Sponsorlu Bağlantı

+ Cevap Ver
3 sonuçtan 1 ile 3 arası

Konu: Sait Faik Abasıyanık (Sait Faik Abasıyanık Kimdir? - Sait Faik Abasıyanık Hakkında)

  1. #1
    AdministratoR
    Sponsorlu Bağlantı

    Standart Sait Faik Abasıyanık (Sait Faik Abasıyanık Kimdir? - Sait Faik Abasıyanık Hakkında)

    Sponsorlu Bağlantı

    Sait Faik Abasıyanık (Sait Faik Abasıyanık Kimdir? - Sait Faik Abasıyanık Hakkında)


    Sait Faik Abasıyanık


    Sait Faik Abasıyanık 18 Kasım 1906’da Adapazarı’nda doğdu. Çocukluğu Adapazarı’nda geçti. İlköğrenimini Rehber-i Terakki Okulu’nda yaptı. Ortaöğreniminin bir bölümünü İstanbul Erkek Lisesi’nde, bir bölümünü ise Bursa Lisesi’nde tamamladı (1925-1928). Yükseköğrenimine İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nde başladı (1928). İki yıl sonra babasının isteği üzerine, iktisat eğitimi için Venedik üzerinden İsviçre’ye gitti. Lozan’da kısa bir süre kalarak, Fransa’nın Grenoble kentine geçti. Sanatı ve kişiliği üzerinde derin izler bırakacak çok sevdiği bu Fransız şehrinde üç yıl yaşadı. Fransa’dan döndükten sonra bir süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı. Çocukluğundan beri tüccar olmasını istediği babasının zorlamasıyla ticarete atıldı ve başarılı olamadı. Babasının 1939’daki ölümüyle geçimini yalnızca kalemiyle sağlamanın yollarını aradı. Kısa bir süre Haber gazetesinde muhabirlik yaptı (1942). Yazarlığa lise yıllarında başlayan Sait Faik’in ilk şiiri Mektep dergisinde (1925), ilk yazısı ‘Uçurtmalar’ Milliyet gazetesinde yayımlandı (1929). 1934’ten itibaren kendini neredeyse bütünüyle öyküye veren yazar; denizi, emekçileri, çocukları, yoksulları, işsizleri, balıkçıları yalın ve şiirsel bir dille anlatarak Türk edebiyatına yeni bir öykü anlayışı getirdi. Daha önce Atatürk’ü de onur üyeliğine seçen, ABD’deki Uluslararası Mark Twain Derneği tarafından çağdaş edebiyata yaptığı katkılarından dolayı onur üyeliğine seçildi (1953).
    11 Mayıs 1954’te İstanbul’da öldü.

    Yapıtları: Öykü: Semaver (1936, Remzi Kitabevi); Sarnıç (1939, Çığır Kitabevi); Şahmerdan (1940, Çığır Kitabevi); Lüzumsuz Adam (1948, Varlık Yayınları); Mahalle Kahvesi (1950, Varlık Yayınları); Havada Bulut (1951, Varlık Yayınları); Kumpanya (1951, Varlık Yayınları); Havuz Başı (1952, Varlık Yayınları); Son Kuşlar (1952, Varlık Yayınları); Alemdağ'da Var Bir Yılan (1954, Varlık Yayınları); Az Şekerli (1954, ö.s. Varlık Yayınları). Roman: Medar-ı Maişet Motoru (2. baskısı Birtakım İnsanlar adıyla) (1944, Yokuş Kitabevi); Kayıp Aranıyor (1953, Varlık Yayınları) Şiir: Şimdi Sevişme Vakti (1953, Yenilik Yayınları) Röportaj-Öykü: Tüneldeki Çocuk (1955, Varlık Yayınları); Mahkeme Kapısı (1956, Varlık Yayınları) Diğer Yapıtları: Balıkçının Ölümü-Yaşasın Edebiyat (1977, Bilgi Yayınevi), Açık Hava Oteli (1980, Bilgi Yayınevi)
    Müthiş Bir Tren (1981, Bilgi Yayınevi); Sevgiliye Mektup (1987, Bilgi Yayınevi) Çeviri: Georges Simenon'dan Yaşamak Hırsı (1954, ö.s., İstanbul Yayınları)



  2. #2
    AdministratoR

    Standart Cevap: Sait Faik Abasıyanık (Sait Faik Abasıyanık Kimdir? - Sait Faik Abasıyanık Hakk

    SAİT FAİK ABASIYANIK
    Hayatı ve Kişiliği:

    Sait Faik, Adapazarı’nda 23 Kasım 1906 da doğdu, varlıklı bir ailenin çocuğu olmanın verdiği rahatlıkla büyüdü..Asıl adı Mehmet Sait’dir. Baştan itibaren okulu pek sevmedi . İstanbul Erkek Lisesi’nden yaramazlıkları nedeniyle kırkbir arkadaşıyla birlikte,Bursa Lisesi’ne gönderildi ve oradan mezun oldu.Edebiyat fakültesinde başladığı yüksek öğrenimini yarım bıraktı,babasının zorlamasıyla iktisat okumak için İsviçre’ye gönderildi.

    Daha sonraları, bu yolculuğu gezmek ve eğlenmek adına yaptığını itiraf etmiştir.

    Nitekim, aylak geçirdiği günler nedeniyle okulu tamamlayamadan babası tarafından geri çağrılmıştır. Sait Faik’in bu dönemde yaşadığı aşkların, eğlence ve içki dolu yaşamının ve gezdiği Avrupa şehirlerinin sanatçı kişiliğinin üzerinde olumlu anlamda etkisi olmuştur.

    İstanbul’a döndükten sonra, bir süre boş ve anılarıyla başbaşa yaşadı. Zamanla canı sıkılınca bir işle uğraşmayı düşündü.Bir süre Türkçe öğretmenliği yaptı , bir süre ticaretle uğraşmayı denedi .Sait Faik’in bu sıralarda ilk kitabı yayınlandı .1936 yılında yazdığı mektubunda ilk kitabı için şunları söylemiştir.’Kitabım bir kaç güne kadar çıkmak üzeredir.Adını Semaver koymuş bulunduk Kitap bir çok yanlışlıkla çıktığı için pek ümitsizim.’

    Birinci kitabından sonra da hikayeler yazmaya ve yayınlamağa devam eden Sait Faik, 1939 da ikinci kitabı olan Sarnıç’ ı yayınladı..Aynı yıllarda çıkan üçüncü kitabındaki ÇELME adlı hikayesi yüzünden askeri mahkemeye verilmiş, 1944 yılında yayınlanan MEDAR-I MAİŞET MOTORU ( sonradan Birtakım İnsanlar adı ile yayınlandı.) adlı kitabının asılsız bir ihbar üzerine toplatılması nedeniyle çok üzülmüş ve yazmaya küsmüştür.Sait Faik, çabuk kırılan ve küsen bir yapıya sahipti.İlk kitabının yayınlanmasından sonra da fazla satmaması nedeniyle üzülmüş ama yazmaya devam etmişti. Üst üste gelen bu olaylara daha fazla dayanamadı ve Burgaz Ada’ya çekildi.
    Adadaki yaşamında, balıkçılık ve ada halkıyla yakından ilgilenmiş sonrasında bunları hikayelerine konu etmiştir.

    Bu küskünlüğü uzun sürmemiş, yazı hayatına tekrar dönüş yaptığı kitabında ‘Haritada Bir Nokta ‘ adlı hikayesinin sonunda : ‘Söz vermiştim kendi kendime : Yazı bile yazmıyacaktım. .Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim.Hırs , hiddet neyime gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye kağıt , kalem aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım . Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.’

    Böylece yazı hayatına tekra dönen yazar ,’ Lüzumsuz Adam’ adlı kitabını ancak 1948 yılında yayınlandı.Bundan sonra verimli bir yazı hayatı başladı Sait Faik için.Ve tekrar İstanbul’a döndü.Günlerini Beyoğlu’nda geçiriyordu.Bu semtin en şüpheli batakhanelerine gece yarıları bile girmekten çekinmezdi.Mavi gözlü bir balık gibi İstiklal caddesinde aşağı yukarı dolaşır,söyleneleri dinler, onlardan bir şeyler çıkarmaya çalışır, insanları incelerdi. Aşık olur, evlenme düşleri kurardı.Bunu yazılarında şöyle belirtmiştir:
    ‘Saçım tek tük, sakalım ağardı.Fakat her zaman pencere önlerinde bir hayal bekledim.Ne kadar hakikat oldularsa , şimdi bütün hepsi o kadar hayaldir.’

    Gecelerini Bulgar çarşısındaki apartmanında geçirirdi. Yakın dostlarını candan severdi.Kini yirmidört saat sonra eski zaman havuzları gibi durulurdu.Çocuk gibi küserdi. Konuşması küfürlü idi.Böyle olduğu halde kibardı.Hikayelerini güç yazardı. Uzun uzun dolaşır , görür sonra bir yere kapanır,dolmuş bir akümülatör gibi boşalıverirdi. Bazen kalemi kağıdı cebine sokar, Burgaz’daki çamlığa giderdi.Orada tabiatla baş başa, aklına geleni yazardı. Çok kere de evde geç vakitlere kadar çalışırdı.Hikayelerinin çoğunu sarı yapraklı bir okul defterine kurşun kalemle yazmıştır.

    Sait Faik, 1944 yılında tanısı konulan siroz hastalığı nedeniyle sıkıntılar ve krizler yaşıyordu. Ölüm korkusu , hikayelerine de yansımıştı. İyileşeceğine bir türlü inanmıyor, bu duygu en küçük hareketinden, en neşeli kahkahasına kadar yansıyordu.Alnı kırışıklıklarla dolmuş, zaten seyrek olan saçları iyiden iyiye beyazlamıştı.Dudakları bütün lezzetlere susamış, mavi gözleri çocuk gözleri gibi temiz görünmeğe başlamıştı.

    Ölüm korkusu duyduğu günlerde ters,patavatsız bir insan olur, hırsından tırnaklarını yerdi.İçindeki yaşama hırsı, yaşama isteği kaybolmamıştı.Hişt ! Hişt! Adlı hikayesinde yaşamın bilinmeyen sırları hakkındaki düşüncelerini şöyle yansıtmıştır:
    ‘Nereden gelirse gelsin , dağlardan, kuşlardan, denizden , insandan, hayvandan , ottan , böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin!.. Bir hişt hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları…Hişt hişt Hişt. Hişt hişt. Hişt hişt’

    1953 yılında Amerika Birleşik Devletlerindeki Mark Twain derneği , modern edebiyata yaptığı hizmetlerden dolayı Sait faik’e onur ödülü vermiştir.

    Yaşamının sonlarına yaklaşırken, çok sevdiği İstanbul’u da sevmez olmuş, adada annesinin hastalığı ile ilgili gösterdiği özenden de uzaklaşınca , hayata bağlılığı bütün yazılarında görülen Sait Faik ne yazık ki çok korktuğu sondan kurtulamamış, 10 Mayısı 11 Mayısa bağlayan gece 02:35 de ölmüştür.Ölümünden sonra annesi ‘Sait Faik Hikaye Ödülü’ kurmuştur. Annesinin ölümünden sonra da Darüşşafaka Derneği, bu ödülü halen devam ettirmektedir.


    Öykücülüğü üzerine:

    Sait Faik gibi bir yazar ve eserleri üzerine yapılmış pek çok değerlendirme var kuşkusuz. Bu değerlendirmeler içinde Tahir Alangu'nun "*****huriyetten Sonra Hikaye ve Roman" çalışmasında yer alan Sait Faik bölümü, -hem yazarın etkilerinin hala sıcaklığını koruyor olması, hem de Alangu'nun titizliği açısından- en başarılılarından bir tanesi. Yazının geri kalan bölümünü onun çalışmasından alıntılarla sürdürürken, Sait Faik'i tanıtmanın yanı sıra, Tahir Alangu'nun eleştiri tarzını da hatırlatmayı amaçladım.

    "Düşünce ve duygularını, hele kendi kurallarını getiren yeni bir sanatçı olarak başıboş ve özgür yaşama tutkularını anlamayan, buna karşı olan bir çevrede yetişti. Ancak on beş yıl çabaladıktan sonra kendini bu topluma bir parça kabul ettiren, küçük bir üne sahip olabilen Sait Faik'in, aile çevresinden başlayarak yaşadığı öteki çevrelerle tam ve düzenli, doyurucu ve destekleyici bir anlaşma içinde olduğu söylenemez. İlk hikayelerinden başlayarak bütün eserlerinin, artistçe kendi uslubunda bir yaşamayı yadırgayanlarla çatışmalarının aynası olduğu görülür. Bu tür bir çatışmanın olmadığı yerde de, çağının sanatını ve yerleşmiş sanat ölçülerini aşan bir yeni ve güçlü sanat eserinin yeşermeyeceği de açıktır. Böylece onda, edebiyatı, özentilerden, romantik ucuzluklardan kurtarmak, bir başka kata yükseltmek isteyen bir davranışın varlığı daha ilk adımlarından belli olmaktadır. Sait Faik, hikayeyi "edebiyat yapanların" elinden kurtarmaya gelmiştir.

    Onun ilk hikayelerinden başlayıp gerçeklerden düşlere doğru yürüyen anlatışındaki zaman zaman değişen kuruluş denkleminin, ölümüne yakın yıllarda tamamiyle değişeceğini, gerçeğin allegoriler, gerçeküstü unsurlarla kapatılacağını göreceğiz. Git gide gerçekten; küçük adamlar kalabalığının yaşadığı hayattan koparak, yalnızlığın vahşiliğine, "kavun acısı yalnızlık"ın dehşet verici bunaltılarına, yaklaşan ölümün ezici gölgeleri arasına karşıp yürüyüşünü, yine hikayelerinin aynasından seyredeceğiz. Hayatı ve eserlerinin iç içe oluşu, onun sanat anlaşının olduğu kadar, ancak çok iyi bildiği konuları ve hayatları anlatmak istemesinin de bir sonucuydu. Düşünce ve sanata karşı alabildiğince kayıtsız, sağır bir çevrede, dış çatışmalarla bezgin, içe dönük ve kavgacı, umutla umutsuzluk arasında, kaybettiklerini kenar mahalleler, köprü altları, balıkçılar ve küçük insanların yaşamlarına katılarak bulmak istedi.
    İlk hikayelerinde olayları toplumcu bir açıdan gözlemeye çalıştığı, gözlemci bir gerçekçiliğe yöneldiği görülür. Bu yıllarda, "Vakit gazetesi" çevresindeki yazarlar arasında tutulan, toplum çatışmalarını anlatan hikayeleri ile "küçük adamın günlük yaşayışını" ele almaya başladı. Eskilerin kenarda köşede unuttukları, kimselerin varlığından haberdar olmadıkları "küçük adam"ı edebiyatımıza getiren o olmadıysa bile, yerleştiren, bilinmeyen yönlerini gösteren, bir moda haline getiren, en güzel hikayelerini yazan o olmuştur. Ona göre, asıl hikaye çekişmeler ve çatışmaların yaşam ve geçim kavgası ile ilgili olan yanında değil, onun ötesinde kalan yaşama sevincinde, halkın hayatında sürekli olarak giden, direnmeyi güzel ve umutlu bir hale getiren paylaşılmış sevgidir.

    Sait Faik, yeni, kendine has, büyük şehrin aylaklarına yönelmiş hikayelerine, onu yavaş yavaş ölüme götürecek bir hastalığın teşhisi ile birlikte başladı. Ölüm korkusunun, onu, hikayede bir anlamda yaşama ve yazma tutkusu içinde herşeyi unutmağa, belki de ardında yaşayacak bir varlık bırakma endişelerine götürdüğünü, sonunda sıtmalı bir yazma devresine girdiğini görüyoruz. Ayrı din, millet, zümrelere bağlı insanlar ve mesleklerin ayırıcı çizgilerinin ötesindeki ortak vasıflara yönelerek, İstanbul'un beşeri bütünlüğünü veren mozayiğin ayrıntıları arasına iyice karışıp gömülerek, 1946-1954 yılları arasındaki sekiz yıl içinde ölümü bekleyişin sıkıntılarını avutmuştur. Hikayede hayatı, hayatta süreli ve düşlü hikayeleri yaşaması birbirinden ayrılamıyacak denli içe içe geçmiştir.

    Sait Faik, kuruluşuna katılmadığı bir dünyanın kendine uymazlığı yüzünden dışa düşmüştü. İçinde yaşadığı toplum o süre içinde, Osmanlı yaşama uslubundan kopuşunu çabuklaştırmış, yeni bir yaşama düzeni ise "yeni insanı" destekleyecek ölçüde gelişmemişti. İnsan yenileşmesi başka yenileşmelerle orantılı olmadığından, yaşam bir yerde kuruyuvermişti. Sanata, bilime, devrimlere yönelen kuşaklar, kurulu düzenin çıkarcı tersliği karşısında bocaladılar. Devrimlerin duraklayışı, devletin aydın ve sanatçı kuşaklardan koruyucu ve yol açıcı desteğini kesişi de, bu yeni edebiyat öncülerini toplumdan kopardı, yabancılaştırdı. Sanatçıları çoğu, eski uygarlık düzenini yitiren, yenisini kuramayan düzensizliğin kargaşası içinde, evrime değil, yokluğa düştüler. Sait Faik'in arkadaşlarının çoğunun başına gelen budur. Sait Faik'in hayat dramı, onu yokluğun da, evrimin de karşısında kalıp direnmeye zorladı. Onun son hikayelerinde "gerçeküstücülüğe yönelik özellikler bulanlar oldu. Onda düşünceden, bilinçli seçmeden gelen bir gerçeküstücülük değil, yukarıdaki şartlara göre ve o anlamda bir "gerçeği örtme", yaşadığı dramı ifade etme sözkonusudur.

    Onun eserlerinde bir çağın bütün anlamı, kendi kuşağının düşünce ve davranış çıkmazlarının zengin bir tasviri vardır. Bu eserlerde yalnız Sait Faik'in değil, kargaşanın ortasında bırakılmış kuşakların dramı da anlatılmıştır".

  3. #3
    AdministratoR

    Standart Cevap: Sait Faik Abasıyanık (Sait Faik Abasıyanık Kimdir? - Sait Faik Abasıyanık Hakk

    Sait Faik ABASIYANIK (1906-1954)

    Cum*
    huriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen öykücülerindendir. Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Sait Faik Adapazarı'nda doğdu; ilkokulu da bu kentte bitirdi. Kurtuluş Savaşı sonrasın*da ailesiyle birlikte İstanbul'a yerleşti. İlk şiir ve öykülerini 1925'te, henüz lise öğrencisiyken yazdı ve çeşitli dergilerde yayımladı. 1928'de İstanbul Üniversitesi'nde Türkoloji öğrenimine başladı; ama üç yıl sonra öğreni*mini yarım bırakarak üniversiteden ayrıldı. Bir süre de, ekonomi öğrenimi görmek için gittiği İsviçre ve Fransa'da yaşadı. "İhtiyar ve Talebe", "Gauther Cambazhanesi" gibi öykü*leri orada geçen günlerini yansıtır. Babasının geri çağırması üzerine yükseköğrenimini yarı*da bırakarak 1933'te yurda döndü. Gene babasının isteği doğrultusunda ticarete atıl-dıysa da başarılı olamadı. Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi'nde kısa bir süre Türkçe öğretmenliği yaptıktan sonra Haber gazete*sinde adliye muhabiri olarak çalışmaya başla*dı. Bu gazetede yayımlanan röportajlarından 26'sı ölümünden sonra Mahkeme Kapısı (1956) adlı kitapta toplanmıştır. Bu arada Varlık, Ağaç, Ses, Yeni Ses, Yaprak ve Yenilik gibi dergilerde öyküleri yayımlanıyordu. İlk öykü kitabı olan Semaver 1936'da basıldı. Sait Faik'in bu dönem öykü*lerinde çocukluk ve gençlik yıllarının izlenim*leri, anılan öne çıkar. 1930-40 yıllarında Türk öykücülüğünde gelişen eğilimlerden Sait Faik de bir ölçüde etkilendi. O da öykülerinde insanların yaşam koşullarını ve insanlığın çelişkilerini işledi. Bunların ötesinde, daha sıcak bir insancıllık anlayışına yöneldi. Sait Faik'in insana yaklaşımı, "her şey bir insanı sevmekle başlar" cümlesiyle özetlenebilir. İkinci öykü kitabı plan Sarnıç (1939) yayım*landığı sırada babası öldü. Sait Faik'in asıl başına buyruk yaşamı o tarihten sonra başla*dı. Babasından kalan mirasın geliriyle geçin*di; kışları Şişli'de, yazları da Burgazada'daki köşkte annesiyle birlikte yaşadı. 1944'te ya*yımlanan ilk romanı (Medarı Maişet Motoru) sıkıyönetim tarafından toplatılınca, yazar bir duraklama dönemine girdi ve bir süre yazma*yı bıraktı. Ama 1946 Şubat'ında siroz hastalı*ğına yakalandığını öğrenince yeniden yazma isteği duydu. Büyük bir yaşama ve yazma susuzluğuyla öyküler yazmaya başladı. Lü*zumsuz Adam (1948), Mahalle Kahvesi (1950), Havada Bulut (1951) kitaplarında toplanan öykülerinde doğaya, yaşadığı kente, yaşam kavgası veren sıradan insanların gün*lük kaygılarına eğildi. Sait Faik'e göre öykü*nün özü çekişme ve çatışmalar değil, "yaşama sevinci" ve "paylaşılmış sevgi" olmalıydı. Öykülerindeki yalın ve şiirsel dil çağdaşlarını olduğu kadar kendisinden sonraki yazarları da etkiledi. Hastalığıyla birlikte gelen sürekli ölüm düşüncesi, böyle bir yaşamın yarattığı bezgin*lik ve umut ile umutsuzluk arasındaki çalkan*tılar Sait Faik'in son dönem öykülerini büyük ölçüde etkiledi. Son Kuşlar (1952) ve Alemdağ'da Var Bir Yılan'daki (1954) öykülerinde kişinin yalnızlığını, düş kırıklığını, acılarını ve bunalımlarını işledi. Şiirlerini topladığı Şimdi Sevişme Vakti ile genç bir kadının mutluluk arayışını konu alan ikinci romanı Kayıp Ara*nıyor 1953'te yayımlandı. Sait Faik, çağdaş edebiyata katkıları nede*niyle 1953'te ABD'deki Mark Twain Derneği'nin onur üyeliğine seçildi. Ölümünden son*ra, 1955'te annesi tarafından adına bir öykü ödülü kondu. Burgazada'daki köşk de 1964'te Sait Faik Müzesi'ne dönüştürüldü.

    Temel Britannica

  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Sait Faik Abasıyanık (Sait Faik Abasıyanık Kimdir? - Sait Faik Abasıyanık Hakkında)


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Sait Faik Abasıyanık
    By rjujrty in forum Soru Cevap
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.12.12, 16:51
  2. Sait Faik Abasıyanık Eserleri
    By MaqiwoL in forum Edebiyat & Türkçe
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24.04.12, 21:36
  3. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 04.02.11, 03:33
  4. Sait faik abasıyanık
    By JeLiBony in forum Yazarlarımız Şairlerimiz
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 29.03.10, 13:14
  5. Sait Faik Abasıyanık
    By angelsss_aylisss in forum Yazarlarımız Şairlerimiz
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.05.08, 00:15

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0 RC 2 ©2011, Crawlability, Inc.