Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Konu: Fatih Sultan Mehmet'in Seferleri Hakkında Bilgiler Nelerdir?

  1. #1
    Moderator
    Sponsorlu Bağlantı

    Yeni Fatih Sultan Mehmet'in Seferleri Hakkında Bilgiler Nelerdir?

    Sponsorlu Bağlantı

    Fatih Sultan Mehmet'in Seferleri Hakkında Bilgiler Nelerdir?

    Osmanli pâdisâhlarinin yedincisi. Istanbul’un fâtihi olup,Ikinci Murad Hanin ogludur. 30 Mart 1431 (H. 833) Pazar günü Edirne’de dünyâya geldi. Annesi Candarogullari âilesinden Hadîce Alîme Hümâ Hâtundur. Küçük yasta tahsiline ve yetismesine çok ehemmiyet verilen Sehzade Mehmed devrin en mümtaz alimlerinden ilim ögrendi. Ilk hocasi Molla Yegan’di. Meshur din ve fen âlimi olup zâhirî ve bâtinî ilimlerde mütehassis Aksemseddîn hazretleri sehzâdenin her seyi ile bizzat ilgilendi. 12 yasina gelince devlet idâresini ögrenmesi için Edirne’den Manisa’ya vâli olarak gönderildi. Kisa bir süre sonra babasi tarafindan tahta çikarildi. Ancak bundan faydalanmak istiyen yeni bir Haçli ordusu 1444 Eylülünde Türk topraklarina girdi.Vaziyetin ciddiyetini anlayan Sultan Mehmed yazdigi mektupla babasini yeniden saltanata dâvet etti. Bâzi rivâyetlerde bu taleb üzerine, bir kisim rivâyetlere göre de, durumun vehâmetini takdir eden Ikinci Murad, kendi reyi ile Istanbul Bogazindan Avrupa’ya geçerek Edirne’ye geldi. Derhal idâreyi ele alarak Varna’ya hareket etti. Gerek Avrupa devletlerinin hasimca davranislari, gerek Anadolu’daki Türk beyliklerinin nizâmi bozucu hareketleri, devleti çok sarsmisti. 1444 Varna Zaferi ile Osmanli Devletinin temelleri tam olarak saglamlastirilmis oldu. 1451 târihinde babasi Ikinci Murad’in vefâti üzerine Ikinci Mehmed, ikinci defâ Osmanli tahtina oturdugunda 19 yasindaydi. Daha önceden saltanat tecrübeleri oldugu gibi, babasinin yaninda seferlere de katilmis ve çok iyi bir kumandan olarak yetistirilmisti. Saltanat degisikligi dolayisiyla firsat kollayan Karamanogullari üzerine bir sefer yaptiktan sonra, artik kangren hâline gelen Bizans meselesini halletmek üzere bütün agirligini bu konuya verdi.Rumeli Hisarini yaptirip, Yildirim Bâyezîd’in karsi kiyida yaptirdigi Anadolu Hisari ile berâber bogazi kestikten sonra, 1452-1453 kisini Edirne’de harp hazirliklari ile geçirdi. Rumeli Hisarinin insâ plâninin bizzât Pâdisâh tarafindan çizildigi rivâyeti kuvvetlidir. Hisarin kerestesi Izmit’ten, kireci Sile bölgesinden getirildi ve yapiminda 1000 tasçi ustasi, 5000 isçi, 10.000 civârinda yamak çalistirildi. Vezirler sirtlarinda tas tasiyarak hisarin yapilmasina hizmet ettiler.Ayrica bâzi burçlarin yapim masrafini isçi ücretleri dâhil vezirler üzerine aldilar.Rumeli Hisari’nin insâsi esnâsinda Bizans Imparatoru elçi göndererek, “kendi topraklari üzerine kale yapilmasinin dostluga ve ahde vefâya uymadigini” bildirdi. Bunun üzerine Fâtih SultanMehmed elçiye; “Var git kralina söyle! O, rahmetli babam zamâninda ahdi çok defâ bozmustu.Arada ahid mi kaldi ki vefâdan bahseder. Bu topraklara biz hisar yapariz, toprak elçi göndermekle kurtarilmaz. Eger bu topraklar onunsa, gelip kurtarsin.” diyerek niyetini az çok ortaya koydu. Dört aydan az bir zamanda bitirilen Rumeli Hisari ile Istanbul’un Karadeniz’den ikmâl yolu tam kontrola alinmis oldu. Ayrica Karadeniz kiyilarina yayilan Venedik kolonilerinin de Venedik ile irtibati kesilmis oluyordu.Istanbul’un muhâsarasina kadar da her geçen gemi, yükü, kalkis ve varis iskeleleri gibi bilgileri ve geçis rüsûmunu (geçis vergisi) altin olarak vermeye mecbur birakilmis, vermeyen batirilmistir. Sehzâdeliginden beri bir an önce Istanbul’u fethetmek, hazret-i Peygamberin müjdesine mazhar olabilmek ideali ile tutusan SultanMehmed, bu büyük meselenin halline çalisiyordu. Bu sebeple askerî târihin kaydettigi ilk büyük atesli silahlar ve toplarla bu orduyu dayanilmaz bir kudret hâline getirmis, Istanbul muhâsarisinda donanmayi Besiktas’tan kara yolu ile Haliç’e indirilen teknik bir dehâya ve çesitli muhâsara makinalarina, seyyar kulelere sâhib olmustu. Haliç üzerinde; Kasimpasa tarafindan baslamak üzere bos fiçilar üzerine kalaslar baglatarak bes buçuk metre eninde bu köprüyü Kasimpasa-Ayvansaray arasina insâ ettirdi. Bu çalismalari görenBizanslilar su üstünde yüründügünü zannederek, sihir yapildigina hükmetmislerdi. Devrin en agir toplarini döktürdü. O zamana kadar atesli silahlarin atistan sonra sogumasi beklenirdi. Fâtih Sultan Mehmed, zeytinyagi döktürerek insanlik târihinde “yagla makina sogutmasini” havan topunun balistik hesaplarini yaparak, plânini çizerek dik mermi yollu ilk silahi kesfetti. Fâtih, bu yüksek vasiflari ve üstün kuvvetiyle Istanbul fethine hazirlanirken,ona karsi dis düsmanlari ve içerde sehzâdeleri kiskirtanBizans, târihî fesat siyâsetinin son gayreti olarak bu sefer de sehzâde Orhan’i Fâtih aleyhine kullanma tesebbüsüyle genç Pâdisâh’a Istanbul seferinin mesrulugunu ve zarûretini bir kere daha göstermis oluyordu. Üstelik daha Manisa’da sehzâdeyken, hocasi büyük velî AksemseddînIstanbul’u fethedecegini müjdelemisti. Hazret-i Peygamberin; “Istanbul muhakak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdâr ve ordu ne mükemmel insanlardir.” meâlindeki hadîs-i serîfi onu ayri bir sevke getirmisti. Kaynaklarin belirttigine göre, Pâdisah, hep Istanbul’un fethini düsünüyordu. Evliyânin isâretleri, kesif ve kerâmet sâhiplerinin sözleri ile o bu fikri tamâmiyle benimsemisti. Pâdisâhin gece-gündüz huzûru kaçmisti. Yatagina girer kalkarken, sarayinda ve disarida gezinirken kafasi hep Istanbul’un fethi ile mesguldü. Yalniz veya maiyetiyle gezintiye çiktiginda da yine fethi düsünür, istirâhat ve uyku bilmezdi. Elinde kalem ve kâgit dâimâ Istanbul’un haritasi ile ugrasirdi.Yine bir gece ayni düsünceyle uykusu kaçmis, veziri Çandarli Halil Pasayi gece yarisindan sonra konagindan sarayina çagirtmisti. Böyle gece yarisi vakitsiz çagrilmaktan korkan yasli vezir, pâdisâhin ayaklarina kapanarak, özürler dilemis, pâdisâh da korku ve telasinin yersiz oldugunu belirterek,Istanbul’un alinmasi için oturup konusmaya çagirdigini bildirmisti. Nihayet Ikinci Mehmed, 23 Martta ordusuyla Edirne’den hareket etti. Kusatma 6 Nisanda basladi. 18 Nisanda Istanbul adalari alindi. 22 Nisan gecesi Türk donanmasi karadan Haliç’e indirildi. 23 Nisanda sulh teklifine gelen Bizans elçisine genç Pâdisah; “Ya ben sehri alirim, ya sehir beni!” cevâbini verdi. 29 Mayis sabahi yapilan son taarruzda Istanbul düstü. Bu sekilde ortaçag sona erdi yeniçag basladi. Istanbul’un fethi, Türk târihinin en müstesnâ olayi sayilarak “Feth-i Mübîn” denildi. Dünyânin en büyük kilisesi (Sainte-Sophie) ve bütün Avrupa’nin ayakta kalan en eski yapisi olan Ayasofya câmiye çevrildi. Fâtih bu mabedin kiyâmete kadar câmi kalmasini yazili olarak vasiyet ve vakfeyledi. Bütün Ortodoks Hiristiyanlarin basi olan patrikligi ortadan kaldirmadi. Bunu o zamanki, siyâsî olaylara göre degerlendirmek îcâb eder.Isteseydi Istanbul fâtihi, patrikligi ortadan kaldirabilirdi. Fakat o zamânin siyâsî durumu bunu gerektirmemekteydi. Istanbul’un düsmesinden sonra, surlarda Ceneviz kumandan ve askerlerinin ölülerine rastlandi. Hâlbuki CenevizlilerTürklerle dostluk anlasmasi imzâlamislardi. Bu ihânetleri ortaya çikinca çok korktular. Kendilerine çok agir cezâlar verilecegini beklerken, Fâtih Sultan Mehmed, Ceneviz vâlisi ve papazini çagirtarak üzüntülerini bildirdi ve Galata’da oturan bu Cenevizliler için bir ferman çikartti; “Evvelden oldugu gibi herkes sanat ve ticâretinde, ibâdetinde serbesttir. Kiliseler açik bulunacak, ancak çan çalinmayacaktir.” seklindeki emriyle ölüm bekleyen insanlari sevindirdi. Gerek Ortodokslara, gerek Cenevizlilere tanidigi bu serbestlik, Avrupalilarin husûmetini azaltti. Bâzi Avrupali târihçiler, Türklerin Avrupa’da süratli bir sekilde ilerlemesini, Avrupa’nin kolay fethini bu davranisa baglarlar ve Osmanli Imparatorlugu, bu hâdise ile cihânsümûl hâle geldi seklinde yazarlar. 21 yasinda Istanbul’u fetheden Fâtih, Katolik Avrupa’ya cephe aldi ve Ortodoks Hiristiyanligin Katoliklerle birlesmesini önledi. Esâsen imparator ve devlet adamlari, Istanbul’u kurtarmak için papaligin asirlardan beri istedigi fedâkârligi yapiyor, papalik da Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birlesmesi karsiliginda askerî yardimda bulunuyordu. Fakat bütün çalisma ve gayretlere ragmen Istanbul’u korumak için Avrupa’dan az bir gönüllüden baska bir sey gelmedi. Istanbul’daki papazlar ve halk da dinlerini korumak için Istanbul’da Lâtin sapkasi yerine Türk sarigini görmeyi tercih ettiklerini belirttiler. Istanbul’un fethi ile Osmanli Cihan Devletinin temelleri atilmis oluyordu. Dogu Roma Fâtihi olarak Edirne’ye dönen Fâtih Sultan MehmedHan, dünyâ politikasini yeniden gözden geçirdi. Devletin gelecegi için önemli kararlarin alinmasi gerekiyordu. Bizans’in düsmesini Avrupa’nin hos karsilamayacagi tabiî idi. Karaman ve Istanbul seferinden sonra, 1453’te Cenevizlilerden Enez’i aldi. 1454’te, Kirim’a bir donanma gönderdi.Ayni yil Sirbistan Seferine çikti.KuzeyEge adalarina donanma göndererek buralari ele geçirdi. Rodos Seferini yapti ise de adayi alamadi. 1455-1456 yillarinda ikinci ve üçüncü Sirbistan seferlerine çikti. Bu ikincisinde babasindan sonra Belgrad’i tekrar muhâsara etti. Kaleyi savunan Hunyadi Yanos öldü, Fâtih yaralandi. Fakat Belgrad düsmedi. 1455’te Bogdan Beyligi de Osmanli idâresine girdi. 1458’de Mora’ya ilk seferini yapti. 1459’daki Sirbistan Seferi sonunda,Semendire fethedildi ve Sirbistan Devleti son buldu. 1460’da çiktigi Ikinci Mora Seferi; Mora prensliklerinin ilgasi, Osmanli devletine katilmasi, Palegoslarin sonu ve Bizans kalintilarinin silinmesi ile sonuçlandi. Sonra Güney Karadeniz meselesini ele aldi. 1461’de Ceneviz’den Amasra’yi fethetti. Baharda Sinop’a geldi.Himâyesinde bulunan Candarli Beyligine dostça son verdi.Oradan Trabzon’a yürüdü. Denizden de kusatilan Trabzon Rum Imparatoru teslim oldu.Komnenos imparatorluk hânedanina son verildi. Bu sekilde Batum ve Gürcistan kiyilarina kadar bütün GüneyKaradeniz kiyilari Osmanli Devletine katildigi gibi Trabzon ve Rize gibi Anadolu’nun son parçalari da Hiristiyanlardan alinmis oldu. Trabzon seferinden dönüsünde Eflâk üzerine yürüdü ve ayaklanan Kazikli Voyvoda meselesini hâlletti. Fâtih, 1462’de Yayçe’nin fethiyle netîcelenen birinci Bosna Seferine çikti. Ayni yil Midilli Adasini fethetti. 1463’te Bosna’ya bir sefer daha yapti. Ertesi yil tekrar Bosna üzerine gitti. 1466’da Karaman Seferine çikti. Ayni yil Arnavutluk üzerine yürüdü. 1466-67’de Arnavutluk üzerine bir sefer daha yapti. Bu ardi kesilmeyen seferlerde Fâtih, bir taraftan büyük devlet fikrini gerçeklestirecek tedbirler almis, diger taraftan da cihansumûl hâkimiyet fikrini benimsemisti. Bunun için Tuna’nin güneyinde ve Firat-Toroslar sinirinin batisinda, Osmanli Devletine katilmiyan hiçbir yer birakmamak,Karadeniz’i ve Ege denizini birer Türk gölü yapmak, Venedik donanmasini geçerek, deniz kuvvetlerini de kara ordusu gibi dünyânin birinci kuvveti hâline getirmek ve bu isleri tamâmen gerçeklestirdikten sonra, Italya’yi fethetmek istiyordu. Bu plân artik dünyâca bilinmeye baslanmisti. Bu projeye karsi yalniz bütün Avrupa degil, Türkiye’nin dogusundaki komsulari da karsi çiktilar. Bu sekilde Osmanli Devletine karsi, bir ittifak meydana getirildi ve uzun süren savaslar basladi. Bu büyük savaslarda, Osmanlilarin karsisinda yer alan büyük devletler; Akkoyunlular, Venedik, Macaristan, Almanya, Polonya, Kastilya, Aragon ve Napoli idi. Fâtih, dehâsi ile bu ittifaka karsi koymasini bildi. Düsmanlarini bâzen teker teker, bâzen ikiser üçer, bâzen beser onar yenerek bu büyük savaslardan da gâlip çikti. Böylece Türk Cihan Imparatorlugunun temelleri saglamlastirilmis oldu. Dünyânin Osmanli Devleti karsisinda âciz kaldigi ortaya çikti.Venedik’in deniz üstünlügü târihe karisti. Böylece dünyâ Hiristiyanliginin iki mühim dayanagindan Bizans’i yikip Venedik’i sindirmis oldu.

    ----------------------------------------------

    Uzun süren bu büyük savaslar 1463’te Fâtih tarafindan baslatildi. VenedikCumhuriyeti Osmanlilara savas îlân etti. Macaristan da Venedik’in yaninda savasa girdi.Kisa zamanda Osmanlilarakarsi savasa girenlerin sayisi artti. Her cephede düsmani yipratan, diplomatik yollarla bezdiren Fâtih, 1470 yazinda ordu ve donanmasi ile Egriboz Adasina yöneldi.Venedik’in Bati Ege’deki bu alinmaz dedikleri üssünü fethetti.Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan,Avrupalilarin,Osmanlilarla basa çikamayacagini anlayinca, Tokat’a hücum ederek burada bir cephe açti, kuvveti bölmeye çalisti. 18 Agustos 1472’de Sehzâde Mustafa, Akkoyunlu ordusunu yenerek isgâl edilenOsmanli topraklarini kurtardi. Fâtih, 11 Nisan 1473’te Üsküdar’dan hareket etti. 11 Agustosta Erzincan yakinlarinda Otlukbeli’nde Akkoyunlu ordusunu yendi.

    Fâtih’in akinci kuvvetleri,Venedik varoslarina Almanya içlerine kadar seferler düzenleyerek Avrupa’yi alt üst ettiler. 23. seferini Bogdan, 24.sünü 1476’da Macaristan üzerine yapti. Pâdisah, 1478’de Üçüncü Arnavutluk Seferine çikti. KirimHanligi Osmanli birligine katildi. 1480’de üçüncü Rodos Kusatmasi netîce vermedi.Iyonya Adalarini aldiktan sonra, donanmayi Italya’ya gönderdi. Temmuz 1480’de Otranto’yu fethettirdi.

    1481 senesi ilkbaharinda Fâtih SultanMehmed 300.000 kisilik bir ordunun basinda oldugu hâlde sefere çikti. 27 Nisan 1481 Cumâ günü kapikulu askerleriyle Üsküdar’a geçti. Pâdisah Üsküdar’a geçtiginde hasta oldugu için birkaç gün dinlendi. Daha sonra araba ile hareket etti. Gebze yakinlarindaki Tekir Çayiri veya Hünkâr Çayirina geldigi zaman hastaligi artti. Bunun üzerine hekimler tarafindan konsültasyon yapilarak, verilen ilâcin dozu arttirildi. Fâtih’in özel doktoru, Yâkub Pasa isminde bir Yahûdî dönmesiydi. Venedikliler, Fâtih’in zehirlenmesi karsiliginda bu dönme Pasa’ya büyük bir servet vâdetmisler Yâkub Pasa da bu isi gerçeklestirmisti. Fâtih zehirlendigini anladigi zaman is isten geçmisti. Birden bire müthis sancilar basladi ve 3 Mayis 1481 Persembe günü ögleden sonra saat dörtte, 49 yasinda iken vefât etti. Fâtih’in ölümü bir müddet halktan ve askerden saklandi. Ölüm hâdisesi duyulunca, Sultan’in bir zehirlenme olayina mâruz kaldigi anlasildi ve Yâkub Pasa, asker tarafindan parçalanarak öldürüldü.

    Fâtih’in ölümü, Türk milletini büyük mâteme gark etti.Ölüm haberi Roma’ya ulasinca, Italya’da toplar atilip günlerce senlikler yapildi.Papa bütün Avrupa kiliselerinde üç gün çanlar çaldirip, sükür âyini yapilmasini emretti.

    Fâtih’in nâsi Istanbul’a nakledilerek Muhyiddîn Seyh Vefâ hazretleri tarafindan kildirilan cenâze namazindan sonra Istanbul’da yaptirdigi Fâtih Câmiinin bahçesine defnedildi. Daha sonra üzerine türbe insâ edildi.

    Fatih Sultan Mehmed Han orta boylu, kirmizi beyaz yüzlü, dolgun vücutlu, sakallari altin telleri gibi kalin, yanaklari dolgun, kollari kuvvetli, burnunun ucu hafif kivrik, saçi siyah ve sik olup, kuvvetli fizîkî bir yapiya sâhipti. Londra’da, NationalGallery’de, Fâtih SultanMehmed’in bir portresi bulunmaktadir. Bu portrenin Centile Bellini tarafindan yapildigi, delil olmadigi hâlde iddiâ edilmektedir.Hâlbuki, National Gallery’de bu portreyle ilgili dosyadaki bilgilerden anlasildigina göre, her seyden önce portre üzerindeki Centile Bellini adi kesin olarak okunamamistir. Ayrica Bellini’nin Istanbul’a gelip, Topkapi Sarayi için manzara resimleri yaptigi bilinmekle berâber, Pâdisah’i gördügü de belli degildir.

    Türk târihi, sayilamayacak kadar çok kahraman ve cihângirlerle doludur. Fâtih SultanMehmed de bunlarin basinda gelenlerdendir.Çünkü o kiliçla kesfi yanyana yürütmüs, çag açip, çag kapatmistir. Istanbul’u bütün ganîmetleri içinde firûze bir yüzük tasi gibi parmaginda tasimis, bu güzel sehri torunlarinin torunlarina birakmistir.Onun için, asirlar boyu her cephesiyle yazilmis, çizilmis, hakkinda Garp’ta ve Sark’ta çok seyler söylenmistir.Tedkîk edildikçe derinlesen, derinlestikçe deryâlasan bu cihângirin sayisiz vasiflarindan bâzilari sunlardir:

    Fâtih Sultan Mehmed, soguk kanli ve cesurdu. Bu özelliginin en güzel misâlini,Belgrad Muhâsarasi sirasinda, askerin gevsedigini gördügü zaman önlerine geçip düsman hatlarina girerek gösterdi.Istanbul Muhâsarasinda da donanmanin basarisizligi yüzünden atini denize sürmesi bu cesâretinin büyük örnegidir.

    Ne istedigini, ne yapacagini, ne yapabilecegini bilen ve bu büyük isleri basarabilmek için gerekli tedbirleri, yorulmak bilmeyen bir azim, sabir ve sükûnetle hazirlayan bir insandi.

    Çok merhametli ve müsâmahaliydi. Kendisine elli gün mukâvemet eden, birçok Müslümanin sehid edilmesine sebeb olan Istanbul sehri ve onun sâkinleri hakkinda gösterdigi merhamet, aklin alamiyacagi genisliktedir.Hâlbuki o devir Avrupa’sinda muzaffer bir kumandan, zaptettigi sehrin halkina görülmedik zulüm ve iskence yapmakta kendini hakli görürdü. Fâtih vicdan hürriyetine büyük kiymet verirdi.Istanbul’a girdigi vakit ayaklarina kapanan Istanbul patrigini yerden kaldirmakla âlicenapligini gösteren cihângîr, su sözlerle patrigi tesellî etti: “Ayaga kalkiniz. Ben Sultan Mehmed, hepinize söylüyorum ki: Su andan îtibâren artik ne hayâtiniz ne de hürriyetiniz husûsunda gazâb-i sâhânemden korkmayiniz!”

    Fâtih, gayri müslim tebeasinin din ve mezheplerine aslâ dokunmadi, herkesi vicdânî inanisinda serbest birakti. Fâtih,Istanbul’un îmârinda ücret karsiliginda daha çok Rum esirlerini kullandi. Bu sirada biriktirdikleri paralarla hürriyetlerini satin alma imkânini sagladi. Bu müsâmaha o devir dünyâsinin hâyâlinden bile geçirmedigi bir olgunluk eseriydi.

    Batililarin iddiâlarina göre sehre giren Türkler, mâbedleri yikmislar veya yakmislar, hiçbir sey birakmamislardir.Hâlbuki bunlari yikan ve yakan yine kendileridir. Bizanslilar surlarda açilan gediklerin tâmirinde kullanilmak üzere yüzden ziyâde kilise yikmislardir.Öyle ki, Fâtih SultanMehmed,Ayasofya’yi yakindan seyrederken, bir yeniçeri neferinin kilisenin taslarindan birini sökmek üzere oldugunu görünce, mâni oldu ve; “Size malca alinacak seylere izin vermistim, mülk ise benimdir demistim.” diyerek yeniçeriyi siddetli bir sekilde cezâlandirmistir.

    Askerî ve siyâsi sâhada essiz bir dehâ idi. Askerî alanda basarisinin ilk özelligi kiliçla kalemin isbirligidir.Ordunun disiplinine çok dikkat ederdi. En küçük itâatsizligi ve buna sebeb olan subaylari siddetli bir sekilde cezâlandirirdi. Ordusunu, plânsiz, düzensiz hareket ettirmez, mâcerâ hevesiyle kan dökmezdi.Kendi devrine kadar atalarinin yer yer, ada ada yapmis olduklari akinlarini, plânli bir fütûhât hâline getirdi ve devletini, sistemli bir idârecilik suûruyla istikrarli, yerlesmis bir devlet yapti. Otuz senelik saltanat devresinde düzenledigi küçük, büyük seferler, memleketin cografî isbirligini saglamaya dayanir. Bu gâyeye ulasmak için de at geçmez kayaliklardan, geçit vermez nehirlerden geçerek; durup dinlenmeden, kis yaz demeden savasti. Bütün bu seferleri bir plâna göre yaptigindan nereye gitmesi, nerede durmasi lâzim geldigini bilerek hareket etti.Yapacagi seferlerin muvaffakiyetle netîcelenmesini saglamak için aylarca bu seferin bütün teferruâtini hazirlardi. Kumandanligi ile diplomatligi dâimâ berâber hareket ederdi.Hangi devlet üzerine sefer düzenleyecekse, o devletin iç ve dis münâsebetlerini, zaaflarini, kuvvetini, diger devletlerle olan münâsebetlerini en ince noktasina kadar tetkik eder ve sefere hasminin en zayif ve kendisinin en kuvvetli zamâninda çikardi. Yapacagi seferlerden en yakinlarina bile haberdâr etmez ve bunlarin gizli kalmasina çok dikkat ederdi.“Sirrima sakalimin bir tek telinin vâkif oldugunu bilsem, onu yolar, atarim” sözü meshurdur. Böyle hareket etmeyi muvaffakiyetlerinin baslica sebeblerinden sayardi. Nitekim böyle hareket etmesinin netîcesinde Isfendiyâr Beyligi ve Trabzon Rum Imparatorlugunu kolayca ele geçirdi.

    Çok basarili bir diplomatti. Otuz sene, Asya ve Avrupa’da bâzan birkaç cephede bes, on hattâ daha fazla devletle birden harb hâlinde bulundugu günler oldu. Böyle zamanlarda düsmanlarinin, kuvvetlerini bölmenin, siyâsî müzâkereler, vaatler ve geçici tâvizlerle müttefikleri birbirinden ayirmanin kolayini buldu. Rodos Adasinin fethi için donanmayi hazirlarken, zaman kazanmak için oyalama taktigine giriserek sehzâde Cem’e bir mektup vererek Demetrios Soplionos isimli Rum ile birlikte Rodos’a gönderdi. Fâtih bu mektubunda hafif bir vergi karsiliginda kendileriyle sulh ve sükûn içinde yasiyacaklarini bildiren diplomatça bir harekette bulundu.

    Câsuslar bulundurdugu gibi, Avrupali devletlerin Osmanlilarla ilgili hareketleri müzâkere eden bütün meclislerinde genis bir haber alma teskilâtina da sâhipti.Almanya’da yerlilerden elde edilmis câsuslari da vardi. Italya ise, son derece gizli ve dâimî bir Türk haber alma servisiyle örülüydü. Fâtih’in, bu teskilâti sâyesinde düsmanlarindan günü gününe haberi olur, hareketlerini degerlendirerek tedbirler alirdi.

    Fâtih, ordu ve donanmasini iyi bir sekilde tekâmül ettirmisti.Ordunun silâhlari birkaç senede yenilenir ve daha gelistirilmis olanlari eskilerinin yerine konurdu. Osmanli donanmasinin tekâmül etmis sekilde kurucusu Fâtih’tir.Topçuluga gerekli ehemmiyeti veren ilk padisâhtir. Fâtih’ten önce, top, bütün dünyâda, daha çok sesi ile düsmani ürkütmek için kullanilirdi. Büyük kaleleri yerle bir edebilecegi ve meydan muhârebelerinde rol oynayacagi hiç düsünülmemisti. Fâtih, bütün bunlari akil ederek, o târihe kadar görülmeyen sayi ve çapta top yapilmasina yöneldi. Toplarin balistik ve mukâvemet hesaplarini kendisi yapti. Piyâdeye de, öncesine nisbetle, büyük önem verdi.Osmanli ordusu esas bakimindan bir süvârî ordusu olmaya devâm etmisse de, yeniçeri ve azab gibi piyâde siniflari, Fâtih devrinde önem kazandi.

    Fâtih Sultan Mehmed, ilme, sanata ve ilim adamlarina çok kiymet verirdi. Zihniyeti ve tabiati îtibâriyle ileri hamleden hoslanan, terakkî ve medeniyetten zevk alan bir pâdisahti. Tipki askerî fetihleri gibi, ilim adina açtigi savasta da bir âlimler, sanatkârlar ordusu kurdu ve bu muhtesem orduya kendisi serdâr oldu. Yeni devletin kurulmasi plâninin icrâsinda egitim ve ögretimin tesir ve önemini her seyden üstün tuttu. Maârif sistemini kânunla tanzim ederek ulemâ sinifi diye taninan ve idârenin temelini meydana getiren diyânet ve hukuk kurumlarini teskilâtlandirdi. Devlet idâresini ve bunun ilmîlestirilmesini esas aldi.

    Aklî ve naklî ilimlerde söz sâhibi olan âlimleri Istanbul’a topladi ve onlarin talebe yetistirmesi için medreseler kurdu. Devrinde yetisen büyük âlim ve sanatkârlar mühim eserler verdiler. Fikih ilminde Molla Hüsrev, tefsirde Molla Gürânî, Molla Yegan, Hizir Çelebi,matematikte Ali Kusçu, kelâmda Hocazâde, zamâninin büyük âlimlerindendi ve ülkesine dünyânin dört bir tarafindan âlimler akin ederdi.Hattâ Molla Câmî bile Istanbul’a gelmekteyken, Pâdisâh’in ölüm haberi üzerine geri döndü.

    Iyi bir komutan ve devlet reisi olan Fâtih, ayni zamanda iyi bir ilim adami ve sâirdi. Latince ve Rumca ile Arapça, Farsça ve Türkçeye bütün incelikleriyle vâkifti. Siirde, devrin üstatlari arasinda yer aldi. Hattâ sarayda dîvân sâhibi olan ilk pâdisâhti. Çünkü o, medeniyetin, sanatsiz olarak fertlerin gönüllerinde yer alacagina ihtimâl vermiyordu. Dedelerinin devlet kuruculuk kudretini, irâdeli bir idârecilik suuruyle gelistirmesini bilen Fâtih, çevresinde devrin üstad sâirlerini topladi. Avnî mahlâsiyla edebî degeri yüksek beyit ve gazeller söyledi.Aruzu, usta sâirlerden farksiz bir hâkimiyetle kullandi, siirlerinde ince hissiyât ve düsüncelerini dile getirdi.

    Bizümle saltanat lafin idermis ol Karamanî

    Hudâ fursat virürise, kara yire karam-ani

    beyti, Karamanoglu’nun çikardigi fitne ve fesatlar karsisinda sahlanan celâlini gösterdigi gibi, asagidaki siiri de ince duygular sâhibi hassas bir gönlün Türk edebiyâtina nâdide bir armaganidir:

    Sevdün ol dilberi söz eslemedün vay gönül

    Eyledün kendözüni âleme rüsvây gönül

    Sana cevr eylemede kilmaz o pervây gönül

    Cevre sabr eyleyimezsin n’ideyin hay gönül

    Gönül eyvây gönül vay gönül eyvây gönül

    Bilmedüm derd-i dilün ölmek imis dermâni

    Öleyin derd ile tek görmeyeyin hicrâni

    Mihnet ü derd ü game olmagiçün erzânî

    Avnîyâ sencileyin mihnet ü gam-kes kani

    Gönül eyvây gönül vay gönül eyvây gönül

    Istanbul’un fethinden sonra Fâtih, hocasi Aksemseddîn’in elini öpüp, tahti tâci birakip dervis olmak istedi. Aksemseddîn bu teklifi reddederek, devlet islerine memur edilen pâdisâhin asil vazîfesini yapmamis olacagini, dîn-i Islâm ve adâletle memleketi ve dünyâyi idâre etmenin daha makbul oldugunu; aksi hâlde din ve devletin zarar görecegi için, ikisinin de Allah indinde mesul olacaklarini bildirdi. Bunun üzerine Allah aski ile yanan kalbinin atesini de siirleriyle ortaya döktü.

    Fâtih SultanMehmed, kelâm ve matematik ilminde devrinin en büyük otoritelerinden biriydi. Bizansli târihçi Kritobulos’un hayranlikla anlattigi, balistik sâhasindaki kesifleri, ortaçagin surlarini yikmistir. Bu sûretle Avrupa’nin timsâli olan derebeyi satolari toplarla yikilarak büyük devletler kurulmus; netîcede büyük güç kaynaklari biraraya toplanarak ortaçaga son verilmistir. Bu sûretle Türkler, ortaçagdan yeniçaga Avrupa’dan daha evvel geçmislerdir.

    Fâtih SultanMehmed, teskilatçi ve îmârci idi. Devlet idâresini tam bir intizâm içinde yürütmek için lüzum ve ihtiyâç görüldükçe Islâmin esaslarina uygun kânunlar ve fermanlar yayinladi. Tanzimât dönemine kadar Osmanli Devletinin temel kânunu olarak mer’iyyette kalan Fâtih Kânunnâmesi çok mühim bir eserdir. Pâdisâhin görüsleri alinarak sadrâzam Karamânî MehmedPasa tarafindan hazirlanan bu çok önemli kânunnâmeyi, Nisanci Leyszâde MehmedÇelebi kaleme almistir. Kânûnî Sultan Süleymân devrinde hazirlanan kânunnâmede de bu eser esas alinmistir. Osmanli Devletinin bütün temel müessese ve teskilâti, Fâtih devrinde en mükemmel hâle gelmistir. Enderûn Mektebini kurarak memleket için gerekli devlet adami yetistirilmesini yine o saglamistir.

    Fâtih Sultan Mehmed, dogu Türkleri ile temâsa büyük önem verdi. Oglu Sultan Ikinci Bâyezîd de Türk medeniyetini ilerletmek husûsunda babasini tâkip etti. Dogu Türklerinin, Timur Han devri medeniyeti denilen medeniyet hareketlerinin benzeri, Fâtih devrinde Osmanlilarda tahakkuk etti. Fâtih, bati dillerinden bir kaçini bilmesi sebebiyle Avrupa literatürünü çok iyi tâkib etmis, Türklerin her hususta Avrupalilardan üstün bulunmasi sebebiyle, Avrupa’dan bir sey alma ihtiyâcini duymamistir.

    Istanbul’un îmârina çok önem veren Pâdisâh, saray, câmiler, medreseler ile hamamlardan baska sehrin çesitli yerlerinde 4000 dükkan yaptirarak vakfetti. Büyük câmilerin yanindaki medreselerin hâricinde 24 medrese, 12 han, 40 çesme ve Halkali Su Tesisâti ile iki gemi tersânesi ve kisla yapilan binâlar arasindadir.Istanbul îmâr olunurken, diger taraftan Bursa,Edirne gibi sehirlerde îmâr faâliyetleri büyük bir hizla devâm etti. Bu devirde Bursa’da 37, Edirne’de 28 ve sâir sehirlerde 60 câmi yapildi.

    Edirne’de Tunca Nehri kenarinda 1451 senesinde büyük bir saray insâ edildi. Bu sarayin bir modeli Topkapi Sarayidir. Bu saray, 1876 Osmanli-Rus Harbinde cephâne infilâkiyla harâb oldu.

    Batili gözüyle Fâtih: Büyük devlet ve ilim adami olan Fâtih, en büyük düsmanlarinin gözlerini kamastiran pâdisahtir. Eserlerinde ondan takdirle bahsetmislerdir. Fetih sirasinda Istanbul’da bulunan Italyan Zorzo Dolfin bir keresinde söyle demistir:

    “Sultan Mehmed, çok az gülerdi. Zekâsi, dâimî bir çalisma hâlindeydi.Çok cömertti.Her iste fevkalâde atilgan, hattâ cüretkârdi.Seçtigi hedeflere erismek için çok israr ederdi.Soguga, sicaga, açliga, susuzluga tahammüllüydü. Kesin konusur, kimseden çekinmezdi. Zevk ve sefâdan uzakti. Türkçe, Yunanca ve Sirpçayi çok iyi konusurdu.Her gün bir müddet okurdu. Roma târihi, baska devletler târihi, Laerce, Tite-Live, Herodot, Quinte-Curce, Papalarin, Alman Imparatorlari ile Fransa ve Lombardiya krallarinin vak’alari okudugu târihler arasindaydi. Avrupa’daki bütün devletleri tanirdi.Özellikle Italya’nin cografyasini en ince noktasina kadar bilirdi ve bir Avrupa haritasini yanindan ayirmazdi. Askerî ve cografî ilimlerle isteyerek mesgul olur, arastirmalar, incelemeler yapardi. Tabiiyyeti altinda bulunan ülkelerin âdet ve sartlarini devletin ve bölgenin menfaatlerine kullanmakta mahâretliydi.”

    Diger bir Italyan târihçi Langusto, Istanbul’un fethinden sonra söyle yazmistir:

    “Sultan Mehmed, ince yüzlü, ortadan fazla uzun boylu, silâhlar kusanmis, asil tavirli, çok az gülen, devamli ögrenmek ihtirâsi ile yanan, cömert ve iyi kalpli, gâyelerine ulasmakta inatçi bir hükümdârdi. En çok harp sanatina merakliydi.Her seyi ögrenmek isteyen zekî bir arastirmaciydi.Sefâhat düskünlügü olmayip, kötü âdetleri yoktu.Harem dâiresinde çok az vakit geçirirdi. Nefsine hâkim ve uyanikti. Her sarta tahammül gösterebilirdi ve bir cihân devleti pesindeydi.”

    Alman müstesrik Franz Babinger, Mehmed-IIder Eroberer und seine Zeit Weltenstürmer einer Zeitenwende adli eserinde söyle yazmaktadir:

    “Türk dünyâsi için Fâtih günümüze kadar, bütün imparatorlarin en büyügü olup, beser târihinde baska her hangi bir sahsin kendisiyle mukâyese edilmesi zordur. O Türk milletine, bütün târihinin en harîkulâde ve en yaklasilmasi gayr-i kâbil sâhsiyet olarak takdim edilmistir. Bati âleminin mukadderâti, Fâtih Sultan Mehmed’in görünmesiyle sarîh bir sekilde isâretlenmistir.Kudretli sahsiyeti, büyük Avrupa sâhalarinin dis görünüsünü derinden degistirmistir.Ortaçagdan çikarken insanlari ve dünyâyi görüs tarzinda, Fâtih’in sahsiyeti, zekâlari tesir altinda birakmistir.”

    Ad âletten kil kadar ayrilmayan, kendisine takdir edilen iki misrâlik basit siir için sâhibine bol ihsânda bulunan ve bir çiçek yetistirene 500 altin bahsis veren Fâtih, her bakimdan devrinin üstüne çikmis bir hükümdâr ve insan-i kâmildir. Bu büyük cihângir hakinda günümüze kadar binlerce kitap yazilmistir.



  2. #2
    Moderator

    Yeni Cevap: Fatih Sultan Mehmet'in Seferleri Hakkında Bilgiler Nelerdir?

    İstanbul’un fethi


    Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'a girerken, Fausto Zonaro'nun eseri (1854-1929)



    İstanbul'u fethederken kullandığı kılıcı.Topkapı Müzesi, İstanbul


    Mehmed kuşatma hazırlıklarına 1451 sonlarında başladı. Boğaz'ın Avrupa yakasında büyük dedesi Bayezid'in yaptırmış olduğu Anadolu Hisarı'nın karşısına o dönemde Boğazkesen adı verilen Rumeli Hisarı'nın inşa emrini verdi. İmparator Konstantinos Mehmed'e hisarın yapımı için kendisinden izin alması gerektiğini bildirmek için elçiler gönderdi ancak Mehmed elçileri kabul etmedi. İmparator en son 1452'nin Haziran ayında barış görüşmeleri için bir kere daha elçilerini gönderdi ancak Mehmed elçilerin kafalarını kestirdi. Bu savaş ilanı anlamına geliyordu. Hisar 1452'nin Ağustos ayında tamamlandı. Böylece boğazın kontrolü Osmanlıların eline geçmiş oldu. Boğazdan geçecek gemiler bundan böyle geçiş parası ödemek zorundaydı. Aksi takdirde gemiler top atışıyla batırılacaktı. 1452 sonlarında ödeme yapmayı reddeden bir Venedik gemisi batırılmış, kaptanı ve tayfası tutuklanmıştı. Söz konusu toplar Erdelli Urban adında bir top dökümcüsü tarafından yapılmıştı. Mehmed kendisinden Konstantinopolis'in surlarını yıkabilecek güçte bir top yapıp yapamayacağını sormuş Urban da "Ne Konstantinopolis, ne de Babil'in surlarının karşı koyabileceği bir top yapabileceğini" söylemişti.[30]

    Öte yandan bu gelişmeler karşısında İmparator Konstantinos Papa ve İtalyan şehirlerinden umutsuzca yardım talebinde bulundu ama bunlar sonuçsuz kaldı. Yalnızca Cenova 1452'nin Kasım ayında yardım göndermeye karar verdi ve Giovanni Giustiniani komutasında 700 asker taşıyan Ceneviz kadırgaları 26 Ocak 1453'te Konstantinopolis'e vardı. İmparator Konstantinos, Giovanni Giustiniani'yi kara kuvvetlerinin başkumadan yaptı.[30] Kostantinopolis'teki asker sayısı 8.000 civarındaydı, limanda 26 savaş gemisi bulunuyordu. Daha evvel 700 İtalyanı taşıyan yedi Girit ve Venedik gemisi Şubat ayında şehirden kaçmıştı. Osmanlı ordusundaki asker sayısı ise en az 50.000 idi. Ayrıca Mehmed yalnızca karadan kuşatmanın yeterli olmayacağını düşünerek bir donanma hazırlatmıştı. Bu donanma bahar aylarında boğazın Marmara girişine vardı.[31]
    Osmanlı ordusu 23 Mart'ta Edirne'den hareket etti ve 2 Nisan’da Konstantinopolis'e vardı. Aynı gün Haliç'in girişi zincirle kapatıldı. Karargâhını Romanus kapısının karşısına Maltepe'ye kuran Mehmed son kez teslim çağrısında bulundu ama imparator reddetti. 6 Nisan sabahı ilk saldırı başladı. Kuşatma, aralıklı çatışmalarla 53 gün sürdü. İmparator Konstantinos, Giustinani ile birlikte Romanus kapısını savunuyordu. Şehzade Orhan da Marmara kıyısındaki kıtalardan birini yönetiyordu. 20 Nisan günü Papa'nın gönderdiği üç Ceneviz gemisi ve Sicilya'dan gelen bir Rum yük gemisi şehrin açıklarında belirdi. Marmara denizinde yapılan savaşın sonunda akşam saatlerinde dört gemi Haliç'e girmeyi başardı. Donanmasını bir şekilde Haliç'e indirmesi gerektiğini anlayan Mehmed gemilerini karadan geçirmeye kara verdi. Bugünkü Dolmabahçe'den Kasımpaşa'ya uzanan güzergaha kalaslar döşendi ve 70 kadar gemi silindirler üstünde 22 Nisan sabahında Haliç'e indirildi. Böylece Haliç'in kontrolü Osmanlıların eline geçti. Öte yandan kuşatmanın yedinci haftasında Osmanlılar hâlâ kesin bir sonuç alamamıştı. Bu noktada Halil Paşa son bir kez Mehmed'i teslim çağrısı yapmaya ikna etti ancak imparator teklifi yine reddetti. Bunun üzerine Mehmed 24 Mayıs'ta ayın 29'unda karadan ve denizden büyük bir saldırı yapacağını duyurdu.[32]
    Son saldırı hazırlıklarını Zağanos Paşa düzenledi.[33] Osmanlı ordusu 29 Mayıs'ın ilk saatlerinde taaruza başladı. Osmanlılar son taaruzu üç dalga halinde gerçekleştirdiler. İlk iki saat boyunca başıbozuklar surlara saldırdılar, ardından Anadolu birlikleri onların yerini aldı. Son olarak öldürücü darbeyi vurmak üzere yeniçeriler devreye girdi. Bu sırada yaralanan Giustiniani'nin savaş alanından ayrılması şehri savunanların arasında büyük moral bozukluğuna neden oldu. Nihayet sabah saatlerinde Osmanlı askerleri iyi sürgülenmemiş Kerkoporta adlı kapıdan içeri girmeyi başardılar ve kapının üzerindeki burca Osmanlı sancağını diktiler.[34] Mehmed fethin ilk günü öğleden sonra şehre girdi. Ayasofya'ya giderek namaz kıldı ve "Bundan sonra tahtım, İstanbul'dur!" diye buyurdu.[33]
    Şehir zorla alınmıştı bu yüzden dinî hukuka göre yağmalanabilirdi. Yağma üç gün sürdü. İmparator Konstantinos'un akıbeti meçhuldür. Kimi kaynaklar cesedinin bulunamadığını söylerken, Babinger gibi bazı tarihçiler imparatorun cesedinin mor ayakkabılarından teşhis edildiğini yazar. Şehzade Orhan ise keşiş kılığında şehri terketmeye çalışırken yakalanıp idam edildi.[35][36]
    Fatih şehrin ticaret merkezi olan Galata’dan kaçmış olan Rumların ve Cenevizlilerin dönmesini sağladı. Rum Patrikhanesi’nin yeniden açılmasına izin verdi; ayrıca bir Yahudi hahambaşlığı ile bir Ermeni Patrikhanesi kurdurdu. II. Mehmet İstanbul’u, farklı dinlerden insanların bir arada yaşadığı, ticaret ve kültür merkezi olan bir başkent yapmayı amaçladı.
    Kimi iddialara göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul'un fethinden sonra Truva'ya giderek Truvalı kahramanların anısına kurban kesmiştir ve "Truvalıların öcünü aldım" demiştir.[37]
    Yeni fetihler


    Fatih Sultan Mehmet


    İstanbul'un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 -1457 arasında üç kez peşpeşe Sırbistan'a sefer düzenlendi. Belgrad dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.

    Sırp Kralı Bronkoviç'in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar. Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti. Mahmut Paşa, 1459'da başkentleri Semendire'yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği'ni oluşturdu. Böylece Sırbistan'da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu.
    İstanbul'un fethinden sonra Bizans İmparatoru XII. Konstantin'in oğulları, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora'da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi. Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı. Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458'de harekete geçti. Korent'i ele geçiren Fatih, Mora'nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu. Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios'a karşı Arnavutların desteğini alan Tomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine 2.kez Mora'ya sefer düzenlendi. Tomas, Papa'nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi. Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı. Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı (1465).
    Anadolu seferine çıkan Fatih Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra'yı, Candaroğulları'nın elindeki Sinop'u aldı.
    Fatih Sultan Mehmed 1477'de Kırım Hanlığı'nı Osmanlı Devleti'nin egemenliği altına aldı. 1479'da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk'taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora'daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik'le anlaşmaya varınca, İtalya'nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480'de İtalya'nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi. Otranto, Roma'ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.

    Bosna-Hersek seferleri ve Bosnalıların Müslüman oluşu
    Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp'ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmut Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey'e Bosna'nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı. Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna'ya girdi.
    İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı. Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman "Bogomil" mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortadoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı. Bu Müslüman Bosnalılara "Boşnak" denilmektedir.
    Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna'yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan'a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir. Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donmasıyla Mora ve Ege'deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.

    Eflak ve Boğdan seferleri

    Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği'nin başına Fatih tarafından Vlad (Kazıklı Voyvoda) getirilmişti(1456). Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu Vlad'ın Fatih'in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflâk'a bir sefer düzenledi. Boğdan'dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri voyvodayı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad'ı esir etmeleri ile mesele çözüldü. Fatih voyvodalığa Radul'u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi.

    1455'ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği'nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu.

    Arnavutluk seferleri

    Papalık ve Napoli krallığının desteği ve kışkırtmasıyla harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi'ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa'yı şehit etti ve İlbasan kalesi'ni kuşattı. Bunun üzerine Fatih II. Arnavutluk Seferi'ne çıktı (1467). Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Jean geçmişti. Arnavutlukta başlayan kargaşa sebebiyle Fatih 3. kez Arnavutluk seferini başlattı. Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. Nihayet 1479'da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti durumuna geldi.
    Pontus Rum Devleti'nin yıkılışı

    1461'de Pontus Devleti'nin (Trabzon İmparatorluğu) başkenti Trabzon'u ele geçirdi ve bu devletin varlığına son verdi. 1462'de yeniden Rumeli seferine çıktı. Eflâk’ı Osmanlı Devleti'ne bağladı ve 1463'te Bosna'yı tamamen ele geçirdi. Aynı yıl Ege Denizi'ndeki Midilli Adası'nı alınca Venedikliler'le arası açıldı. Bu olay, 1479'a kadar sürecek olan savaşın da başlangıcı oldu. Fatih'in Ege'de ki fethettiği adalar; Taşoz, Eğriboz, Limni, Semadirek, İmroz, Midilli ve Tenedos'dur. 1465'te Hersek'in büyük bölümünü, 1466'da da Arnavutluk'taki bazı kaleleri fethetti.
    Fatih'e karşı Karamanoğulları ve Akkoyunlular ittifakı

    Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Doğu Anadolu'daki Akkoyunlular'la ittifak kurdu.

    Fatih, 1466'da yeni bir Anadolu seferine çıktı. Karamanoğullarının başkenti Konya'yı ele geçirdi. Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Sonradan sadrazam olacak olan Gedik Ahmed Paşa 1471'de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı. Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. 11 Ağustos 1473'te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Ertesi yıl da Karamanoğulları beyliğini tamamen ortadan kaldırdı.Bu Karamanoğulları beyliğinin sonu olmuştur.

  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Fatih Sultan Mehmet'in Seferleri Hakkında Bilgiler Nelerdir?


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03.01.11, 00:33
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.10.10, 21:40
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.03.10, 12:41
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.10.09, 18:47
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.04.09, 20:51

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.