuğunda görülür
    •Böbrek Taşları :İdrardaki madensel tuzların (kalsiyum tuzları, D vitamini ve azotlu bileşiklerin), idrar kanalcıklarında veya havuzcukta veya idrar borusunda birikmesi ile oluşur c)
    •Böbrek Yetmezliği :Böbreklerin tamamen veya kısmen (%80) görevini yerine getirememesi hastalığıdır
    •Nefrit :Nefronların iltihaplanması hastalığıdır Yüz, göz ve ayak bileklerinde şişme gibi belirtileri vardır Bulaşıcı hastalıklar sonucu oluşur
    •Üremi :Böbrek yetmezliği sonucu idrarla atılması gereken zararlı ve atık maddelerin atılamayıp kanda (vücutta) birikmesi sonucu ortaya çıkan hastalıktır
    •Albümin : Nefronların görevini yapamaması sonucu, proteinli maddelerin idrara geçmesidir
    •Sistit : Üreme organları veya kan yoluyla gelen mikropların, idrar yollarında oluşturduğu yanmadır[/C




  2. #2
    Misafir
    Guest

    Standart Cevap: Destek Ve Hareket Sistemi Hastalıkları Ve Tedavi Yöntemleri

    Peki bu hastalıklar nasıl tedavi olur acil cevap lütfen ödevim bekler

  3. #3
    Misafir
    Guest

    Standart Cevap: Destek Ve Hareket Sistemi Hastalıkları Ve Tedavi Yöntemleri

    Pardon gordum tşk

  4. #4
    ModeratoR

    Standart Cevap: Destek Ve Hareket Sistemi Hastalıkları Ve Tedavi Yöntemleri

    Destek Hareket Sistemi, Destek ve Hareket Sisteminin Yapısı


    Yaşamın temel özelliklerinden biri de yardımsız hareket ede*bilme yeteneğidir. Bu nedenle de «yaşam bir harekettir» sözü yerleşmiş bir deyimdir. Hareket ile madde, enerji değişimi ile de, organizmanın etkilenerek harekete geçirilişi arasında kuv*vetli bir bağ vardır. Etki olmadan hareket, hareket olmadan da madde değişimi (metabolizma) ve enerji oluşamaz.


    Hareket Sistemi; kaslar, kirişler (tendonlar), lifler, kıkırdak*lar ve kemiklerden oluşan bir çalışma sistemidir. Sinir sistemi, hareket aygıtını uyartı ve kontrol yoluyla buyruğu altına al*mıştır. Hiçbir kas, herhangi bir sinir tarafından harekete ge*çirilmedikçe istemli ya da istemsiz hareket yapamaz. Buna kar*şın sinir, uyartıları, ya bilinçli isteklerden ya da istemsiz sinir sisteminden alır.


    Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın, ölüme erken sevgiye geç,
    Yine gecikmişim bağışla sevgilim, sevgiye on kala ölüme beş..

    )̲̅ζø̸√̸£ ч̸ø̸µ

  5. #5
    Misafir
    Guest

    Standart Cevap: Destek Ve Hareket Sistemi Hastalıkları Ve Tedavi Yöntemleri

    Ya acaba tedavileri nerde

  6. #6
    ModeratoR

    Standart Cevap: Destek Ve Hareket Sistemi Hastalıkları Ve Tedavi Yöntemleri

    Alıntı Misafir Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ya acaba tedavileri nerde
    Buyrun



    RAŞİTİZM
    Eskiden savaşlardan hemen sonraki yıllarda soluk yüzlü, kırılgan görünümlü, çarpık, deforme bacaklı, küçük ve öne dpğru çıkık göğüslü çocuklar görülürdü. Bunlar raşitik yani çocukluklarının ilk yıllarında raşitizme yakalanan ve zamanında uygun biçimde tedavi edilmeyen çocuklardı. İyileşmişlerdi ama, hastalığın kalıcı izlerini taşıyorlardı. Raşitizmin en basit ve en yaygın biçimi olan sütçocuğu raşitizmi yaşamın ilk yirmi ayında ortaya çıkar; vücudun büyüme evresindeki bölümlerini, özellikle de göğüs, kol ve bacakların uzun kemikleri gibi doğumdan sonra kısa zamanda gelişen organları etkiler.
    Birkaç aylık, az yiyen ve zor büyüyen bir çocuğun raşitik olması güçtür. Oysa çok süt içen, hızla büyüyen ve halk arasında “gürbüz çocuk” olarak tanımlanan çocukların hastalığa yakalanma olasılığı daha fazladır. Bu gürbüz görünümün altında raşitizmin ilk belirtileri gizlenir. Bu belirtiler genellikle rastlantısal olarak sıradan bir kontrol sırasında ortaya çıkar. Raşitizmin ilk belirtileri kafatasının arka kesiminde yumuşaklık, göğüs kemiğiyle kaburgaların birleştiği yerde küçük yumrular ve kaslann gevşekliğidir. Raşitik çocuğun kasları yeterince gelişmemiştir; bebekken başını yataktan kaldıramaz, oturabilecek kadar büyüdüğünde de tek başına oturamaz. Aktif raşitizmin ilk belirtileri özellikle iskelette ve iskeletin ilk aylarda daha hızla büyüyen kesimlerinde görülür.


    Raşitizm gerçek bir hastalıktan çok organizmanın kalsiyum ve fosfor kullanım bozukluğudur. Kalsiyum ve fosfor insan vücudunun yapısında, özellikle de iskeletin oluşumunda çok önemli bir role sahiptir. Başlangıçta direnci az bir madde olan kıkırdaktan oluşan kemikler zamanla mineral birikmesi sonucu sertleşir; matriks (yatak) işlevi gören birincil kıkırdak dokusunun ortasında, apatit denen bir madde birikir. Kalsiyum ve fosforun bileşiminden oluşan bu madde kemiğe sert bir yapı kazandırır. Organizma kemikleşme denen bu süreçte kullanılan kalsiyum ve fosforu dış dünyadan yiyecekler aracılığıyla sağlar. Bunlar bağırsağa ulaştıklarında, emilmeleri, yani onları kemiklere taşıyacak olan kana geçmeleri için D vitamini gereklidir.
    D VİTAMİNİNİN İŞLEVİ
    Doğada yumurta, süt ve bazı balıklarda (morina, orkinos, sardalya, yılanbalığı vb) yaygın olarak bulunan D vitamini, provıtamm olarak, yani etkin olmayan biçimde, insan derisinde de vardır. D vitamininin etkin hale dönüşümü, güneş ışığmdaki morötesi ışınların cilt üzerine doğrudan etkisiyle gerçekleşir. Organizmanın ürettiğinin yanı sıra gerek gıda maddelerinden, gerek yapay olarak vitamin haplarından alman D vitamini bağırsaklarda kalsiyum emilimi-ni uyanr, fosforu bağlı olduğu organik bileşiklerden ayırarak serbest hale getirir ve kemikte apatit biçiminde birleşik olarak bulunan fosfor ve kalsiyum birikimini kolaylaştırır. Bütün bunlar kalsiyum, fosfor ve D vitamininin, kemikte kalsiyum birikmesi, yani kıkırdağın sertleşip kemiğe dönüşmesi için vazgeçilmez olduğunu göstermektedir. Yaşamın ilk aylarında çocuğun ağırlığı artar, boyu uzar ve dölütsel yaşam sırasında annenin vücudundan elde edilip biriktirilen kalsiyum ve fosfor depolarının kullanılmasıyla kemik yapısı güçlenir. Ama depolanmış olan fosfor ve kalsiyum bir süre sonra tükenir. Bundan sonra sütle birlikte D vitamini alınmazsa ya da iklimsel (örneğin sis) ve çevresel (güneş almayan nemli evlerde yaşam) nedenlerle çocuğun cildindeki D vitamini etkin hale dönüşemezse, sütün içerdiği D vitamini (litrede yaklaşık 30 mg) bağırsaklardan emilemez; dolayısıyla kemikte kalsiyum birikemeyeceği için kemik yapısı güçlenemez. Böylece bebek raşitik olur.
    BELİRTİLERİ
    Raşitizmin belirtileri üçüncü aydan önce belirgin hale gelmez. Çocuğun gürbüz bir görünümü olabilir; iştahla yer ama çok huzursuzdur, sık sık ağlar ve geceleri rahat bir biçimde uyumaz. Cildi çok hassastır ve üstüne parmakla hafifçe basıldığında kırmızı çizgiler ortaya çıkar. Baş Özellikle beslenme sırasında ve uykuda çok terler. Baş eller arasına alınıp hafifçe bastırıldığında, esnek ve dirençsiz bir masa tenisi topuna dokunuyormuş gibi hissedilir; ortaya çıkan bu erken belirtiye kraniyota-bes (kafatası kemik dokusunun anormal biçimde yumuşaması) denir. Başın, özellikle yastıkla teması olan bölümlerinin sürekli terlemesi nedeniyle saçlar dökülür ve küçük bir saçsız alan ortaya Çıkar. Göğüs kafesindeki lezyonlar ise daha geç görünür hale gelir. Kaburga, göğüs kemiği ve omurlardan oluşan göğüs kafesi, çan biçimini alır, Pectus corınatus (kuş göğsü) olarak bilinen bozukluk göğüs kafesinin üst kısmının kenarlarından bastırılması sonucu göğüs kemiğinin dışarı fırlaması ve uçları serbest olan 11. ve 12. kaburgaların bağırsak kıvrımları tarafından dışarı ve yukarı itilmesinden kaynaklanır. Gaz ile dolu bağırsak kıvrımları karnı şiş ve hacimli bir hale getirir ve göğüs kafesinin alt kısmına huni görünümü verir. Göğüs kemiğinin her iki kenarında parmakla hissedilebilen küçük çıkıntılar vardır; bunlar kaburgaların ön uçlarındaki kıkırdakdokunun büyümesi sonucu oluşmuştur. Kas direnci az olduğundan çocuk oturduğunda bel kemiği öne eğilir ve kamburumsu bir eğrilik oluşur. Raşitizmin en son belirtileri kol ve bacaklarda ortaya çıkar: 11-12. aya doğru, el ve ayak bileklerinde bileziğe benzeyen düğümler oluşur; bunlar uzun kemiklerin uçlarının (epifiz) küçük bir kürek biçiminde genişlemesinden kaynaklanır Raşitik süreç, uygun bir tedavi ile durdurulmazsa, çocuk hareket etmeye ve yürümeye başladığında, zayıf ve güçsüz olan bu kemikler eğrilir ve hatta ufak bir darbe sonucu kırılabilir. Bütün bu belirtiler, daha önemsiz öteki bazı işaretlerle birlikte çocuğa raşitik tiplere (habitus rachiticus) özgü bir görünüm kazandırır. Küçük hastalar soluktur; yaşıtlarına göre daha geç yürür, çok çabuk yorulur, sık sık soğuk algınlığı ve gribe yakalanırlar. Göğüsteki biçim bozukluğu nedeniyle soluk alıp vermeleri zorlaşır ve buna bağlı olarak akciğer hastalıklarını (bronş-akciğer iltihabı, bronşit) daha ağır yaşarla/. Çocuğun çok çabuk hasta olmasıyla paniğe kapılan anneler, özellikle kışın, çocuğu olabildiğince evde tutar, güneşli günlerde bile dışarı çıkarmazlar. Böylece zaten zayıf olan morötesi ışınlar hiçbir biçimde cilde ulaşmaz ve D vitamininin bireşimi sağlanamaz. Sonuçta kısır bir döngü oluşur: Raşitizmin tedavisi için D vitamini gereklidir, ama hastalık çocuğu “kırılgan” hale getirerek açık havaya çıkmasını, yani D vitaminini etkin hale getiren güneş ışığından yararlanmasını engeller.
    NEDENLERİ
    Raşitizmin birinci nedeni, gerek beslenme, gerek ciltte ortaya çıkan D vitamini yetersizliğidir. Yaşamın ilk aylarında sütle alınan D vitamini oranı gerçekten azdır ve 400 ünite dolayında olan günlük gereksinimi bile karşılamaz. Hem anne, hem de inek sütünde 1 litrede bulunan D vitamini miktarı 10-70 ünite arasında değişir. Bu durumda morötesi ışınlar provitamini etkisiz hale getirmezse, sütçocuğu kısa süerde vitamin yetersizliğiyle karşı karşıya kalır. Raşitizmin hafif biçimlerinde, çocuğu güneşe çıkarmak yeterlidir; böylece hastalık hiçbir iz bırakmadan kendiliğinden iyileşebilir. Kemiklerde kalsiyum birikmesi için vazgeçilmez olan D vitaminini eksik alan her çocuğun, özellikle de hızlı bir büyüme gösterenlerin raşitizme yakalanması kaçınılmazdır. Bu nedenle raşitizme hızlı büyüyen ve erken doğmuş çocuklar arasında daha sık rastlanır.
    TEDAVİ
    Eskiden tedavi amacıyla verilen mori-ı «a karaciğeri yağına göre içimi çok da-kolay olan vitamin haplarının geliş-rilmesi koruyucu tedavi uygulamasını )k kolaylaştırmıştır. İnek sütüne göre Isiyumdan yana daha zengin olan ıe sütü alan sütçocuklanna bile D lini verilmelidir. Raşitizm kendi gına ağır bir hastalık değildir; genelle çok hafif biçimlerde ortaya çıkar çocuğu güneşe çıkarmakla iyileştirilebilir. Ama belirgin İskelet lezyonlan-mn geliştiği ağır olgularda çocuğa yüksek dozda D vitamini verilmesi gereklidir. Bir kerede verilen ve “hücum dozu” denen 600 bin ünite (15 mg) D vitamini raşitizmi durdurur ve kemiklerde hemen kalsiyum birikmesini sağlar. İlacın verilmesinden birkaç gün sonra, ayak ya da kol filmi çekildiğinde bu kemiklerin eski şeffaflıklarını kaybedip, daha sert hale geldikleri görülür. Çocuğun genel durumu da iyileşir, daha canlı ve sakin hale gelir. Kendini daha güçlü hissederek oturmaya ve yürümeye çalışır. Ama en azından iyileşmenin başlangıç evresinde, hâlâ güçsüz olan bacakları vücudun ağırlığı altında kolayca eğrilip biçim bozukluğuna uğrayabileceğinden, yürümesini engellemek gerekir. Çok ağır olgularda, tedavinin kötü yürütüldüğü ya da geç başlandığı durumlarda, tam iyileşme olasılığı azdır; çocuk çarpık bacaklı, kamburca sırtlı, dar ve küçük göğüslü olacaktır. Bu biçim bozuklukları sekiz ya da on yaşına doğru özel bir ortopedik tedaviyle düzeltilebilir. Günümüzde gerek çocuk hekimine daha sık başvurulduğundan, gerek sütçocu-ğunun beslenmesini vitaminlerle zenginleştirme alışkanlığı yaygınlaştığından raşitizme, özellikle de ağır biçimlerine daha az rastlanmaktadır.
    Zamanında ve doğru bir tedaviyle, uzunca bir zamanda da olsa, gerek kol ve bacaklardaki eğrilikler, gerek göğüs kafesindeki biçim bozuklukları düzeltilebilir. Doğru bir tedavide ilaçlar, kaslara direncini yeniden kazandırmak için yapılan masajlarla, tuzlu su ban-yolanyla, ıspanak, havuç, kereviz gibi yeşil sebzeler ve yumurta, süt, peynir gibi kalsiyumdan yana zengin besinler içeren dengeli bir beslenmeyle desteklenmelidir.
    RAŞİTİZME BAĞLI KASILMA NÖBETLERİ
    Raşitizmin iyileşme evresinde kalsiyum hızla kemiklere yerleşir ve buna bağlı olarak kandaki kalsiyum miktarı azalır. Kalsiyumun, kemiklerde mine-ralleşmeyi sağlamasının yanı sıra, organizmada çok önemli başka etkileri vardır. Bunların başında kas ve sinir uyarımlarının düzenlenmesi gelir. Raşitizm tedavisi kötü yapılırsa, yani hastaya D vitaminiyle birlikte kalsiyum verilmezse kandaki kalsiyum çok kısa bir sürede emilir ve kemiklerde kullanılır; bunun sonucunda kalsiyum kas uyarımlarım frenleme işlevini yerine getiremez. Sonuçta raşitizme bağlı tetani ya da raşitizmin iyileşme krizi denen istem dışı kasılmalar ortaya çıkar; bu kasılmalar özellikle kol ve bacaklarda belirgindir. Elin kasılması ve parmakların bükülmesiyle el “ebe eli” denen bir görünüm almıştır; ayak parmakları tabana doğru kıvrılmıştır ve ayak gergindir. Bazen kasılmalar bütün vücuda yayılabilir ve çocuk bilincini kaybedebilir. Bu aşırı uyarılabilir-lik durumunda, özellikle de bir ağlama nöbeti sırasında gırtlak kasları aşın derecede kasılabilir; çocuk soluk almak için büyük bir çaba harcarken, gergin ve acı çeker bir görünüm içindedir. Hava normalden daha dar bir geçitten geçmek zorunda olduğundan düdüğe benzer bir ses çıkar. Raşitizme bağlı tetani daha çok ilkbaharda görülen mevsimsel bir hastalıktır; bunun nedeni kış aylarında yerleşen hastalığın ilkbaharda iyileşmeye başlamasıdır. Raşitizme bağlı tetani D vitamininin “hücum dozu”na kalsiyum eklenerek önlenebilir. Kas ve sinirlerin aşırı uyarımı halinde D vitaminiyle birlikte kalsiyum verilirse emilim kolaylaşır ve hastanın durumu normalleşir. Bunun yanı sıra beslenme düzeni de değiştirilmeli, çocuk bir gün boyunca yalnızca çorba gibi hafif bir yiyecekle beslenmelidir.
    KORUYUCU TEDAVİ
    Koruyucu tedavi hamilelik sırasında başlamalıdır. Anne adayı doğum öncesinde çocuktaki kalsiyum depolarının yeterince dolabilmesi için beslenmesine süt, yumurta, peynir gibi kalsiyumdan yana zengin maddeleri eklemelidir. Büyük olasılıkla anne sütündeki kalsiyum ve fosfor inek sütüne göre bağırsaklarda daha kolay emildiği için anne sütüyle beslenen çocuklar arasında raşitizme daha az rastlanır. Ama yalnızca anne sütüyle beslenen çocuklara dışardan D vitamini verilmezse raşitik belirtiler ortaya çıkabilir. Bunun nedeni sütteki kalsiyumun büyümeyi hızlandırması sonucu sütle alınan D vitamininin organizmanın gereksinimini karşılayamaz hale gelmesidir.
    Anne sütüyle beslenemeyen çocuklarda ise hazır mamalara dördüncü aydan başlayarak sebze çorbası, yumurta sarısı, peynir ve yeşil sebzeler gibi gıda maddeleri eklenmelidir. Dengeli beslenme kadar önem taşıyan bir başka konu da çocuğun açık havaya ve güneşe çıkarılmasıdır. Ciltteki D vitamininin etkin hale dönüşmesini sağlamak için, çocuk kış aylarında dışarı çıkarılırken soğuktan korunacak, ama morötesi ışınların cilde ulaşmasını engellemeyecek biçimde giydirilmelidir. Hava güneşli ve sıcak olduğunda ise çocuğa evde pencerenin önünde güneş banyosu yaptırılmalıdır; ama cam morötesi ışınlan engellediğinden güneş banyosu sırasında pencereler açık tutulmalıdır.
    Bu Önlemlerin yanı sıra, çocuğa küçük dozlarda D vitamini verilmelidir. Bir zamanlar raşitizme karşı önlem olarak, tadı çok kötü olduğundan çocukların içmeyi reddettikleri morina karaciğer yağı verilirdi. Günümüzde içimi kolay vitaminlerin geliştirilmesiyle koruyucu tedavi büyük ölçüde kolaylaşmıştır.
    D VİTAMİNİ FAZLALIĞI
    Raşitik ya da yalnızca az yiyen iştahsız bir çocuğu ele alalım. Çocuğa tedavi amacıyla kısa aralıklarla yüksek dozda D vitamini (400 bin-600 bin ünite) verilmektedir. Başlangıçta bir şey olmaz; ama verilen vitamin toplam olarak 2 milyon üniteyi geçtiğinde D vitamini zehirlenmesi ortaya çıkar. Zehirlenmenin ilk belirtisi çocuğun yemek yemeyi reddederek yalnızca su içmek istemesidir. Gece de susuzluk çeken çocuk, sık sık idrar yapma isteği duyar ve süt içmeyi kesinlikle reddeder. Bu belirtilere genellikle bulantı, bazen de kabızlık eşlik eder. Bazen bu belirtilerin ortaya çıkmasından Önce kısa bir ishal evresi görülür. Çocuğun gözlerinin çevresinde halkalar belirmiştir, yüzü soluktur, ateşi vardır ve kilo kaybeder. Bütün bu belirtilerin nedeni kandaki kalsiyum fazlalığıdır. Kandaki kalsiyum düzeyi Ölçülürse belirgin bir biçimde yükselmiş oldı görülür; ayrıca idrarda kalsiyum ve bümin bulunur. Kalsiyum böbrekleı birikebilir.
    Başlıca etkisi kalsiyumu hareke geçirmek ve kemiklere yollamak ol D vitamini, şimdi neden bu tür beliı lere yol açmaktadır? Bunun nedeni vitamininin kemiklerde kalsiyum bH kimini artırmasının yanı sıra ker lerden kalsiyumun ayrılmasına da den olmasıdır. Yüksek doz vitamiı rin etkisiyle kemik kalsiyuma tümüyj doymuş olduğundan, kemik dokus nun reddettiği kalsiyumların kana ge mesiyle kalsiyum kemikten ayrılma başlar ve kandaki kalsiyum dm yükselir. D vitamini verilmesi heme kesilirse hasta 1-2 hafta içinde noı le döner.
    D VİTAMİNİNE DİRENÇLİ RAŞİTİZM
    “Raşitizm” terimi D vitamininin yeter* siz alınmasını ya da üretilmesini ifade etmenin Ötesinde, kandaki kalsiyum düzeyi düştüğünde ortaya çıkan belirtileri de anlatmak için kullanılır. Belirtileri basit sütçocuğu raşitizmine çok yakın olmakla birlikte, normal dozlarda D vitamini verilmesinin etkili olmadığı olgular vardır. Bunlar D vitaminine dirençli raşitizm olgularıdır. Burada hastalığın nedeni vitamin eksikliği değil, böbreklerden aşırı kalsiyum atılması ya da bağırsak mukozasından kalsiyum emiliminin azalmasıdır; birinci durum böbrek raşitizmi gibi olgularda, ikinci durum ise uzun süren bağırsak iltihaplarında ya da bazı sindirim kanalı hastalıklarında ortaya çıkar.


    Soru


    Raşitizm ve benzer hastalıklar tam olarak iyileştirilebilir mi?


    Cevap
    Raşitik çocuklarda ortaya çıkan iskelet bozuklukları belirli bir zaman geçtikten sonra düzeltilemez. Erişkinlerde D vitamini eksikliğine bağlı ortaya çıkan ve osteomalazi olarak adlandırılan kemik yumuşaması ise D vitaminle-riyle tedavi edilebilir; tedavi sonucunda kalsiyumdan yoksun kemik yatağı hızla kalsiyumla dolar ve böylece röntgen filmlerinde görülen ve “yalancı kınk” denen çizgiler ortadan kalkar.





    Osteomalizi : D vitamini eksikliğinde büyüklerde kemik erimesi hastalığı oluşur.


    Kalsiyumlu gıdalar tüketmek Osteoporozu (Kemik Erimesi) engellemek için yeterli olmuyor. Özellikle halk arasında sadece süt ve süt ürünlerinin aşırı tüketilmesiyle Osteoporozun ilerlemesinin engellendiği gibi yanlış bilgiler yaygın.


    Osteoporoz yani halk arasındaki değimiyle ‘Kemik Erimesi’; kendini sırt ağrısı, kramplar, ileri yaşta kamburluk, boyda kısalma ve bazen ilerleyen yıllarda kalça kırığı riskinde artışla gösteren, sıklıkla bayanlarda olmakla birlikte 70 yaşından sonra erkeklerde de görülen bir hastalıktır.
    Osteoporoz tedavisinde kullanılan ilaçlar, doktor gözetiminde aylarca, bazen yıllarca kullandırılırlar. Bu ilaçlardan Kalsiyum tabletleri en yaygın kullanılanlardandır. Bazenhastalar, ‘Ben zaten sütü, peyniri çok tüketiyorum, kalsiyumu ilaç olarak almama gerek yok’ gibi bir inanış içinde olabilirler ki bu son derece yanlıştır. Çünkü önerilen kalsiyum tabletlerinin içindeki kalsiyum miktarı ve emilimi vücut için gereken yüksek orandadır, halbuki bu sadece yiyeceklerle telafi edeceğimizi düşünsek, her gün litrelerce süt içip, kilolarca peynir, yoğurt vb. tüketmemiz gerekir ki bu da mümkün değildir. Bu nedenle gerektiğinde bunu düzenli kalsiyum hapları olarak almalıyız.Yanlış bir inanışla bu ilaçların böbrek taşı yaptığına inanılır.Doktor tavsiyesi üzerine alınan kalsiyum tabletlerinin hiçbir sakıncası bulunmamaktadır.












    Osteoporoz tedavisinde, Kalsiyumun yanında D vitamini içeren ilaçlar da yaygın olarak kullanılır. Bazı hastalar D vitamini ile Kalsiyumu aynı şey olarak düşünürler ki bu yanlıştır. D vitamini, güneşin UV ışınlarıyla deriden emildikten, ya da bir formu da yiyeceklerle alındıktan sonra vücutta karaciğerde ve böbrekte işlenip aktif D vitaminine çevrilir. Kan tahlilleriyle eksikliği saptandığında doktor tarafından ilaç olarak takviyesi yapılır. D vitamini eksikliği çocuklarda raşitizme, erişkinlerde de osteomalaziye yol açar ki, osteomalazi bazen osteoporozla birlikte olabilir. Uzun dönem güneşli günlerin yaşandığı bir Akdeniz ülkesi olmamıza rağmen, D vitamini eksikliği ülkemizde yaygındır. Bunun nedeni güneşten yeterince yararlanamamızdan olabilir. Yeterli D vitamini alımı için kişinin gün içinde örneğin kolları ve yüzünün açık olup 30-45 dakika güneş ışığına direk maruz kalması yeterli olabilir. Burada önemli olan, güneş ışınlarının pencere, cam arkasından değil, vücuda direkt gelmesidir. Son yıllarda kullanımı artan güneş koruyucu ürünler, hatta UV filtreli nemlendirici kremler de UV ışınlarını filtrelediklerinden D vitamini alımını engeller, bu nedenle bunların kullanımı konusunda miktar ve kullanım sıklığı abartılmamalıdır.


    Tedavide ve başlangıçta osteoporozun gelişmemesi için yürüyüş, step, dans ve ayakta yapılan diğer sporlar çok önemlidir. Ayakta yapılan, yani vücuda yük bindiren sporlar, kemikler üzerine de yük bindirerek kemiklerin yapımını, yani güçlenmesini uyarırlar ve osteoporozu önlerler. Yaşam tarzı açısından ise sigara, kahve, fazla tuz alımı engellenmelidir. ”Önemli olan Osteoporozla tanışmadan önlemek, tanıştıysak da ilaç tedavisini keyfi olarak kesmeden doktor takibinde kalmaktır.”






    Romatizma :Hareketsizlikten dolayı eklem yerlerinde kireçlenme ve buna bağlı olarak ağrılar






    Romatizma çeşitleri 4 ana gruba ayrılıyor. Osteoartrit (kireçlenme), romatoid artrit, enfeksiyöz artrit, dördüncü gruba ise osteoropoz veya gut hastalıkları giriyor. Romatizma`nın sebebi bağışıklık sistemindeki bir bozukluktur. Fakat bu bozukluğun nedeni henüz bilinmiyor. Bağışıklık sisteminin doğal olarak vücuttaki yabancı maddeye karşı koymasının sonucunda, eklemler ve eklem başları zarar görür.


    KAPLICALAR YARARLI MI?
    İltihaplı romatizma`nın ateşli ve sükunetli devreleri vardır. Ateşli devrede kaplıca tedavisi yerine yatakta istirahat ve ilaç tedavisi uygulanır. Hasta ilaca cevap verip ateşli devreyi atlatırsa kaplıcalar destekleyici görev üstlenir. Kaplıcanın faydaları şunlardır:
    Mafsallardaki ağrılar azalır.
    Ateş ve nabız normale döner.
    Halsizlik ve iştahsızlık sona erer; hasta kendisini daha zinde hisseder.
    Kansızlık ve kanda görülen romatizmal bulgular ortadan kalkar.
    Yeni nöbetler engellenmiş olur.




    E VİTAMİNİ YARARLI MI?
    E vitamininin ağrılara ve enfeksiyonlara iyi geldiği çeşitli araştırmalar ile kanıtlandı. Fakat E vitamininin iyileştirme aşamasına geçmesi için yüksek dozda alınması gerekiyor (günde 800-1600 mg). Çoğu zaman bu iyileştirici etkiyi desteklemek için C vitamini de ilave ediliyor. Bunun dışında B vitamini de ağrı dindirmede etkili olur.


    NASIL TEDAVİ EDİLİR?
    Çeşitli romatizma ilaçlarının yanı sıra sağlıklı bir yaşam ile eklemlerin sürtüşmesinden kaynaklanan sorun hafifletilebilir. Yani sağlıklı beslenme, düşük kilo ve ağrıları dindiren çeşitli hareket terapileri ile (örneğin bisiklete binmek ve yüzme) ile ağrıları önemli derecede azaltmak mümkün. Bunun dışında elektro terapiler, kaplıcalar, masaj ve jimnastik de oldukça etkili.


    ÖNLEMİ VAR MI?
    Aşırı kilolarda kurtulmak önemli. Çünkü fazla kilolar eklem romatizma`sını artırıyor. Düzenli spor yapmak ve bunu yaparken de eklemleri fazla zorlamayan spor türlerini tercih etmek. Koşu yapmayı sevenler ayakkabılarının yumuşak tabanlı olmasına ve yumuşak zeminde koşmaya dikkat etmeli. Sert zeminli yüzeylerde uzun süreli durmak veya yürümekten kaçınmalı. Eklem romatizma`sına yol açan alkol ve nikotin tüketimi varsa minimum seviyede tutulmalı.
    Romatizma`ya karşı Akdeniz diyeti


    İsveç'te yapılan bir araştırmaya göre, zeytinyağı, bol sebze meyve ve balığın yer aldığı Akdeniz tipi beslenme, romatizma semptomlarını azaltıyor


    Akdeniz diyetini uygulayanlarda üç ayın sonunda daha az eklem iltihabına rastlanıyor. Daha önce yapılan araştırmalarda balık yağının, vücutta iltihap oluşumunu engelleyen bir etkisi olduğunu tespit eden uzmanlar, balık yönünden zengin Akdeniz diyetinin de romatizmaya iyi geldiğini belirtiyor.


    Romatizmalı 50 hastayı iki ayrı gruba ayıran uzmanlar, bir gruba üç ay boyunca Akdeniz diyeti, diğer gruba ise normal bir beslenme programı uyguladı. Üç ay sonunda gruplarda, fiziksel aktivite, yaşam kalitesi ve eklem ağrısı çekme gibi unsurlar incelendiğinde bol bol sebze meyve, zeytinyağı ve balık yiyen hastalarda diğer gruba göre romatizmaya bağlı rahatsızlıkların azaldığı görüldü.


    Romatizmal hastalıklar iş gücü kaybı yaratıyor


    Hareketleri kısıtlayan Romatizma iş hayatına da büyük ölçüde darbe vuruyor
    Romatizmal hastalıklar, kalp rahatsızlıklarından sonra en çok işgücü kaybına sebep olan hastalıkların başında geliyor. Prof. Dr. Nurullah Akkoç, romatizmanın mikrobik ve ırsi olmadığını ancak kronik bir rahatsızlık olduğunu belirtti.


    BELİRTİLER
    Akkoç ''Ana belirtisi, eklemlerde ağrı ve şişliktir. Hareketleri kısıtlar. İşte bu noktada hastanın ailesine ve topluma büyük görev düşüyor. Hastanın, sosyal hayattan kopmadan hayatını düzenlemede aile, toplum ve devletle dayanışma içinde olması gerekiyor. Ayrıca bu hastalık, kalp rahatsızlıklarından sonra işgücü kaybına sebep olan ikinci hastalıktır' diyor.
    Karadenizli kaynana romatizma yapıyor


    Karadeniz Bölgesi'nde kadınlarda yaygın görülen kireçlenme, kas ve sinir romatizmalarının başlıca nedeninin ‘kaynana stresi’ olduğu iddia edildi. Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Bölümü Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Güler, iklimin olumsuz etkilerinden kaynaklanan romatizmal hastalıklarda psikolojik olayların da önemli etken olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Mustafa Güler, ‘‘Stres, eklemlerde ve koruyucu kaslarda sertleşmeye ve spazma neden oluyor. Böylece, kasların ağrıya dayanma gücünü azaltıyor’’ dedi. Prof. Dr. Güler, araştırmada hasta kadınların yüzde 80'inin kayınvalidesiyle sorun yaşadığının saptandığını söyledi. Karadeniz'de genelde kaynanalar ile gelinlerin aynı evde yaşadıklarını anlatan Prof. Dr. Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:






    ‘‘Romatizmal hastalıklar daha çok aile içindeki gergin ve sıkıntılı ortamdan kaynaklanmaktadır. Romatizmal hastalığı bulunan kadınların hemen hepsinin, kayınvalidesi ile sorun yaşadığını belirledik. Öyle ki, bazen muayene için gelen hastalarda, yaptığımız bütün tahlillere rağmen hiçbir hastalık belirtisi bulamıyoruz. Olayı derinleştirdiğimizde karşımıza hemen psikolojik olumsuzluklar, hoşgörünün olmadığı aile ortamları ve çoğunlukla kaynanalar çıkıyor. Bu nedenle, bu tür kadınlarda görülen hastalığa ‘Kaynana Romatizması' diyoruz.’’




    Ankilozan spondilit hastalığı ya da Bechterew hastalığı olarak bilinen sağlık sorunu, omurgayı tutan bir çeşit romatizmadır. Romatizmaya bağlı olarak omurların arasındaki eklemlerde oluşan iltihaplanma, bir süre sonra omurlar arasındaki eklemlerin birbirine kaynamasına neden olur. Öyle olunca da bel hareketleri kaybolmuş, hafifçe öne eğik birisi haline gelir.






    Hastalığın tedavisinde romatizmanın genel tedavi kurallarının yanısıra, bel omurlarının kaynamasına engel olmak için egzersiz uygulamaları yapılabilir. Kardeşinizi bir hastanenin romatizmal hastalıklar bölümüne götürerek muayene ettirmeniz ve buranın kontrolü altında tutmanızı tavsiye edeceğim.










    Boşaltım Sistemi Hastalıklar :


    • Böbrek İlt ihapları :Böbreğin öz bölgesinde veya havuzcuğunda görülür


    Böbreğin dış kısmının yoğun bir şekilde iltihaplanması ile oluşan böbrek iltihabı hastalığı mutlaka tedavi edilmesi gereken hastalıklardan bir tanesidir. İki farklı şekilde oluşmaktadır. Tehlikesiz olan ve tedavisi kolay yollarla yapılan şekline Akut böbrek iltihabı denir. Tehlikeli ve tedavisi zor olan şekline ise Kronik böbrek iltihabı denir. Böbrek iltihabının çeşitli belirtileri vardır. Bu belirtiler; ateş, yoğun bir şekilde terleme, titreme nöbetleri, böğrümüzde çeşitli sancılar, idrar yaparken aşırı derecede ağrılar olması ve sürekli idrara çıkmaktır. Bazı durumlarda idrarınız olduğu halde bir türlü idrarınızı dışarıya atamazsınız. Böyle durumlarda hemen tedaviye başlanması gerekir. Aksi takdirde kişide fıtık hastalığı oluşabilir. Böbrek iltihabının tedavisi ise çeşidine göre yapılır. Akut böbrek iltihabı hastalığı için çeşitli antibiyotikler ve diyetler uygulanır. Kronik böbrek iltihabı için ise çeşitli ameliyatlar, güçlü antibiyotikler, tuz oranını ve sıvı kaybını önleme kadına çeşitli diyet programları, ilaçlar ve çeşitli testler uygulanmaktadır. Tedavi süreci uzundur ve sonuç alınma oranı %35 – % 45 arasında değişmektedir.






















    •Böbrek Taşları :İdrardaki madensel tuzların (kalsiyum tuzları, D vitamini ve azotlu bileşiklerin), idrar kanalcıklarında veya havuzcukta veya idrar borusunda birikmesi ile oluşur.
    Her biri yumruk büyüklüğünde olan böbrekler vücudun yan arka kısımlarına yerleşmiş organlardır.
    Mesaneye üriter adı verilen dar tüplerle bağlanmışlardır. Görevleri kanı süzmek fayadlı maddeleri tekrar vücuda geri almak, zararlı maddelerin de idrar yoluyla atılımını sağlamaktır. Bir nevi vücudun filtresi görevini yaparlar.


    Böbrek taşlarından korunmanın ilk koşulu günde en az 2 litre su içmektir. Çay, kahve ve kola tüketimini ise sınırlandırmak gerekir. 20 ile 40 yaş arası daha sık görülür. Erkeklerde daha fazla karşılaşılan bu rahatsızlık idrardaki Kalsiyum, oksalat veya ürik asit gibi maddelerin idrardaki yüksek miktarda bulunması sonucu oluşur. Bu maddeler kristaller halinde büyüyerek böbrek taşlarını meydana getirirler. Bu taşlar hareket ederek idrar yoluyla atılabilir fakat idrar kanalının herhangi bir yerinde takılarak idrar akışına engel oluşturan taşlar genellikle korkulan şiddetli böbrek ağrılarına sebep olur.


    Böbrek taşlarının idrarda çözülemeyip atılamayan kristallerden meydana geldiğini belirttikten sonra şu konuya da değinmek gerekir. Normalde idrarda kristal ve taş oluşumunu engelleyecek bazı kimyasal maddeler vardır fakat bazı insanlarda bu engelleyici mekanizma tam olarak çalışmayabilir. Bu kişilerde taş sorunu tekrar görülebilir.












    TAŞI OLUŞTURAN SEBEPLER:
    Uzun dönem hareketsiz kalma
    İdrar yolu enfeksiyonları
    Böbrekte yapısal bozukluklar
    Böbrek rahatsızlığı bulunanlar
    Beslenme alışkanlıkları
    Sıcak iklim kuşağında yaşamak
    Yetersiz sıvı alımı.
    Bazı ilaçlar (anti-viral ilaçlar)
    Genetik faktörler.
    Metabolik hastalıklar (Gut gibi)
    Geçirilmiş barsak hastalıkları
    Yüksek dozda D vitamini alımı ve kalsiyum alımı
    Aşırı kilolu olma


    TAŞLI HASTALARDA BULGULAR:
    İdrar yolu taşları hiç bir bulgu vermeyebilir. Bazense ciddi bulgular verebilir. En sık rastlanan yakınma ve ağrıdır. Karakteristik ağrı kolik diye adlandırılan ve böğür bölgesinden başlayıp öne doğru ilerleyen kasık ve testislere de ilerleyebilen (Erkeklerde) ağrılardır. Ağrılar taşın hareket etmesine veya üriner sistemin tıkanmasına bağlı olarak gelişir. Bazen gözle görülebilecek düzeyde idrarda kan görülebilirken baze de sadece mikroskobik incelemeyle ortaya çıkar. Zaman zaman bulantı ve kusma olabilir. Kötü bulanık idrar ve ateş de bu hastalığın eblirtileri arasındadır








    ÜRİNER SİSTEM TAŞLARI NASIL TESPİT EDİLİR?
    Hasta şikayetleri belli ölçülerde tanı için yardımcı olabilmektedir. Ayrıca taşın görüntülenmesi gerekir.


    DÜSG grafisi: Yatarak çekilen karın ve pelvik bölge grafisi
    Ultrason
    İ.V.P (İlaçlı böbrek filmi)
    Spiral üriner sistem komputer tomografilerinden faydalanır. Bazen kan analizlerine de ihtiyaç duyulur.


    EN SIK GÖRÜLEN TAŞLAR HANGİLERİDİR ?
    Böbrek taşları çeşitli kimyasal kombinasyonda olabilirler. En sık görülen kalsiyum taşlarıdır. Kalsiyum taşları sıklıkla okzalat veya fosfat ile kombinasyon halinde bulunurlar. Daha az sıklıkla enfeksiyon taşları (magnezyum amonyum fosfat taşları) ve daha da az oranlarda ürik asit ve sistin taşları görülür.


    TAŞLARLA İLGİLİ ENDİŞEMİZİN NEDENİ NEDİR?
    Taşlar sıklıkla ağrılara neden olurlar.
    Üriner sistemde enfeksiyon kaynağı olabilirler.
    Eğer idrar yolunun herhangi bir bölgesinde tıkayıcı bir durum oluşturmuşsa zamanla böbrekte fonksiyon kaybına neden olurlar


    BÖBREK TAŞLARINDA TEDAVİ NELERDİR?
    Böbrek taşların çoğu kendiliğinden düşme eğilimindedir. Tüm idrar yolu taşlarının yaklaşık 80’i ilaç tedavisi ile düşer. Taşın düşmesini etkileyen en önemli faktör taşın büyüklüğüdür. 4 mm’nin altında taşın düşmesi beklenirken 6 mm’nin üzerindeki taşlar’a müdahale gereklidir. Ayrıca taşların şekli ve idrar yolundaki yerleşimi de düşmeyi etkileyen önemli faktörlerdir.
    Kendiliğinden yada ilaç yardımıyla taşın düşürülmesi
    ESWL ( şok dalgası ile taşları kırmak)
    Minimal invaziv girişimler ( Perkütan Nefrolitotomi, Üreterolitotripsi)
    Klasik açık ameliyat yöntemi


    Bu yaklaşımlardan hangisinin uygulanılacağı taşın yerine, büyüklüğüne, idrar yollarına verdiği veya verebileceği zararına ve taşın cinsine bağlıdır. Günümüzde minimal invaziv tekniklerin gelişmesi sonucu klasik açık cerrahi, en az başvurulan ve eniz tercih edilen metot olarak kalmıştır


    ESWL (VÜCUT DIŞINDAN ŞOK DALGALARIYLA TAŞ KIRMA)
    Bir odaktan çıkan şok dalgaları taşın üzerine yönlendirilerek taş kırılır. X-ray ve ultrason ile odaklama yapan ESWL cihazları mevcuttur. Kırılan taş parçaları idrar yoluyla vücuttan atılır. ESWL bütün taşlarda başarı sağlayamaz. Başarı taşın cinsine, sertliğine, büyüklüğüne ve idrar yolunda yerleştiği yere göre değişir. Tek bir seansta kırılabilen taşlar olabileceği gibi tekrarlayıcı seanslara da ihtiyaç duyulabilir.


    ESWL seansı sırasında rahatsızlık hissi ve ağrı duyulabilir. Bu nedenle tedavi öncesi ağrı kesiciler kullanılır. İşlem sonrasında çoğunlukla hastanede kalmaya ihtiyaç olmaz.


    Minimal invaziv girişimler: Bu girişimlerde amaç üriner sistemi tehdit eden taştan kurtulmayı sağlamak ve hastanın en kısa zamanda günlük hayata dönmesini sağlamaktır. Perkütan nefrolitotomi ve Üreterolitotripsi bu grupta yer alan girişimlerdir.


    Taş, uygulanan tedaviye rağmen düşmüyorsa, düşmeyecek boyutlarda ise, idrar yolunda idrarın akmasını engelleyecek tam bir blok oluşturuyorsa, tekrarlayıcı idrar yolu enfeksiyonuna yol açıyorsa, böbreklerde hasara yol açmışsa girişim gereklidir.


    Önceleri, taş için açık cerrahi yapılırken artık günümüzde minimal invaziv girişimler diye adlandırılan yeni yaklaşım mevcuttur. Bu girişimlerde amaç, en kısa zamanda hastalığın ortadan kaldırılması ve hastanın en erken dönemde günlük hayatına dönmesini sağlamaktır. Minimal invaziv girişimlerde hasta erken dönemde normal yaşamına döner.


    PERKÜTAN NEFROLİTOTOMİ (PCNL)
    Endoskopik böbrek taşı ameliyatında sırt bölgesinde böbrek hizasına 0,5 - 1 cm boyutunda bir kesi yapılır. Röntgen kontrolü altında böbreğe iki ucu açık ince bir tüp yerleştirilir. Bu tüpten yerleştirilen optik cihaz yardımıyla taş video sistemi ile monitörde görülür ve özel aletler yardımıyla çıkartılır. Perkütan ameliyatının en önemli üstünlüğü vücut dokularının normal yapısının korunmasıdır. Bunun sonucunda iyileşme süreci hızlıdır. Hastalar ameliyat sonrası dönemi açık ameliyata göre çok daha rahat geçirmektedir. Hastalarımız genellikle 2 - 3 günde taburcu edilerek günlük aktivitelerine hızla kavuşurlar. Bu, açık böbrek taş ameliyatı ile karşılaştırıldığında oldukça kısa bir süredir.


    Özellikle böbreğin alt havuzcuklarına yerleşen taşlarda ve büyük boyutlu taşlarda ESWL’nin başarısı önemli ölçüde düşer. Bu durumlarda PCNL ameliyatı yüksek başarı sağlayan minimal invaziv girişimdir. Ameliyat işlemi sırasında taşı temizlemek için pnömotik litotripsi ve lazer litotripsi kullanılır. Bu teknolojiler yardımı ile en sert taşlar bile rahatlıkla kırılmaktadır. Bu teknikle tüm böreği kaplayan ve koraliform taş olarak adlandırılan taşlara da müdahale edilebilinmektedir.


    URETEROLİTOTRİPSİ NASIL UYGULANIR?
    Üreter taşları hem ESWL hemde üreterorenoskopi (URS) ile müdahale edilerek temizlenebilir. URS’de herhangi bir kesi yapılmaz. İdrar yolundan özel bir endoskopik alet gönderilerek taş üreterde görüntülenir ve temizlenir. Hastaların çoğu aynı gün evlerine dönüp bir gün sonrada normal yaşamalarına dönebilirler. Özellikle alt ve orta üreterdeki taşlarda başarı oranı yüksektir ( %96 - %100 başarı). Üst üreter taşlarının tedavisinde ESWL genellikle ilk tercih edilen tedavi yöntemidir.


    Ancak 1 cm’den büyük üreter taşlarında ESWL’nin başarı oranları düşmektedir. Genel kural olarak olarak 1 cm’den büyük üreter taşlarında ve 2 cm’den büyük böbrek taşlarında endokopik girişimler daha yararlı ve başarılı olmaktadır.


    TAŞLARIN OLUŞUMU ÖNLEMEK MÜMKÜN OLABİLİR Mİ?
    Tekrarlayıcı böbrek taşı olanlarda bazı tavsiyelere dikkat edilerek taşın yeniden oluşumu engellenebilir ya da yeniden oluşması geciktirilebilir. Bu nedenle 24 saatlik idrar analizi ve kan analizini içeren bir değerlendirme yapılır. Ayrıca daha önceki taşların kimyasal yapısı araştırılarak taşların kimyasal yapısı anlaşılır. Metabolik değerlendirme denilen bu işlemlerle idrarda taş oluşumuna yol açabilecek maddelerin düzeyleri ölçülüp sonuca göre diyet ya da ilaç verilebilir.


    Ayrıca:
    Günlük 2 litre sıvı alımı
    Hayvansal protein alımının azaltılması
    Tuz tüketiminin azaltılması
    Lifli dieti tercih etmek
    Taşın kimyasal yapısına göre verilebilecek diete uygun beslenme rejimi tavsiye edilir.


    ÖNEMLİ NOKTALAR:
    Ailenizde taş hastalığı olanlar varsa sizde de taş hastalığı olabilir.
    Taş oluşumunu engellemek için bol miktarda sıvı alınmalıdır. Özellikle su tüketilmesini öneriyoruz.


    Eğer birden fazla taş düşürdüyseniz ya da taş tedavisi gördüyseniz üroloğunuza başvurun. Yapılacak olan kan ve idrar analizleri ile taş oluşturma riskiniz değerlendirilir. Tekrarlayan taş hastalığına karşı gerekli önlemler alınabilir.
    Bazı hastalarda taş oluşmaması için tedaviler önerilebilir.
    Özellikle yineleyen taşları olan hastalarda kontroller ve takip önemlidir. Daha önce taş problemi yaşayan hastalara düzenli kontrol öneriyoruz.








    •Böbrek Yetmezliği :Böbreklerin tamamen veya kısmen (%80) görevini yerine getirememesi hastalığıdır.
    Böbrek yetmezliği kısaca iki türlüdür, biri akut böbrek yetmezliği diğeri ise kronik böbrek yetmezliğidir. Bu hastalık böbreğin normal görevlerini yerine getirememesine denir..


    Akut böbrek yetmezliği genel olarak aniden ortaya çıkan ve tedavi edilebilir bir durumdur. Ancak tedavi edilmediğinde kronik böbrek rahatsızlığı ortaya çıkarabilir ve ölümcül olabilir.


    Aniden ortaya çıkan ve böbrek yetmezliğine sebebiyet veren durumlar;




    Tansiyonun ani bir şekilde düşmesi
    Kazalar, büyük kanamala
    Böbrek enfeksiyonlar?
    Zehirlenmeler
    İlaçlardan kaynaklanan allerjik olaylar
    Geçirilen büyük ameliyatlar
    İdrar yollarında oluşabilecek tıkanmalar
    Büyük yanıklar
    Kronik böbrek yetmezliği böbreğin faaliyetini düzeltilemeyecek şekilde yitirmesine denmektedir ve kronik böbrek yetmezliğine sebebiyet veren durumlar aşağıdaki gibidir..
    Yüksek tansiyon
    Sistemik hastalıklar ( şeker hastalığı, ailevi akdeniz ateşi)
    Böbrek kistleri
    Kanamalar
    Bazı ilaçlar
    Glomerülunefrit
    Veziko – Üretral reflü
    Bilinmeyen nedenler
    Halsizlik
    Bulantı, kusma
    İştahsızlık
    Uyku hali, dalgınlık
    Kansızlık


    Bu hastalık erken dönemde farkedilirse ilac ve diyet ilet ötelenebilir(geçiktirileb ilir) bu durum zamanında farkedilemezse ilaçla tedavi mümkün değildir ve böbrek nakli, diyaliz ve diyalize bağlı olarak periton diyaliz veya hemodiyaliz gerekebilir..
    Nefrit :Nefronların iltihaplanması hastalığıdır. Yüz, göz ve ayak bileklerinde şişme gibi belirtileri vardır. Bulaşıcı hastalıklar sonucu oluşur.














    Böbreklerin iltihaplanmasına nefrit adı ve verilir. Nefrit genellikle 2 biçimde görülür. Akut nefrit adı verilen böbrek iltihabı titremeler, aşırı baş ve bel ağrısı, kusma, ateş gibi belirtilerle hastalık başlar. Halsizlik ve iştahsızlıkla birlikte hastanın idrarı da bir miktar azalır. Akut böbrek iltihabı kimi bulaşıcı hastalıklardan, özellikle tifo hastalığı, kızıl, kızamık, grip, kabakulak diş eti iltihabı ve sinüzitlerden hemen sonra ortaya çıkabilir. Bu hastalıkların seyri sırsında mikropların toksinlerini ıtrah ederken böbrekler bozulabilir. Bunların dışında arsenik, kurşun ve cıva gibi zehirli maddeler yine böbreklerde bozukluklara sebep olurlar ve nihayetinde nefrit meydana gelir. Bu hastalığı hazırlayıcı sebeplerin içinde üşütmenin de büyük etkisi vardır. Hastalığın tedavi edilebilmesi için böbreği istirahate bırakmak ve kanı temizleyici kimi metodlar uygulamak gerekir. Bu arada hastaya da, etsiz, tuzsuz, yağsız ve şekerli bir diyet uygulamak zorunludur.










    Üremi :Böbrek yetmezliği sonucu idrarla atılması gereken zararlı ve atık maddelerin atılamayıp kanda (vücutta) birikmesi sonucu ortaya çıkan hastalıktır.










    Kandaki üre oranının normalin üzerinde olması halidir. Çeşitli sebeplerle ortaya çıkan böbrek yetmezliğinin son döneminde meydana gelip, şuur bulanıklığı ve koma içinde ölüme götüren hastalık hali.Üremi; sinir sistemi, mide-barsak ve kalp damar sistemleri yönünden çeşitli belirtiler veren, üre birikimi ve asidozla kendini gösteren bir çeşit zehirlenmedir. Böbrek, vücudun asit-baz dengesini bozmak istidadında olan asit veya baz iyonları, hücre dışı sıvının iyon dengesini bozan fazla suyu veya iyonları, protein metabolizmasının son ürünlerini atmakla vazifelidir.


    Böbrekler bu mühim vazifelerini başarabilmek için çok miktarda kan almak zorundadırlar. Böbreklerin süzme kabiliyetinin azalmasıyla kanda, azot metabolizmasının son ürünleri artmaktadır. İdrarla atılması gereken azot metabolizması son ürünlerinin başlıcaları üre, ürik asit ve kreatinindir. Vücutta, kan proteinleri dışındaki bütün azotlu maddelerin ihtiva ettikleri toplam azot miktarının normal değeri% 20-40 mg’dır. Azotemi içinde en önemli yeri işgal eden üredir. Çünkü kandaki oranı diğer azotlu maddelere nazaran çok daha fazladır. Ortalama normal miktarı % 30 mg kadardır. % 50 mg’ın üstü anormal olarak kabul edilir. Ağır üremi vak’alarında kan üresinin % 500 mg’a kadar yükselmesi mümkündür. Yurdumuzda genellikle azotemi hakkında fikir sahibi olmak için kan üresinin ölçülmesiyle yetinilmektedir. Azotemi derecesiyle üremi, arasında kaba da olsa bir paralellik bulunması ilk önce üre, ürik asit, kreatinin gibi birikime uğrayan azotlu maddelerin suçlandırılmasına yol açmıştır. Daha sonraları potasyum yüksekliği, kalsiyum düşüklüğü gibi elektrolit sapmalarının, asidozun ve barsak kokuşma ürünlerinin üremi komasında etkili oldukları düşünülmeğe başlandı.


    Yapılan bütün incelemeler üreminin bir ürezehirlenmesi olarak kabul edilmeyeceğini, vücutta biriken ürenin ancak çok yüksek seviyelere çıktığı zaman üremi belirtilerinden bazılarını meydana getirebileceğini göstermiştir. Üremide görülen tendon reflekslerindeki canlılık, kas çekilmeleri, sinir kas sisteminin aşırı uyarılma belirtileri, iyonize kalsiyumun azalmasıyle ilgilidir. Vücuttan su ve tuz kaybının da, üremi belirtilerini şiddetlendirdikleri anlaşılmıştır.


    Üremiyi, teşekkül hızına göre had ve müzmin; altta yatan sebebin yerine göre de prerenal (böbrek öncesi), renal (böbrekle ilgili) ve postrenal (böbrek sonrası) olarak sınıflandırmak mümkündür. Prerenal (Böbrek öncesi) üremi sebepleri şöyle sıralanabilir: Prer şoka yol açan bütün haller (ameliyat, travmalar, zehirlenmeler, sari hastalıklar, yanıklar, şiddetli ishal ve kusmalarla birlikte giden hastalıkların ve şeker hastalığının sebep olduğu susuzluk şoku, Addison krizi), ileri derecede kalp yetmezliği, Renal (Böbrekle ilgili) Üremi sebepleri; çeşitli had ve müzmin nefritler, polikistik böbrek, ilerlemiş böbrek veremi, böbrek tümörleri, böbrekte amiloid birikimi, iki taraflı böbrek enfarktüsü, had tübüler nekroz, damar içi hemoliz (kan erimesi), ezilme sendromu, Postrenal (böbrek sonrası) üremi sebepleriyse; her iki böbrek idrar yollarının taş, ur, kan pıhtısı veya dıştan baskı ile tıkanması, üreterlerin ameliyatlarda dikkatsizlik yüzünden kesilmesi, prostat büyümesi olarak sayılabilir. Üreminin belirtileri: Başlangıç genellikle sinsidir. İlk belirtiler halsizlik ve kas zayıflığıdır. Gündüz dalgınlık içinde bulunan hasta, geceleyin uyuyamaz.


    Bazı vak’alarda saldırganlık ve manasız bağırıp çağırmalar görülür. Şuur bulanıklığı, nihayet komaya döner. Başağrısı bazan ilk belirti olarak görülür. Kas çekilmeleri sık görülür. Hastalığın son döneminde durdurulamayan bir hıçkırık görülebilir. Ağızda kuruluk ve yanma sık rastlanan şikayetlerdir. Dil paslıdır. Nefeste amonyak kokusu duyulur. Ağızda iltihap bulunabilir. İştahsızlık bulantı-kusma başlangıç belirtileri olabilir. Başlangıçta hemen daima kabızlık bulunduğu halde, sonradan ishaller eklenebilir. Hastanın solunumu, ileri dönemde düzensiz bir hal alır ve denkleşir (Kusmaul solunum). Zatürre, sık rastlanan bir komplikasyondur. Üremide kalp yetmezliğine sık rastlanır ki, bunun sebebi yüksek tansiyondur. Kalp zarı iltihabı, son dönemde ortaya çıkar. Deri genellikle soluk, kuru ve sarımsı kirli renktedir. Kaşıntı mevcuttur. Üremide zayıflama söz konusudur, fakat ödem bunu gizleyebilir.


    Kansızlık sık görülür. Üremi teşhisi: Kan tahlilleriyle kesinlik kazanır. Üremiye yol açan hadise gelip geçici ve şifası mümkünse, üremi de geçicidir. Üremi, müzmin ve iyileşmesi mümkün olmayan hastalıklara bağlıysa şifa yoktur. Üreminin tedavisi, üremiye yol açan hastalığa yöneliktir. Tedavi, hastahanede yapılır. Hasta yatak istirahatine alınır. Su ve elektrolit dengesi çok iyi takip edilerek düzenlenir. Özellikle had vak’alarda sun’i böbrekten istifade edilir. Müzmin vak’alarda yani irreversibl (dönüşü olmayan) üremi vak’alarında bugün için en iyi (hatta tek) kesin tedavi şekli böbrek transplantasyonu (nakli) dur. Bu da iki türlü olabilir. Ya ölüden ölüm anında alınan böbrek nakledilir. Veya hastanın yakın akrabalarından kan ve doku grubu testleri yapılıp uygun olanın bağışladığı bir böbreği hastaya nakledilir. Özellikle bu iki tür nakillerde böbreği vücûdun reddetmemesi için uzun süre özel ilaç tedavileri yapılır.




    Albümin : Nefronların görevini yapamaması sonucu, proteinli maddelerin idrara geçmesidir.
















    Açıklama : Albümin karaciğerde sentezlenen bir protein türevidir. Sağlıklı yetişkin karaciğerinde günde 12-14 gram kadar albümin sentezi yapılır. Sağlıklı kişilerde rutin olarak albümin bakılmasına gerek yoktur. Sağlıklı bir kişide albümin düzeyinin biraz yüksek ya da düşük çıkması da klinik bir önem taşımaz. Kan albümin düzeyi ölçümü özellikle ödemi olan, karaciğer hastalığı bulunan veya beslenme bozukluğu düşünülen kişilerde önem taşır.


    Artığı Durumlar : Albümin düzeyinin yüksek ölçülmesi genellikle vücuttan su kaybı bağlıdır. Önemli değildir.


    Azaldığı Durumlar : Yaşlı insanlarda, karaciğer hastalığı olanlarda ve beslenme bozukluğu bulunan kişilerde albümin azalır. Bazı hastalarda idrar ya da bağırsak yolu ile albümin kaybı gerçekleşmektedir. Sonuçta albüminin kan düzeylerinde azalma (hipoalbüminemi) kan onkotik basıncının düşmesine bu da dokular arasında sıvı birikimine neden olarak özellikle bacaklar ve sırtta ödeme neden olur.


    •Sistit : Üreme organları veya kan yoluyla gelen mikropların, idrar yollarında oluşturduğu yanmadır






    Sistit, genellikle bir enfeksiyon sonucunda idrar kesesi (mesane) nin iltihaplanmasidir. Terim, Yunanca cyst: Mesane kelimesinden gelmektedir. Idrar yollari ve üreme sisteminde en sik görülen hastaliklardan biridir. Zamaninda tedavi edilmezse hastalik böbrekleri de etkileyecek biçimde yayilabilir ve mesane ve böbreklerde kalici hasarlar olusturabilir.


    Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın, ölüme erken sevgiye geç,
    Yine gecikmişim bağışla sevgilim, sevgiye on kala ölüme beş..

    )̲̅ζø̸√̸£ ч̸ø̸µ

  • Bu konuyu beğendiniz mi?

    Destek Ve Hareket Sistemi Hastalıkları Ve Tedavi Yöntemleri

    Güncel Beğeni


    Değerlendirme: Toplam 9 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi 1,67 puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 25.02.14, 23:53
  2. Destek ve Hareket Sistemi Hastalıkları
    By Nephthys in forum Sağlık
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 15.03.13, 14:34
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 14.03.13, 21:39
  4. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09.10.12, 02:45
  5. Destek Ve Hareket Sistemi Destek Ve Hareket Sistemi İskelet
    By Sword_of_HeLL in forum İlköğretim
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.01.11, 19:28

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.