Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
3 sonuçtan 1 ile 3 arası

Konu: Kur'an-I Kerim'in İndirilişi Süreci Ve Çoğaltılması İle İlgili Bilgiler Nelerdir?

  1. #1
    Moderator
    Sponsorlu Bağlantı

    Yeni Kur'an-I Kerim'in İndirilişi Süreci Ve Çoğaltılması İle İlgili Bilgiler Nelerdir?

    Sponsorlu Bağlantı

    Kur'an-I Kerim'in İndirilişi Süreci Ve Çoğaltılması İle İlgili Bilgiler Nelerdir?

    Kur’an-ı Kerim’in İndiriliş Süreci


    Hz.Muhammed, çocukluk ve gençlik çağlarında ahlaka uygun olmayan davranışlardan kaçınmıştır. İçinde yaşadığı toplumun taptığı putlardan uzak kalmış ve yaratılışın inceliklerini düşünmek amacıyla kırk yaşına yaklaştığı sırada Mekke ile Arafat arasında yer alan Nur dağındaki Hira mağarasına gidip gelmeye başlamıştı.Burada kendisine gaipten “Ey Muhammed” diye sesleniliyor ve otuz dokuz yaşında iken gördüğü rüyalar sabah aydınlığı gibi gördüğü şekilde gerçekleşiyordu.Taş ve ağaçlar peygamberimizi selamlamaktaydı.

    Miladi 610 yılında ramazan ayında peygamberimiz kırk yaşında iken yine Hira’ya gitmiş ve burada ibadetle meşgul olurken vahiy meleği Cebrail (a.s.) gelerek peygamberimize Alak Suresi’nin ilk beş ayetini vahyetmiştir.Bu ayetlerde Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur ;

    “ 1– Yaratan Rabb’inin adıyla oku.

    2- O, insanı alaktan (kan pıhtısı biçimini alan embriyodan) yarattı.

    3 – Oku,Rabb’in en büyük kerem sahibidir.

    4 – O, (insana) kalemle (yazmayı)öğretti :

    5 – İnsana bilmediğini öğretti.

    Hz. Muhammed,vahyin heyecanı ile eve gittiğinde eşi Hz. Hatice tarafından “müjdeler olsun! Sen sözün doğrusunu söylersin,emanete riayet edersin,akrabanla ilgilenirsin,güzel ve iyi ahlaklısın…” sözleriyle teselli edilir.

    Kur’an-ı Kerim,Hz. Muhammed’e bir defada değil 23 yılda nazil olmuştur.Bu durum,insanların Kur’an-ı ,yazıya geçirerek öğrenmelerini kolaylaştırmıştır.

    Kuran’ın bir bölümü Mekke’de bir bölümü de Medine’de nazil olmuştur. Mekke’de indirilen ayetler içerik olarak ; iman konularını,Medine’de indirilenler ise ibadet,ahlak kuralları ve sosyal düzenlemeleri kapsıyordu.

    Hz. Muhammed(a.s.) hayatta iken nazil olan ayetleri, vahiy katiplerine yazdırıyordu .Vahiy katipleri,peygamberimizin ayetleri yazdırdığı kişilerdir.Bunlar,vahiyleri çeşitli hayvanların kürek kemiklerine , düzgün taşlara , deri parçalarına yazıyor ve yazılanı peygamberimize okuyorlardı.Cebrail (a.s.) her yıl ramazan ayında o tarihe kadar indirilmiş olan ayetleri okumuş,peygamberimizde okunanları takip etmişti.Ayrıca sahabelerden bazıları Kur’an-ı ezberliyorlardı. Hz. Muhammed , hayatta iken Kur’an’ın korunmasına yönelik bizzat kendisi önlem almıştır.Fakat vefatına kadar vahiy süreci devam edeceği için Kur’an’ı bir kitap haline getirememiştir.

    Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in halifeliği zamanında “ Yemame” Savaşı’nda yetmiş kadar kura ( hafız ) şehit edilince ,Hz. Ömer endişelenmiş ve Hz. Ebu Bekir’i önlem alması için uyarmıştır.Bunun üzerine Zeyd Bin Sabit, Kur’an-ı bir kitap haline getirmekle görevlendirildi.Vahiy katiplerinin yazdığı ayetler,peygamberimizin belirttiği şekilde ilgili oldukları surelerin altında toplanarak bir kitaba dönüştürüldü.Bu “Suhuf-u Şerif”,önce Hz. Ebu Bekir tarafından korundu.Halifenin vefatı üzerine kızı Ümmü’l Mü’minin Hafsa ( r.a.) tarafından korunmaya devam edildi.

    Hz. Osman’ın halifeliği döneminde sureler sırasıyla yazılarak buna “Mushaf” denildi. Ortaya çıkan ihtiyaçla birlikte Mushaf çoğaltılarak önemli şehir merkezkerine gönderildi.



    Yaralanılan kaynaklar;

    1- “ İslam, Fıtri, Tabii ve Umumi Bir Dindir” ( Ahmet Hamdi Akseki, Nur yayınları)



    2- “ Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi, Kaynak Kitap, ‘Akaid,İbadet,Ahlak,Siyer’”, ( Marifet Yayınları )

    3- Prof. Dr. Süleyman Ateş: “ Kur’an-ı Kerim Ve Yüce Meali”, (Kılıç Kitabevi Yayın Ve Dağıtım Yayınları )





    ANLATIM


    Kuranıkerim'in ayetleri Peygamberimize Cebrail aracılığıyla sözlü olarak gelmiştir. Peygamberimiz bunları anında ezberliyor ve çevresindeki ashabına okuyor, onlar da ezberliyorlardı. İçlerinde yazı yazmayı bilenler, değişik malzemeler üzerine, öğrendikleri ayetleri yazıyorlardı. İlk ayetlerin gelişi şöyle olmuştur:

    Hz. Muhammed (S.A.V.)’e peygamberlik görevi verilmeden önce O, zaman zaman insanlardan uzaklaşarak kâinatın yaratılışı, insanlığın geleceği gibi konuları düşünmek üzere Hira dağındaki mağaraya çekilirdi. 610 yılında da yine böyle bir gün Hira dağına çıkmıştı. O esnada Vahiy meleği Cebrail geldi ve göründü;

    Cebrail: “-Oku” dedi.
    O: “-Ben okuma bilmem” cevabını verdi.
    Melek O’nu tuttu ve tekrar;
    "-Oku” dedi
    O yine: “-Ben okuma bilmem” diye cevap verdi. Çünkü O gerçekten okuma bilmiyordu.
    Melek yine onu tuttu, ezercesine sıktı ve bıraktı;
    “-Oku” dedi.

    Bu kez Peygamberimiz: “-Ne okuyayım diye cevap verdi.” Cebrail o zaman:

    “-İnsanı alaktan yaratan Rabbinin adıyla Oku. Oku, İnsana bilmediklerini öğreten ve kalemle yazdıran Rabbin Ekremdir (en cömerttir)” şeklindeki Alak suresinin ilk beş ayetini indirdi.

    Bu şekilde başlayan vahiy süreci 23 yılda tamamlandı. Hz.. Peygamber her indirilen ayeti anında ezberliyor, daha sonra onu insanlara aktarıyor ve onların pek çoğu da indirilen bu ayetleri ezberliyorlardı. Bu arada inen ayetleri Vahiy Katipleri yazıyordu. Hz. Peygamber vahyin yazılması işine ayrıca önem veriyordu. Sure ve ayetlerin nereye yazılacağı Cebrail tarafından Peygamberimize bildiriliyordu. Peygamberimiz de kendisine bildirilen ayet ve surelerin yerlerini Vahiy Katiplerine bildiriyordu. Aynı zamanda bu işi bizzat kendisi kontrol ediyordu. Bununla birlikte her yıl Ramazan ayında o zamana kadar inen ayetleri Cebrail’e okuyor ve kontrol işi daha da sağlamlaştırılıyordu. Böylece Kur’anı Kerim baştan itibaren herhangi bir unutma, hata ve yanlışlıktan korunmuştur.
    Anlatım: Dr. Mustafa Akman


    Mushaflar bahsi ile sıkı ilgisi olan bir mesele de Kur'an'ın harekelenmesi ve noktalanması işidir.
    Bilindiği üzere Arap yazısında nokta ve hareke yoktu. Araplarda İslâmın ilk devirlerinde Nabatı ile Kûfî adını alan Hiyrî yazı vardı. Kur'an'ı Hiri yâni Kûfî yazı ile yazarlardı. Buna baştan Hicazi denirdi.
    Yazı, Basra ve Kûfe'de ilerlemişti. Bağdadî yazı da meşhurdu. Süslü ve nakışlı yazılar için Kûfî yazı kullanılırdı. Adi muhaberatta eski şekli Hicazî yazı kullanılırdı.
    Mağrip ve Endülüs yazısı bir başkalık arzeder.
    Yazıya ilk okunaklı ve güzel şekli veren İbni Mukle'dir. İbni Mukle (H. 272-328/M. 885-939) nesih yazıyı kullanmıştır.
    Türk hattatlarının elinde ise yazı en mükemmel şeklini bulmuştur. Burada yazının geçirdiği safhalardan bahsedecek değiliz.

    Baştan yazı noktasız ve harekesizdi. Kur'an böyle yazılıyordu. Böyle noktasız ve harekesiz mushaflar yazılmıştır. Bu yazının okunması güç olmakla beraber bazı iyi cihetleri de vardı. Meselâ: Peygamberden işitilen kıraatlerin okunuşuna müsaittir. Bir kelimede muhtelif kıraatler toplanabiliyordu veya kelimenin müsaadesi nisbetinde kıraat ediliyordu. Yedi kıraatin hepsi Mushafı Osman'ın resmine, yazısına uygundur. Kıraatde zaten bu şarttır. Misal verelim:
    وما ربك بغافل عما يعلمون : 123 âyet, noktasız olduğundanتعملون،& #1610;عملون
    da okunur, her iki kıraate de müsaittir. فناداها من تحتها 19:34 âyet, harekesiz olduğundan " مَنْ مِنْ" = min, men diye
    her iki türlü kıraate de elverişlidir.
    İslâmiyet etrafa yayılınca Arap olmayan unsurlar da Müslüman olmuşlardı. Bunlar noktasız ve harekesiz Kur'an'ı okumakta herkes gibi güçlük çekiyordu. Lahne ve hataya düşüyordu. Bu güçlüğü gidermek, hataları önlemek için hareke ve nokta koyma çaresine başvurulmuştur. Bu iş başlıca üç safha geçirmiştir:
    1-Kelime sonlarında nokta şeklinde harekeler konması,
    2- Birbirine benzeyen harfleri ayırdetmek için harflerin noktalanması,
    3-Bugünkü şekildeki harekelerin konulması.
    Bunları birer birer izah edelim:
    1-Muaviye'nin Hilâfeti devrindeyiz. A'rabînin birisi:


    Kâtibine diyor ki: ''Ağzımı açtığım zaman harfin üstüne bir nokta koy, ağzımı topladığım vakit harfin içine bir nokta koy, esre okuduğum zaman harfin altına bir nokta koy!" O zaman bugünkü ıstılahlar henüz olmadığından böyle basit tâbirlerle, basit bir yolda harekeleme işini yapti.

    Tenvin için iki nokta koydu. Sonraları bu tarz, noktayla harekeler kelimenin bütün harflerine teşmil olundu. Ancak bunlar Mushafın yazılmış olduğu mürekkebin rengine uymayan bir renk ile yapılıyordu.
    Bu usul Mağripte ve Endülüste Dördüncü asrın ortalarına kadar devam etmiştir.
    Şarkta Halil ibni Ahmed'in harekeleri yayıldığı halde onlar bu tarzı bırakmadılar.
    Böyle kelimelerin sonları veya bütün harfleri nokta ile harekelenmiş Mushafları görüyoruz. Bazan bu noktalar küçük bir daire şeklini almıştır (o). Bilhassa harflerin noktalanmasından sonra hareke noktalariyle harf noktaları birbirine karışmasın diye daire şeklindeki hareke noktaları behemehal lâzımdı. Baştan harflerde nokta olmadığından bu iltibas yoktu. Ayrı renkte olmak, işi halledemiyordu. Hareke noktaları asıl yazıdan sanılmasın için harflere mahsus ve ekseriya siyah olan noktalardan ayrılmak üzere Mushaflarda ayrı renkte konurdu. En eski Mushaflarda kırmızı, sonraları sarı, yeşil ve nadiren mavi renkle yazılırdı. Nokta yerine konulan küçük daireler de böyledir. Dinî olmayan eserlerde ise bu harekeler hiç kullanılmaz. Bu usule göre:
    والقلم وما يسطرون âyeti şöyle hareke alır: وْالقْلْ 05; وْمْا يْسطرْوْ 06;ْveya وْالقْلْ 05; وْمْائسط 18;روْنْ
    2- İkinci merhale: Harfler birbirine benzediğinden yine iltibasa düşülüyordu. Hattâ bu yüzden hatalara düşüldüğü söyleniyor. Onun için birbirine benzeyen harfleri ayırdetmek için Haccac zamanında
    (H. 41-95/M. 661-713), Nasr bini Âsim
    (H. 89/M. 707) ve Yahya bini Ya'mer
    (H. 129/M. 746) harflere nokta koyma işini başardılar. Harf noktaları aynı renkte yâni siyah idiler. Hareke noktaları ise başka renkte idi.
    İbni Hallikân "Vefeyâtül-A'yân" da Haccac'ın tercümeihalinde diyor ki: "Ebu Ahmet Askeri "Kitabüt-Tashif' de hikâye ediyor: Bütün nâs 40 yıldan fazla Mushafı Osman üzere kıraat ettiler. Abdül-Melik bini Mervan zamanına kadar böyle gitti. Sonra Irak'ta tashif yayıldı. Haccac işaretler vaz'ını kâtiplere emretti. Nasr bini Âmir ve Yahya bini Ya'mer bu işi yaptılar. Harflere tek ve çift noktalar koydular." Bu da Emevilerden Abdül-Melik bini Mervan zamanında yapıldı.
    Harflerin noktalanması muhtelif safhalar geçirmiştir. İslâm Ansiklopedisi diyor ki: En son noktalanmış olan harf (8) dir. Bu her halde 11. asrın son yarısından daha evvel vâki olmamıştır. Bazan (Kûfî yazı ile yazılmış Kur'an'larda hemen daima) noktalar sol aşağıdan sağ yukarıya giden meyilli çizgiler şeklinde konulmuştur. Noktaların çift olanları, bazan şakulî ve bazan mail vaziyette olmak üzere yanyana konulur. Üç noktalar düz bir hat istikametinde sıralanır. (Ş) ش harfinde ise bu noktaların üçü ekseriya bir çizgi şeklinde gösterilir. Bu noktalama işi muhtelif şekillerde yapılmıştır ve türlü safhalar geçirmiştir. Çeşit harflere türlü noktalar konulmuştur. K ق
    3. asrın ortalarına kadar bu şekilde noktalanmıştır." Yakın zamana kadar ق ile (Fa)ف aynı yazılıdırق .ل harfi de ن'a benzer.
    İlk harekeler nokta şeklinde olduğundan bazıları nokta ile harekeden hangisi evvel olduğunu karıştırıyorlar. Evvelâ nokta kondu, sonra hareke verildi, sanıyorlar. Nokta ile harekeyi birbirinden ayıramıyorlar. Halbuki evvelâ hareke, sonra nokta konulmuştur. İlkin harekeler nokta şeklinde idi. Bugünkü harekeler daha sonra yapılmıştır.

    3- Ve işin üçüncü merhalesi odur. Hareke noktaları ikinci asrın ortalarında bugünkü şekilde harekelere çevrilmiştir. Ebül-Esved'in koyduğu hareke noktaları yerine bugünkü harekeleri koyan Halil ibni Ahmet (H. 100-170/M. 718-786) olmuştur. Bunları sesli harflerden, harfi medlerden almıştır. Ötre vavdan, üstün mail eliften ibarettir. Esre de kısaltılmış Y'dir. Cezim ve şedde gibi işaretler harekeden sonradır. Bunları da Halil icad etmiştir. Teşdid işareti şedde kelimesinin(Ş - ش harfinden alınmıştır. Hakikaten bugünkü harekeler çok lüzumlu idi. Okumayı kolaylaştırmak için noktalar çok konuldukça, hareke noktaları ile harf noktaları birbirine karışmaya başladı. İki türlü mürekkep kullanmak güç bir işti.
    Hasan Basri ve Muhammed bini Şirin, Mushafın noktalanmasında bir beis olmadığını söylerler. Nevevi ise Mushafın noktalanması ve harekelenmesi müstehaptır diyor. Zira lahn ve tahriften korur.
    Noktayı kusur sayanlar olmuştur. Hele tahriratta cehalet eseri imiş. Fakat noktasız yazı yüzünden bazı hatalar olmuş ve felâketlere bile sebep olmuştur. Hareke Kur'an'dan başka muharreratta kullanılmazdı, sonradan başladı.


    Ayetlerin sonundaki duraklar daire içinde meyilli çizgiler şeklinde yazılırdı. Hattâ satır sonlarında böyle meyilli çizgilere çok sonraki tarihlerde diğer yazılarda da rastlanır. Daha sonraları âyetin sonunu göstermek için yalnız daire yapılmaya başlanmıştır. Ancak bu daireler beşinci âyeti göstermek için üst kısmı yukarı doğru sivri bir uç halini alır. Onuncu âyeti göstermek için süslü bir daire yapılır. Bazan dairenin içine rakam ve daha sonraları harfle on yazılı bir murabba konur. Bu murabbam Mushafın metnine değil de kenarına konulduğu da vardır. Altıncı asırdan sonra bu tarz kayboluyor. Orta zamanlara ait Mushaflarda âyetlerin sonları daireler, yahut güllerle işaret olunuyor, içi süslü duraklar yapılıyor. Süslü başlıklar, kenarlarında hizib, cüz', aşır işaretleri yapılıyor.

    __________________
    O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.


    KURANIN MUHAFAZASI ve YAKILMA HADİSESİ
    Dr.Veli Ulutürk



    KIRAAT İHTİLAFI
    İhtilafa sebep olan bu kıraat farkları nedir? Aslında ihtilafa sebep olan bu kıraat farkları büyütüldüğü kadar değildir; fakat müslümanların kitablarına olan hassasiyetleri, titizlikleri ve Kur'an'ı muhafazaya olan hırsları, haklı olarak bu konuyu daha önemli kılmıştır. Kur'an-ı Kerim açık bir Arapça ile nazil olmuştur (Şuara, 195; Zümer, 37; Şuara, 7). Ayrıca hadis-i şeriflerde, Peygamber Efendimiz(sallallahu aleyhi vesellem) (s.a.v), "Bu Kur'an yedi harf üzere indirilmiştir. Ondan kolayınıza geleni okuyun" buyurmuştur. Bu da böylece hadislerle sabittir. Alimler, bu gibi hadislerde geçen "harf" kelimesinin manası hususunda ihtilaf etmişlerdir. Başlangıçta Kur'an'ın Arap kabileleri arasında sür'atle yayılabilmesi için Cenab-ı Hakk tarafından, Peygamberimize Arapça'nın değişik lehçeleriyle Kur'an’ın okunmasına müsade verilmişti. Arapların büyük çoğunluğu müslüman olup, Kur'an'a ve Arapça'nın en fasih lehçesi olan Kureyş lisanına alışınca, yine asr-ı saadette Kureyş lehçesi iyice yerleşmiştir. Bu değişik, lehçelerle okuyuş, her ayette olan birşey değildir. Kur'an'ın bazı kelimelerinin değişik telaffuzlarla okunması, bir takdim-tehir bulunması veya aynı manaya gelen müteradif kelimeler şeklindedir (2). Farklı hüküm, tezad ve tenakuz ortaya çıkaracak şeyler değildir. Kur'an' tezad ve tenakuzdan münezzehtir (3). İşte başlangıçta müsaade edilen bu farklı okuyuş, ayrı ayrı bölgelerde, birbirlerinden farklı telaffuzlu kimselerden alınıp, öylece oralarda yerleşince, bir kıraat ihtilafına sebep olmuştur. Hazreti Osman (radıyallahu anh)'ın işte bu ihtilafı önlemek için istinsah heyetine, ihtilaf ettikleri noktalarda ''Kureyş lisanı ile yazmalarını, çünkü Kur'an'ın onların lisanı ile indiğini" (4) söylemesi bundandır. Kureyş lisanı demek, herhalde Arapça'nın en fasih lehçesi demektir. Yoksa Arapça'dan ayrı bir dil değildir. İşte Hazreti Osman bu harf ile birliği sağlamak istemiştir. Bu görüşte olan alimler şunlardır: Beyhaki, el-Ebheri, Kamus sahibi Firuzabadi, Ebu Ubeyd'dir (5). İbn Kuteybe ve İbnü'l-Cezeri de bir yerde, harfin lehçe olduğunu söylemişlerdir (6). Büyük müfessir İbn Cerir et-Taberi de aynı görüşü savunur (7). Muhakkik alim Tahavi de aynı görüştedir. Bunu Tecrid-i Sarih'in ilgili yerlerinde, aynı görüşü savunan merhum Kamil Miras ifade eder (8). Ahmet Cevdet Paşa da buna uygun bir görüş belirtir (9). Aynı görüşte olan Prof. Dr. Süleyman Ateş, İbn Abdilberr'in de bu görüşte olduğunu bildirir (10).
    Bu ihtilafa bir diğer sebep de o zamanki Arap yazısının noktasız ve harekesiz oluşu ve bugünkü gelişmiş yerleşmiş imla kaidelerine sahib olmayışıdır (11). Lehçe farkını sadece bir kelimedeki telaffuz farkı olarak kabul etmek, dil vakı'asına uygun düşmez. Lehçelerde aynı manaya gelen değişik kelimeler de bulunabilir. Biz bu alimlerin tercihine uyduk. Bunlar ictihadi görüşlerdir (12).
    İşte Hazreti Osman (radıyallahu anh), Kureyş lehçesi üzerinde birliği sağlamıştır. Bütün Ashab da onu tasvib etmiştir. İünkü değişik harflerle okuyuş, belirli bir zaman için verilmiş bir ruhsat idi. Aynı harfler devam etseydi, ihtilaf nasıl önlenecekti? Halbuki Ashab ve ümmet Kureyş lisanı üzerinde icma ve ittifak etmekle bu birliği sağlamışlardır.

    KUR'AN'IN YAKILMASI OLAYI
    Kur'an'ın yakılması olayı, kamu oyunda verilmek istenen imajdan çok farklı bir mahiyet arzeder. İünkü bu olay da Kur'an'ın muhafazası için alınan tedbirler halkasından birisidir. Bu hususta kaynaklarda fazla teferruatlı bir bilgi yoktur. İünkü mes'elenin özü ve hedefi önemlidir.
    Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Hazreti Osman (radıyallahu anh), çoğaltılan mushafları önemli İslam merkezlerine gönderince, bunlar dışında elde bulunan özel sahife ve mushafların bir rivayete göre yakılmasını (13), bir rivayete göre yırtılmasını (14) veya bir rivayete göre yıkanıp temizlenmesini yani silinmesini emretti (15). Burada (H) harfinin noktalı veya noktasız olmasından da değişik mana çıkabilir. Noktasız yakma, noktalı (Hı) yırtma, parçalama manasına gelmektedir. İbn Hacer "Rivayetlerin, çoğu yakma hususunda sarihdir" der. Belki de bazıları, yazıları iyice giderebilmek için önce yıkamış veya yırtmış, sonra da yakmışlardır. Yırtma, yıkama ve yakma birleştirilebilir (16). Gömüldüğüne dair de bir rivayet vardır (17). R. Blachere de her üç rivayetin bulunduğunu kabul eder (18). T. Nöldeke, yakma işlemini gereksiz görür. Yakma yerine, yıkanıp temizlenir ve o malzeme yeni bir yazı için kullanılır, görüşünü ileri sürer (19).
    Mes'elenin özü, bazı müsteşriklerin veya onlara tabi olan kötü niyetli kimselerin vermeye çalıştıkları, Kur'an'ın varlığını ortadan kaldırma mes'elesi değildir. Tam tersine Kur'an'ın korunması için alınmış bir tedbirdir.
    Hazreti Osman örnek mushafları büyük İslam merkezlerine gönderirken, az önce bahsettiğimiz kıraat ihtilafını ortadan kaldırmak maksadıyla, şehirler halkına "Ben şöyle bir iş yaptım (Bundan başka) yanımda bulunan (sayfaları) yok ettim (sildim). Siz de (bundan başka) yanınızda bulunanları siliniz (20) talimatını yazmıştır.
    Hazreti Osman, yaptığı te'lif, tanzim ve teksiri bütün ashabın görüşünü alarak onların ittifakıyla yapmıştır (21). Birliği sağlamak için her güzel tedbiri almıştır. Onun Kur'an'a bu hizmeti herkese nasib olmayan meziyetlerindendir (22). Suveyd bin Gafele'nin Hazreti Ali'den rivayeti şöyledir. "Osman hakkında hayırdan başkasını söylemeyin! Vallahi o mushaflara yaptıklarını ancak bizden bir cemaatin önünde yaptı (23).
    O kendiliğinden Kur'an'da asla bir değişiklik yapmamıştır. İbnu Zubeyr, Hazreti Osman'a Bakara, 234, ayetinin başka bir ayetle nesh edildiğini söyleyerek, "Onu niçin yazıyor veya yerine koyuyorsun?" diye sordu. Hazreti Osman'da "Yeğenim, Kur'an'dan hiç bir ayeti yerinden değiştiremem" demiştir (24).
    Hazreti Osman resmi mushafları ortaya koyduktan sonra, içerisinde Kunut duaları, tefsir kabilinden Kur'an'dan olmayan notlar ve ahad yoluyla gelen rivayetler gibi şeyler bulunan şahsi sahife ve mushafları yaktırmıştır (25). Bu tedbir, dinen, eskimiş, silinmiş ve okuması zorlaşmış nüshaların, ortada hürmetsiz bir şekilde dolaşmaması için yakılması gibi bir şeydir. Bunda dinen bir sakınca yoktur (26). Bunu ümmetin tasvibinden anlıyoruz. Hem ümmet, Hazreti Osman'ın bu icraatını benimsemeyi dindarlıklarının bir tezahürü olarak görmüşlerdir. Yoksa A. Jeffery ve R. Blachere gibi müsteşrik ve misyonerlerin vermeye çalıştıkları nüshalar arasındaki zıtlık ve mübayeneti Hazreti Osman otoritesiyle ortadan kaldırmış değildir (27). Bunun öyle olmadığını, ümmetin, Hazreti Osman'ın yakma tedbirini de dindarane bir görev bilerek benimsemeleri ve bu yüzden Osman mushaflarının kısa zamanda bütün İslam beldelerinde tutulup yayılması ve birliği sağlaması gösterir. Ebu İshak, Musab bin Sa'd'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hazreti Osman mushafları yaktırdığı zaman çok insanlara uğradım. Onlar bunu beğendiler. Onlardan hiç kimse bunu yadırgamadı (28). Yine aynı zattan "Muhammedin ashabı "Vallahi, Osman iyi etti" dediler şeklinde de rivayet gelir (29). İbn Battal, Hazreti Osman'ın bu davranışından "İzerinde Allah(celle celalüh)(celle celalühü) ismi yazılı şeyin yakılmasının caiz olduğu kanaatına varmıştır"(30).
    Rafizilerin bu konuda Hazreti Osman'ı ithamlarına gelince, bunların tutarsızlığını Hazreti Ali'den naklettiğim ve edeceğim tarihi beyanlar ortaya koymaya kafidir (31). Suveyd bin İafele Hazreti Ali'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Ey insanlar! Osman hakkında aşırı gitmeyiniz. Mushaflar hakkında ve mushafları yakma hususunda onun için hayırdan başka bir şey söylemeyiniz. Vallahi o, mushaflar hakkında yaptığını bizden ileri gelen bir topluluğun hepsinin önünde yapmıştır" (32). Yine Hazreti Ali (radıyallahu anh) Osman mushafları yaktığı zaman "O yapmasaydı onu ben yapardım" demiştir (33). Suveyd bin İafele Ali bin Ebi Talibi "Ey insanlar topluluğu!. Allah(celle celalüh)(celle celalühü)'tan korkunuz! Osman hakkında aşırı gitmekten ve Kur'an yakıcısı demekten sakınınız. Vallahi, bunları bize, Rasulullah'ın ashabına danışmadan yakmadı" derken işittim demiştir (34). İmer bin Said, Hazreti Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hazreti Osman zamanında vali (idareci) ben olsaydım, mushaflar hususunda Hazreti Osman'ın yaptığı gibi yapardım" (35). Hazreti Ali (radıyallahu anh) da Osman mushafını okur, onu rehber ittihaz eder ve daima onunla hükmederdi (36).
    Bu ifadeler karşısında, gulat-ı şia'nın ve onların iddialarını öne çıkaran müsteşriklerin tutumlarının ne kadar mesnedsiz, asılsız ve batıl olduğu ortadadır (37). T. Nöldeke bile şöyle demek zorunda kalmıştır: "Böylece devlet adamı olarak O (Osman), en anlamlı işi yapmış, hatırasını taçlandıran tek hareketi gerçekleştirmiştir (...) Tersine Abdullah bin İmer ve Ali gibi ileri gelen kişiler her ne kadar kişisel siyasal olarak Osman'a karşı idilerse de bu konuda onunla uyuşmuşlardı" (38).
    İu halde Hazreti Osman'ın gerekli şartları haiz olmayan bozuk kıraatli suhuf ve mushafları yakma kararı şüphesiz hikmetli bir davranış olmuştur. İünkü onların kalması, bilhassa insanların Rasulullah zamanından uzaklaşmasıyla ihtilaf sebeplerinin artmasına sebep olurdu. Hazreti Osman'ın yaptığı sahabe (radıyallahu anh)'ün gönülden kabul ve tasvibine mazhar oldu (39). Herkes onun mushafını benimseyip kendi mushaflarını yaktılar. Osman mushafında toplandılar (40). Bunun bir istisnası Abdullah bin Mes'ud ise, önceki itirazından bilahere vazgeçmiş ve cemaatin haziresine dönmüştür. Hazreti Osman mushafının üstünlükleri, ümmetin onun üzerinde toplanması ve bu husustaki söz birliği ortaya çıkınca, Allah(celle celalüh)(celle celalühü), İbn Mes'ud'a Osman mushafına dönmeyi ilham etmiştir. İünkü onun mushafı tüm ümmetin mushafı idi. Böylece İslam'ın seması ihtilaf ve niza' vebalarından temizlendi (41).
    Yoksa bu birliği sağlamak için, müsteşriklerin iddia ettikleri gibi zor kullanılmamıştır. Hazreti Osman (radıyallahu anh)'ın memurlarının, her evi, çöldeki her çadırı, her köyü ve her şehri tarayıp da onlardaki mushafları yakmaları mümkin değildir(42). Bu zorla olacak iş değildir. Nitekim Hazreti Osman'ın emrine rağmen özel mushafların saklandığı, İbn Ebi Davud gibi kimselerin, Kitabu'l—Mesahif'de nüsha farklarını belirttikleri mushaflardan anlaşılmaktadır (43). Ancak bunlar ümmetin tasvibine mazhar olmamış, sönüp gitmişlerdir.

    HAFSA MUSHAFI VE SONUÇ
    Burada son olarak yine büyütülmek istenen, Hafsa (radıyallahu anh) mushafının yakılması rivayetine temas etmek istiyoruz. Ebu Ubeyd ve İbn Ebi Davud, İbn İihab tarikiyle, Salim bin Abdullah'ın şu rivayetini haber verirler: Mervan, Muaviye tarafından Medine valisi olduğu zaman, Hafsa'ya adam gönderip Kur'an yazılı sahifeleri istiyordu. O da vermekten kaçınıyordu. Salim şöyle der: "Hafsa vefat edip de biz onun defninden dönünce, Mervan kararlılıkla Abdullah bin İmer'e adam gönderip "O sahifeleri kendisine göndermesini" istedi. Abdullah onları ona gönderdi. Mervan da onların yırtılmasını emretti. Mervan "Bunu sadece aradan uzun zaman geçmesiyle, bu sahifeler hakkında birinin şüphe etmesinden korktuğum için yaptım" dedi (44). Ebu Ubeyd'in bu rivayetinde sahifelerin yırtıldığı bildirildiği halde, İbn Ebi Davud'un rivayetinde, Mervan'ın aynı gerekçe ile o mushafı yaktığı haberi vardır (45). Yıkadığı da rivayet edilmiştir (46). T. Nöldeke "Haber kuşkuludur. Verilen gerekçe Osman edisyonunun, Hafsa edisyonunun kopyası olduğu yolundaki olguyla uyuşmamaktadır" (47) der.
    Bu haberin sıhhat derecesini bilmiyoruz. Ancak şunu biliyoruz ki, Mervan zamanından çok önceleri, Hazreti Osman mushafları resmi mushaf olarak yayılmış, yerleşmiş ve bütün İmmet tarafından benimsenmişti. Hazreti Hafsa (radıyallahu anh) 'ın mushafı zaten Hazreti Osman mushafının esası olduğu için sadece bir hatıra değeri taşıyordu. Bu rivayet sahih bile olsa, ümmet olayı önemli görmediği için üzerinde durmamıştır. Eğer esasa dokunan bir şey olsaydı, büyük tepki olur, istisna kabilinden tepkilerin bile nakledildiği gibi o da nakledilirdi. Asırlar sonra bazı müsteşriklerin ve onların tesirinde kalan bazı şaşkınların, büyük bir şey varmış gibi bu mes'eleyi kurcalamaları hiç önemli değildir. Bu meselede asıl olan müslümanların tutumudur. Çünkü kitab, onların kitabıdır. Onlar kitabları konusunda her zaman için, herkesten çok daha titiz olmuşlardır. Hem sonra Hafsa (radıyallahu anh) nüshası, elde olsa bile, ne bulunacak ki..? Harf farklılıkları. Bunlar ise zaten çeşitli kitablarda yer alıyor. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, hüküm değiştirecek tezad ve mübayenet olabilecek hiçbir şey yoktur. O halde daha ne aranıyor da, bir takım Kur'an bilgisinden mahrum kimselere şüphe verilmek isteniyor? Eğer –haşa- öyle birşey olsaydı, bu zamanı beklemeden, daha fırkaların doğduğu asırda bunlar öne sürülürdü. Halbuki yetmiş iki fırka, ellerindeki aynı Kur'an metninin değişik yorumları ile birbirlerine karşı delil getirmeye " çalışmışlardır. İbaresi üzerinde bir tartışmaları olmamıştır.
    Sözü başa döndürüyor ve diyoruz ki: Cenab-ı Allah(celle celalüh)(celle celalühü) selef-i salihin'e (Allah(celle celalüh)(celle celalühü) onlardan razı olsun), Kerim Kitab'ını muhafaza yollarını ilham etmiş, gerekli tedbirleri aldırmış ve nezd-i ilahisinden indiği şekilde korunmasını, Kendinden bir va'd olarak, onlar eliyle fiilen gerçekleştirmiştir.
    Bugün müsteşrikler, Kur'an'ın sağlamca muhafaza edilip, onu kendi kitabları seviyesine indirememelerinin sıkıntısını duymaktadırlar (48). Bunlardan birisi olan Leblois, Kur'an'ın muhafazasındaki sağlamlıktan, İncil için, içine düşen hasreti şöyle dile getirir: "Kim istemezdi ki, Hazreti İsa'nın vefatından sonra, yakın tilmizlerinden birisi, onun talimini yazı ile kaydetmiş olsun" (49).
    İşte Kur'an-ı Kerim, sünnisi ile, şii’si ile bir milyar müslümanın elinde, aynı şekilde mazbut ve mahfuz bir hüccet olarak yaşamaktadır.


    DİPNOTLAR:
    1) Buhari, Fezailü'l-Kur'an, 5.
    2) Bkz.: İbn Ebi Davud. s. 33-49 Bakıllani, s.23, 383-395; Mukaddemetan, s.45, 117; Zerkeşi, I, 211-227; Suyuti, I, 75-83; 133-135; Zerkani, I, 155-156; Subhi Salih, s. 109-112; M. A. Draz, s. 46-47.
    3) M. İzzet Derveze, el Kıır'an ve'l-Mülhidun, s.326.
    4) Buhari, Fezailü'l-Kur'an. 2.
    5) Zerkani, I, 180; El-Kamusu'l-Muhit, 111,127, Kahire, ts.
    6) Zerkani, 1, 163.
    7) Cami'ul-Beyan, 1, 20-22, 26.
    8 Bkz., Sahihi Buhari Muhtasarı Tecridi Sarih Terc,VII,312-319; IX, 28; XI, 231.
    9) Hulasatü'l-Beyan, s. 7-8.
    10) Yüce Kur'an'ın İağdaş Tefsiri, I, 43; 30 - 40.
    11) O. Keskioğlu, s. 97.
    12) A. C. Paşa, s. 12.
    13) Buhari, Fezailü'l-Kur'an, 4; Suyuti, I, 59.
    14) Mukaddemetan, s. 274.
    15) Bakıllani, s. 401; O. Keskioğlu, s. 99.
    16) Fethu'l-Bari, X, 395; Mukaddemetan, s. 274.
    17) İbn Ebi Davud, s. 34.
    18) İntroduction au Coran, s. 55
    19) Kur'an Tarihi, s. 110.
    20) İbn Ebi Davud, s. 22.
    21) Mukaddemetan, s. 78.
    22) Zerkeşi, I, 240; İbn Ebi Davud, s. 13.
    23) İbn Ebi Davud, s. 22; Suyuti, I, 59; S. es-Salih, s. 86.
    24) Suyuti, I, 60.
    25) Bakıllani, s. 401; O. Keskioğlu, s. 99, 110.
    26) Bkz. İbn Hacer, X, 395.
    27) M. İzzet Derveze, s. 326; T. Nöldeke, s. 111.
    28) İbn Ebi Davud, s. 12, Mukaddemetan, s.45; İbn Hacer. X, 395.
    29) Mukaddemetan, s.45, 52; Zerkani, I, 261.
    30) İbn Hacer, X, 395.
    31) Zerkeşi, I, 240.
    32) İbn Ebi Davud, s. 22; Bakıllani, s. 359.
    33) İbn Ebi Dauud, s. 13; Mukaddemetan, 52.
    34) Zerkani, I, 262; T Nöldeke, s. 63, 110.
    35) A.Yerler.
    36) Bakıllani, s. 359.
    37) Zerkani, J, 282.
    38) Kur'an Tarihi, s. 63.
    39) Subhi es-Salih, s. 82. 40) Zerkani, I, 261.
    41) Zerkani, I, 261; Subhi es-Salih, s. 83.
    42) M. İzzet Derveze, s. 325-326.
    43) S. Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri, I, 12.
    44) İbn Hacer, X, 395.
    45) K. Mesahif, s. 21.
    46) Mukaddemetan, s. 22.
    47) Kur'an Tarihi, s. 136.
    48) İ. Cerrahoğlu. s. 113; M. A. Draz, s. 42 - 43.
    49) M. A. Draz, s. 31 (Le Koran et La Bible Hebraiquc'den naklen).

    __________________
    O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
    واعلموا ا&# 1606; الله برئ من المشركين ورسوله "Va'lemû ennallahe beriün minel-Müşrikîne ve Resulihi" diye okuyor. Bu okunuşa göre mâna çok bozuk oluyor. Bu gibi i'rap hatalarını önlemek için Irak Valisi olan Ziyad ibni Ebih, devrinin âlimi Ebül-Esved Duelî'ye (H. 69/M. 688) emrediyor. Buradaki hata i'rab hatası olduğundan kelimelerin sonlarının doğru okunup i'rap verilmesini sağlayacak işaretler koymasını söylüyor. Ebül-Esved de kelimelerin sonlarına nokta şeklindeki harekeleri koymaya başlıyor. Üstün için harfin üzerine bir nokta, ötre için harfin içine veya önüne bir nokta, esre için harfin altına bir nokta koyuyor. Tenvin için iki nokta koyuyor ve bu işi şöyle yapıyor:



  2. #2
    arex
    Guest

    Standart Cevap: Kur'an-I Kerim'in İndirilişi Süreci Ve Çoğaltılması İle İlgili Bilgiler Nelerd

    KUR’AN-I KERİM’İN TARİHİ
    Kur’an ilk defa 610 yılı Ramazan ayında Hira mağarasında gelmeye başlamıştır.İlk gelen ayetler Alak Suresinin ilk beş ayetidir. Bundan sonra yaklaşık 23 yıl içersinde Kur’an bölüm bölüm gelmiştir.
    Kur’an’ın bölüm bölüm indirilmesi onun anlaşılmasını ve uygulanmasını kolaylaştırmıştır. Bu durum eğitimin tedricilik ilkesine yöneliktir.Kur’an ayetleri indirilirken hem ezberleniyor ve hem de yazılıyordu. Sahabe inen ayetleri öğrenmek ve ezberlemek için büyük gayret gösteriyordu. Ayrıca namazda da Kur’an’dan belli bölümler okunması gerekiyordu.
    Peygamberimiz inen her ayeti “vahiy kâtipleri” olarak bilinen kişilere yazdırmış ve kontrol etmiştir. Kur’an ayetleri başta kağıtlar olmak üzere, deri, beyaz yassı taş gibi çeşitli yazı malzemelerine yazılmıştır.
    Cebrail, her yıl ramazan ayında o zamana kadar inen ayetleri peygamberimize okur, daha sonra da Peygamberimiz Cebrail’e okurdu. Bu uygulama Peygamberimizin vefatından önceki Ramazan ayında iki kez yapılmıştır.Bu şekilde Cebrail sure ve ayetlerin Kur’an’daki sıralarını Peygamberimize bildiriyordu.
    Peygamberimizin sağlığında Kur’an yazıya aktarılmakla beraber kitap haline getirilmemişti. Çünkü vahiy devam ediyordu ve ayet ve surelerin yerleri indirildikten sonra belli oluyordu. Peygamberimiz’in sağlığında böyle bir şeye zaten ihtiyaç duyulmamıştı. Fakat Peygamberimizin vefatından sonra vahiy metinlerinin bir kitapta toplanması zarureti ortaya çıktı. Hz. Ebu Bekir’in halifeliği sırasında Yemame savaşında çok sayıda hafızın şehit olması bazı Müslümanları endişelendirmiş ve Hz. Ebu Bekir döneminde Kur’an metinleri bir kitapta toplanmıştır. Bu işi Zeyd bin Sabitin başkanlığında vahiy katiplerinden oluşan bir komisyon üstlendi. Kur’an’ın kitap haline getirilmiş haline Mushaf denildi.
    Hz. Osman döneminde ise İslâm coğrafyası çok genişledi. Değişik yerlerde Kur’an’ın okunması konusunda lehçe farklılıkları ortaya çıktı. Hz Osman anlaşmazlıkların ortadan kalkması için bir komisyon oluşturdu.Bu komisyonun başkanlığını da Zeyd bin Sabit yapıyordu. Titiz bir çalışmanın sonunda Kur’an çoğaltıldı. Çoğaltılan Kur’an nüshaları Kûfe, Basra, Şam, Yemen, Bahreyn gibi çeşitli yerlere gönderildi. Bu nüshalardan biri de bugün İstanbul’da Topkapı Sarayı Müzesinde bulunmaktadır.
    Hz. Osman’ın çoğalttırdığı Kur’an nüshalarında hareke ve nokta yok idi. Araplar için bu sorun değildi. Çünkü onlar harekesiz ve noktasız da Kur’an’ı anlıyorlardı. Fakat Arap olmayan milletler Müslüman olunca onlar Kur’an’ı harekesiz ve noktasız okuyamıyorlardı. Bunun üzerine Emeviler döneminde büyük dil bilgini Ebu’l-Esved tarafından Kur’an harekelenmiştir

  3. #3
    ModeratoR

    Standart Cevap: Kur'an-I Kerim'in İndirilişi Süreci Ve Çoğaltılması İle İlgili Bilgiler Nelerd

    KUR'ÂN'IN YAZILIŞ SÜRECİ

    1- Kur'an'ın Allah Rasûlü zamanında yazımı:
    Allah Rasûlünün (sav) emri ile vahiy katipleri Kur'an'ı parça parça olarak işlenmiş ince deriler, kürek kemikleri, ağaç kabukları ve düzgün taş gibi maddelerin üzerine yazmakta idiler Yazılan bu âyetler, vahiy henüz tamamlanmadığı için, tek bir mushafta toplanmamıştı Bu dönem içersinde Ashab ezberledikleri âyetleri Allah Rasûlünün (sav) gösterdiği sûrelerin altına yazıyorlardı

    2- Kur'an'ın Hz Ebu Bekr (ra) döneminde yazılışı:
    Zeyd b Sabit (ra), Hz Ebu Bekr (ra)'in emri ve Hz Ömer (ra)'in uygun bulmasıyla Kur'an âyetlerini biraraya toplamıştır Zeyd İbn Sabit Kur'an'ı toplarken, vahiy katiplerinin yazdıklarını dikkate almış ve âyetleri ilk defa bir mushafta toplamıştır

    3- Kur'an'ın Hz Osman (ra) döneminde yazılışı:
    ilk Mushaf Kur'an'ın okunuşundaki tartışmalara son vermek amacıyla, farklı kıraatleri yansıtacak şekilde Hz Ebu Bekr'in topladığı ve Hz Ömer'in kızı Hafsa'nın koruduğu nüshaya bağlı kalınarak yazıldı Bununla ilgili olarak Hz Osman, Zeyd b Sâbit (ra), Abdullah b ez-Zübeyr (ra), Sad b el-Âs (ra) ve Abdurrahman b el-Haris b Hişam (ra)'ı görevlendirdi Bu Mushaf üzerinde noktalama işaretleri ve harekeleri bulunmamaktaydı Hz Osman (ra) yazılan Kur'an'ın bir nüshasını saklamış diğer nüshaları ise çeşitli İslam şehirlerine göndermiştir

    4- Kur'an'ın harekelenmesi ve noktalanması üç merhalede tamamlanmıştır
    Birincisi: Muaviye b Ebu Süfyan döneminde, Muaviye, Ebu'l-Esved'i görevlendirmiş, O da Kur'an okurken meydana gelebilecek okuma hatalarını ortadan kaldırmak amacıyla nokta şeklinde hareke işaretleri koymuştur İkincisi: Abdülmelik b Mervan döneminde Kur'an'daki bazı harfleri birbirinden ayırmak için noktalar konulmuştur Mervan bu işte el-Haccac b Yusuf'u görevlendirmiş; o da bu işi Nasr b Âsım ve Hayy b Yasmur'a havale etmiştir Üçüncüsü: Bu dönemde i'rab alametleri olan Fetha, Damme, Kesre ve Sükûn konulmuştur Bu harekelendirmede Halil b Ahmed el-Ferahîdî'nin yolu izlenmiştir





    Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın, ölüme erken sevgiye geç,
    Yine gecikmişim bağışla sevgilim, sevgiye on kala ölüme beş..

    )̲̅ζø̸√̸£ ч̸ø̸µ

  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Kur'an-I Kerim'in İndirilişi Süreci Ve Çoğaltılması İle İlgili Bilgiler Nelerdir?


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 09.12.12, 17:17
  2. Kur'an-I Kerim'de Güzel Ahlakla İlgili Ayetler Nelerdir?
    By RedBuLL in forum Hadisler & Ayetler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.03.12, 13:16
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.02.12, 23:46
  4. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 14.01.11, 01:30
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03.03.10, 17:18

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.