Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Konu: Teröristlerin Amaçları Nelerdir? Terör Niçin Doğdu? Terör Neden Var

  1. #1
    Senior Member
    Sponsorlu Bağlantı

    Teröristlerin Amaçları Nelerdir? Terör Niçin Doğdu? Terör Neden Var

    Sponsorlu Bağlantı

    Siyasal nedenlerle ve taleplerle şiddet kullananların bu hareketi siyasal şiddeti oluşturur. Siyasal şiddetin saldırdığı hedef devlettir. Başlangıçta 2-3 kişi ile yola çıkan bir terör örgütünün mensupları önceleri sadece şiddet eylemcisi veya terörist olarak adlandırılırken daha sonra sayıları arttıkça ve örgüt büyüdükçe siyasal şiddet eylemcisi sayılmaya, ayrı bir hukuk ve muamele görmeye başlarlar. Siyasal şiddet uygulayanların amaçları siyasi nitelikte olur. Özerklik, bağımsızlık, federasyon vb. gibi devlet de yönetimleri istemekle, aynı zamanda mevcut devlete de savaş açmış olurlar. Bu talepler ve durumlar onların siyasi şiddet hareketi olarak kabul edilme ihtimalini arttırır. Bu eylemlerin siyasal şiddet olarak kabul edilmeye başlanması ve bu yaklaşımın güçlenmesi en çok kendini bu örgütlerden ve eylemlerden korunmak için mücadele etmeye çalışan devletlerin işini zorlaştırır. Terörist bir örgütün siyasal bir hareket ve eylemlerin de siyasal şiddet sayılması bu örgütlere uluslararası sözleşmeler, anlaşmalar ve hukuk çerçevesinde önemli avantajlar sağlarken, terörü ve şiddeti bastırmaya çalışan devletin işini zorlaştırır. PKK, DHKP/C ve TKP/ML gibi etnik ayrımcı ve bölücü örgütlerin mücadelelerini ve örgütlenmelerini yurt dışına yaymalarının ve kendilerini ısrarla siyasal hareket olarak vurgulamalarının nedeni işte budur. Siyasal hareket olarak kabul edildiklerinde gerçekleştirdikleri terör ve şiddet eylemleri de “siyasal” sınıfına sokulacaktır. Bu durum uluslar arası bakış açılarının kendilerinden yana değişmesinde önemli rol oynarken saldırıya uğrayan devletin terörle mücadelesini zorlaştıracaktır.

    Tedd Gurr’un siyasal şiddete getirdiği tanım şudur: “Bir siyasal toplulukta, siyasal rejime, onun elemanlarına, rakip siyasal partilere, bunların üyelerine yada uygulanan politikalara karşı yöneltilen kollektif saldırı”


    TERÖR ve TERÖRİZM

    Terör, üzerinde anlaşma sağlanamadığı için ortak bir tanımı yapılamayan kavramlardan biridir.

    Terörizmin en temel belirleyicileri, şiddet ve kuvvet kullanımı eylemleridir. Teröristler genellikle siyasal amaçlarla hareket ederler. Bir teröristin amacı muhataplarını ve toplumu korkutmak, yıldırmak ve sindirmektir... Bunları sağlamak için kullanılan araç da terör’dür. Bu nedenle terör aynı zamanda psikolojik bir eylemdir. Planlı, örgütlü, maksatlı ve sistemli hareket eden organizasyonlar tarafından yapılan eylemlerdir. Bu eylemler karşı tarafa, istekleri kabul ettirmeye yöneliktir. Terör, “ses duyurucu” ve “ses getirici” özellikler taşıdığından aynı zamanda “propaganda”ya hizmet eder. Yani terör propagandanın silahlı bir türüdür. Teröristler gizli çalışmaya kendilerini saklı tutmaya gayret ederler ve bunun için yeraltında örgütlenir, hücreler kurarlar, kot adları alırlar, silah ve cephanelerini saklarlar. “Encyclopedia of the Social Sciences’de’ terörizm şöyle tanımlanıyor; “Terörizm, örgütlü bir grubun ya da tarafın istediği sonucu, sistemli şiddet kullanımı suretiyle sağlamak için başvurduğu yöntem ya da kuramdır.” Terör eylemleri daha çok, teröristlerin önünü tıkayan, onlara engel olan resmi otoritelere ve onların fikren ve fiilen müttefiki olarak görülen sivil hedeflere yoğunlaştırılır. YÖK’e karşı gösteri yaparken kontrolden çıkarak polisle taşlı sopalı çatışma yapan öğrencilerin bu eylemi terörizm sayılmaz. Bu eylem bir sokak çatışması olup şiddet öğeleri içerir. Ancak o çatışan gruptan bir öğrencinin bir örgüt adına, gece bir bombayı bir polis kulübesine atarak mala veya cana zarar vermesi eylemi terörizm sayılır. Çünkü planlama vardır. Sistemli hareket edilmiştir. Korku ve dehşet yaratma amaçlanmıştır. Eylemcinin arkasında örgütlü bir organizasyon vardır. Terörün bütün öğeleri olayda yer almaktadır. Çok doğaldır ki hemen hemen tüm terör örgütleri mevcut otoritelere karşı savaş açmıştır. Bu otoritelerin sahibi çok zaman devlettir. Bu nedenle devlete savaş açılmıştır. Bu savaşın bir doğası olarak, teröristler hükümete, rejime, devlet güvenlik güçlerine ve askerlere karşı savaşırlar. Çünkü bunlar saf dışı edilmeden iktidar ve otorite ele geçirilemez. Başka propaganda türlerine izin verilmeyen ülkelerde veya rejimlerde bunun yerini terörizm alır. Teröristler seslerini zorlamayla, korkutma, yıldırma, tehdit öldürme, yakma ve yok etme yollarıyla duyurmaya çalışırlar.

    Devletler teröristleri etkisizleştirmek, kendini ve halkını korumak için kuvvet kullanımına başvurabilirler. Ancak bu kullanım sınırları aşar da aşırı şiddet boyutlarına varırsa bu kez “devlet terörü” suçlaması yapılır. Devlet bir örgüt liderini bulmak ve ele geçirmek için kuvvet kullanabilir. Bu sırada yasal çerçeveler içinde silah dahi kullanabilir. Devletin bu hakkını kullanması meşrûdür. Çünkü, rejimin ve toplumun iyiliği, demokrasinin selameti içindir. Bu nedenle bu süreçte devlete terör ve şiddet suçlaması yapılamaz. Ancak devletin örgüt liderini bulmak için köylüleri harman yerinde sıraya dizerek, kadın kız ayrımı yapmadan dipçikleyerek yaralaması veya yargılamadan birilerini kurşuna dizmesi meşrûiyet sınırlarını geçer ve terörle suçlanmaya yol açar. Yasal çerçevede, uluslararası hukuk ve sözleşmelerin verdiği hak ve onayla kuvvet kullanan bir devletin, bu hakkını kullanması sırasında ortaya çıkan uygulamaların çok zaman şiddet unsurları taşımasına rağmen, bunların şiddet veya terörle nitelendirilmemesinin en temel nedeni, bunların devlete bir hak olması ve kendini ve halkını korumak amacıyla hareket etmesidir. Ancak devlet şiddet ve terörle suçlanabilir.. Ne zaman? Köylülere dışkı yedirmek gibi hiçbir şekilde kabul edilemez, insanlık doğasına ve toplumsal normlarımıza sığmayacak olan eylemler sergilendiği zaman...

    TERÖRİSTLERİN AMAÇLARI

    Teröristlerin birinci amacı, terör eylemi yapmaktır. O halde niçin terör eylemi yapmaya çalıştıklarını irdeleyelim;

    Terörün temel hedefi öncelikle halkta güçlü bir korku yaratarak “tarafsızlaştırmak” ve bu aşamadan sonra halkın bir bölümünün pasif ya da aktif desteğini almaktır. Böyle bir durumda teröristlerle mücadele eden devlet, elinde olmadan, tarafsızlaşan ya da teröristleri desteklemeyen halk kitlelerinin üzerine de gidecektir. Bu da devlete karşı tepkiler ve hoşnutsuzluklar oluşturacaktır. PKK’lı bir terörist grubu eylem yapıp ortadan kaybolduğu zaman, devlet bu teröristlerin çevredeki köylere kaçıp saklandığını düşünüyor ve bu köylere operasyon yapıyordu. Çevredeki köylerde günlerce kalıyor, binlerce köylü sorgudan geçiriliyor ve korkutuluyordu. Bu işlemden geçen köylüler doğal olarak tepki gösteriyor ve devlete düşman oluyorlardı. Belki de bu yüzden pek çoğu bilinçli olarak PKK’ya katılmıştı. İşte PKK’nın temel amacı zaten buydu. Önce bölge insanını korkutup yanına çekmek eğer olmuyorsa devletle aralarını açarak, devlete düşman olmalarını sağlamaktı... Eğer halk devletin gücüne ve otoritesine güvendiği için PKK’yı desteklemiyorsa bu kez doğrudan devletin organlarına ve güçlerine saldırılıyordu. Karakollara, devriyelere, DSİ, Karayolları ve Köy Hizmetleri şantiyelerine, PTT vericilerine trafolara, köprülere eylem düzenleniyordu. Böylece halkın çok güvendikleri devletin bile artık karşılarında duramadığı ve devletin kendini bile korumaktan aciz bir durumda olduğu izlenimi yerleştirilmeye çalışılıyordu. Bu taktik PKK’ya bir dönem epey yaradı... Öyle bir dönem geldi ki, Güneydoğu’nun pek çok yerinde devletin otoritesi tartışılır oldu. Bunun nedeni; PKK’nın devlete yaptığı saldırılarla, halkta devlete karşı güvensizlik duygusu oluşturması ve “kendini bile koruyamayan devlet bizi nasıl korusun?” kuşkusu yerleştirmesiydi. Terörizmle mücadelede halkın yardımına çok ihtiyacı olan devlet, halkın PKK’ya kayması ya da “tarafsızlaşması” nedeniyle bir dönem epey zorlandı...

    İşte teröristlerin temel amacı budur. Devlet otoritesini zayıflatmak ve halkın devlete güvenini sarsmak... Bundan sonrası teröristler için daha kolaydır. Yeter ki devlet toparlanıp harekete geçmesin... PKK saldırılarıyla bir dönem epey bunaltılan T.C devleti, terörizmle mücadele azmini ve cesaretini hiçbir şekilde yitirmemiş, büyük acılara ve kayıplara rağmen yeni taktik ve stratejilerle davranıp toparlanmış ve PKK’yı askeri yönden bitirme noktasına yaklaştırarak terörü bastırmıştır. Ancak unutulmamalıdır ki terör bitirilmemiş sadece bastırılmıştır.




    TERÖRLE İLGİLİ ÇARPICI YORUMLAR

    “Terör denilen ileriye kaçış, fakirlerin silahıdır.”

    Olivier MONGIN

    Teröristler arasında ve terör örgütleri içinde yer alan bireylerin tamamına yakınının fakir aile çocukları olduğunu ve aralarında “iyi gelirli, refahı yüksek ve mutlu” ailelerin çocuklarının bulunmadığını, hiç kimsenin de teröre “zevk-macera ya da safari olsun” diye girmediğini belirtelim. Köylerden, varoşlardan ve gecekondu semtlerinden gelen yoksul, yarı aç, çatışmalı, mutsuz ve ezilmiş ailelerin çocukları terör için en elverişli malzemedir. Terör yoksulların kendilerini zorla, ifade etme ve dinlettirme silahı olarak karşımıza çıkıyor.

    Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın 27 Eylül 1972 tarihli-1314 sayılı Genel Kurul toplantısında hazırlanan bir rapordan (10. sayfa) bir alıntı yapalım: “Sefalet, hüsran, dert, keder ve umutsuzluk terörizme götürür; teröristler uluslararası ve ulusal siyasal, ekonomik ve toplumsal gelişmelerden etkilenirler; kişisel nedenleri de bulunabilir.” Komutanından dayak yiyen bir Kars’lı er, buna öfkelenip bütün silah ve mühimmatlarıyla birlikte kaçıp PKK’ya katılmıştır... Sevgilisi PKK’lı olan Eğitim Fakültesi öğrencisi A.T, sevgilisi PKK’nın dağ kadrosuna katılınca, Kürt olmadığı halde onun arkasından gidip PKK’ya katılmıştır. Bu gibi kişisel nedenler olabilir.

    Şimdi ünlü terörizm, araştırmacısı Lawrence Hamilton’dan bir alıntı yapalım;

    1- Sefalet ve baskı her türlü sivil toplum kargaşasının nedenidir. İsyancı terörizm bunlardan biridir. Teröristler eylem yapınca, polis kışkırtılmış olur ve polis harekete geçer. Bu durum teröristleri bunaltır ve her türlü faaliyetlerini kısıtlar. Buna karşılık polisin baskısı ve operasyonlar toplumda teröristlere ilgiyi ve dikkati arttırır. Bununla birlikte onlara karşı sempati gösterenler de artar. Devlet güçleri baskıyı arttırdıkça teröristlerle devlet yer değiştirir. Devlet zalim ve baskıcı, teröristler masum ve mağdur durumuna geçer. Bu yer değişimi teröristlere yeni eylemler yapmada ve devlete saldırmada büyük bir avantaj sağlar. Çünkü ‘ezilen’, ‘hakkını arayan’, ‘zulme direnen’ rolündeki teröristler ham sempatizanların desteğini alırlar hem de saldırganlıklarını gerekçelendirirler. Mao, Lenin Che Guevera, Dursun Karataş, Kaypakkaya ve Apo bu taktiği uygulamışlardır.

    2- Terörizmi sefalet, yoksulluk, kötü yaşam koşulları ve baskı doğurur ve besler. Terör başladığı zaman devletin buna cevabı sert olur. Bunun ucu, sonunda halka da dokunur. Devlet baskısıyla ve takibiyle canları yanan halk kesimleri ve bireyler rejime karşı antipati beslemeye başlarlar. Bunu bir takım psikolojik ve sosyal zincirleme reaksiyonlar izler. Bu evrede provokatörler işbaşındadırlar. Kışkırtılan halk kitleleri isyancılara katılır. Bu süreç ihtilale yol açar. Bu teori, Brezilyalı terörist teorisyen Marighela’ya aittir.

    3- Terörizmin nedeni sefalet ve baskıdır. Devlet, terörizm başladığı zaman bir dizi önlemler alır, terörün nedenlerini araştırır ve reformlar yapar. Bu esnada baskıcı uygulamalara ara verilmiş olur. Bu evrede baskının azalmasını fırsat bilen terör örgütleri sıçrama yaparlar ve terörü tırmandırırlar. (PKK’nın terör eylemlerinin en yoğun ve yıkıcı olduğu evre, 1988 ile 1997 yılları arasındaki evredir. Çünkü bu evrede devlet PKK terörünü tanımlamaya, bu terörün nedenlerini anlamaya ve bu terörü bastırmak için bazı yeni reformlar yapmaya, uygulamalar ve yöntemler geliştirmeye çalışıyordu. Devlet bununla yoğunlaştığı için bir süre “bastırma” gayretleri azalmıştır. Bu durumdan yararlanan PKK da terörü tırmandırmıştır). (T.G.) Ancak devlet baskısını azaltmayıp terörle mücadeleye, yalnız asayiş ve emniyet sorunu olarak bakarsa, terör yoğunlaşır ve teröristler taleplerini kabul ettirene ya da devleti istedikleri gibi geriletene kadar eylemlerine devam ederler.

    4- Terörizmde sadece fakirler ya da istismar edilenler değil öğrenci kitleleri, aydınlar ve marjinal seçkinler de rol oynarlar. Terör sadece umutsuzluk ve yoksulluğun artmasına bağlı olarak çıkmaz. Özgürlük ve refah da teröristlerin imkan ve fırsatlarını arttırır. Hürriyetlere, açıklığa ve insan haklarına önem vermeye çalışan liberal hükümetler aslında elde olmayarak terörizme de kolaylık sağlarlar. Aşırı özgürlüklerden yararlanan teröristler, bunları kendileri için değerlendirirler. “İnsan Haklarını”nı çiğnemek endişesiyle davranan liberal hükümetler terörün üzerine çekingen ya da düşük seviye ile giderler. Bu da teröristlere yarıyor.

    Terörizm başlayınca bastırma hareketi de başlar. Özgürlükler azaltılır. Kaos oluşur. Bu da askeri darbe ihtimali arttırır. (12 Eylül Askeri darbesini yapanlar terörün azdığını ve rejimin tehlikede olduğunu, bu yüzden darbe yaptıklarını söylemişlerdir). (T.G.)

    5- Hayal kırıklıklarının ve hüsrânların şiddeti, rejimin ve isyancıların güçleri ve kozları, dış destekler, geçmişteki isyanlarda sağlanan başarı ve başarısızlıklar, devletin isyancılara uyguladığı kuvvet ve şiddet, hükümetin adalet sisteminin etkisi ve işleyişi, teröristlerin para ve silah temin durumları terör ile doğrudan ilişkisi olan faktörlerdir. Terör bu faktörlerin her birinden değişik şekillerde etkilenerek veya beslenerek doğar ve gelişir.

    6- Terör, daha liberal, az baskıcı ve insan haklarına önem verdiği için daha fazla hoşgörülü olan yönetimler döneminde canlanır. (Terörün 1978’de CHP döneminde patlaması ve PKK’nın da aynı dönemde doğmasının nedeni budur. CHP hükümetinin ve Başbakan Bülent Ecevit’in terörist örgütlerin fikirlerine, yıkıcı ve bölücü ideolojilere hoşgörülü bakıp kayıtsız kalması terör örgütlerine kolaylık ve rahatlık sağlamıştır. Terörizmin başlamasıyla beraber şiddet de artar. Ancak şiddetin artması teröristlerin yönetimi ele geçirebilecekleri veya ihtilal yapacakları anlamına gelmez. Çünkü terörizmin başlamasıyla beraber işin içine karşı reaksiyonlar da girer ve teröristler, karşılarında hem devletin baskısını hem de sivil güçlerin direniş ve engellemelerini bulurlar. Şiddeti arttıran da bu durum olabilir. 12 Eylül öncesinde devleti yıkmaya ve ele geçirmeye çalışan 30 civarında komünist terör örgütünün karşısına milliyetçi-ülkücü karşıt hareketlerin çıkıp bunlara engel olmaya çalışması örneğini unutmayalım. Bu karşılaşmada doğal olarak şiddetli bir reaksiyon oluşmuş ve şiddet tırmanmıştır.) (T.G.)

    “Terör, silahlı eylemcilerin siyasal amaçlarına ulaşmak için, sivilleri korkutmak ve gerekirse onlara zarar vermek amacıyla, onlara yönelttikleri saldırı ve eylemlerdir.” (Benjamin NETANYANU)

    Bazı devletler siyasal taleplerini doğrudan savaşa girerek değil, destekledikleri ve besledikleri terörist örgütler vasıtasıyla sağlamaya çalışırlar. Bu durumdan en çok canı yanan ve başı ağrıtılan ülke herhalde Türkiye olsa gerektir... Komşularımız Suriye, İran ve Yunanistan, topraklarında barındırdıkları terör örgütlerini Türkiye’nin üzerine saldırtarak, resmen ilan edilmemiş bir düşmanlık ve örtülü savaş sürdürmektedirler. Hatta Suriye bu işi artık o kadar gözle görülür bir hale getirmiştir ki sonunda Türkiye, resmen açık savaşa gidebileceğini açıklayarak Suriye’yi hizaya getirmiş ve PKK lideri Apo’nun Suriye’den çıkarılması sağlanmıştır. Siyasal isteklerini bu şekilde, topraklarında barındırıp eğittikleri terör örgütleri vasıtasıyla, örtülü savaşla kabul ettirmeye çalışan bu ülkeler hiçbir zaman terörü ve teröristleri desteklediklerini kabul etmezler. Savaşı bu şekilde, örtülü olarak sürdürmek Suriye, Yunanistan ve İran gibi ülkelere pek çok kolaylık sağlıyor. Türkiye’nin önüne hem kendileri çıkmamış oluyorlar hem de uluslararası savaş sözleşmelerine ve hukukuna uymak gibi zorunluklarla karşılaşmadan isteklerini kabul ettirmeye ve pazarlık yapmaya çalışıyorlar. Teröristler, hiçbir zaman kendilerini savaş kurallarına, insan haklarına ve savaş sözleşmelerine (Cenevre) uymaya mecbur hissetmezler ve çok zaman bunlara uymazlar. (PKK’nın baskın yaptığı köylerde bebekleri, ihtiyarları, kadınları hastaları, hayvanları hiç acımadan katletmesi gibi eylemlerin tamamı insan haklarına, savaş kurallarına ve savaş sözleşmelerine aykırıdır). (T.G.) Ancak teröristlerle mücadele etmek zorunda olan ve terörü bastırmaya çalışan bir devlet, bu kurallara ve sözleşmelere uymak zorundadır. Bu zorunluluk da terörle mücadele eden devletlerin işini bir hayli zorlaştırmaktadır. En az teröristler kadar rahat ve sorumsuz hareket etmesi halinde terörü çok daha kısa sürede bastırabilecek olan devletler, sırf hukuk, etik insan hakları ve savaş kuralları gibi uymakla yükümlü oldukları şartlar nedeniyle terörü daha zor ve uzun sürede bastırabilmekte veya hiç bastıramamaktadırlar.

    Uluslararası savaş sözleşmelerinin ve insan haklarının, devletin terörle mücadelesini zorlaştırıcı ama uyulması gereken bir durum sözkonusu iken teröristlerin işini kolaylaştıran veya onlara koruyucu şemsiye oluşturan bir zıt durum da sözkonusudur. Teröristlerin insan haklarını savaş sözleşmelerini ve hukuku kendilerine göre yorumlamaları ve yontmaları, terörle uluslararası mücadelenin önünü tıkamakta veya mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Ayrıca ‘NOBEL BARIŞ’ ÖDÜLÜ gibi uluslararası ödüllerin son yıllarda adları terörizmle birlikte anılan kişilere mesela, Yaser ARAFAT’a verilmesi veya IRA’nın siyasi kanadı olan Sinn FEIN’in lideri Gerry ADAMS’ın A.B.D Başkanı Clinton tarafından Beyaz Saray’a çağrılması gibi davranmışlar teröristleri özendirici, ödüllendirici etkiler yapan vahim ve çok yanlış tavizlerin başında geliyor.

    Yıllardır terör üreten ve terörizmle birlikte yaşayan Yaser ARAFAT, dünya barışına ne gibi katkıda bulunmuş ki, NOBEL Barış ödülü ona veriliyor? Bu gibi sorumsuz, özendirici ve yaranmacı tavizler yüzünden bu prestijli ödülün bugün hiçbir kıymeti kalmamıştır. Ödülün İsrail Başbakan’ı olan ve geçmişte azılı terörist olarak bilinen kişilere de verildiğini düşünürseniz son yıllarda terörizmin nasıl ödüllendirildiği çok iyi anlaşılır. Uluslararası terörizme cesaret kazandıran da işte dünyanın bu umarsızlığı kayıtsızlığı ve lâubaliliğidir. UNESCO, son yıllarda ödüllerini terörist liderlere ve adları terörizmle anılan kişilere dağıttı.

    UNESCO ÖDÜLLERİN VERİLDİĞİ

    KİŞİLERE BAKIN!

    Unesco’nun barış arayışlarını güçlendirmek amacıyla dağıttığı bir ödül var. Bu ödül 1977’de MORO Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF) lideri Nur Misuari’ye verildi. Şeriatçi-Bağımsız bir Moro Devleti kurmak için yıllardır Filipin adalarında hükümetle çatışan ve terör faaliyetlerinde bulunan bir gerilla hareketinin lideridir Nur Misuari... “Moro hareketi müslümandır. Bu nedenle mücahit kardeşlerimizi destekleyelim.” diyerek ‘MNLF’ örgütünün terörizmine “cihad” yada “Kurtuluş Hareketi” olarak bakanlar, aynı zamanda, PKK’yı da Kurtuluş Hareketi olarak görüp, bu örgütü terörist kapsamından çıkarmak isteyen ülkelere ve çevrelere çanak tutmuş olmaktadırlar. Bu çarpık yaklaşım Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve “üniter devlet yapısını” parçalamak isteyen PPK’ya da koz veriyor. Moro Hareketinin Filipin topraklarında, terörizmle, bağımsız bir şeriat devleti kurmaya çalışmasına fikren ve fiilen destek verenler, Batılı ülkelerin, bağımsız bir Kürt Devleti kurmaya çalışan PKK’ya destek vermelerine veya PKK’ya terörist örgüt demeyi kabul etmemelerine kızmaları ikiyüzlü bir yaklaşımdır. Terörizmle mücadele; teröristleri, iyi terörist veya kötü terörist diye ayırmakla ya da kimi terörist örgütleri terör sınıfından çıkarıp “Kurtuluş Savaşçısı” kabul etmekle olmaz... Yıllar boyunca, MORO örgütüne terörist hareket suçlaması yapan Batılı ülkelerin yönetimlerinin, rüzgarların yönü değişince UNESCO Barış ödülü’nü MORO lideri Nur Misuari’ye münasip görmeleri ne büyük bir ikiyüzlülük ve terörizme karşı ne büyük bir hizmettir.

    1996’da aynı kuruluş, barış ödülünü bu kez, daha önceden gerilla lideri olarak anılan Guetamala Ulusal İhtilalci Birliği (UNRG) Başkanı Binbaşı Ronaldo Moran’a verdi. Böylece terörizm UNESCO tarafından bir kez daha ödüllendirilmiş oldu.

    Aynı barış ödülü 1993’te, geçmişlerinde azılı terörist olan ve terörle dansları hala devam eden FKÖ lideri Yaser Arafat’a, İsrail Başbakanı Yitzak Rabin’e ve İsrail Dışişleri Bakanı Şimon PERES’e de verilmiştir.

    Irkçı Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yıllarca zencilere terör uygulayan faşist ırkçı Cumhurbaşkanı Frederik W. De Klerk’e de bu ödülden verilmezse ayıp olurdu... UNESCO, De Klerk’e de barış ödülü vermiştir. Gerekçesi de siyah ırkın durumunun düzeltilmesi için çabalar göstermesiymiş.

    Bu ödül verilen kişiler dün terörist denilen kişileridir. Dün terörist olarak kabul edilen bu kişiler, gün geliyor devlet başkanı olabiliyorlar. Bunlarla siyasi-diplomatik müzakerelere oturmak zorunda kalınabiliyor. PKK’yı terörist devlet olarak kabul etmeye yanaşmayan Batılı ülkeler Apo’nun bir gün karşılarına devlet başkanı olarak çıkabileceği ihtimalini hiç de göz ardı etmiyorlar anlaşılan... Uluslararası terörizmle mücadele etmenin temel zorluklarından biri de bu ikiyüzlü ve ilkesiz yaklaşımdır. Aynı zamanda, Türkiye’nin PKK’yı askeri açıdan bastırmasına rağmen, nihaî ve siyasî olarak tamamen bitirememesinin nedeni de bu yaklaşımdır.




    Ülkemiz Şartlarına Uygun Düşen Tanımlarıyla;

    TERÖR VE TERÖRİZM

    Terör kelimesi, Latince bir kavram olup, korkudan titreme veya korkudan titremeye neden olma anlamına gelmektedir. Bir toplumda, bir grubun, halkın direnişini kırmak için ortaya çıkardığı korku olarak da ifade edilmektedir.10

    Çok genel bir ifadeyle, terörün, bilinçli, planlı ve siyasal bir amaç güdülerek yürütülmesi ise terörizm olarak ifade edilebilir.

    Terörizmde, yasadışı siyasal ve stratejik amaçlarını gerçekleştirmek isteyen bir grubun veya devletin, bilinçli ve planlı bir şekilde, şiddet kullanması ve şiddet kullanma tehdidinde bulunması söz konusudur.

    Terörizm yeni karşılaşılan bir olgu değildir. Farklı kavramlarla ifade edilmiş olmakla beraber, bu kavram içerisinde mütalaa edilebilecek olayların ve gelişmelerin varlığı, insanların toplu olarak yaşamaya başladıkları döneme kadar götürülebilir. Ancak bilimsel ve teknolojik gelişmeye bağlı olarak terörizm kavramı da değişime uğramış ve bugünkü görünümüne kavuşmuştur.

    Günümüzde terörizmin sadece şiddet kalıbı içinde düşünülmesi doğru değildir. Çünkü, terörist eylemleri aniden ortaya çıkmaz. Terörizm, önce çeşitli yasal ve meşrû protesto şeklinde çıkar; toplantılar ve gösteriler şeklinde kendini hissettirir; daha sonra, yasaların sınırlarını zorlayan ve toplumun hoşgörüsünü istismar eden hafif şiddet eylemlerine dönüşür ve en nihayet, genelde, masum insanların hayatlarını hedef alan yoğun ve yaygın sabotaj ve suikast gibi eylemler şeklini alır.

    (60’lı yılların sonlarında önce, masum öğrenci hareketleri başlamış ve bu hareketlerin ardından marksist-devrimci öğrenci grupları ve dernekleri oluşmuştur. Bu gelişme ile birlikte geniş katılımlı ve zaman zaman polisle çatışmalara varan mitingler, korsan gösteriler ve boykotlar başladı. Bu tırmanışı yetersiz bulan sol devrimci odaklar bu kez TİİKP, THKO ve THKP/C gibi yasadışı silahlar örgütler kurdular. Bu süreçle birlikte Türkiye’nin her tarafında terörist eylemler başladı... Türkiye önce, öğrenci istekleri ve formlar ile başlayıp kısa sürede terörizme dönüşen bir belâ ile mücadele ediyor. Terörizm belası 30 yıldır devam ediyor ve bir türlü yok edilemiyor.) (T.G.)

    Bu çerçevede yapılabilecek terörizm konusundaki bazı tanımlar şunlar olabilir; birincisi, terörizm, dehşet salmak için girişilen, seçilmiş, planlı eylem ve eylemde bulunma tehdididir. İkincisi, terörizm saldırılan veya korkutulan sivil ve masum insanlar/kurumlar aracılığıyla, hedeflenen daha büyük ve güçlü kitleyi yıldırıp korkutarak, yasadışı siyasal ve stratejik amaçlarını gerçekleştirmek için, bir grubun veya bir devletin, bilinçli ve planlı bir şekilde, şiddet kullanması veya şiddet kullanma tehdidinde bulunmasıdır. Üçüncü bir tanım da; gelişmiş, yaygın ve yoğun kitle iletişim düzeninden de yararlanarak bir soruna/konuya/siyasal anlaşmazlığa dikkat çekmek için kullanılan şiddeti de içeren, radikal bir yöntemdir.

    12.4.1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1. maddesinde terörün tanımı şöyle yapılmaktadır; “baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa’da belirtilen Cumhuriyet niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletin ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türkiye Devletinin ve cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemler.” Bu tanıma bakılarak, terörün niçin karmaşık bir olgu olduğu ve niçin herkes tarafından kabul edilebilecek, genel ve kapsayıcı bir tanımının yapılmasının zor olduğu da anlaşılabilir.

    Esasen terörün şiddet içeren boyutunun, terörü kullananlar için ‘haklı’ muhatap olan için ‘haksız’ sayılmasının, terörün farklı şekillerde tanımlanmasının gerisindeki en önemli unsurlardan biri olduğunu söylemek gerekir. Çünkü, “haklılık” bir değer yargısıdır; genel ve geçerli değildir, görelidir, konjonktüreldir ve bütün bu özellikleri nedeniyle de ideolojiktir. Dolayısıyla, terörizm konusunda farklı tanımların ortaya çıkması doğaldır. Bu bakış açısının bir diğer doğal sonucu da terörizme sadece örgütsel bir yapı ve işlev veya ideolojik sınırlar içinde veyahut örgütün görünen yapısından yaklaşılmasının doğru olmayacağı; terörizmin çok boyutlu olduğu ve bu konuda ki değerlendirmelerin sağlıklı olabilmesi için bütün boyutların dikkate alınması gerektiğidir.

    Terörizmin genelde şu boyutlara sahip olduğu söylenebilir; şiddet veya zor kullanma, bir siyasal amaç gütme, dehşet veya korku salma, tehdit ve toplumda uyandırılan psikolojik etki veya üçüncü kişilerden beklenen yaygın tepki.



  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Teröristlerin Amaçları Nelerdir? Terör Niçin Doğdu? Terör Neden Var


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 19.08.16, 10:23
  2. Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 06.05.11, 20:03
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.05.11, 19:39
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16.10.10, 02:45
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.05.09, 16:26

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.