Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Konu: İskeletin Temel Kısımları Nelerdir

  1. #1
    ModeratoR
    Sponsorlu Bağlantı

    Yeni İskeletin Temel Kısımları Nelerdir

    Sponsorlu Bağlantı

    İskeletin Temel Kısımları Nelerdir

    İnsan İskeletinin Bölümleri Nelerdir



    Kafatası


    Kemikler birbirine
    olabildiğince sıkı bağlanmışlardır. Aralarında da oynamaz eklemler vardır.
    Yalnız alt çene kemiğinde yarı oynar eklem vardır. Beyin bu kemikler içinde
    korunur.

    Gövde iskeleti Omurga ve
    göğüs kafesinden oluşur.

    Omurga

    Omur adı
    verilen 33 tane kısa kemikten oluşur. Omurganın içinden şerit halinde omurilik
    siniri geçer ki bu kanala omurilik kanalı denir. Bel kemiği olarak da
    isimlendirilen omurga beş bölümden meydana gelir ve otuzüç adet omur kemiğinden
    oluşur. Bu bölümler boyun'da 7 tane, sırt'a 12 tane, bel'de 5 tane, ve kuyruk
    sokumunda 4 tane kemik vardır. Sırt omurları, kaburgalar ve göğüs kemiğinden
    oluşur. Akciğerler ve kalp burada korunur.


    Üyeler
    Kol ve
    bacaklar gövdeye kemik köprüler ile bağlanmıştır. Aralarında tam oynar
    eklemlervardır.


    Kollarda
    Pazu,
    dirsek,ön kol,el bilek,el tarak ve parmak kemikleri vardır. Kollar gövdeye omuz
    kemeri ile bağlanmıştır. Omuz kemeri kürek ve köprücük kemiklerinden
    oluşur.


    Bacaklarda
    Uyluk, diz
    kapağı, baldır, kaval, ayak bilek, ayak tarağı, topuk ve parmak kemikleri
    vardır. Bacaklar gövdeye kalça kemeri ile bağlanır. Kalça kemeri, kalça kemiği
    ve uyluk kemiğinden oluşur.
















    Gövde
    iskeletinin omurga dışındaki temel bölümleri, yukarıdan aşağıya doğru omuz
    kemeri, göğüs kafesi ve leğen olarak adlandırılır.





    İskelet
    insan ve
    hayvan vücudunun ke*mikten çatışıdır. Bu sert ve sağlam çatı, üzerini örten et,
    yağ ve deri gibi yumuşak dokulara destek olur, vücuda belirli bir biçim verir ve
    iç organları korur.

    Hayvanlar
    genel olarak omurgasızlar ve omurgalılar adıyla iki büyük gruba ayrılır. Böyle
    bir ayrımın, daha doğrusu omurgasızlar teriminin bilimsel sınıflandırmada yeri
    yok*tur. Ama sırtta boydan boya uzanan ve omurga denen kemik dizisinin yokluğunu
    belirttiği için anatomi açısından önem taşır. Omurgasız hayvanların bir
    bölümünde, örne*ğin denizanalarında vücuda destek olan ve biçim veren bir
    iskelet bulunmaz. Buna karşı*lık bazı omurgasızların iskeleti vardır, ama
    vücudun dışındadır. Midye, istiridye, salyan*goz gibi yumuşakçaların, yengeç,
    karides gibi kabukluların ve böceklerin vücudunu dıştan sararak içerideki
    yumuşak bölümleri koruyan az ya da çok sert kabuklan bu tür bir dış iskelettir.
    Bu sert kabuklu hayvanlar büyürken birkaç kez kabuk değiştirmek zorunda
    kalırlar; büyümeyi engelleyen eski dış iskelet atılır ve yerini daha geniş, yeni
    bir kabuk alır.

    Omurgalıların yeryüzünde beliren ilk ör*nekleri balıklardır. Bugün
    bile denizlerde, iskeleti kemikten değil kıkırdaktan oluşan bazı balıklar yaşar.
    Kemikli balıklar kadar evrimleşmemiş olan bu kıkırdaklı balıkların en
    tanınmışları köpekbalıkları, vatozlar ve fulyalardır.

    Milyonlarca yıllık evrim sürecinde bazı omurgalılar sudan ayrılarak
    karada yaşamaya başladılar. Bu yeni yaşam ortamına uyum sağlayabilmeleri,
    özellikle karada yer değişti*rip yiyecek arayabilmeleri için yapılarının
    değişmesi gerekiyordu. Böylece, ayak ya da ayağa benzer hareket organları
    gelişecek bi*çimde iskeletleri yavaş yavaş değişikliğe
    uğ*radı.

    Sonunda
    amfibyumlar, kuşlar, sürüngenler ve memeliler gibi değişik omurgalılar
    gelişir*ken, birbirinden çok farklı iskelet tipleri ortaya çıktı. Bacakları
    olmayan sürüngenlerin iskeletleri, hayvanın yerde sürünerek ilerle*mesine uygun
    bir biçim aldı; kuşlarınki uçma*ya elverişli bir yapıya dönüştü; memelilerden
    çoğununki de hayvanın dört ayak üzerinde yürümesini sağlayacak biçimde
    değişikliğe uğradı. Bu arada büyük insansımaymunlar (goril, şempanze, orangutan,
    gibon) ile insan gibi en gelişmiş memelilerin iskeleti, vücudu tam anlamıyla
    destekleyerek bu canlıların hemen hemen dik yürümelerine elverişli bir yapıya
    kavuştu.

    Fosil
    İskeletler

    Öldükten
    sonra gömülen bir insanın ya da üstü kendiliğinden toprakla örtülen bir hayvanın
    vücudu zamanla çürüyüp yok olur; ama iskeleti çok uzun yıllar hiç bozulmadan
    kalır. Eğer bu kemikler kayaçların arasına gömülür ve biçimini koruyacak biçimde
    taşlaşırsa, fosil denen bu kalıntılar*dan canlının yapısı üstüne pek çok bilgi
    edinilebilir. Bilim adamları, günümüzden 200 ile 65 milyon yıl önce yaşamış olan
    dinozorların (dev sürüngenlerin) fosilleş*miş iskeletlerini inceleyerek, bu
    sürüngenle*rin canlıyken neye benzediklerini, nasıl yürü*düklerini, hatta
    kemiklerinin kimyasal bileşi*mine bakarak neler yediklerini
    öğrenebilmişlerdir.

    İnsan
    İskeleti

    İnsan
    iskeletinde 200?den fazla kemik vardır. Grimsi beyaz renkte sert bir maddeden
    yapıl*mış olan kemikler gençlerde çok dayanıklıdır ve kolay kolay kırılmaz. Oysa
    yaşlıların ke*mikleri daha güçsüzdür ve kolayca kırılabilir. Bazı kemiklerin
    ortası oyuktur ve içi kemik iliği ya da yalnızca ilik denen yağlı bir maddeyle
    doludur.

    Kemiklerin
    sert ve bükülmez olmasına kar*şılık insanın inanılmaz bir hareket esnekliği
    vardır. Çünkü iskelet tek parça halinde değil*dir; genellikle eklemler ve
    bağlarla birbirine bağlanmış ayrı ayrı kemiklerden oluşur. Kafa*tasında olduğu
    gibi, birbirine komşu iki kemi*ği hiç hareket edemeyecek biçimde sıkı sıkıya
    birleştiren oynamaz eklemler dışında, iskelet*teki kemiklerin çoğu büyük bir
    hareket ser*bestliği veren oynar eklemlerle
    birleşmiştir.

    Eklemlerin
    ve eklem bağlarının yanı sıra kaslar da vücudun hareketine yardımcı olur. Beyaz
    bir lif demetinden oluşan kirişler bir kasın ucunu kemiğe bağlayarak bu iki
    yapının birlikte hareket edebilmesini sağlar. Bazen de kas doğrudan doğruya
    kemiğin üstünü sara*rak ekleme destek olur. Omuz eklemini bir başlık gibi saran
    ve kol yukarıya kaldırıldığın*da omuz başındaki kabarıklığı dıştan farkedilen
    kasın durumu böyledir.

    Kısacası
    iskeletteki bütün kemikler değişik yapıdaki dokularla birbirine bağlanarak
    uyumlu bir bütün oluşturur. Kemikler arasın*daki bu bağlayıcı doku çoğu kez
    kıkırdaktan*dır; örneğin omurgadaki bütün omurların arasında disk denen birer
    kıkırdak parçası bulunur. Tıpkı bir tampon gibi iskeleti darbe*lere karşı
    koruyan da bu yapıdır.

    İnsan
    iskeleti üç temel bölümde incelenebi*lir:

    •Vücuda
    destek olan ve iç organları koru*yan gövde bölümü

    •Çok
    hafif, ama son derece sağlam bir kutu gibi beyni koruyan kafatası

    •Bütün
    iskeletin en hareketli bölümleri olan kollar ve bacaklar

    1.
    Gövde

    İskeletin
    temel ekseni olan omur*ga, omur denen 24 küçük kemiğin üst üste dizilmesiyle
    oluşmuştur. Omurların biçimi oldukça düzensizdir ve her birinin ortasında birer
    delik bulunur. Bu deliklerden, beyin ile vücudun öbür bölümleri arasındaki bilgi
    alış*verişini sağlayan omurilik geçer. Bu nedenle omurganın görevlerinden biri
    de sinir sisteminin en önemli bölümlerinden biri olan omuriliği
    ko*rumaktır.

    Sırtın tam
    ortasında, küçük çıkıntılardan oluşan düğümlü bir çizgi boydan boya uzanır. Bu
    düğümler, omurların dışarıya doğru taşan çıkıntılarıdır; bu çıkıntılara
    bağlanmış olan kaslar omurganın eğilip bükülmesini sağlar. Omurga boynun içinden
    geçerek kafatasına bağlanır ve başa destek olur; ensede, boynun sırta bağlandığı
    yerde belirgin bir omur çıkın*tısı vardır. Omurganın alt ucunda ise, içe doğru
    kıvrılarak kasların arasına gömülmüş olan kuyruksokumu kemiği bulunur. Bu
    ke*mik, insanın ilk atalarında var olan ve evrim sürecinde körelen kuyruğun tek
    kalıntısıdır.

    Gövde
    iskeletinin omurga dışındaki temel bölümleri, yukarıdan aşağıya doğru omuz
    kemeri, göğüs kafesi ve leğen olarak adlandırı*lır. Köprücükkemiği ile
    kürekkemiğinden oluşan omuz kemeri kolların gövdeyle bağ*lantısını sağlar. Göğüs
    kafesi ise arkada omurgaya, önde göğüs kemiğine bağlanmış olan kaburgaların
    oluşturduğu kemikten bir kafes gibidir. Bu sağlam kafes, göğüs boşlu-ğundaki
    kalp ve akciğerler gibi organlar için çok korunaklı bir yapı oluşturur. İnsanda
    12 çift kaburga vardır. Dar, yassı ve yay gibi eğik olan bu kemiklerin yalnızca
    ilk yedi çifti kıkırdaklarla doğrudan göğüs kemiğine bağla*nır. Geri kalan beş
    çiftten üçü yedinci kabur*ga kemiğiyle birleşir; daha kısa olan son iki çiftin
    ucu ise serbesttir. Ama hepsinin sırtta omurlarla bağlantısı vardır.
    Kaburgaların kıkırdaksı eklemleri bu kemik kafesin genişle*mesine yardımcı
    olarak solunumu kolaylaş*tırır.

    Gövde
    iskeletinin alt bölümündeki leğen denen kemik yapı da hem bacakların omur*gayla
    bağlantısını sağlar, hem de karın boşluğundaki organları korur. Bacakları bir
    köprü gibi omurgaya bağladığı için kalça kemeri denen bu yapı birkaç kemikten
    oluşur. Önde ve yanlarda kalça, oturga ve çatı kemikleri*nin, arkada sağrı
    kemiğinin sınırladığı bu yapının biçimi gerçekten de bir leğeni andırır.
    Doktorlar leğen kemiklerinin yapısına baka*rak bir iskeletin kadına mı, yoksa
    erkeğe mi ait olduğunu söyleyebilirler. Çünkü kadınla*rın leğen kemikleri ve
    aradaki leğen boşluğu bir erkeğinkinden daha geniştir. Doğum sıra*sında leğen
    kemikleri biraz daha açılarak bebeğin çıkışını
    kolaylaştırır.

    2.
    Kafatası

    İskeletin
    beyni koruyan ve yüzün kemik yapısını oluşturan bölümüne kafatası denir. İnsan
    doğduğu zaman kafatasındaki kemikler henüz gelişmesini tamamlamamış*tır. Bu
    yüzden bebeklerin kafatasındaki ke*miklerin arasında, yalnızca deri ve ince bir
    zarla örtülü olan bir açıklık vardır. Bıngıldak denen bu açıklık, ancak kemikler
    gelişmesini tamamlayıp kafatası gerçek boyutlarına ulaş*tığında
    kapanır.

    Parmağınızı üstçenenizin üstüne koyup ağ*zınızı açarsanız üstçenenin
    oynamadığını, yal*nızca altçenenin hareket ettiğini fark edebilir*siniz. Çünkü
    üstçene doğrudan kafatasına bağlı olan sabit bir parçadır; oysa altçene
    kafatasına hareketli bir eklemle bağlanmıştır.

    3.
    Kollar ve Bacaklar

    Kollardan
    her biri üç uzun kemikten yapılmıştır. Kolun dirseğin üstünde kalan bölümünde
    üstkol kemiği, altındaki bölümünde ise döner kemik ile dirsek kemiği yer alır.
    Üstkol kemiğinin ucu yuvar*laktır ve arkada, üçgen biçiminde düz ve yassı bir
    kemik olan kürekkemiğine bağlanır. Bu bağlantı yerinin önünde de omuz
    kemerleri*nin öbür parçası olan köprücükkemiği
    bu*lunur.

    Üstkol
    kemiğinin alt ucu ise dışta döner kemikle, içte dirsek kemiğiyle eklemlenmiştir.
    Kolun alt bölümündeki bu kemiklerin ucunda sekiz bilek kemiği, el ayasını
    oluştu*ran beş tarak kemiği ve en uçta küçük parmak kemikleri
    bulunur.

    Bacak ve
    ayaklardaki kemiklerin yerleşme düzeni de kol ve el kemiklerininki gibidir.
    Bacağın dizin yukarısındaki üst bölümünde (uylukta) yer alan uylukkemiği vücudun
    ağır*lığını taşıdığı için bütün iskeletin en uzun ve en güçlü kemiğidir. Bu
    kemiğin üst ucu top gibi yuvarlaktır ve kalça kemiğindeki çukur yuvaya oturarak
    çok hareketli bir eklem oluşturur. Alt ucu ise diz eklemiyle kamışkemiğine ve
    kavalkemiğine bağlanır. Bacakların birbirine bakan iç yanındaki kavalkemiği
    dış*taki kamışkemiğinden daha kalındır. Dizin altındaki bu iki kemiğin alt
    ucunda sırayla ayak bileği, tarak ve parmak kemikleri
    bu*lunur.

    İskelet
    için en yararlı şey düzenli hareket ve egzersiz yapmaktır. Çünkü hareketsiz
    kalan kaslar zayıflar ve birbirine eklemlenen kemik*leri doğal konumunda
    tutamaz. Böylece ke*miklerin biçimi bozulur, eklemler şişer, duruş bozuklukları,
    sırt ve bel ağrıları başlar.

    İskelet Sistemi
    Kemiklerden meydana gelen, vücuda şeklini veren, iç organları koruyan
    ve kaslara tutunma yeri olan yapıya iskelet adı verilir.

    İskelet
    sistemi vücudu destekleyen, dış uyaranlara karşı direncini sağlayan dokular
    bütünüdür.

    Yerçekimine karşı gelerek kasların da yardımı ile vücudun hareketini
    sağlar, organları korur. İnsanlarda iskelet 206 kemikten
    oluşur.

    Kemik
    sürekli değişen ve pek çok fonksiyonu olan vücut dokusudur. Bütün kemikler bir
    araya gelerek iskeleti oluşturur.

    İskeleti
    oluşturan kemikler genel olarak dört grupta incelenir.

    •Uzun
    kemikler

    •Kısa
    kemikler

    •Yassı
    kemikler

    •Düzensiz
    Kemik Yapısı
    Yapısında
    inorganik madde bulunan tek dokudur. Dıştaki sert katman büyük oranda kollajen
    proteinlerden ve hidroksiapatitten oluşur.

    Kollajen
    teller gerilmeye karşı direnç sağlar. Kalsiyum ve diğer minerallerden oluşan
    hidroksipatit, vücudun kalsiyum deposudur ve kemiğin sağlamlığından sorumludur.
    Kemiğin organik yapısında kalsiyum ve fosforun yanı sıra kalsiyum sülfat,
    sülfat, sodyum ve magnezyum bulunur. Vücutta bulunan kalsiyumun(yaklaşık 1 kg) %
    99’ u kemikte bulunur.

    Yetersiz
    kalsiyum ve fosfor alımı kemiğin sağlamlığının azalmasına, kolay kırılabilir
    olmasına ve bazı kemik hastalıklarının oluşmasına sebep
    olur.

    Kemiğin
    içinde bulunan kemik iliğinin yumuşak ve gözenekli bir yapısı vardır; burada kan
    hücrelerinin üretildiği hücreler bulunur. Damarlar kemiklerin içinden geçer ve
    etrafı sinirlerle çevrilmiştir.

    Kemik Dokusu Tipleri
    Kompakt
    kemik dokusu: kemiklerin oldukça sert olan en dış tabakasıdır.

    Spongioz
    kemik dokusu: kısa ve uzun kemiklerin metyafiz ve epifizlerinin iç kısımları ve
    yassı kemiklerin iç yüzeylerinde bulunur.

    İskeleti
    oluşturan kemikler 4 grupta incelenir. Bunlar:

    •Baş
    kemikleri

    •Omurga
    kemikleri

    •Göğüs
    kemikleri

    •Aalt ve
    üst taraf kemikleri

    A. Baş
    Kemikleri (Ossa cranii)

    Baş
    kemiklerinin en temel fonksiyonu hayati önemi olan beyni korumaktır. Kafatası
    kemikleri baş ve yüz kemikleri olmak üzere 2 kısımda
    incelenir.

    1.
    Baş Kemikleri

    Oksipital
    kemik (artkafa kemiği): Kafatasının alt ve arka kısmında bulunur.

    Sphenoid
    kemiği (temel kemik): Kafatasının tabanında bulunan kemiktir.

    Frontal
    kemik (alın kemiği): Kafatasının ön yüzünde ve göz yuvalarının (orbita) üst
    bölümünde yer almıştır.

    Parietal
    kemik (yan kafa, çeper kemiği): Kafa boşluğunun yan bölümlerini kaplayan, geniş
    yüzeyli bir çift kemiktir.

    Temporal
    kemik (şakak kemiği): Parietal, sphenoid ve occipital kemikler arasında yer alan
    bir çift kemiktir. Bu kemiklerin iç tarafında işitme ve denge organları
    bulunur.

    Etmoid
    kemik (kalbur kemiği): Sfenoid kemiğin önünde ve frontal kemiğin arkasında arda
    bulunan kemiktir.

    2.
    Yüz kemikleri

    Maxilla (
    üst çene kemiği): Hareketsiz olan çene kemiğidir. Ağız boşluğunun üstünde, göz
    çukurunun altında bulunur.

    Os
    lacrimale (gözyaşı kemiği): İnce bir kemik olup, göz çukurunun iç duvarının ön
    parçasını oluşturur.

    Os
    palatinum (damak kemiği): Burun boşluklarının arkasında yer alır.

    Os nasale
    (nazal kemik, burun kemiği): Ortada bir çizgi boyunca bağlanmıştır. Üst çene
    kemiğinin alın çıkıntıları arasında ve dört köşeli yassı bir kemik olup burun
    sırtının iskeletini yapar.

    Os
    zygomaticum (elmacık kemiği): Göz çukurlarının dış alt kısımlarında
    bulunur.

    Mandibula
    (alt çene kemiği): Yüz kemiklerinin en büyüğüdür. Çiğneme fonksiyonu ile

    sindirim sistemine yardımcı olur.

    Os
    hyoideum (dil kemiği): Dil kökünün aşağısında ve gırtlağın üst kısmında yer
    alır.

    Vomer
    (sapan kemiği): Burun boşluklarını birbirinden ayıran kemiğin arka ve alt
    parçasını yapan, ince dikdörtgen şeklindeki kemiktir.

    B.
    Omurga

    Vücudun
    dorsalinde (arkada, sırtta) omurlardan meydana gelmiş, vücudun ağırlığını
    taşıyan ve destekleyen iskelet bölümüdür. Boşluğunda sinir sisteminin önemli bir
    parçası olan omurilik (medulla spinalis) koruma altına alınmıştır. Omurgayı
    meydana getiren omurların sayısı 33 tanedir. Bu sayı erginde
    26’dır.

    Omurga beş
    bölümde incelenir.

    •Boyun
    bölgesi (servikal) omurları: Boyun bölgesi 7 omurdan meydana gelmiştir.

    •Göğüs
    (torasik) omurları: Göğüs omurları 12 tanedir.

    •Bel
    (lumbar) omurları: Bel omurları 5 tanedir. Vücut ağırlığının taşınmasında önemli
    role sahiptir. Diğer omurlara göre daha büyük ve enine çıkıntılara sahiptirler.

    •Kuyruk
    sokumu (sakral) omurları: Çocukta 5 ayrı omur, ergenlikte birleşerek tek omur
    haline gelir.

    •Kuyruk
    (koksik) omurları: Sayısı 3-5 arasında değişen kuyruk omurları erginde tek kemik
    haline gelir.

    C. Göğüs
    İskeleti (Toraks)

    Göğüs
    iskeleti, kaburgalar (costae) ve göğüs kemiği (sternum) olmak üzere iki kısımda
    incelenir.

    Omurga
    dışında göğüste 25 tane kemik bulunur. Bunlardan 12 çifti kaburga bir tanesi ise
    göğüs kemiğidir.

    Sternum
    önde ve yassıdır. Kaburgalar sağ ve solda 12’şer tanedir. Kaburgaların hepsi
    arkada omurga ile bağlantılıdır. Önde ise kaburgaların ilk 7 çifti sternuma
    bağlanır. 8, 9, ve 10. çift kaburgalar 7, çifte bağlanır. 11. ve 12. çiftlerin
    uçları boştadır.

    Kaburgaların sternuma birleştiği yerde kıkırdak doku yer alır. Bu
    sayede göğüs kafesi elastikiyet kazanır.

    D.
    Alt ve Üst Taraf Kemikleri

    1. Üst
    Taraf Kemikleri

    Köprücük
    kemiği (clavicula): Sternum ve kürek kemiği ile eklem yapar. 15-17 cm
    uzunluğunda, 2-3 cm genişliğinde ve herhengi bir travmada kolay kırılabilir bir
    kemiktir.

    Kürek
    kemiği (scapula): Üçgen şekilli yassı iki kemiktir. Ön ve arka olmak üzere iki
    yüzü vardır. Ön yüzde omur kaslarının bağlandığı noktalar
    vardır.

    Kol yada
    pazu kemiği (humerus): Vücudun üst kısmına ait en uzun kemiktir. Üstte kürek
    kemiği, altta ise önkol kemikleri ile eklem yapar.

    Dirsek
    kemiği (ulna):Üst ucu kalın, alt ucu incedir.

    Radius
    (önkol kemiği): Önkolun dış yan tarafında bulunan kemiktir. Ulnaya paralel
    uzanır fakat daha kısadır.

    El
    kemikleri: Toplam 27 kemikten oluşur. El bilek kemikleri [8], el tarak kemikleri
    (5) ve el parmak kemikleri (14) olmak üzere 3 grupta incelenir.

    2. Alt
    taraf kemikleri

    Kalça
    kemiği (os coxae): Kalça kemiği kanadı (os ilii), oturga kemiği (os ischii) ve
    çatı kemiğinin (os pubis) ergenlik çağında birleşmesi ile
    oluşur.

    Leğen
    kemiği (pelvis): Arkada sakrum ve koksik, yanlarda ise kalça kemiklerinin
    aralarında eklemleşmesinden meydana gelir. geniş olan üst parçasına pelvis major
    (büyük pelvis), alt parçasına ise pelvis minör (küçük pelvis)
    denir.

    Pelvis
    çapları önemlidir. Çünkü doğum sırasında uterus ve karın kaslarının kasılması
    sonucu aşağıya itilen çocuğun dışarıya çıkabilmesi için önce küçük pelvisten
    geçmesi gerekir.erkek pelvisi ile kadın pelvisi arasında farklılıklar vardır.
    Kadın pelvisi daha geniş, yüksekliği daha az, sakrum daha kısa ve
    geniştir.

    Uyluk
    kemiği, femur (os femoris): İskeletin en uzun, en kalın ve en sağlam kemiği olup
    kalça kemiği ve tibia ile eklem yapar.

    Diz kapağı
    kemiği (Patella): Tabanı yukarda olan bir üçgen gibidir. Ön yüzü deri altından
    hissedilir.

    Kaval
    kemiği (tibia): Vücudun en uzun ikinci kemiğidir. Tibianın üst ucu alt uca göre
    daha incedir. İnce fakat çok sağlam bir kemiktir.

    Baldır,
    kamış kemiği (fibula): Yaklaşık olarak tibia ile aynı boyda fakat daha ince olan
    bacak kemiğidir.

    Ayak
    kemikleri: Toplam 26 tanedirler. Ayak kemikleri iki sıra halinde dizilmişlerdir.
    Arka sırada iki büyük kemik olan eklem kemikleri (talus),ve topuk kemiği
    bulunur. Ayak tarak kemikleri eldeki gibi 5 tanedirler fakat daha uzundurlar.
    Ayak parmak kemikleri eldeki gibi 14 tanedir.

    E.
    Eklemler

    İskeleti
    oluşturan kemikleri birbirine bağlayan anatomik oluşumlardır.

    Eklemlerde
    iki kemiğin uç noktaları, yumuşak, yoğun, koruyucu ve sürtünmeyi azaltıcı görev
    üstlenen kıkırdakla kaplıdır. Eklem kıkırdağı 2-5 mm kalınlığındadır. Kemik
    yüzeylerini örten eklem kıkırdağının özelliklerinden biri sürtünme katsayısının
    çok düşük olmasıdır; bu sayede iki yüzey rahatlıkla birbirleri üzerinde kayar.
    Diğer özelliği baskıya karşı dayanıklılığıdır. Ne kan damarları ne de sinir
    uçları kıkırdağa girmez. Kıkırdak, sinir ucu içermemesi nedeni ile ağrıya
    duyarsızdır.

    Komşu
    eklem yüzleri arasındaki büyüklük ve şekil farklılığı fazla ise bu yüzlerin
    birbirine uyumunu sağlayan iki eklem yüzü arasına sokulan menisküs ve disküs
    denen oluşumlar bulunur.

    Menisküsler, eklem yüzlerinin yan kısımlarında bulunur ve eklem
    yüzlerini büyütürler. Ayrıca dokuların elastikiyeti sayesinde ve hareket
    sırasında basıncın etkisi ile eklem yüzlerinin şekil ve durumlarını
    değiştirirler.

    Diskuslar,
    şekil ve durum değiştirme yeteneği daha fazla olan ve çeşitli hareketlerin
    meydana gelmesini sağlayan oluşumlardır.

    Eklemlerin
    diğer parçaları stabilizasyonu ve sürekli kullanımdan oluşabilecek aşınmanın
    azaltılmasını sağlar.

    Eklemlerde
    ayrıca eklem kapsülünü oluşturan ince ve yumuşak bir zar (sinoviyal zar)
    mevcuttur. Sinoviyal dokuda bulunan hücreler eklem kapsülünü dolduran bir sıvı
    (sinoviyal sıvı) üretirler. Sinoviyal sıvı, proteinler, elektrolitler ve
    glukozdan oluşan karmaşık, çok özelleşmiş bir sıvıdır. Eklem daha hızlı hareket
    ettikçe daha akışkan hale gelen bir yağ gibidir Bu sıvı sürtünmeyi azaltır,
    kayganlık sağlar, eklem yüzeylerinin hareketini
    kolaylaştırır.

    Eklem
    bağları (ligamentler) eklemleri sarar ve kemikleri birbirine bağlar. Bu bağlar
    belirli yönlere harekete imkan sağlayarak, eklemlerin stabilize olmasına yardım
    eder.

    Bursalar,
    hareket sisteminin komşu yapıları arasında tampon işlevi gören içi sıvı dolu
    keselerdir. Bursalar, hareket sırasında birbirine sürtünen dokuların
    yıpranmasını önlerler. Bir eklemi oluşturan yapılar hareketi kolaylaştırmak için
    birlikte çalışırlar.

    Eklemler
    fonksiyonlarına göre 3 sınıfta incelenir:

    •Oynamaz
    eklemler: Kafatası kemikleri arasında bulunan ve sutura adı verilen eklemler bu
    türdendir. Bu tip eklemler yoğun bir fibröz doku kitlesi ile birleştiklerinden,
    bazen fibröz eklemler adını da alırlar.

    •Yarı
    oynar eklemler: Bu tip eklemlerde hareket önemsiz seviyededir. Omurga kemikleri
    arasındaki eklemler bu tipe en belirgin örnektir. Kemikler arasındaki yarı
    gevşek eklem bir miktar harekete izin verir.

    •Oynar
    eklemler: Tam oynar eklemlerdir (sinoviyal eklemler). Eller, ayaklar, kollar ve
    bacaklarda bulunurlar. Farklı anatomik tipleri vardır. Hepsinde bir eklem
    boşluğu, bunu örten bir sinoviyal zar ve bu boşluğun içinde sinoviyal sıvı
    mevcuttur. Tüm hareketli eklemler sinoviyal eklemler adını da alırlar.



    Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın, ölüme erken sevgiye geç,
    Yine gecikmişim bağışla sevgilim, sevgiye on kala ölüme beş..

    )̲̅ζø̸√̸£ ч̸ø̸µ



  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    İskeletin Temel Kısımları Nelerdir


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 04.03.13, 08:22
  2. İskeletin Temel Kısımları
    By yıldızsude in forum Soru Cevap
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 28.09.12, 12:50
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.10.11, 19:58
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.09.11, 01:08
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.04.11, 21:01

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.