Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
Sayfa 1/2 12 SonSon
8 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Gelenek ve Göreneklerimiz Nelerdir? - Türkiye' de Gelenek ve Görenekler

  1. #1
    elifelmas
    Guest
    Sponsorlu Bağlantı

    Standart Gelenek ve Göreneklerimiz Nelerdir? - Türkiye' de Gelenek ve Görenekler

    Sponsorlu Bağlantı

    Gelenek ve Göreneklerimiz Nelerdir? - Türkiye' de Gelenek ve Görenekler

    lütfen cevap bekliyoruz..Ödevim için



  2. #2
    AdministratoR

    Standart Cevap: Gelenek ve Göreneklerimiz Nelerdir? - Türkiye' de Gelenek ve Görenekler

    Gelenek ve Göreneklerimiz Nelerdir? - Türkiye' de Gelenek ve Görenekler

    TÜRKiYE’DE DİNİ BAYRAM GELENEKLERi:
    Türkiye’de resmi olarakta kutlanan iki tane dini bayram vardır. Kurban Bayramı ve Şeker (Ramazan) Bayramı.Kurban Bayramı dört gün Şeker(Ramazan)bayramı ise üç gün sürer ve bu bayramların Türk halkının yaşamında özel bir yeri ve anlamı vardır.
    Bayramların kutlanması her bölgede farklı olabilir.Ancak temelde kutlamalar bir birine çok benzer.
    .Bayramlarda hazırlıklar bir iki hafta önceden ''genel bayram temizliği'' ile başlar. Bayram için yiyecek ve giyecek listesi yapılır.Alışveriş listesinde bayram şekeri ve kolonyası mutlaka yer alır. Özellikle çocuklara bayramlık elbise ve ayakkabı almak için zengin- fakir herkes özel çaba gösterir. ''Kurban Bayramı '' listesinde ise farkli olarak bir de KURBANLIK bulunur.

    Bayramlar öncesinde kandil geceleri lokma yapılarak komşulara, mahalle çocuklarına, yakınlara dağıtılır. Aynı gece Kuran okunarak ölüler için dua edilir.

    Her iki bayramında bir önceki gününe Arife günü denir .Arife günü mezarlıklar ziyaret edilir ve bayram yemekleri hazırlanır.. Bayram yemekleri de bölgeler göre ve bayramın türüne göre farklılık gösterir. Elbette Kurban Bayramının ana menüsü kurban etinden oluşur. Bunun yanı sıra , börekler açılır dolmalar sarmalar yapılır Ancak her iki bayramında vazgeçilmez menüsünde baklava vardır.. Arife gecesi ailenin tüm bireyleri yıkanır. Bayram sabahı erkenden kalkılır. Herkes en yeni bayramlık giysilerini giyer. Erkekler bayram namazına giderler, kadınlar gerekli yemek ve sofra hazırlıklarını yaparlar.
    Bayram namazı sonrasında erkekler toplu olarak mezarlıklara giderler. Orada hem kendi yakınlarına hem de tüm ölülere dualar yapılır. Ardından eve gelinir. Sofraya hep beraber oturularak bayram yemeği yenir. Yemekten sonra eller yıkanır, ailede en büyükten başlayarak bayramlaşma yapılır .Büyüklerin elleri öpülür. Büyükler de küçüklere para vererek sevindirirler.. Kurban Bayramında genellikle hafif bir kahvaltıdan sonra Kurban kesme işiyle ilgilenilir ve öğlen yemeğine kurban eti pişirilir.. Sonra komşular, akrabalar , dostlar gezilerek bayramları kutlanır. Bayram ziyaretine gelenlere kolonya, şeker , çikolata, baklava , bayram kahvesi (Kurban Bayramı ise kurban eti) ikram edilir.
    Bazı yerlerde ''bayram şenliklerinin'' yapıldığı , salıncaklarin kurulduğu , çeşitli oyunların ve atraksiyonların olduğu ‘’şenlik alanları’’vardır. Gençler ve çocuklar buralarda toplanarak gönüllerince eğlenirler.
    Bu ''Dini Bayramlar''ın en önemli özellikleri :Bayramlarda insanlar bir araya gelir , eş-dost-akrabalar ziyaret edilir, küs olanlar barışır , fakirlere yardım edilir ,dostluklar gelişir ve mutluluklar , sevinçler paylaşılır.
    Keşke insanlar 3-4 günlük bu bayramları tatil olarak görmese de geleneklerimiz gelecek kuşaklara da aktarılabilse!

    EVLENME ADETLERİ

    Birleşmiş Milletler Nüfus Komisyonu’na göre “Erkek ve kadının kanuni birleşmesinden doğan müesseseye evlilik” denir. (SERPER. S. 149)

    Evlilik insan gruplarının yaşantıları boyunca uyguladıkları ve geliştirdikleri sosyal öğelerle yüklü bir kavramdır. Kültürler arası farklılık göstermesi sosyal öğelerin değişik kültürler içinde oluşması ve farklı değer yargılarıyla yüklü olmasıyla açıklanabilir. Toplumlar kimin kiminle, kaç eşle ve hangi koşullar altında evlenebileceğine dair bir takım kurallar yaratmışlardır. Çok değişik uygulamalar olmakla beraber evlilik, esas itibariyle toplum tarafından onanan kadın ve erkek ya da kadınlar ve erkekler arasında yaratılan bir ilişki türünü karakterize etmektedir. İlişkinin belirli kalıplar içinde gerçekleşmesi de evliliğin sosyal bir kurum olarak ele alınıp incelenmesine olanak vermektedir. Aile birliği sürekliliğini evlilik kurumuyla sağlar. Başka bir deyişle evlenme olgusu aileyi oluşturan toplumsal ilişkileri belirli kalıplar içine yerleştiren bir sözleşmedir...
    Anadolu’nun her tarafında evlenmenin yapılabilmesi için, bu olay öncesi bir takım hazırlık ve aşamaların birbiri arkasına yapılması ve izlenmesi gerekir. Bu nedenle halk (ister köy-geleneksel topluluklarında olsun, ister şehir ve kasabaların geleneksel sınıflarında olsun) bu aşamaları işaretleyen bir takım kaideleri (görenekleri) ve seremonileri uygulamak zorundadır. Evlenme ile ilgili göreneklerin çoğu söz konusu toplumlarda, kuşaktan kuşağa geçmiş binaenaleyh gelenekleşmiş olup, bunların yanı sıra yapıla gelmekte olan seremoniler de birtakım inançlar ve pratiklerden ibarettir. Ancak çok eski zamandan beri uygulanan ve bugün artık Türkiye Türk topluluğunun malı, kültürünün bir parçası haline gelmiş olan “Evlenme görenekleri ve seremonilerinin batılılaşma süresi sonunda gittikçe değişmekte oldukları da bir gerçektir. Söz konusu görenekler ve seremoniler sıra ile ilkten sona doğru ana hatları şu aşamalara göre uygulanır: Evlenme arzusunu belirtme, evlenme çağı, görücü gezmek (dünürcülük), söz kesimi, başlık, nişan, evlenme ve düğün. (ERDENTUĞ. S.213)

    Evlenme İsteğini Belirtme :

    Önceki yıllarda, kız ve erkeğin aile içinde evlenme isteklerini açıkça belli etmeleri imkansızdı. Kız ve erkeklerin eşlerini seçme hakkı, ancak anne - baba ve akrabalara tanınan haktı. Günümüzde ise artık çoğunlukla gençler evlenmek istedikleri kişileri kendileri seçme hakkına sahiptir.

    Evlilik Çağı ve Yaşı :

    Geleneksel kesimde kızın ve erkeğin evlenme çağına geldiklerini belirleyen bir takım ölçütler vardır. Bunların başında buluğa erme gelir. Ülkemizde buluğ çağı 10-14 yaşları arasında başlar. Gerek kızda, gerek erkekte görülen bir takım biyolojik ve fizyolojik gelişmeler buluğ çağının belirtileridir. Annelik ve babalık için gerekli olan bu gelişmeler, onların biyolojik ve sosyo-kültürel kişiliklerini geliştiren önemli belirtilerdir. Bu belirtilerle kişisel sorumluluklar da başlar. Kızlar bu aşamada üyesi bulundukları ailenin ekonomik, toplumsal ve kültürel etkinliklerine katılırlar. Aynı durum erkek çocukları için de söz konusudur.
    Erkek çocuk da, aile içerisinde, gerek cinsinin, gerekse yaşının gerektirdiği etkinliklere katılarak, geleneklerinin öngördüğü tavrını almaya çalışır.
    Kızın ergin yaşa girmesi; ev işlerine katılması, aile ve grup içerisinde genç kızlık çağının gerektirdiği role bürünmesi ve karşı cinsle ilgilenmesiyle evlenecek duruma geldiğini göstermektedir. Erkek çocuğunsa, aynı biçimde toplumsal rolüne bürünmesi, evin ekonomisine katkıda bulunması, askerliğini yapması ve iş sahibi olması, evlenmesi için gerekli ve geçerli sayılan ölçütlerdir.
    Öte yandan evlenme işinde bir de “sıra gözetimi” vardır. Bu konuda ağabeylerin ve ablaların daha önce evlenmelerine dikkat edilir. Ancak küçük kızın evlendirilmesinde, büyük kızın ya da kızların henüz evlenmemiş olmaları önemli bir engel sayılmamaktadır. Özellikle son yıllarda bu gibi durumlarda ağabey ve ablalardan izin istenmekte, evlilik ondan sonra gerçekleştirilmektedir.
    Kırsal alanda evlenme, kentlere bakarak daha erken yaşlarda olmaktadır. Kimi yörelerde evlenmenin gerçekleşmesi için erkeğin askere gitmeden önce, kimi yerlerde de askerden dönmüş olması şartı aranmaktadır. Genellikle kızlarla erkeklerin evlenme yaşları birbirine yakın olmaktadır.
    İster kırsal, ister kentsel kesimde olsun, evlenme yaşını ve zamanını ekonomik etmenlerin, kimi sosyal olayların, göçlerin, ölümlerin belirlediğini de söylemek gerekir. Evlenme girişiminde bulunmada toplum kıza ve erkeğe aynı hakkı tanımamıştır. Başka bir söyleyişle erkek ve erkek ailesi bu konuda aktif bir durumdayken, kız ve kız ailesi pasif bir durumdadır. Girişim, genellikle erkekten ve erkek ailesinden gelir.

    Elenme Aşamaları

    1- Görücülük, Dünürcülük / Kız Bakma, Kız İsteme
    İlk aşama olan görücülük, kız bakma, kız arama, kız beğenmeyi ifade eder. Kentlerde daha çok tanışıp anlaşarak evlenme yaygınken, geleneksel kesimde görücülük daha yaygındır.
    Oğullarını evlendirmek isteyen aileler, ilkin akrabalarından, komşularından, yakın çevrelerinden başlayarak kız aramaya çıkarlar. Bu konuda kendilerine komşuları ve tanıdıkları da yardımcı olurlar.Evlenecek delikanlıya kız aramak, kız bakmak için baş vurulan bu adete “görücülük”, “görücüye çıkma” gibi adlar verilir.
    Erkeğin aile üyeleri akraba ve komşularından seçilen birkaç kadının, beğenilen kızın evine ziyarete gitmeleri, kızı görmeleri, onu incelemeleri ve niyetlerini açığa vurmaları, görücülüğün kız bakma aşamasını oluşturur. Bu tür evlenmede eşlerden çok, onların yakınlarının beğenisi, isteği ve girişimi söz konusudur. Kuşkusuz erkek de bu tercihi genellikle onaylar. (TEZCAN S.37)
    Kız görmeye genellikle habersiz gidilir. Son zamanlarda aracı olarak adlandırılan kişiler kız evinin ağzını aradığı için kız evi aslında haberdardır. Kızın davranışlarına bakılarak istekli olup olmadığı anlaşılır. Kızın ikramda bulunması, yanlarında oturması isteyip istemediğinin belirtisidir.
    Kız evinden olumsuz cevap alınacağı sezilirse başka adaylar üzerinde durulur. Görücüye çıkma, kız bakma Türkiye’nin değişik bölgelerinde kimi ayrıcalıklar ve yöresel özellikler göstermekle birlikte yine de bu usul ana çizgileri bakımından aynıdır.
    Ancak kesin karara varmadan önce gerek oğlan, gerekse kız ailesi adaylar hakkında bilgi toplamaya çalışırlar. Elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi kız için işgüzar, namuslu, terbiyeli, evine ve törelerine bağlı olup olmadığı; oğlan içinse kötü alışkanlıklarının bulunup, bulunmadığını, işine, mesleğine bağlılığı noktalarında toplanmaktadır. Kız ve oğlan evlerinin karşılıklı olarak bir değerlendirmeye varmaları sonucunda, kız istemeye, yani dünürcülük aşamasına geçilir. (ÖRNEK S:191)
    Dünürcülük beğenilen kızın istenilmeye gidilmesidir. Dünürcülük genellikle erkeklerin de katılımıyla gerçekleştirilir. Dünürcü olarak kız evine sözü geçen kişiler de bulundurulur. İlk gidişte oğlan evinin bir büyüğü “Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz” diyerek niyetlerini belli eder. Kız evinden bir büyüğün “Allah yazdıysa olur” şeklindeki ifadesi kızın verileceği şeklinde yorumlanır. Genellikle ilk istenişte kız verilmez. “Kız evi naz evi”dir. Bu arada kız evinde erkek tarafının getirdiği şeker, lokum, çikolata gibi yiyecekler (şirinlik, ağız tadı vs.) yenilir. Bazı yörelerimizde Kur’an da okunur.



    Türk Kültüründe Evlilik ve Evlilik Gelenekleri

    Birleşmiş Milletler Nüfus Komisyonu’na göre “Erkek ve kadının kanuni birleşmesinden doğan müesseseye evlilik” denir.

    Evlilik insan gruplarının yaşantıları boyunca uyguladıkları ve geliştirdikleri sosyal öğelerle yüklü bir kavramdır. Kültürler arası farklılık göstermesi sosyal öğelerin değişik kültürler içinde oluşması ve farklı değer yargılarıyla yüklü olmasıyla açıklanabilir. Toplumlar kimin kiminle kaç eşle ve hangi koşullar altında evlenebileceğine dair bir takım kurallar yaratmışlardır. Çok değişik uygulamalar olmakla beraber evlilik esas itibariyle toplum tarafından onanan kadın ve erkek ya da kadınlar ve erkekler arasında yaratılan bir ilişki türünü karakterize etmektedir. İlişkinin belirli kalıplar içinde gerçekleşmesi de evliliğin sosyal bir kurum olarak ele alınıp incelenmesine olanak vermektedir. Aile birliği sürekliliğini evlilik kurumuyla sağlar. Başka bir deyişle evlenme olgusu aileyi oluşturan toplumsal ilişkileri belirli kalıplar içine yerleştiren bir sözleşmedir...
    Anadolu’nun her tarafında evlenmenin yapılabilmesi için bu olay öncesi bir takım hazırlık ve aşamaların birbiri arkasına yapılması ve izlenmesi gerekir. Bu nedenle halk (ister köy-geleneksel topluluklarında olsun ister şehir ve kasabaların geleneksel sınıflarında olsun) bu aşamaları işaretleyen bir takım kaideleri (görenekleri) ve seremonileri uygulamak zorundadır. Evlenme ile ilgili göreneklerin çoğu söz konusu toplumlarda kuşaktan kuşağa geçmiş binaenaleyh gelenekleşmiş olup bunların yanı sıra yapıla gelmekte olan seremoniler de birtakım inançlar ve pratiklerden ibarettir. Ancak çok eski zamandan beri uygulanan ve bugün artık Türkiye Türk topluluğunun malı kültürünün bir parçası haline gelmiş olan “Evlenme görenekleri ve seremonilerinin batılılaşma süresi sonunda gittikçe değişmekte oldukları da bir gerçektir. Söz konusu görenekler ve seremoniler sıra ile ilkten sona doğru ana hatları şu aşamalara göre uygulanır: Evlenme arzusunu belirtme evlenme çağı görücü gezmek (dünürcülük) söz kesimi başlık nişan evlenme ve düğün.

    Evlenme İsteğini Belirtme :

    Önceki yıllarda kız ve erkeğin aile içinde evlenme isteklerini açıkça belli etmeleri imkansızdı. Kız ve erkeklerin eşlerini seçme hakkı ancak anne - baba ve akrabalara tanınan haktı. Günümüzde ise artık çoğunlukla gençler evlenmek istedikleri kişileri kendileri seçme hakkına sahiptir.

    Evlilik Çağı ve Yaşı :

    Geleneksel kesimde kızın ve erkeğin evlenme çağına geldiklerini belirleyen bir takım ölçütler vardır. Bunların başında buluğa erme gelir. Ülkemizde buluğ çağı 10-14 yaşları arasında başlar. Gerek kızda gerek erkekte görülen bir takım biyolojik ve fizyolojik gelişmeler buluğ çağının belirtileridir. Annelik ve babalık için gerekli olan bu gelişmeler onların biyolojik ve sosyo-kültürel kişiliklerini geliştiren önemli belirtilerdir. Bu belirtilerle kişisel sorumluluklar da başlar. Kızlar bu aşamada üyesi bulundukları ailenin ekonomik toplumsal ve kültürel etkinliklerine katılırlar. Aynı durum erkek çocukları için de söz konusudur.
    Erkek çocuk da aile içerisinde gerek cinsinin gerekse yaşının gerektirdiği etkinliklere katılarak geleneklerinin öngördüğü tavrını almaya çalışır.
    Kızın ergin yaşa girmesi; ev işlerine katılması aile ve grup içerisinde genç kızlık çağının gerektirdiği role bürünmesi ve karşı cinsle ilgilenmesiyle evlenecek duruma geldiğini göstermektedir. Erkek çocuğunsa aynı biçimde toplumsal rolüne bürünmesi evin ekonomisine katkıda bulunması askerliğini yapması ve iş sahibi olması evlenmesi için gerekli ve geçerli sayılan ölçütlerdir.
    Öte yandan evlenme işinde bir de “sıra gözetimi” vardır. Bu konuda ağabeylerin ve ablaların daha önce evlenmelerine dikkat edilir. Ancak küçük kızın evlendirilmesinde büyük kızın ya da kızların henüz evlenmemiş olmaları önemli bir engel sayılmamaktadır. Özellikle son yıllarda bu gibi durumlarda ağabey ve ablalardan izin istenmekte evlilik ondan sonra gerçekleştirilmektedir.
    Kırsal alanda evlenme kentlere bakarak daha erken yaşlarda olmaktadır. Kimi yörelerde evlenmenin gerçekleşmesi için erkeğin askere gitmeden önce kimi yerlerde de askerden dönmüş olması şartı aranmaktadır. Genellikle kızlarla erkeklerin evlenme yaşları birbirine yakın olmaktadır.
    İster kırsal ister kentsel kesimde olsun evlenme yaşını ve zamanını ekonomik etmenlerin kimi sosyal olayların göçlerin ölümlerin belirlediğini de söylemek gerekir. Evlenme girişiminde bulunmada toplum kıza ve erkeğe aynı hakkı tanımamıştır. Başka bir söyleyişle erkek ve erkek ailesi bu konuda aktif bir durumdayken kız ve kız ailesi pasif bir durumdadır. Girişim genellikle erkekten ve erkek ailesinden gelir.

  3. #3
    AdministratoR

    Standart Cevap: Gelenek ve Göreneklerimiz Nelerdir? - Türkiye' de Gelenek ve Görenekler

    Askerlik
    Toplumumuzda gelenekselleşmiş köklü bir geçmişe sahip olan askerlik kutsal bir görev olarak değerlendirilir. Asker olmak onurlu ve erdemli bir insan olmayla özdeşleştirilir. Özellikle kırsal kesimde askerliğini yapmayan kişiler hoş karşılanmaz, sözleri dikkate alınmaz.

    Topluma bu denli önem verilen bu görevin başlangıcında ve bitişinde diğer geçiş dönemlerinde olduğu gibi çeşitli törenler yapılmaktadır. Uğurlama ve karşılama törenleri bölgesel farklılıklar göstermektedir.

    Yurdumuzun her yöresinde yaygın olarak yapılan uygulamalardan biri, pusulası (askere çağrı mektubu) gelen gençlerin akrabaları ve arkadaşları tarafından sırayla yemeğe davet edilmelidir. Bu yemek yalnızca asker adayına verildiği gibi, ailesiyle birlikte ağırlandığı da olmaktadır. Yemek sırası ve sonrasında eğlenceler yapılması da yaygın bir uygulamadır.

    Kars'da askere gidecek kişi köy ve şehirdeki akrabalarını ziyaret edip, "Allahaısmarladık" demekle bu ziyaretler sırasında kendisine harçlık ve yolluk olarak hazırlanan çöreklerden verilmektedir.

    Silifkenin Kırtıl köyünde ise askere gidileceği günün akşamı, askere gidecek olanlar, kız ve erkek arkadaşlarını eve davet eder, geç saatlere kadar eğlenirler, mengi oynanır. Askerlerin ceplerine uğur parası denilen harçlıklar konulur.

    Ankara - Kızılcahamam - Verimli köyünde yaşlı erkekler ve kadınlar "Uğur parası" adı verilen parayı verirken "Benim için nöbet tut, buna karşılık" diyerek gencin gönlünü almaktadırlar.

    Seydişehir'de uğurlama töreninde kadınlar hazırladıkları çöreği üçe bölerler. Bir parçası kurda kuşa yem olsun diye suya atılır. Bir parçası delikanlının gömleğine sarılarak sandıkta saklanır. Bir parçası da yemesi için delikanlının yolluğuna konur. Her izine geldiğinde gömleğe sarılı parçadan bir bölümü koparılarak gence yedirilir. Asker uğurlamasından sonra kadınlar bir pınarın başında toplanarak yemek yerler. Yemek yerken tahta kaşık kullanılmaz, tahta kaşık kullanılırsa delikanlıların askerde çok dayak yiyeceğine inanılır.

    Eskişehir - Seyitgazi - Şükranlı köyünde askere gidecek genç nişanlı ise nişanlı evinin odununu gitmeden önce asker adayına kestirirler, zorluklara alışsın diye.

    Yaşamının bir bölümü ile ilgili bu denli zengin uğurlama törenlerinin yanında, karşılama törenleri de zengin uygulamalara sahne olmaktadır.

    Silifkenin - Kırtıl köyünde asker terhis olduktan sonra kına alıp getirir. Köye geldiği günün akşamı kendisine hoşgeldine gelenlere hazırlanan kınadan yakılır. "Asker kınası" adı verilen bu kınanın yakılması uğurlu sayılır.

    Askerlikle ilgili konulardan birisini de askerde yoğun özlem ve hasret duygularıyla yazılan asker mektupları oluşturur. Asker mektupları genellikle selamla başlayıp, durum anlatıldıktan sonra bir mani ile biter.
    Mektuplarda bütün akraba ve tanıdıklara selam söylenir. İletişim araçların yaygın olmadığı dönemlerde tek iletişim yolu olan mektuplarda, evli olan askerin baba evinde olan eşine duygularını açıkça ifade edememesi, mektubun başka kişilerce de okunacağı düşüncesi ile kimi zaman şifre içerikli maniler yazdığı da görülür.

    Yürü mektubum yürü
    Haberini al da gel
    Bir iken iki olduk
    Üç olduk mu sor da gel

    Diyerek, manide çocuğu olup olmadığı üstü kapalı bir biçimde sorduğu gibi.

    Durum bildiren bu tür mektuplar dışında bir de mizahi asker mektupları vardır ki bu tür mektuplar daha çok arkadaşlar arasında yazılmaktadır.

    Askerliğin bitip eve dönülmesinde de büyük bir coşku yaşanır, eğlenceler düzenlenir. Akrabaları ve arkadaşları on onbeş gün ziyaretine gider ve bu sürede evde misafir gibi ağırlanıp, iş yaptırılmaz. Bazı yörelerde bu ziyaretler sırasında gence hediyeler verildiği de olur.

  4. #4
    AdministratoR

    Standart Cevap: Gelenek ve Göreneklerimiz Nelerdir? - Türkiye' de Gelenek ve Görenekler

    ANADOLU’DA ÖLÜM GELENEKLERİ

    Anadolu halkının büyük bir kesimi geleneklerin etkisi altındadır. Halkımızın geleneksel yaşamını oluşturan, ona öz ve biçim kazandıran ana davranış kalıplarının temelindeyse sayısız adet, inanma ve töresel işlem yatmaktadır. Gerçekleştirilen bu uygulamalar yöreden yöreye farklılık ve benzerlik göstermektedir.



    Hayatın üç önemli dönemi doğum ve evlenmede olduğu gibi ölüm çevresinde de bir çok inanma, adet, töre, tören, ayin, kalıp davranış, işlem kümelenmektedir. Ölüm çevresinde kümelenen ve ölüyle toplum üyelerini kuşatan bu inanmalar, adetler, işlemler törenler ve kalıp davranışlar başlıca üç grupta toplanmaktadır. Ölüm öncesi, ölüm sırası ve ölüm sonrası şeklinde oluşan gelenekler dizisi kısaca aşağıda açıklanmaktadır.



    Anadolu’da genel olarak ölüm korkusunun bilinç altındaki baskısıyla tedirgin olan halk düşüncesi, geleceğini bilmek isteğinin de etkisiyle, alışılagelmişin dışındaki birtakım davranışları, araç gereçlerin şu ya da bu biçimdeki kullanışlarını, meteorolojik olayları, hayvanların hareket ve seslerini; düşlerdeki görüntülerle hastadaki psikolojik ve fizyolojik değişiklikleri çoğu zaman ölümün bir ön belirtisi saymaktadır. Halk inanmalarında ölümü önceden haber veren belirtiler arasında hayvanlarla ilgili olanlar büyük bir yer kapsamaktadır. Hayvanların insanlarda bulunmayan kimi yetenekleri, sezi güçleri biçimsel özellikleri, uğurlu ya da uğursuz sayılmaları bu tür inanmaların oluşmasında ve evrensel bir çizgiye erişmesinde büyük bir rol oynamaktadır. Ev, ev eşyası, araç gereç ve yiyecek çevresinde kümelenen bir takım inanmaların temelinde de ölüm korkusu yatmakta, bunlar halk tarafından çoğu zaman ölümün ön belirtileri olarak nitelenmektedir. Ay, güneş tutulması, yıldız kayması, şimşek çakması ve gök gürlemesi gibi olaylar da halk inanmalarında çoğu zaman ölüme yorumlanmaktadır. Bilinçaltında biçimlenen çeşitli görüntülerin simgesel bir takım çağırışımlarla da desteklenerek gerek düşü gören gerekse yakınları için bir ölüm belirtisi olarak yorumlanışı oldukça yaygındır.



    Ölüm olaylarının duyurulmasının en doğal biçimi ölenin yakınlarının ağlamalarıyla olur. Olayı duyan komşular ölü evinde toplanarak, ölünün yakınlarının acılarına ortak olmaya, onları avutmaya, ilk hazırlıkları yapmaya yardımcı olurlar. Köylerde, ilçelerde ve küçük kentlerde evden eve haberleşmenin okuyucu çıkarmanın yanı sıra en yaygın usulu sela verdirmektedir. Gazetelere ilan vermek yoluyla olayı duyurma daha çok büyük kentlerde görülmektedir. Büyük kentlerde cenaze işlerini alan ticari kuruluşlar da vardır. Bunlar defin için gerekli hazırlıkların yanı sıra ölüm ilanlarını da üzerlerine almaktadır.



    Ölümden hemen sonra yapılan işlemlerin bir bölümü doğrudan doğruya cesetle ilgiliyken bir bölümü de ceset çevresinde toplanmaktadır. Ölünün öte dünyaya, gönderilişine ön hazırlık niteliğindeki bu işlemlerin kimilerinin temelinde ölene canlı gözüyle bakmanın ve ondan korkmanın tipik belirtileri yatarken kimilerinde de hijyenik düşünceler ve dinsel gelenekler rol oynamaktadır.



    Bu tür işlemlerin en çok görülenleri şunlardır. Ölünün gözleri kapatılır, çenesi bağlanır, başı kıble yönüne çevrilir, ayakları yanyana getirilir, elleri yanyana ve göbek üzerine konur, üzerindekiler çıkartılır, bazı yerlerde yatağı değiştirilir, ölünün karnına bıçak, demir, vs. metal eşya konur, ölünün bulunduğu oda temizlenir, ölünün bulunduğu oda aydınlatılır, ölünün başucunda Kuran okunur.



    Bahsedilen ön hazırlıktan sonra gömme için gerek dinsel, gerek geleneksel bakımdan zorunlu olan hazırlığa geçilir. Bu hazırlık üç önemli işlemden geçmektedir. Yıkama, kefenleme ve cenaze namazıdır. Ölen biri elden geldiğince çabuk gömülmeye hazırlanır. Kişi sabahleyin ölmüşse ikindi namazına, ikindiden sonra ölenler o gece bekletilerek sabahleyin gömülürler. Uzaktaki akrabaları için cenaze bekletilebilir.



    Anadolu’da büyük bir çoğunluğun yaptığı bir uygulama da cenaze gömülmeden önce yıkanması olayıdır. Kadınları kadın, erkekleri erkek yıkayıcılar yıkarlar. Bu işi yapan kişiler meslekten yıkayıcılar, hocalar, tecrübeli olanlar, dini bütünler, meslekten kimse bulunmazsa ölü evinden ya da komşulardan biri, bazı yerlerde de vasiyet üzerine sevdiği kişiler olur.



    Büyük kentlerde yıkama mezarlık gasılhanelerinde, köylerde ise herkesin evinin bahçesinin kuytu bir köşesinde yapılmaktadır.



    Ölünün gömülmeye hazırlanışı için gerekli olan ikinci işlem ölünün kefenlenmesidir. Kefen bezinin rengi beyazdır. Kadın ve erkek de parça sayısı değişir. Bu yine Anadolu’da yaşayan halkın büyük çoğunluğu tarafından uygulanan bir gelenektir. Bunun dışında farklı gelenekler bulunmaktadır.



    Üçüncü işlem de cenaze namazıdır. İslam dinine göre ölenin namazının kılınması için birtakım koşullar gerekmektedir. Cenaze namazı kılındıktan sonra tabut cemaat tarafndan mezarlığa götürülür. Ölü mezara sağ tarafı üzerine kıble doğrultusunda konur. Ölü genellikle tabutsuz olarak mezara gömülür. Ancak tabutla gömüldüğü de olmaktadır. Ölenin kimliğini, cinsini, yazgısını belirtmek amacıyla mezartaşlarına yazılar yazılması ve işaretler yapılması çok yaygındır.



    Anadolu’da ölünün dinsel törenle ve yemekle anıldığı belirli günler vardır. Bunların başında ölünün kırkıncı, elliikinci günleriyle yılı gelmektedir. Daha seyrek olmakla beraber üçüncü ve yedinci günlerde de ölü belli bir biçimde anılmaktadır. Aslında belli sayıların karşıladığı bu tür günler sözkonusu sayılara kazandırılmış olan dinsel büyüsel ve geleneksel niteliklerden dolayı önemsemişler, giderek bir takım adetlerin bünyelerine ana öğe olarak yerleşmişlerdir.



    Ölüm olayından sonra en önem verilen ve dikkat edilen davranış biçimi de yakınların gidenin ardından tuttuğu yasdır. Yakınını kaybeden bir insanın bu olay karşısında duyduğu tepkiler şaşkınlık isyan ve acıdır yas. Toplumsal, ekonomik, biyolojik ve duygusal yönden bağlı bulunduğumuz acı, bir insanın kaybından duyduğumuz acı insancıl bir tepkidir.



    Yas, toplum tarafından bizim için önemli olarak tanımlanmış insanların ve yakınlarımızdan birinin kaybıyla duyulan acı ve üzüntüyü toplumsal kalıplar içinde ifade etmektir. Toplumsal bir kurum niteliğinde olan yasla ilgili adetler bu adetlere bağlı işlemler, kaçınmalar acı çekeni belli etme, belirli bir süre yeni durumuna alıştırma, acısını azaltma ve giderek bu durumundan çıkarma amacına yöneliktir. Dünyanın her tarafında gerek ilkel gerekse yüksek kültürlerde bu amaçla uygulanan bir takım adetler ve törenler görülmektedir.



    Cenaze kaldırıldıktan sonra gerçekleştirilen diğer bir uygulama da ölü yemeğidir. Ölümle ilgili adet ve inanmaların önemli bir bölümünü oluşturan bu yemek bir yanıyla ölenin öte dünyada sürdürdüğü başka şeylerin yanı sıra yemeye ve içmeye de ihtiyacı olduğu tasarımını vurgularken bir yanıyla da ölüm olayına eşlik eden geçiş törenlerinin halk arasındaki gerekirliliğini açığa vurmaktadır. Çünkü ölünün öte dünyaya uğurlanışının tam ve geçerli olabilmesi için dinsel kuralların ve işlemlerin yanı sıra geleneksel olayların da yerine getirilmesi gerekmektedir. Aksi halde ölenin ruhunun geri de bıraktıklarını tedirgin edeceğine inanılmaktadır.



    MEZAR TAŞLARI YAZILARI



    Mezar taşları, gerek yapısal özellikleri, gerekse üzerindeki yazıları ile Türk’ün zengin iç dünyasını, ince beğenisini, yüce düşüncesini gösteren en güzel örneklerdendir. O mezar taşları ki, yerine göre bir tarih, yerine göre bir ağıt, çok kere de ölenin dilinden duyulan acı ve elemli bir yankıdır. Biçimlerinden, yazılarından, kişilikler ile kimlikler anlaşılır. Kabristanlar birer müze, mezar taşları da buralarda yatanların anıtı, varlıklarının kanıtıdır.



    Yaşlıların taşlarında kişilikler, gençlerinkinde dünyaya doymamışlığın özlemi vardır. Kimisi ecelinden, kimisi umulmadık bir olaydan göçüp gitmiştir. İyilikler, güzellikler tüm acılığı, çıplaklığı ile o taşlarda sergilenmiştir. Okuyanda kimi gözyaşı, kimi de derin bir düşünce görülür. Bu düşünce karşısında gerçek felsefe o taşın başında yapılır.



    Gelenekler, görenekler, toplumun sosyal yapısı da yer alır o taşlarda. Dilekler, istekler vardır onlarda. Dünyanın hiçliği da anlaşılır o taşlarda. Çalışmanın, başarının gizi vardır üzerindeki satırlarda. Eski Türklerde “Balbal” denirmiş bu taşlara. Balballar, kahramanlığını gösterirmiş eski Türklerin. Bugünküler ise aynı ulusun yaşam felsefesini, duygu ve düşüncesini, evrene bakış açısını, inancını, dünya görüşünü koyuyor ortaya.



    Aynı zamanda dil ürünlerinin güzel örnekleridir mezar taşları. Dilciye, tarihçiye, folklorcuya, felsefeciye, edebiyatçıya zengin bir hazinedir, hazine gibi sunulmuş büyük bir armağandır. Kısaca söylemek gerekirse mezar taşları; tarih yapraklarıdır, geçmişten gelen edebiyat sayfalarıdır. Tarihin unutulmuş sayfaları bile vardır orada.



    Yazık ki, mezar taşları da zamana dayanamıyor, zamanla yapılan savaşta egemenliğini yitiriyor, doğadan silinip gidiyor. Çağdaş uygarlık yarışı da dünkü mezarları bile eski sayıp ortadan kaldırıyor.



    Biz insanlar ise ilgisiz, vefasız varlıklarız. Yarınki geleceğimizin mezar taşlarının başına gelenler olacağını nedense anlamıyoruz, anlamak istemiyoruz. Hergün biraz daha onlardan uzaklaşıyoruz, geçmişimizden kopuyoruz.



    Ben, geçmişimizden af dilemenin, bağışlanmanın yolu mezar taşlarını incelemekten geçer, diyorum. İnegöl Mezar Taşlarındaki yazıları bu duygular içinde derlemiş bulunuyorum.



    İnegöl’de bulunan mezarlıklar; Şehitler Mezarlığı, Kavaklaraltı Mezarlığı, Mahmudiye Mezarlığı, Orhaniye Mezarlığı, Hastane Mezarlığı, İstanbullu Hasan Mezarlığı, Sanayi Mezarlığı adlarını taşımaktadırlar. Aşağıda bu mezarlıklardaki mezar taşı yazılarından derlenmiş bir demet.





    İlim ve Maarif ve Hem


    Vatanperver İdi.
    Nesline Matuf İdi.

    Bu Hizmeti Birakup

    Ahfadına İrtihal Darı Baka Eyledi.

    Rahat Olsun Cihan İçre

    Ruhu Pak Ebedi.

    Akuva Müftisi

    El Hacci Hafız Şakir Burcu

    Bey Ruhuna Fatiha.

    82 Senelik Muallim

    Doğumu 1854-Akuva’da, Ölümü

    İnegöl’de 14 Temmuz 1926




    Ey Birader!


    Dikkat Et Şu Mezarımın Taşına,

    Akıllı İsen Gafil Olma
    Aklını Al Başına.
    Sallanıp Gezer İdim,

    Bak Ne Geldi Başıma.

    Akıbet Turap Olup

    Taş Dikildi Başıma

    Rizeli Bayram

    Ruhuna Fatiha

    04.04.1935




    Bakıp Geçme


    Ey Muhammed Ümmeti!

    Ölünün Diriden
    Bir Fatihadır Minneti.
    Necdet Çelebi

    1937-1982




    Kurtuluş Savaşı Gazisi


    Hamdi Özşan

    1899-1981




    Ziyaretçi!


    Burada Emekli Yarbay

    Galip Aksoy Medfundur
    Ruhuna Fatiha
    1908-1954




    Bir Kamyon Yaktı Canımı,


    Devrilip Akıttı Kanımı.

    Hasret Bıraktı
    Annem İle Babamı.
    Okuyunuz Taşımda,

    Soldum 16 Yaşımda.

    Beni Rahmetle Anın,

    Ağlayın Başımda.

    Ekrem Oğlu Kenan Akman

    1960-1976

  5. #5
    AdministratoR

    Standart Cevap: Gelenek ve Göreneklerimiz Nelerdir? - Türkiye' de Gelenek ve Görenekler

    Türkiye'de Örf ve Adetler

    Doğum Adetleri
    Anne, doğumu yaptıktan sonra bir hafta kadar yatağında yatar.Bu sırada doğum yapan kadına özel yemekler hazırlanır.İki-üç gün sonra çocuğun adı konulur.İsim konulurken çocuğun kulağına 3 defa ezan okunur.Bir hafta çocuğun göbeği düşmez.Bir hafta sonra çocuğun göbeği düşer.Yakınları ve komşuları gözün aydına gelirler, çocuğa altın takarlar. Bazıları da çocuğun düşen göbeğini caminin etrafına gömer,kimisi de okulun bahçesine gömer ki çocuk okusun diye.

    Düğün Adetleri

    Talas'ta mahalli gelenekler çok renkli bir görünüm arz eder.Günümüzde, mahalli özellik taşıyan belli başlı gelenekler daha çok düğünlerde görülür.talas'ta evlendirme çok dikkatle ele alınır ve özellikle görücü usul hakimdir.evlenmeye karar verilince de "Düzen" "Takı" önem kazanır.takıyı kıza erkek tarafı ziynet eşyası olarak yapar. Düzen'i de aynı şekilde erkek tarafı alır.Bu da, gelinin giyeceği çamaşırlardan oluşur.Kız tarafı ise, sandık içi, ev eşyası, mobilya, halı-kilim gibi diğer eşyayı hazırlar.Çeyizin evden alınmasına "Kalın" denir.Düğünler genellikle sazlı-sözlü yapılır.Son zamanlarda salonlarda da düğünlerin yapıldığı görülür.

    Yukarıda da belirttiğimiz gibi ,evlenme adeti Talas'ta,görücü usulü dediğimiz; erkek tarafından kız tarafına dünür gönderilerek iki tarafın rızası ile başlar.Talas'taki evlenme adetinde başlık geleneği yoktur.Evlenme çağına gelen erkek, gördüğü, beğendiği kızları ebeveynlerine söyler veya komşu ve akrabalar beğendikleri, tanıdıkları genç kızları oğlanın ailesine haber verirler.böylece dünürlük işleri başlar.Dünürlük işlerinde yaşlı ve hatırı sayılır kişiler araya girer.Kız tarafı rıza gösterince kahve içilerek söz kesilir.Sonra nişan yapılarak erkek tarafı geline çeşitli takılar takar.Takılardan sonra dini ve resmi nikahlar yapılır.

    Düğünler genel olarak Pazartesi başlar.Pazartesi günü kız tarafına alınan hediyeler gönderilir.Bu hediyelere daha önce de belirttiğimiz gibi "kalın" denir.Salı günü kadınlar gelini hamam götürürler.Çarşamba günü gelin tarafının hazırladığı çeyiz, oğlan evine gönderilir.Çarşamba akşamı kına gecesi yapılır.Çalgılar çalınır ve eğlenilir.geline kına yakılır.kına gecesinde ya çalgı bulunur veya mevlit okunur.Kına yakıldıktan sonra kına çerezi getirilir.Kına çerezini tepsinin üstüne kız evi hazırlar.Kına çerezinin ortasına kına konulur.Tepsinin içindi kına çerezi ve mumu sadıçlar damada getirirler.Tepsi gelirken tepsinin etrafına mumlar dizilir ve yakılır.Genellikle gece saat ikiye doğru damadın eline kına yakılır.Gelinin kınası ise ilk önce damat evinden yemek getirilip yenmesiyle başlar.

    Gelinin kınası yakılırken şu ağıt söylenir:

    Hamamda yunduğum taşlar
    Gölgelendiğim ağaçlar
    Anam bacım, kız kardaşlar
    İşte geldim gidiyorum
    Sılamı terk ediyorum.


    Anam ağlar anam ağlar
    Yunduğum taşları yalar
    Kızım deyip eli tarar
    İşte geldim gidiyorum
    Anamı terk ediyorum.


    Tuz kapıyı tuzsuz koyan
    Büyük evi issiz koyan
    Anasını kızsız koyan
    İşte geldim gidiyorum

    Herkes durumuna göre kızına fazla çeyiz vermeye çalışır.Düğünler sazlı-sözlü yapıldığından oyunlar da önemli bir yer tutar.Sinsin,deve oyunu, halay bunların en önemlileridir.

    Halay düğünlerde özellikle köy düğünlerinde önemli bir yer tutar.Halay türünün dışında, köylerde ortaya yakılan bir ateş etrafında "yumruk oyunu" da yaygındır.Bunda ortaya gelen kişiye karşıdan bir başkası perdah yaparak gelir sırtına veya koluna yumruk vurarak, vurduğu şahsın yerini alır, bir başkası aynı yumruğu ona vurarak bu oyun sürdürülür.Bu oyunun zaman zaman rekabet duygusunu körüklediği de olur.

    Bunun dışında, Talas ve çevresinde oynanan halk oyunları şunlardır;
    Mendil oyunu : Kadınların tef eşliğinde ellerinde mendille oynadıkları bir orta oyunudur.Kadınlar bu oyunu düğünlerde oynarlar.Erkekler tarafından oynanan mendil oyunu ise, daha değişiktir.Erkekler mendili kıvırıp sopa haline getirdikten sonra ellerindeki yüzüğü grupta oturan erkekler ellerinde dolaştırırlar.Yüzük birisinin eline saklanır ve sonra sırayla bu yüzüğü bilmeleri için oynayanlara sorulur.Bilemeyenlere mendille ellerine vurulur.

    Eminem oyunu : Kadınların Eminem türküsünü karşılıklı söyleyerek oynadıkları halay türü yada karşılıklı gruplar halinde oynanan bir oyundur.

    Ükalice potinli gelin : Erkeklerin davul-zurna eşliğinde oynadıkları hareketli bir oyundur.Bu oyunda adı taşıyan türkü söylenir.Halay, iki grup arasında ileri-geri figürler halinde devam eder.

    Öteyüz oyunu : Erkeklerin halay şeklinde oynadıkları hareketli bir oyundur.Davul-zurna eşliğinde oynanır.Son zamanlarda bunu çalgıyla oynayanlar da vardır.

    Sinsin oyunu : Düğünlerde meydanda yakılan bir ateş etrafında erkekler büyük halka oluştururlar.Bilahare ortaya çıkan iki kişiden birisi diğerini kovalar.Ateş üzerinde atlanır,grup içerisine girip kimi tutarsa, o bu defa tutan kişiyi kovalayan oyuncunun peşine düşer.Davul-zurna eşliğinde düğünlerde oynanan bir oyundur.

    Serçe oyunu : Bu oyun ekip içerisinde tek başına oynanır.Oyunu gerçekleştirecek oyuncu gelir, elindeki mendili oynarken yere bırakır ve bunu davul-zurna eşliğinde diz çökerek ağzıyla yerden alır.Serçenin özellikle eşine yaptığı kurlar bu oyunun temel figürlerini oluşturur.Hareketli ve heyecanlı bir oyundur.

    Görüldüğü gibi Talas'ta düğün adetleri çok renklidir.Gerek düğün öncesi hazırlıklar gerekse düğündeki adetler ve çeşitli halk oyunlarıyla Talas'ın düğünleri çok eğlenceli ve coşkulu geçmektedir.

    Ölüm Adetleri
    Bir kişi öldüğü zaman 3-4 gün o ölü evinde oturulur.Ölü evinde kadınlar ağıt yakarken erkekler de ayrı bir evde otururlar.Bir kişi öldükten sonra hoca gelir.Su selası verilir.Ölü mezara gömüldükten sonra ölü evine yemekler getirilir.Ölünün canı için gelen yemekler yenir.Ölü evinde Kur'an okunmaya başlanır.Kur'an okunduktan sonra Perşembe yapılır, şeker dağıtılır.Ölünün elli ikinci gecesi yapılır.

+ Cevap Ver
Sayfa 1/2 12 SonSon
  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Gelenek ve Göreneklerimiz Nelerdir? - Türkiye' de Gelenek ve Görenekler


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Türkiyedeki Gelenek ve Göreneklerimiz Nelerdir?
    By prenses in forum Soru Cevap
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 02.01.13, 18:33
  2. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 07.11.10, 18:48
  3. Giresun Gelenek ve Görenekler
    By ѕυρєяisi in forum Giresun
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.04.09, 01:02
  4. Bilecik'te Gelenek Ve Görenekler
    By ѕυρєяisi in forum Bilecik
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 29.03.09, 20:46
  5. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 05.03.09, 01:40

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.